URANTİA’NIN KİTABI’NA - 152. Makale
Kapernaum Krizine Kadar Giden Olaylar

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım IV. İsa’nın Hayatı ve Öğretileri



Paper 152
Events Leading up to the Capernaum Crisis

    KERESA delisi olan, Amos’un iyileştirilmesine dair hikâye Bethsayda ve Kapernaum’a çoktan o kadar ulaşmıştı ki, büyük bir kalabalık Salı günü öğleden önce teknesi vardığında İsa için beklemekteydi. Kalabalık arasında, Üstün’ün yakalanması ve yargılanması için neden bulmak amacıyla Kapernaum’a inmiş Kudüs Sanhedrin heyetinden olan yeni gözlemciler bulunmaktaydı. İsa kendisini karşılamak için bir araya gelmiş olanla ile konuşurken, sinagog yöneticilerinden bir tanesi olan, Yairus, kalabalık içinden geçip, ayağına kapanan bir biçimde, İsa’nın elinden tutarak kendisiyle birlikte gelmesi için yalvarmıştı; o İsa’ya: “Üstünümüz, bir tek çocuğum olan, benim küçük kızım, ölüm döşeğinde evimde yatar haldedir. Sen gelmen ve onu iyileştirmen için yalvarıyorum.” İsa bu babanın talebini duyduğunda, “Seninle birlikte geleceğim” dedi.

152:0.1 (1698.1) THE story of the cure of Amos, the Kheresa lunatic, had already reached Bethsaida and Capernaum, so that a great crowd was waiting for Jesus when his boat landed that Tuesday forenoon. Among this throng were the new observers from the Jerusalem Sanhedrin who had come down to Capernaum to find cause for the Master’s apprehension and conviction. As Jesus spoke with those who had assembled to greet him, Jairus, one of the rulers of the synagogue, made his way through the crowd and, falling down at his feet, took him by the hand and besought that he would hasten away with him, saying: “Master, my little daughter, an only child, lies in my home at the point of death. I pray that you will come and heal her.” When Jesus heard the request of this father, he said: “I will go with you.”

    İsa Yairus ile birlikte giderken, babanın ricasını duymuş olan büyük bir kalabalık ne olacağını görmek için onları takip etmişti. Yöneticinin evine ulaşmalarından kısa bir süre önce, küçük bir sokaktan hızlıca ilerlerken ve kalabalık onu sıkıştırırken, İsa, haykıran bir biçimde, bir anda durup, “Biri bana dokundu” dedi. Ve, kendisinin yakınında bulunan kişiler kendilerinin ona dokunduğunu reddederken, Petrus söz aldı: “Üstünümüz, bizleri ezme tehlikesi içinde, kalabalığın seni zorlamakta olduğu görüyorsun ve yine de ‘biri bana dokundu’ diyorsun. Ne demek istiyorsun?” Bunun sonrasında, İsa: “Ben bana kimin dokunduğunu sordum, zira yaşayan enerjinin benden çıktığını hissettim.” İsa ona doğru bakarken, gözleri, ilerlemekte olan, yakındaki bir kadına ilişmiş olup, bu kadın dizleri üzerine eğilip şunu söylemişti: “Senelerdir bana işkence eden bir kanamadan sıkıntı çekmekteyim. Birçok doktordan birçok eziyet çektim; sahip olduğum her şeyi harcadım ama hiçbir şey beni iyileştirmedi. Daha sonra seni duydum, ve düşündüm ki elbisesinin bir kenarına dokunsam kesinlikle iyileşirim. Ve, kalabalık ilerlerken yolumu yardım ve yakınında durana kadar ilerledim; Üstünümüz, elbisenin ucuna dokundum, ve iyileştirildim; biliyorum ki sıkıntımdan iyileştim.”

152:0.2 (1698.2) As Jesus went along with Jairus, the large crowd which had heard the father’s request followed on to see what would happen. Shortly before they reached the ruler’s house, as they hastened through a narrow street and as the throng jostled him, Jesus suddenly stopped, exclaiming, “Someone touched me.” And when those who were near him denied that they had touched him, Peter spoke up: “Master, you can see that this crowd presses you, threatening to crush us, and yet you say ‘someone has touched me.’ What do you mean?” Then Jesus said: “I asked who touched me, for I perceived that living energy had gone forth from me.” As Jesus looked about him, his eyes fell upon a near-by woman, who, coming forward, knelt at his feet and said: “For years I have been afflicted with a scourging hemorrhage. I have suffered many things from many physicians; I have spent all my substance, but none could cure me. Then I heard of you, and I thought if I may but touch the hem of his garment, I shall certainly be made whole. And so I pressed forward with the crowd as it moved along until, standing near you, Master, I touched the border of your garment, and I was made whole; I know that I have been healed of my affliction.”

    İsa bunu duyduğunda, kadının elinden tutu ve, onu ayağa kaldıran bir biçimde, şunu söyledi: “Kızım, inancın seni bütün yaptı; sağlıcakla kal.” Dokunuşu değil inancı onu iyileştirmişti. Ve, bu yaşanmışlık, İsa’nın yeryüzü sürecinde yaşanmış olan mucizevî görünür, ancak bunun böyle olması için hiçbir iradede bulunmadığı iyileştirmelerin birçoğu için iyi bir örneği oluşturmaktaydı. Zamanın ilerleyişi, bu kadının gerçekten de ciddi sıkıntısından iyileşmiş olduğunu göstermişti. Onun inancı, Üstün’ün benliği içindeki yaratıcı nitelikte bulunan güce doğrudan temasta bulunmuş bir türdendi. Sahip olduğu inanç ile birlikte, tek gerekli olan şey Üstün’ün kişiliğine yaklaşmaktı. Elbisesine dokunması hiç de gerekli değildi; o sadece bu kişinin inancının hurafesel kısmıydı. İsa, Kaysera-Filipli Veronika olan bu kadını, aklında muhtemel bir biçimde var olabilecek veya iyileşmesine şahit olanların aklında varlığını sürdürecek iki hatayı düzeltmek için huzuruna çağırmıştı. İsa Veronika’nın, korktuğu için iyileşmesini çalarak elde etme fikrinin onaylandığı veya iyileşmesi ile onun kıyafetine dokunmasının ilişkilendirilmesine dair hurafesinin aslının bulunduğu düşüncesine sahip olarak aralarından ayrılmasını istemiyordu. O herkesin, saf ve yaşayan inancın iyileştirmeyi getirmiş olduğunu bilmesini arzulamıştı.

152:0.3 (1698.3) When Jesus heard this, he took the woman by the hand and, lifting her up, said: “Daughter, your faith has made you whole; go in peace.” It was her faith and not her touch that made her whole. And this case is a good illustration of many apparently miraculous cures which attended upon Jesus’ earth career, but which he in no sense consciously willed. The passing of time demonstrated that this woman was really cured of her malady. Her faith was of the sort that laid direct hold upon the creative power resident in the Master’s person. With the faith she had, it was only necessary to approach the Master’s person. It was not at all necessary to touch his garment; that was merely the superstitious part of her belief. Jesus called this woman, Veronica of Caesarea-Philippi, into his presence to correct two errors which might have lingered in her mind, or which might have persisted in the minds of those who witnessed this healing: He did not want Veronica to go away thinking that her fear in attempting to steal her cure had been honored, or that her superstition in associating the touch of his garment with her healing had been effective. He desired all to know that it was her pure and living faith that had wrought the cure.

1. Yairus’un Evi  

1. At Jairus’s House

    Yairus, tabii ki, evine ulaşmadaki bu gecikmeden dolayı oldukça sabırsız haldeydi; böylece onlar daha da hızlı bir biçimde evin yoluna tekrar koyulmuşlardı. Yöneticinin bahçesine daha varmadan, hizmetçilerinden biri, şunun söyleyen bir biçimde, evden kendilerine doğru gelmişti; “Üstün boşuna uğraşma; kızın öldü.” Ancak, İsa hizmetçinin kelimelerini duymamış görünümdeydi; zira, Petrus, Yakub ve Yahya’yı yanına alan bir biçimde, keder içindeki babaya dönüp şunu söyledi: “Korkma, yalnızca inan.” İsa eve girdiğinde, hâlihazırda, hiç de hoş olmayan bir gürültüde bulunmaktaki, yas tutanlar ile birlikte flüt çalgıcılarını bulmuştu; çoktan akrabalar ağlama ve feryatlarda bulunma içine girmişlerdi. Ve, İsa yas tutanların hepsini odadan dışarı doğru çıkardığında, içeriye baba, anne ve üç havari ile girmişti. O, yas tutanlara genç kızın ölü olmadığını söylemişti; ancak, onlar, alaya kaçan bir biçimde kendisine gülmüşlerdi. İsa bu aşamada, şunu söyleyen bir biçimde, kadına dönmüştü: “Senin kızın ölü değil; yalnızca uyuyor.” Ve, ev sakinleştiğinde, İsa, çocuğun yatmakta olduğu yere çıkan bir biçimde, onun elinden tutup şöyle söyledi: “Kızım, sana söylüyorum, uyan ve ayağa kalk!” Ve, kız bu kelimeleri duyduğunda, doğrudan bir biçimde ayağa kalkıp, evin içinde dolaşmaya başladı. Ve, yakın bir süre içinde, kız şaşkınlığını attığında, İsa onlara kıza yemesi için bir şeyler vermelerini söyledi, zira kız uzunca bir süredir yiyecek yememişti.”

152:1.1 (1699.1) Jairus was, of course, terribly impatient of this delay in reaching his home; so they now hastened on at quickened pace. Even before they entered the ruler’s yard, one of his servants came out, saying: “Trouble not the Master; your daughter is dead.” But Jesus seemed not to heed the servant’s words, for, taking with him Peter, James, and John, he turned and said to the grief-stricken father: “Fear not; only believe.” When he entered the house, he found the flute-players already there with the mourners, who were making an unseemly tumult; already were the relatives engaged in weeping and wailing. And when he had put all the mourners out of the room, he went in with the father and mother and his three apostles. He had told the mourners that the damsel was not dead, but they laughed him to scorn. Jesus now turned to the mother, saying: “Your daughter is not dead; she is only asleep.” And when the house had quieted down, Jesus, going up to where the child lay, took her by the hand and said, “Daughter, I say to you, awake and arise!” And when the girl heard these words, she immediately rose up and walked across the room. And presently, after she had recovered from her daze, Jesus directed that they should give her something to eat, for she had been a long time without food.

    Kapernaum’da İsa’ya karşı fazlasıyla rahatsızlık duyulduğu için, o aileyi bir araya toplayıp, kız çocuğunun uzun bir ateşten sonra gelen bir koma durumunda bulunmuş olduğunu, onun yalnızca kendisini uyandırdığını, onu ölü halden diriltmediğini söylemişti. Tüm bunları o benzer bir biçimde havarilerine açıklamıştı; ancak, bu nafileydi; onların tümü, İsa’nın küçük kızı ölümden uyandırmış olduğuna inanmıştı. İsa bu mucize götüren şeylerin açıklanışında neyi söylemişse, akranları üzerinde oldukça az etkide bulunmuştu. Onlar mucize-aklında olup, bir diğer harikayı İsa’ya atfetme imkânını kaçırmamışlardı. İsa ve havariler, kendisi özel bir biçimde bunların hiçbirini hiçbir kişiye söylememelerini istedikten sonra Bethsayda’ya geri dönmüşlerdi.

152:1.2 (1699.2) Since there was much agitation in Capernaum against Jesus, he called the family together and explained that the maiden had been in a state of coma following a long fever, and that he had merely aroused her, that he had not raised her from the dead. He likewise explained all this to his apostles, but it was futile; they all believed he had raised the little girl from the dead. What Jesus said in explanation of many of these apparent miracles had little effect on his followers. They were miracle-minded and lost no opportunity to ascribe another wonder to Jesus. Jesus and the apostles returned to Bethsaida after he had specifically charged all of them that they should tell no man.

    Yairus’un evinden çıktıklarında, sağır bir çocuğun rehberliğindeki gözleri görmeyen iki adam İsa’yı takip etmiş ve iyileşme için yalvarmışlardı. Bu zaman zarfında İsa’nın bir iyileştirici olarak ünü zirve noktasındaydı. Gittiği her yerde hasta ve sıkıntı içindekiler kendisini beklemekteydi. Üstün bu aşamada fazlasıyla yorgun haldeydi; ve, onun arkadaşlarının tümü, tamamiyle çökeceği noktaya kadar öğretimine ve iyileştirmesine devam edeceğinden endişe eder konuma gelmekteydi.

152:1.3 (1699.3) When he came out of Jairus’s house, two blind men led by a dumb boy followed him and cried out for healing. About this time Jesus’ reputation as a healer was at its very height. Everywhere he went the sick and the afflicted were waiting for him. The Master now looked much worn, and all of his friends were becoming concerned lest he continue his work of teaching and healing to the point of actual collapse.

    İsa’nın havarileri, bırakınız olağan insanları, bu Tanrı-insanının doğasını ve niteliklerini anlayamamışlardı. Ne de daha sonra gelmiş olan herhangi bir nesil, yeryüzü üzerinde Nasıralı İsa’nın kişiliğinde neyin gerçekleşmiş olduğunu değerlendirmeye yetkin halde bulunmuştur. Ve, orada hiçbir zaman, ne bilim ne de din için bu çok dikkate değer olayları test edecek bir imkân tek bir nedenden dolayı ortaya çıkamaz; bu türden olağanüstü bir durum ne bu dünyada ne de Nebadon’un herhangi bir dünyasında bir daha gerçekleşemez. Bir kez daha, bu evrenin tamamı içinde başka hiçbir dünyada, fani bedenin sureti içinde bir varlık, zamanın ve birçok diğer maddi sınırlılıkların ötesinde bulunan ruhsal bahşedilmişliklerle beraber yaratıcı enerjinin tüm bu niteliklerini aynı anda barındırır bir biçimde, ortaya çıkmayacaktır.

152:1.4 (1699.4) Jesus’ apostles, let alone the common people, could not understand the nature and attributes of this God-man. Neither has any subsequent generation been able to evaluate what took place on earth in the person of Jesus of Nazareth. And there can never occur an opportunity for either science or religion to check up on these remarkable events for the simple reason that such an extraordinary situation can never again occur, either on this world or on any other world in Nebadon. Never again, on any world in this entire universe, will a being appear in the likeness of mortal flesh, at the same time embodying all the attributes of creative energy combined with spiritual endowments which transcend time and most other material limitations.

    Yeryüzü üzerinde İsa’dan önce ve ondan beri, fani erkek ve kadınların güçlü ve yaşayan inancıyla gelen sonuçlara bu kadar doğrudan ve bu kadar kesin bir biçimde sahip olmak mümkün bulunmamıştır. Bu olgular bütününü tekrar etmemiz için, Yaratan olan Mikâil’in doğrudan mevcudiyetine gitmek ve onu — İnsan Evladı — olarak bu günler içinde bulmamız gerekir. Benzer biçimde, bugün, onun yokluğu bu türden maddi dışavurumları engellemekte olsa da, sizler, ruhsal gücün olası dışavurumu üzerine herhangi bir sınırlama getirmekten kaçınmalısınız. Her ne kadar Üstün bir maddi varlık olarak burada mevcut bulunmasa da, o, insanların kalplerinde bir ruhsal etki olarak hazır bulunmaktadır. Dünyadan ayrılarak İsa, kendi ruhaniyetinin tüm insanlığın kalplerinde ikamet eden Babasınınki ile beraber yaşamasını mümkün kılmıştır.

152:1.5 (1700.1) Never before Jesus was on earth, nor since, has it been possible so directly and graphically to secure the results attendant upon the strong and living faith of mortal men and women. To repeat these phenomena, we would have to go into the immediate presence of Michael, the Creator, and find him as he was in those days — the Son of Man. Likewise, today, while his absence prevents such material manifestations, you should refrain from placing any sort of limitation on the possible exhibition of his spiritual power. Though the Master is absent as a material being, he is present as a spiritual influence in the hearts of men. By going away from the world, Jesus made it possible for his spirit to live alongside that of his Father which indwells the minds of all mankind.

2. Beş Bin Kişiyi Doyurma  

2. Feeding the Five Thousand

    İsa gündüz insanlara olan öğretimine devam ederken, gece havarilere ve öğreti-yayıcılarına eğitimde bulunmuştu. Cuma günü o, Hamursuz için Kudüs’e çıkmaya hazırlanmalarından önce takipçilerin tümünün birkaç günlüğüne evlerine ve arkadaşlarına gitmesi için bir haftalık izin dönemini duyurmuştu. Ancak, takipçilerinin yarıdan fazlası ondan ayrılmayı reddetmişti; ve, kalabalığın büyüklüğü her gün o kadar artmaktaydı ki, Davud Zübeyde yeni bir kampı kurmayı arzulamış ancak İsa buna rıza göstermemişti. Üstün Şabat’da o kadar az dinlenmişti ki, Pazar sabahı, Mart’ın 27’si, insanlardan ayrılmayı amaçlamıştı. Öğreti-yayıcılarının bazıları kalabalıkla konuşmak için geride bırakılmışken, İsa ve on ikili, Bethsayda-Yulias’ın güneyindeki güzel bir parkta fazlasıyla ihtiyaç duydukları istirahatı elde etmeyi amaçlamış oldukları, gölün karşı yakasına, fark edilmeden, kaçmayı tasarlamışlardı. Bu bölge, Kapernaum insanları için gözde bir ziyaret yerleşkesiydi; onların tümü, doğu kıyısındaki bu parklara aşinaydı.

152:2.1 (1700.2) Jesus continued to teach the people by day while he instructed the apostles and evangelists at night. On Friday he declared a furlough of one week that all his followers might go home or to their friends for a few days before preparing to go up to Jerusalem for the Passover. But more than one half of his disciples refused to leave him, and the multitude was daily increasing in size, so much so that David Zebedee desired to establish a new encampment, but Jesus refused consent. The Master had so little rest over the Sabbath that on Sunday morning, March 27, he sought to get away from the people. Some of the evangelists were left to talk to the multitude while Jesus and the twelve planned to escape, unnoticed, to the opposite shore of the lake, where they proposed to obtain much needed rest in a beautiful park south of Bethsaida-Julias. This region was a favorite resorting place for Capernaum folks; they were all familiar with these parks on the eastern shore.

    Ancak, insanlar buna izin vermeyecekti. Onlar, İsa’nın teknesinin aldığı yönü görmüş olup, elverişli olan her aracı kiralayan bir biçimde takibe başlamışlardı. Tekneleri elde edemeyenler, gölün yukarı çevresine etrafında yürüyerek yola çıkmışlardı.

152:2.2 (1700.3) But the people would not have it so. They saw the direction taken by Jesus’ boat, and hiring every craft available, they started out in pursuit. Those who could not obtain boats fared forth on foot to walk around the upper end of the lake.

    Geç öğleden sonrası, binden fazla kişi Üstün’ü parklardan bir tanesinde bulmuştu; ve, o, Petrus’dan önce, kendilerine kısa bir konuşmada bulunmuştu. Bu insanlardan çoğu yanlarında yiyecekle gelmişti; ve, akşam yemeğini yedikten sonra onlar küçük topluluklar halinde bir araya gelirken, İsa’nın havarileri ve takipçileri kendilerine öğretimde bulunmuştu.

152:2.3 (1700.4) By late afternoon more than a thousand persons had located the Master in one of the parks, and he spoke to them briefly, being followed by Peter. Many of these people had brought food with them, and after eating the evening meal, they gathered about in small groups while Jesus’ apostles and disciples taught them.

    Pazartesi öğleden sonrası, kalabalığın büyüklüğü üç bini aşmıştı. Ve, insanlar hala — gecenin geç saatlerine kadar — kendileri ile birlikte her türden hastayı yanlarında getiren bir biçimde, buraya doluşmaya devam etmekteydi. İlgili kişilerin yüzlercesi, Hamursuz’a olan yolları üzerinde İsa’yı görmek ve duymak için Kapernaum’da durma tasarımlarında bulunmuştu; ve, onlar yalın bir biçimde, hayal kırıklığına uğramayı reddetmekteydi. Çarşamba öğlesi yaklaşık olarak beş bin erkek, kadın ve çocuk Bethsayda-Yulias’ın güneyinde kalan bu parkta bir araya gelmişti. Hava, bu yöredeki yağmur döneminin sonuna yaklaşır halde, güzeldi.

152:2.4 (1700.5) Monday afternoon the multitude had increased to more than three thousand. And still — way into the evening — the people continued to flock in, bringing all manner of sick folks with them. Hundreds of interested persons had made their plans to stop over at Capernaum to see and hear Jesus on their way to the Passover, and they simply refused to be disappointed. By Wednesday noon about five thousand men, women, and children were assembled here in this park to the south of Bethsaida-Julias. The weather was pleasant, it being near the end of the rainy season in this locality.

    Filip İsa ve on ikili için, getir götür işleri için sorumluluk vermiş oldukları oğlan çocuğu olan Markus’un gözetimi altında bulunan, üç günlük yiyecek erzakı sağlamıştı. Üçüncü günde, bu öğleden sonrası, bu kalabalığın neredeyse yarısı için beraberlerinde getirmiş oldukları erzak tükenmişti. Davud Zübeyde burada, kalabalıkları beslemek ve onları konaklatmak için hiçbir çadır şehrine sahip değildi. Ne de Filip, bu türden bir kalabalık için yiyecek düzenlemesinde bulunmuştu. Ancak, insanlar, her ne kadar aç olsalar da, burayı terk etmeyeceklerdi. Çevrede; İsa’nın, hem Hirodes hem de Kudüs önderleri ile sorun yaşamaktan kaçınmayı arzular bir biçimde, kral olarak taşlandırılmak için tüm düşmanlarının yönetim alanının dışında bu sessiz yeri seçmiş bulunduğu sessizce kulaktan kulağa taşındırılmaktaydı. İnsanların coşkusu her saat artmaktaydı. İsa’ya tek bir söz bile söylenmemişti; buna rağmen, tabii ki, İsa, olup biten her şeyi bilmekteydi. On iki havari bile, özellikle daha genç olan öğreti-yayıcıları, hala bu türden fikirleri bir biçimde beslemekteydi. İsa’yı kral olarak duyurmanın bu girişimine sıcak bakmış havariler Petrus, Yahya, Şimon Zelotes ve Yudas İşkariyot’idi. Bu tasarıya karşı durmuş olanlar Andreas, Yakub, Nathanyel ve Tomas’idi. Matta, Filip ve Alpheus ikizleri hiçbir tarafa bağlanmamış haldeydi. İsa’yı kral yapmaya ait bu gizli tasarımın başını çeken kişi, genç öğreti-yayıcılarının bir tanesi olan Yoab’idi.

152:2.5 (1700.6) Philip had provided a three days’ supply of food for Jesus and the twelve, which was in the custody of the Mark lad, their boy of all chores. By afternoon of this, the third day for almost half of this multitude, the food the people had brought with them was nearly exhausted. David Zebedee had no tented city here to feed and accommodate the crowds. Neither had Philip made food provision for such a multitude. But the people, even though they were hungry, would not go away. It was being quietly whispered about that Jesus, desiring to avoid trouble with both Herod and the Jerusalem leaders, had chosen this quiet spot outside the jurisdiction of all his enemies as the proper place to be crowned king. The enthusiasm of the people was rising every hour. Not a word was said to Jesus, though, of course, he knew all that was going on. Even the twelve apostles were still tainted with such notions, and especially the younger evangelists. The apostles who favored this attempt to proclaim Jesus king were Peter, John, Simon Zelotes, and Judas Iscariot. Those opposing the plan were Andrew, James, Nathaniel, and Thomas. Matthew, Philip, and the Alpheus twins were noncommittal. The ringleader of this plot to make him king was Joab, one of the young evangelists.

    İsa Yakub Alpheus’dan Andreas ve Filip’i çağırmasını istediğinde, Çarşamba öğleden sonrası yaklaşık olarak saat beşteki arka plandı. İsa şunu söylemişti: “Bu kalabalıkla ne yapacağız? Onlar üç gündür bizlerle beraber, ve birçokları aç. Onların yiyeceği yok.” Filip ve Andreas birbirlerine bakmışlardı, ve bunun sonrasında Filip: “Üstünümüz, sen bu insanları, çevredeki köylere gidebilmeleri ve kendilerine yiyecek alabilmeleri için buradan göndermelisin.” Ve, Andreas, gizli krallık planının gerçekleşmesinden korkan bir biçimde, şunu söyleyerek hızlıca Filip’e katılmıştı: “Evet, Üstünümüz, ben, kendi yollarına ayrılmaları ve yiyecek almaları için bu kalabalığı dağıtmanın en iyi olduğunu düşünüyorum, hem bu arada nihayet bir süreliğine dinlenebilirsin de.” Bu zaman zarfında, on ikiden diğerleri de bu konuşmaya katılmıştı. Bunun sonrasında, İsa şunu söyledi: “Ancak ben onları aç olarak göndermek istemiyorum; onları besleyemez misiniz?” Bu Filip için haddinden fazla bir şey olup, o bunu doğrudan bir biçimde ifade etmişti: “Üstünümüz, bu şehir dışındaki yerde bu kadar kalabalık için nereden ekmek alalım? İyi yüz denarilik ekmek öğlen yemeği için yetmeyecektir bile.”

152:2.6 (1701.1) This was the stage setting about five o’clock on Wednesday afternoon, when Jesus asked James Alpheus to summon Andrew and Philip. Said Jesus: “What shall we do with the multitude? They have been with us now three days, and many of them are hungry. They have no food.” Philip and Andrew exchanged glances, and then Philip answered: “Master, you should send these people away so that they may go to the villages around about and buy themselves food.” And Andrew, fearing the materialization of the king plot, quickly joined with Philip, saying: “Yes, Master, I think it best that you dismiss the multitude so that they may go their way and buy food while you secure rest for a season.” By this time others of the twelve had joined the conference. Then said Jesus: “But I do not desire to send them away hungry; can you not feed them?” This was too much for Philip, and he spoke right up: “Master, in this country place where can we buy bread for this multitude? Two hundred denarii worth would not be enough for lunch.”

    Havariler kendilerini ifade etmek için bir imkânı yakalamadan önce, İsa, şunu söyleyen bir biçimde, Andreas ve Filip’e dönüp: “Ben bu insanları göndermek istemiyorum. Onlar burada çobansız koyun gibiler. Ben onları beslemek istiyorum. Yanımızda ne yiyecek var?” Filip Matta ve Yudas ile konuşurken, Andreas, getirmiş oldukları erzaklarında ne kadar yiyeceğin kalmış olduğundan emin olması için Markus’u aramaya koyulmuştu. O, şunu söyleyen bir biçimde, İsa’ya geri dönüp: “Ufaklık, beş arpa ekmeğinin ve iki kurutulmuş balığın kaldığını söylüyor” — ve Petrus aniden: “Bizlerin daha bu akşama yiyeceği yemek yok.”

152:2.7 (1701.2) Before the apostles had an opportunity to express themselves, Jesus turned to Andrew and Philip, saying: “I do not want to send these people away. Here they are, like sheep without a shepherd. I would like to feed them. What food have we with us?” While Philip was conversing with Matthew and Judas, Andrew sought out the Mark lad to ascertain how much was left of their store of provisions. He returned to Jesus, saying: “The lad has left only five barley loaves and two dried fishes” — and Peter promptly added, “We have yet to eat this evening.”

    Bir dakikalığına İsa sessice orda durmuştu. Gözleri dalmış bir şeyleri düşünmekteydi. Havariler hiçbir şey söylemedi. İsa aniden Andreas’a dönüp, şunu söylemişti: “Bana ekmekleri ve balıkları getir.” Ve, Andreas sepeti İsa’ya getirince, Üstün: “İnsanlara yüz kişilik topluluklar halinde çimenlere oturmalarını ve her bir topluluk için bir önder belirlemelerini söyle, bu arada da sen öğreti-yayıcılarını buraya yanımıza getir.”

152:2.8 (1701.3) For a moment Jesus stood in silence. There was a faraway look in his eyes. The apostles said nothing. Jesus turned suddenly to Andrew and said, “Bring me the loaves and fishes.” And when Andrew had brought the basket to Jesus, the Master said: “Direct the people to sit down on the grass in companies of one hundred and appoint a leader over each group while you bring all of the evangelists here with us.”

    İsa ekmekleri eline almıştı; ve, teşekkürlerini sunduktan sonra, ekmeği, birlikteliklerine ve onların da kalabalıklara götürdükleri biçimde, havarilere vermişti. İsa benzer bir biçimde balıkları bölüp, dağıtmıştı. Ve, bu kalabalık bunları yiyip doymuştu. Ve, onlar yemeklerini bitirdiğinde, İsa takipçilerine: “Düşen parçaları toplayın, böylece hiçbir şey boşa gitmesin.” Ve, onlar kırıntıları bir araya getirmeyi tamamladıktan sonra, onlar on iki sepet dolusu yiyeceğe sahipti. Bu olağanüstü ziyafeti çekmiş olanlar beş bin erkek, kadın ve çocuktan oluşmaktaydı.

152:2.9 (1701.4) Jesus took up the loaves in his hands, and after he had given thanks, he broke the bread and gave to his apostles, who passed it on to their associates, who in turn carried it to the multitude. Jesus in like manner broke and distributed the fishes. And this multitude did eat and were filled. And when they had finished eating, Jesus said to the disciples: “Gather up the broken pieces that remain over so that nothing will be lost.” And when they had finished gathering up the fragments, they had twelve basketfuls. They who ate of this extraordinary feast numbered about five thousand men, women, and children.

    Ve, bu, İsa’nın önceden tasarlamış olduğu bilinçli niyetinin bir sonucunda gerçekleşmiş olan ilk ve tek doğa mucizesiydi. Onun takipçilerinin aslında öyle olmayan birçok şeyi mucize olarak adlandırma eğiliminde bulunduğu doğrudur; ancak, bu gerçek doğa-ötesi bir dışavurumdu. Bizlere öğretildiği kadarıyla, bu durumda Mikâil, zaman etkeninin ve görünür yaşam kanalının saf dışı bırakılışı dışında onun her zaman yapmış bulunduğu gibi, yiyecek elementlerini çoğaltmıştı.

152:2.10 (1702.1) And this is the first and only nature miracle which Jesus performed as a result of his conscious preplanning. It is true that his disciples were disposed to call many things miracles which were not, but this was a genuine supernatural ministration. In this case, so we were taught, Michael multiplied food elements as he always does except for the elimination of the time factor and the visible life channel.

3. Kral Yapma Olayı  

3. The King-Making Episode

    Doğa-ötesi enerji ile beş bin kişinin beslenmesi, insani acımayla yaratıcı güç bir araya geldiğinde neyin ortaya çıkabilecek olduğu vakalarından bir tanesiydi. Bu aşamada kalabalık tamamiyle doymuş haldeydi; ve, İsa’nın ünü bu devasa harika ile tam da bu vakit ve oracıkta artmış olduğu için, Üstün’ü yakalamak ve onu kral olarak duyurmak hiçbir kişisel emri gerektirmemişti. Bu düşünce kalabalık boyunca bir bulaşıcı hastalık gibi yayılan görünüm almıştı. Kalabalığın, fiziksel olarak ihtiyaç duydukları şeylerin bu ani ve görkemli bir biçimde tedarik edilişine olan tepkisi çok büyük ve baş döndürücüydü. Uzun bir süre boyunca İsa’nın, Davud’un oğlu olarak Mesih olduğu düşünülmüştü; geldiğinde ise o, toprakları süt ve balla sele boğacak, yaşamın ekmeği üzerlerine, tıpkı gökten mannanın ıssız doğada atalarına düşmüş olarak varsayıldığı gibi, kendilerine bahşedilecekti. Ve, bu beklentinin tümü şimdi tam da onların gözü önünde yerine getirilmemiş miydi? Bu aç, besinsiz kalmış kalabalık karınlarını mucize-yiyeceği ile tıka basa doyurduğunda, orada yalnızca tek bir ortak tepki bulunmaktaydı: “Burada işte bizim kralımız.” İsrail’in mucizeleri gerçekleştiren kurtarıcısı gelmişti. Bu basit akıldaki insanların gözünde, besleme gücü yönetme hakkını taşımaktaydı. Bu nedenle, ziyafetini bitirdiği zaman kalabalığın, birinin ayağa kalkıp “Onu kral yapın!” şeklinde bağırmasıyla birlikte ayaklanışına şaşırmamak gerekir.

152:3.1 (1702.2) The feeding of the five thousand by supernatural energy was another of those cases where human pity plus creative power equaled that which happened. Now that the multitude had been fed to the full, and since Jesus’ fame was then and there augmented by this stupendous wonder, the project to seize the Master and proclaim him king required no further personal direction. The idea seemed to spread through the crowd like a contagion. The reaction of the multitude to this sudden and spectacular supplying of their physical needs was profound and overwhelming. For a long time the Jews had been taught that the Messiah, the son of David, when he should come, would cause the land again to flow with milk and honey, and that the bread of life would be bestowed upon them as manna from heaven was supposed to have fallen upon their forefathers in the wilderness. And was not all of this expectation now fulfilled right before their eyes? When this hungry, undernourished multitude had finished gorging itself with the wonder-food, there was but one unanimous reaction: “Here is our king.” The wonder-working deliverer of Israel had come. In the eyes of these simple-minded people the power to feed carried with it the right to rule. No wonder, then, that the multitude, when it had finished feasting, rose as one man and shouted, “Make him king!”

    Bu kudretli ses, İsa’nın yönetme hakkını resmi bir biçimde ifade edişini görme ümidini hala içlerinde beslemiş olan Petrus ve diğer havarileri heyecanlandırmıştı. Ancak, bu boş ümitler uzunca bir süre yaşamayacaktı. Kalabalığın bu kudretli bağırışı, İsa’nın çok büyük bir kayaya adımını atıp, kalabalığa onların ilgilerini emretmek için sağ elini kaldıran bir biçimde, şunu söylediğinde, daha yeni yankısını tamamlamıştı: “Benim çocuklarım, iyi niyet içerisindesiniz; ancak, sizler, dar görüşte ve maddi akıl içindesiniz.” Orada kısa bir duraklama yaşanmıştı; bu sağlam Celileli orada, doğudaki alacakaranlığın bırakmış olduğu büyüleyici bir parıltı içinde durmaktaydı. Bu nefesini tutmuş kalabalığa olan şu konuşmasına devam ettiğinde her santimiyle bir kral gibi durmaktaydı: “Sizler beni kral yapmak istiyorsunuz; bunu, ruhlarınız büyük bir gerçeklikle aydınlandığı için değil, mideleriniz ekmekle doyduğu için istiyorsunuz. Sizlere benim krallığımın bu dünyanın bir parçası olmadığını kaç defa söyledim? Duyurmakta olduğum cennetin bu krallığı ruhsal bir kardeşliktir, ve hiçbir insan maddi bir tahtın üzerine oturur bir biçimde onu yönetmemektedir. Cennet içindeki Babam, yeryüzü üzerinde Tanrı’nın evlatlarına ait bu ruhsal kardeşliğin üzerindeki tüm bilgeliğe sahip ve her-şeye-gücü-yeten Yönetici’dir. Ruhaniyetlerin Babasını sizler için açığa çıkarmada ne kadar başarısız oldum da sizler beni, beden içinde onun Evladını bir kral yaptınız! Şimdi hepiniz kendi yollarınıza ve evlerinize gidin. Eğer bir krala sahip olmak zorundaysanız, bırakınız ışıkların Babası, her birinizin kalbinde her şeyin ruhaniyet Yöneticisi olarak tahta otursun.”

152:3.2 (1702.3) This mighty shout enthused Peter and those of the apostles who still retained the hope of seeing Jesus assert his right to rule. But these false hopes were not to live for long. This mighty shout of the multitude had hardly ceased to reverberate from the near-by rocks when Jesus stepped upon a huge stone and, lifting up his right hand to command their attention, said: “My children, you mean well, but you are shortsighted and material-minded.” There was a brief pause; this stalwart Galilean was there majestically posed in the enchanting glow of that eastern twilight. Every inch he looked a king as he continued to speak to this breathless multitude: “You would make me king, not because your souls have been lighted with a great truth, but because your stomachs have been filled with bread. How many times have I told you that my kingdom is not of this world? This kingdom of heaven which we proclaim is a spiritual brotherhood, and no man rules over it seated upon a material throne. My Father in heaven is the all-wise and the all-powerful Ruler over this spiritual brotherhood of the sons of God on earth. Have I so failed in revealing to you the Father of spirits that you would make a king of his Son in the flesh! Now all of you go hence to your own homes. If you must have a king, let the Father of lights be enthroned in the heart of each of you as the spirit Ruler of all things.”

    İsa’nın bu sözleri, kalabalığı birden şaşkına çevirmiş olup, onların coşkusunu kırmıştı. Ona inanmış olan birçok kişi sırtlarını dönmüş ve onu takip etmeyi tamamen bırakmıştı. Havariler ne söyleyeceklerini bilmiyorlardı; onlar, yiyecek fazlalarından meydana gelen on iki sepet etrafında sessizce durmaktaydı; yalnızca getir götür çocukları olan Markus konuşmuştu: “ve o, bizlerin kralı olmayı reddetti.” İsa, tepelerde dolaşmaya gitmeden önce, Andreas’a dönüp şunu söylemişti: “Kardeşlerini Zübeyde’nin evine götürüp, onlarla birlikte dua et, özellikle kardeşin, Şimon Petrus için.”

152:3.3 (1702.4) These words of Jesus sent the multitude away stunned and disheartened. Many who had believed in him turned back and followed him no more from that day. The apostles were speechless; they stood in silence gathered about the twelve baskets of the fragments of food; only the chore boy, the Mark lad, spoke, “And he refused to be our king.” Jesus, before going off to be alone in the hills, turned to Andrew and said: “Take your brethren back to Zebedee’s house and pray with them, especially for your brother, Simon Peter.”

4. Şimon Petrus’un Gecede Görmüş Olduğu Rüya  

4. Simon Peter’s Night Vision

    Havariler, Üstünleri olmadan — kendi başlarına gönderilen bir biçimde — tekneye binip, sessizce gölün batı kıyısı üzerindeki Bethsayda’ya doğru kürek çekmeye başlamışlardı. On ikili içinde hiçbiri Şimon Petrus kadar hayal kırıklığına uğramış ve ümitsizliğe kapılmamıştı. Neredeyse tek bir söz bile söylenmemişti; onların tümü, tepelerde yalnız olan Üstün’ü düşünmekteydi. O kendilerini terk mi etmişti? O hiçbir zaman tümünü kendisinden uzaklaştırıp, onlarla birlikte gitmeyi reddetmemişti. Tüm bunların hepsi de ne anlama geliyordu?

152:4.1 (1703.1) The apostles, without their Master — sent off by themselves — entered the boat and in silence began to row toward Bethsaida on the western shore of the lake. None of the twelve was so crushed and downcast as Simon Peter. Hardly a word was spoken; they were all thinking of the Master alone in the hills. Had he forsaken them? He had never before sent them all away and refused to go with them. What could all this mean?

    Karanlık üzerlerinde çökmüştü; zira, orada ilerlemeyi neredeyse imkânsız kılan güçlü ve karşı taraftan esmekte olan bir rüzgâr doğmuştu. Karanlık ve güçlü kürek çekiş dönemi geçtiğinde, Petrus yorgun düştü ve dinlenmenin derin bir uygusuna daldı. Andreas ve Yakub onu, teknenin arkasındaki yumuşak hale getirilmiş oturakta yatırmışlardı. Diğer havariler rüzgâr ve dalgalara karşı koymaya çalışırken, Petrus bir rüya görmüştü; O İsa’nın, deniz üzerinde yürüyen bir biçimde kendilerine doğru yürümekte olduğunu gördü. Üstün tekne çevresinde yürür halde görünürken, Petrus, “Kurtar bizi, Üstün, kurtar bizi” şeklinde haykırdı. Ve, teknenin arka kısmında olanlar, Petrus’un bu sözlerden bazılarını söylerken duymuşlardı. Ve, gece vaktinde görülen bu hayal Petrus’un aklında devam ederken, rüyasında İsa’nın şunu söylediğini görmüştü: “Neşelen; benim; korkma.” Bu, Petrus’un rahatsız ruhu için Gilead’ın kokusu gibi gelmişti; o, kendisinin sıkıntı içindeki ruhunu öyle bir biçimde sakinleştirmişti ki, Üstün’e (rüyası içinde) şunu haykırmıştı: “Koruyucu, eğer gerçekten sensen, gelmemi ve seninle birlikte suda yürümemi iste.” Ve, Petrus su üzerinde yürümeye başlayınca, gürleyen ve güçlü dalgalar kendisini korkutmuş olup, tam batacakken “Koruyucu, kurtar beni!” biçiminde haykırmıştı. Ve, on ikilinin çoğu kendisinin bu haykırışta bulunmuş olduğunu duymuştu. Bunun sonrasında Petrus rüyasında İsa’nın kendisini kurtarmaya gelip, elini uzatan bir biçimde kendisinin elinden tutup, şunu söyleyerek, onu kaldırmıştı: “Sen, küçük inanca sahip olan, neden kuşku duydun?”

152:4.2 (1703.2) Darkness descended upon them, for there had arisen a strong and contrary wind which made progress almost impossible. As the hours of darkness and hard rowing passed, Peter grew weary and fell into a deep sleep of exhaustion. Andrew and James put him to rest on the cushioned seat in the stern of the boat. While the other apostles toiled against the wind and the waves, Peter dreamed a dream; he saw a vision of Jesus coming to them walking on the sea. When the Master seemed to walk on by the boat, Peter cried out, “Save us, Master, save us.” And those who were in the rear of the boat heard him say some of these words. As this apparition of the night season continued in Peter’s mind, he dreamed that he heard Jesus say: “Be of good cheer; it is I; be not afraid.” This was like the balm of Gilead to Peter’s disturbed soul; it soothed his troubled spirit, so that (in his dream) he cried out to the Master: “Lord, if it really is you, bid me come and walk with you on the water.” And when Peter started to walk upon the water, the boisterous waves frightened him, and as he was about to sink, he cried out, “Lord, save me!” And many of the twelve heard him utter this cry. Then Peter dreamed that Jesus came to the rescue and, stretching forth his hand, took hold and lifted him up, saying: “O, you of little faith, wherefore did you doubt?”

    Rüyasının son kısmıyla iniltili olarak, Petrus üzerinde uyumakta olduğu oturaktan kalkmış, hâlihazırda, teknenin dışına yönelmiş ve suya adımını atmıştı. Ve, Andreas, Yakub ve Yahya aşağıya doğru uzanıp, onu denizden dışarı doğru çektiğinde, o rüyasından uyanmıştı.

152:4.3 (1703.3) In connection with the latter part of his dream Peter arose from the seat whereon he slept and actually stepped overboard and into the water. And he awakened from his dream as Andrew, James, and John reached down and pulled him out of the sea.

    Petrus için bu deneyim her zaman gerçek niteliğindeydi. O içten bir biçimde İsa’nın kendisine o gece gelmiş olduğuna inanmıştı. O yalnızca, Markus’un neden bu hikâyenin belirli kısmını anlatımının dışarı bırakmış olduğunu açıklar halde, Yahya Markus’u ikna edebilmişti. Bu tür hususlarda titiz araştırmalarda bulunmuş olan doktor, Luka, yaşanılmışın Petrus’un bir rüyası olduğuna karar verip, kendi anlatısının hazırlanışında bu hikâyeye yer vermeyi reddetmişti.

152:4.4 (1703.4) To Peter this experience was always real. He sincerely believed that Jesus came to them that night. He only partially convinced John Mark, which explains why Mark left a portion of the story out of his narrative. Luke, the physician, who made careful search into these matters, concluded that the episode was a vision of Peter’s and therefore refused to give place to this story in the preparation of his narrative.

5. Bethsayda’ya Geri Dönüş  

5. Back in Bethsaida

    Günün ağarmasından önce, Perşembe sabahı, onlar, Zübeyde’nin evi yakınında kıyıda teknelerini demirleyip, öğle vaktine kadar uyumayı amaçladılar. Andreas ilk ayağa kalkan olup, deniz kenarında bir yürüyüş için çıkarken, suyun ucundaki bir taşın üstünde oturan bir biçimde, getir götür çocuklarının eşliğine İsa’yı bulmuştu. Her ne kadar, kalabalıkların ve genç öğreti-yayıcılarının çoğu tüm gece ve bir sonraki günün büyük bir kısmı boyunca İsa’yı doğu tepelerinde aramış olsalar da, gece vaktinden kısa bir süre sonra o ve Markus göl çevresinde yürümüş olup, ırmak karşısındaki Bethsayda’ya ulaşmıştı.

152:5.1 (1703.5) Thursday morning, before daylight, they anchored their boat offshore near Zebedee’s house and sought sleep until about noontime. Andrew was first up and, going for a walk by the sea, found Jesus, in company with their chore boy, sitting on a stone by the water’s edge. Notwithstanding that many of the multitude and the young evangelists searched all night and much of the next day about the eastern hills for Jesus, shortly after midnight he and the Mark lad had started to walk around the lake and across the river, back to Bethsaida.

    Mucizevî bir biçimde doyurulmuş ve, mideleri dolu ve kalpleri boş olduğunda, kendisi kral yapmak isteyen beş bin kişi içinde, yalnızca yaklaşık beş yüzü İsa’yı takip etmede kararlılık göstermişti. Ancak, bu kişilerin onun Bethsayda’ya geri dönmüş olduğu sözünü duymasından önce, İsa Andreas’dan, şunu söyleyen bir biçimde, on iki havariyi ve onların birlikteliklerini toplamasını istemişti: “Ben onlarla konuşmak istiyorum.” Ve, onların hepsi hazır halde bulunduğunda İsa:

152:5.2 (1704.1) Of the five thousand who were miraculously fed, and who, when their stomachs were full and their hearts empty, would have made him king, only about five hundred persisted in following after him. But before these received word that he was back in Bethsaida, Jesus asked Andrew to assemble the twelve apostles and their associates, including the women, saying, “I desire to speak with them.” And when all were ready, Jesus said:

    “Size daha ne kadar tahammül etmeliyim? Hepiniz ruhsal kavrayışta yavaş ve yaşayan inançta eksik değil misiniz? Tüm bu aylar boyunca ben sizlere krallığın gerçeklerini öğrettim, ve siz yine de, ruhsal düşünceler yerine maddi güdülerin egemenliği altındasınız. Yazıtlarda da mı, güçlüce Musa’nın, şunu söyleyen bir biçimde, inanmayan İsrail çocuklarından talepte bulunuşunu okumadınız: ‘Korkmayın, sakin olun ve Koruyucu’nun günahları bağışlayışını görün?’ Şarkısını söyleyen: ‘İnancını Koruyucu’dan yana koy.’ ‘Sabırlı olun, Koruyucu’yu bekleyin ve metin olun. O sizin kalplerinizi güçlendirecektir.’ ‘Yükünüzü Tanrı’ya yükleyin, o sizi ayakta tutacaktır. Ona her zaman güvenin ve kalbinizi ona dökün, zira Tanrı sizlerin sığınağınızdır.’ ‘En yükseğin gizli yerinde ikamet eden kişi, Her Şeye Gücü Yeten’in gölgesi altında yaşayacaktır.’ ‘İnsan prenslerine güvenmektense Koruyucu’ya güvenmek daha iyidir.’

152:5.3 (1704.2) “How long shall I bear with you? Are you all slow of spiritual comprehension and deficient in living faith? All these months have I taught you the truths of the kingdom, and yet are you dominated by material motives instead of spiritual considerations. Have you not even read in the Scriptures where Moses exhorted the unbelieving children of Israel, saying: ‘Fear not, stand still and see the salvation of the Lord’? Said the singer: ‘Put your trust in the Lord.’ ‘Be patient, wait upon the Lord and be of good courage. He shall strengthen your heart.’ ‘Cast your burden on the Lord, and he shall sustain you. Trust him at all times and pour out your heart to him, for God is your refuge.’ ‘He who dwells in the secret place of the Most High shall abide under the shadow of the Almighty.’ ‘It is better to trust the Lord than to put confidence in human princes.’

    “Ve, şimdi hepiniz, mucizeleri yerine getirmenin ve maddi harikaları dışa vurmanın, ruhsal krallık için ruhları kazanmayacak olduğunu gördünüz mü? Bizler kalabalığı beslemekteyiz, ancak bu ne onları yaşamın ekmeği için açlık duymaya ne de ruhsal doğruluğun sularına karşı susuzluk duymaya götürdü. Açlıkları tatmin olduğunda, cennetin krallığına olan girişin peşine düşmediler; yalnızca onun için emek vermek zorunda kalmadan ekmek yemeğe devam edebilecek için bu dünyanın kralları gibi İnsan Evladı krallığını duyurmayı amaçladılar. Ve, bunların hiçbirinin, birçoğunuz az veya çok katıldığı şeyler olarak, cennetsel Yaratıcı’yı açığa çıkarmakla veya yeryüzü üzerindeki onun krallığını ilerletmekle hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Bizlerin, aynı zamanda toplum yöneticilerini muhtemel bir biçimde kendimizden kaçıracak şeyleri yapmadan bile yerin dini önderleri arasında yeteri kadar düşmanımız yok mu? Dua ediyorum ki Baba, sizlere öğretmiş olduğum müjdeye bütüncül inanca sahip olabilmeniz amacıyla görebilmeniz için gözlerinizi kutsasın ve duyabilmeniz için kulaklarınızı açsın.”

152:5.4 (1704.3) “And now do you all see that the working of miracles and the performance of material wonders will not win souls for the spiritual kingdom? We fed the multitude, but it did not lead them to hunger for the bread of life neither to thirst for the waters of spiritual righteousness. When their hunger was satisfied, they sought not entrance into the kingdom of heaven but rather sought to proclaim the Son of Man king after the manner of the kings of this world, only that they might continue to eat bread without having to toil therefor. And all this, in which many of you did more or less participate, does nothing to reveal the heavenly Father or to advance his kingdom on earth. Have we not sufficient enemies among the religious leaders of the land without doing that which is likely to estrange also the civil rulers? I pray that the Father will anoint your eyes that you may see and open your ears that you may hear, to the end that you may have full faith in the gospel which I have taught you.”

    İsa bunun sonrasında, Hamursuz için Kudüs’e çıkmak amacıyla hazırlanmalarından önce havarileri ile birlikte birkaç günlük istirahata çekilmek arzusunda olduğunu duyurdu; ve, o, takipçilerden veya kalabalıktan herhangi birinin kendisini takip etmesini yasakladı. Bunun uyarınca onlar tekne ile, dinlenme ve uyumayla geçecek iki veya üç günlük bir süreç için Gennesaret bölgesine gitti. İsa, yeryüzü üzerindeki yaşamının büyük bir krizi için hazırlanmaktaydı; ve, o bu nedenle vaktinin büyük bir kısmını cennet içindeki Yaratıcı ile bir bütün olarak harcamıştı.

152:5.5 (1704.4) Jesus then announced that he wished to withdraw for a few days of rest with his apostles before they made ready to go up to Jerusalem for the Passover, and he forbade any of the disciples or the multitude to follow him. Accordingly they went by boat to the region of Gennesaret for two or three days of rest and sleep. Jesus was preparing for a great crisis of his life on earth, and he therefore spent much time in communion with the Father in heaven.

    Beş bin kişiyi doyurma ve İsa’yı kral yapma girişimi, geniş çaplı bir merak uyandırmış olup, tüm Celile ve Yudea boyunca hem dini önderler hem de toplum önderleri arasında korkuların açığa çıkmasına neden oldu. Her ne kadar bu büyük mucize maddi-akıldaki ve yarı-gönüllü inananların ruhlarında krallığın müjdesini derinleştirmekle hiçbir ilişkisi bulunmasa da, İsa’nın havarilerden ve yakın takipçilerden oluşan doğrudan ailesi içindeki mucize-arar ve kral-arzular eğilimleri su yüzüne çıkarma amacı taşımıştı. Bu oldukça etkileyici yaşanmışlık; eğitimden, hazırlanıştan ve iyileştirmeden meydana gelen öncül bir dönemi sona erdirmiş olup, böylece, kutsal evlatlık, ruhsal özgürlük ve ebedi kurtuluş biçiminde — krallığın yeni müjdesine ait daha yüksek ve daha ruhsal fazları duyurmadan meydana gelen bu son yılın başlamasına zemin hazırlamıştı.

152:5.6 (1704.5) The news of the feeding of the five thousand and the attempt to make Jesus king aroused widespread curiosity and stirred up the fears of both the religious leaders and the civil rulers throughout all Galilee and Judea. While this great miracle did nothing to further the gospel of the kingdom in the souls of material-minded and halfhearted believers, it did serve the purpose of bringing to a head the miracle-seeking and king-craving proclivities of Jesus’ immediate family of apostles and close disciples. This spectacular episode brought an end to the early era of teaching, training, and healing, thereby preparing the way for the inauguration of this last year of proclaiming the higher and more spiritual phases of the new gospel of the kingdom — divine sonship, spiritual liberty, and eternal salvation.

6. Gennesaret’de  

6. At Gennesaret

    Gennesaret bölgesinde varlıklı bir inananın evinde istirahat ederken, İsa on ikili ile her öğleden sonrası resmi olmayan görüşmelerde bulundu. Krallığın elçileri yanlış bir biçimde aldanmış olan insanların ciddi, aklı başında ve uyarılmış bir topluluğuydu. Ancak, tüm bunların hepsi gerçekleştikten sonra bile, ve daha sonraki olaylar ortaya çıkarken, on ikili henüz bütünüyle, içlerinde kendileri kendilerine beslemiş oldukları ve uzun zamandır sevgiyle tutmuş bulundukları Musevi Mesihi’nin gelişine dair fikirlerinden kurtulmamıştı. Önceki birkaç hafta içinde yaşanmış olan şeyler, bu hayretler içindeki balıkçıların yaşanmışlıkların bütüncül önemini kavramaları için haddinden fazla bir hızda ilerlemişti. Toplumsal davranışa, felsefi tutumlara ve dini yargılara dair temel ve köklü kavramsallaşmalarda büyük çaplı ve geniş ölçekli değişikleri gerçekleştirmek erkekler ve kadınlar için büyük zaman almaktadır.

152:6.1 (1705.1) While resting at the home of a wealthy believer in the Gennesaret region, Jesus held informal conferences with the twelve every afternoon. The ambassadors of the kingdom were a serious, sober, and chastened group of disillusioned men. But even after all that had happened, and as subsequent events disclosed, these twelve men were not yet fully delivered from their inbred and long-cherished notions about the coming of the Jewish Messiah. Events of the preceding few weeks had moved too swiftly for these astonished fishermen to grasp their full significance. It requires time for men and women to effect radical and extensive changes in their basic and fundamental concepts of social conduct, philosophic attitudes, and religious convictions.

    İsa ve on ikili Gennesaret’de istirahat ederken kalabalıklar, bazıları evlerine giden, diğerleri ise Hamursuz için Kudüs’e çıkan bir biçimde, dağılmıştı. Bir aylık zaman zarfından daha az bir süre içinde, yalnızca Celile’de elli binden daha fazla olan İsa’nın coşkulu ve kendilerini açık bir biçimde ilan eden takipçileri, beş yüzden daha az bir sayıya düşmüştü. İsa havarilerine, krallığın emeklerinde kendilerini yalnız bırakmasından sonra geçici olan aşırı dini coşkunun bu türden dışavurumlarına güvenme cazibesine kapılmamaları için, herkes tarafından verilen desteğin kırılganlığı ile ilgili böyle bir deneyimi vermeyi arzulamıştı; ancak, o bu çabasında yalnızca kısmi bir biçimde başarılı olmuştu.

152:6.2 (1705.2) While Jesus and the twelve were resting at Gennesaret, the multitudes dispersed, some going to their homes, others going on up to Jerusalem for the Passover. In less than one month’s time the enthusiastic and open followers of Jesus, who numbered more than fifty thousand in Galilee alone, shrank to less than five hundred. Jesus desired to give his apostles such an experience with the fickleness of popular acclaim that they would not be tempted to rely on such manifestations of transient religious hysteria after he should leave them alone in the work of the kingdom, but he was only partially successful in this effort.

    Gennesaret’deki konukluklarının ikinci gecesinde Üstün havarilerine tekrar hasatçının simgesel hikâyesini anlatmış olup, şu kelimeleri eklemişti: “Görüyorsunuz, benim çocuklarım, insan duyguların ilgisine sahip olmak geçici olup, tamamiyle hayal kırıklığı yaratan bir şeydir; yalnızca insan usunun ilgisine sahip olmak benzer bir şekilde boş ve verimsizdir; yalnızca insan aklı içinde yaşayan ruhaniyete başvurarak, kalıcı başarıyı elde etmeyi ve ruhaniyetten inancın ışığına doğmayla — cennetin krallığı ile — kuşkunun karanlığından böylece kurtulmuş olan herkesin günlük yaşamlarında ruhaniyetin gerçek meyvelerini bolca toplayanlarda yakın bir süre içinde görüleceği gibi insan karakterinin bu muhteşem dönüşümlerini kazanmayı ümit edebilirsiniz.”

152:6.3 (1705.3) The second night of their sojourn at Gennesaret the Master again told the apostles the parable of the sower and added these words: “You see, my children, the appeal to human feelings is transitory and utterly disappointing; the exclusive appeal to the intellect of man is likewise empty and barren; it is only by making your appeal to the spirit which lives within the human mind that you can hope to achieve lasting success and accomplish those marvelous transformations of human character that are presently shown in the abundant yielding of the genuine fruits of the spirit in the daily lives of all who are thus delivered from the darkness of doubt by the birth of the spirit into the light of faith — the kingdom of heaven.”

    İsa, ussal ilgiyi yakalamanın ve ona odağına sahip olmanın yöntemi olarak duyguların ilgisini çekmeyi öğretmişti. O böylelikle aklın hareket geçtiğini ve, gerçek karakter dönüşümlerinin kalıcı sonuçlarını verebilmesi için gerçekliği tanımak ve müjdenin ruhsal çekime karşılık vermek zorunda bulunan insanın ruhsal doğasının içinde ikamet ettiği yer olan, ruha olan açılımı hızlandırdığını göstermişti.

152:6.4 (1705.4) Jesus taught the appeal to the emotions as the technique of arresting and focusing the intellectual attention. He designated the mind thus aroused and quickened as the gateway to the soul, where there resides that spiritual nature of man which must recognize truth and respond to the spiritual appeal of the gospel in order to afford the permanent results of true character transformations.

    İsa böylece, yalnızca birkaç gün uzakta bulunmakta olan kendisine olan kamu tutumundaki kriz olarak — yaklaşmaktaki şok için havarilerini hazırlamaya çalışmıştı. O on ikiliye, Kudüs’ün dini yöneticilerinin Hirodes Antipa ile planlar kurarak kendilerinin yok edilişini yerine getireceklerini açıklamıştı. On ikili daha bütüncül bir biçimde (her ne kadar kesin bir biçimde olmasa da) İsa’nın Davud’un tahtına oturmayacak oluşunu anlamaya başlamıştı. Onlar daha bütüncül bir biçimde, ruhsal gerçekliğin maddi harikalar tarafından ilerletilmeyeceğini görmüşlerdi. Onlar; beş bin kişiyi doyurmanın ve İsa’yı kral yapma halk hareketinin, insanların mucize-arar, harika-yaratır bekleyişinin zirve noktasını ve İsa’nın insanlar tarafından kabulünün en yüksek konumunu oluşturduğunu anlamaya başlamışlardı. Onlar, ruhsal ayıklamanın ve kaba düşmanlığın zamanlarının gelmekte olduğunu biraz biraz anlamış ve bunu azıcıkta da olsun öngörmüşlerdi. Bu on iki kişi, krallığın elçileri olarak görevlerinin gerçek doğasının farkındalığında doğru yavaşça uyanmaktaydı; ve, onlar kendilerini, yeryüzü üzerindeki Üstün’ün hizmetine ait son yılın zorlayıcı ve sınayıcı mücadelelerine hazırlamaya başlamışlardı.

152:6.5 (1705.5) Jesus thus endeavored to prepare the apostles for the impending shock — the crisis in the public attitude toward him which was only a few days distant. He explained to the twelve that the religious rulers of Jerusalem would conspire with Herod Antipas to effect their destruction. The twelve began to realize more fully (though not finally) that Jesus was not going to sit on David’s throne. They saw more fully that spiritual truth was not to be advanced by material wonders. They began to realize that the feeding of the five thousand and the popular movement to make Jesus king was the apex of the miracle-seeking, wonder-working expectance of the people and the height of Jesus’ acclaim by the populace. They vaguely discerned and dimly foresaw the approaching times of spiritual sifting and cruel adversity. These twelve men were slowly awaking to the realization of the real nature of their task as ambassadors of the kingdom, and they began to gird themselves for the trying and testing ordeals of the last year of the Master’s ministry on earth.

    Gennesaret’den ayrılmadan önce, İsa onlara; yaratıcı gücün bu olağanüstü dışavurumuna tam olarak neden katılmış olduğunu anlatan ve, aynı zamanda da kendilerine, “Babası’nın iradesine uygun” olduğundan emin olana kadar kalabalıklara olan bu anlayışına bu şekilde izin vermemiş olduğunun altını çizen bir biçimde, beş bin kişiyi mucizevî bir şekilde doyurulmasıyla ilgili eğitimde bulunmuştu.

152:6.6 (1706.1) Before they left Gennesaret, Jesus instructed them regarding the miraculous feeding of the five thousand, telling them just why he engaged in this extraordinary manifestation of creative power and also assuring them that he did not thus yield to his sympathy for the multitude until he had ascertained that it was “according to the Father’s will.”

7. Kudüs’de  

7. At Jerusalem

    Nisan ayının 3’ü, Pazar günü, İsa, yalnızca on ikili tarafından eşlik edilen bir biçimde, Kudüs için Bethsayda’dan yola çıkmıştı. Kalabalıktan kaçınmak ve olabildiği kadar az ilgi çekmek için onlar, Geresa ve Philadelphia üzerinden seyahat etmişlerdi. İsa, bu ziyaret üzerinde onların herhangi bir kamu öğretisinde bulunmasını yasaklamıştı; ne de o, Kudüs’de konaklarlarken öğretide veya duyuruda bulunmalarına izin vermişti. Onlar, Nisan’ın 6’sı, geç Çarşamba akşamı, Kudüs yakınındaki, Bethaniye’e varmışlardı. Bu tek geceliğine onlar Lazarus, Marta ve Meryem’in evinde durmuşlardı; ancak, bir sonraki gün onlar ayrılmışlardı. Yahya ile birlikte İsa, Bethani’de Lazarus’un evi yakında, Şimon isimli bir inananın evinde kalmıştı. Yudas İşkariyot ve Şimon Zelotes Kudüs’de arkadaşlarına uğramış olup, havarilerin geride kalanları, ikişerli topluluklar halinde, farklı evlerde konaklamışlardı.

152:7.1 (1706.2) Sunday, April 3, Jesus, accompanied only by the twelve apostles, started from Bethsaida on the journey to Jerusalem. To avoid the multitudes and to attract as little attention as possible, they journeyed by way of Gerasa and Philadelphia. He forbade them to do any public teaching on this trip; neither did he permit them to teach or preach while sojourning in Jerusalem. They arrived at Bethany, near Jerusalem, late on Wednesday evening, April 6. For this one night they stopped at the home of Lazarus, Martha, and Mary, but the next day they separated. Jesus, with John, stayed at the home of a believer named Simon, near the house of Lazarus in Bethany. Judas Iscariot and Simon Zelotes stopped with friends in Jerusalem, while the rest of the apostles sojourned, two and two, in different homes.

    İsa Kudüs’e yalnızca bu Hamursuz sürecinde girmişti; ve, bu, şölenin gerçekleşmiş olduğu büyük gündü. Kudüs inananlarından çoğu Abner tarafından Bethani’de İsa ile buluşmak için getirilmişti. Kudüs’deki bu konukluk boyunca on ikili, Üstünleri’ne olan hislerin ne kadar katılaşmakta olduğunu öğrenmişlerdi. Onlar Kudüs’den, bir krizin yaklaşmakta olduğunu hep beraber bilen bir biçimde ayrılmışlardı.

152:7.2 (1706.3) Jesus entered Jerusalem only once during this Passover, and that was on the great day of the feast. Many of the Jerusalem believers were brought out by Abner to meet Jesus at Bethany. During this sojourn at Jerusalem the twelve learned how bitter the feeling was becoming toward their Master. They departed from Jerusalem all believing that a crisis was impending.

    Nisan’ın 24’ü, Pazar günü, İsa ve havariler Bethsayda için Yopa, Kaysera ve Ptolemais sahil şehirleri üzerinden ayrılmışlardı. Buradan onlar, kara üzerinden Rama ve Çorazin’den geçerek, Nisan’ın 29’u, Cuma günü ulaşan bir biçimde, Bethsayda’ya gitmişlerdi. Eve ulaşır ulaşmaz İsa Andreas’ı, bir sonraki gün olan o haftanın Şabatı’nda, öğleden sonrası ayininde, konuşması yapması için sinagogun yöneticinden izin istemesi için göndermişti. Ve, İsa bunun, Kapernaum sinagogunda konuşmasına izin verilecek son sefer olduğunu oldukça iyi bilmekteydi.

152:7.3 (1706.4) On Sunday, April 24, Jesus and the apostles left Jerusalem for Bethsaida, going by way of the coast cities of Joppa, Caesarea, and Ptolemais. Thence, overland they went by Ramah and Chorazin to Bethsaida, arriving on Friday, April 29. Immediately on reaching home, Jesus dispatched Andrew to ask of the ruler of the synagogue permission to speak the next day, that being the Sabbath, at the afternoon service. And Jesus well knew that that would be the last time he would ever be permitted to speak in the Capernaum synagogue.





Back to Top