URANTİA’NIN KİTABI’NA - 150. Makale
Üçüncü Duyuru Turnesi

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım IV. İsa’nın Hayatı ve Öğretileri



Paper 150
The Third Preaching Tour

    PAZAR akşamı, M.S. 29 yılında, Ocak’ın 16’sı, Yahya’nın havarileriyle birlikte olarak, Abner, Bethsayda’ya ulaşmış olup, bir sonraki gün Andreas ve İsa’nın havarileri ile ortak bir görüşmeye katılmıştı. Abner ve onun birliktelikleri, Hebron’da ana merkezlerini kurmuş olup, bu görüşmeler için belirli aralıklarla Bethsayda’ya çıkma alışkanlığı içinde bulunmuşlardı.

150:0.1 (1678.1) ON SUNDAY evening, January 16, A.D. 29, Abner, with the apostles of John, reached Bethsaida and went into joint conference with Andrew and the apostles of Jesus the next day. Abner and his associates made their headquarters at Hebron and were in the habit of coming up to Bethsaida periodically for these conferences.

    Bu ortak görüşmede ele alınmış olan birçok husus arasında, iyileştirme için dualar ile ilintili olarak yağın belirli türleri ile hasta olanları kutsama uygulaması bulunmuştu. Yine İsa, onların tartışmalarına katılmayı yâda vardıkları kararlara dair kendi görüşlerini ifade etmeyi geri çevirmişti. Yahya’nın havarileri her zaman, hasta ve sıkıntı içinde bulunanlara hizmetlerinde yağ ile kutsamayı kullanılagelmişti; ve, onlar bunu, her iki topluluk için de kalıplaşmış ortak bir uygulama olarak yerleştirmeyi amaçlamıştı; ancak, İsa’nın havarileri, böyle bir kural ile kendilerini bağlamayı reddetmişti.

150:0.2 (1678.2) Among the many matters considered by this joint conference was the practice of anointing the sick with certain forms of oil in connection with prayers for healing. Again did Jesus decline to participate in their discussions or to express himself regarding their conclusions. The apostles of John had always used the anointing oil in their ministry to the sick and afflicted, and they sought to establish this as a uniform practice for both groups, but the apostles of Jesus refused to bind themselves by such a regulation.

    Salı günü, Ocak’ın 18’i, yirmi dörtlüye, yaklaşık olarak yetmiş beş kişiden meydana gelmiş bulunan, sınanmış öğreti-yayıcıları, Celile’deki üçüncü duyuru turnesinde gönderilmek için hazırlık olarak Bethsayda’daki Zübeyde’nin evinde katılmıştı. Bu üçüncü görev, yedi haftalık bir süreç boyunca devam etmişti.

150:0.3 (1678.3) On Tuesday, January 18, the twenty-four were joined by the tested evangelists, about seventy-five in number, at the Zebedee house in Bethsaida preparatory to being sent forth on the third preaching tour of Galilee. This third mission continued for a period of seven weeks.

    Öğreti-yayıcıları beşerli topluluklar halinde gönderilmişken, İsa ve on ikili, havarilerin şartlar gerektirdiğinde ikişerli topluluklar halinde inananları vaftiz etmek için ayrıldıkları biçimde, vakitlerinin büyük bir kısmında beraber seyahat etmişlerdi. Neredeyse üç haftalık bir süreç boyunca Abner ve onun birliktelikleri de, kendilerine tavsiyede bulunan ve inananları vaftiz eden bir biçimde, öğreti-yayıcıları toplulukları ile beraber çalışmıştı. Onlar; daha öncesinden ziyaret edilmiş ve daha da birçok yeni yeri içine almış olarak, Mecdel, Tiberya, Nasıra ve merkez ve güney Celile’nin önde gelen tüm şehirlerini ve köylerini ziyaret etmişti. Bu, kuzey kısımları haricinde, Celile’ye vermiş oldukları son iletileriydi.

150:0.4 (1678.4) The evangelists were sent out in groups of five, while Jesus and the twelve traveled together most of the time, the apostles going out two and two to baptize believers as occasion required. For a period of almost three weeks Abner and his associates also worked with the evangelistic groups, advising them and baptizing believers. They visited Magdala, Tiberias, Nazareth, and all the principal cities and villages of central and southern Galilee, all the places previously visited and many others. This was their last message to Galilee, except to the northern portions.

1. Kadınların Öğreti-Yayıcı Birliği  

1. The Women’s Evangelistic Corps

    Yeryüzü süreci ile ilişkili olarak İsa’nın gerçekleştirmiş bulunduğu cüretkâr şeylerin tümü içinde en hayretler verici olanı, Ocak’ın 16’sı akşamı şu ani duyurusu olmuştu: “Ertesi sabah bizler, krallığın hizmet görevi için on kadını seçeceğiz.” Havarilerin ve öğreti-yayıcıların dış görevleri için Bethsayda’dan ayrı bulundukları iki haftalık sürecin başında, İsa Davud’dan, ebeveynlerini eve geri çağırmasını ve önceki kampın ve çadır revir hanenin idaresinde hizmet vermiş bulunan on dindar kadını isteyen bir biçimde ileticileri göndermesini talep etmişti. Bu kadınların tümü öncesinden, genç öğreti-yayıcıları tarafından verilmiş olan eğitimi dinlemişlerdi; ancak, ne kendilerinin ne de onların öğretmenlerinin, krallığın müjdesini öğretmek ve hasta olanlara yardımda bulunmak için İsa’nın kadınları görevlendirme cesareti göstereceği akıllarından geçmemişti. İsa tarafından seçilmiş ve görevlendirilmiş olan bu on kadın şu kişilerden oluşmaktaydı: Nasıra sinagogunun eski hazanının kızı, Susanna; Hirodes Antipa’nın muhafızı Çuza’nın eşi; Tiberya ve Seforisli varlıklı bir Musevi’nin kızı, Elizabet; Andreas ve Petrus’un ablası, Marta; Üstün’ün beden içindeki kardeşi olan Yude’nin baldızı, Rahel; Suriyeli doktor Elman’ın kızı, Nasanta; Havari Tomas’ın bir kuzeni, Milça; ve, Şamlı bir dul olan Agaman. Daha sonrasında, İsa bu topluluğa, Mecdelli Meryem ve Arimathealı Yusuf’un kızı Rebecca olarak — başka iki kadını eklemişti.

150:1.1 (1678.5) Of all the daring things which Jesus did in connection with his earth career, the most amazing was his sudden announcement on the evening of January 16: “On the morrow we will set apart ten women for the ministering work of the kingdom.” At the beginning of the two weeks’ period during which the apostles and the evangelists were to be absent from Bethsaida on their furlough, Jesus requested David to summon his parents back to their home and to dispatch messengers calling to Bethsaida ten devout women who had served in the administration of the former encampment and the tented infirmary. These women had all listened to the instruction given the young evangelists, but it had never occurred to either themselves or their teachers that Jesus would dare to commission women to teach the gospel of the kingdom and minister to the sick. These ten women selected and commissioned by Jesus were: Susanna, the daughter of the former chazan of the Nazareth synagogue; Joanna, the wife of Chuza, the steward of Herod Antipas; Elizabeth, the daughter of a wealthy Jew of Tiberias and Sepphoris; Martha, the elder sister of Andrew and Peter; Rachel, the sister-in-law of Jude, the Master’s brother in the flesh; Nasanta, the daughter of Elman, the Syrian physician; Milcha, a cousin of the Apostle Thomas; Ruth, the eldest daughter of Matthew Levi; Celta, the daughter of a Roman centurion; and Agaman, a widow of Damascus. Subsequently, Jesus added two other women to this group — Mary Magdalene and Rebecca, the daughter of Joseph of Arimathea.

    İsa, kendi örgütlerini kurmaları için bu kadınlara yetki vermiş olup, Yudas’dan, ihtiyaçları olan gereçleri ve binek hayvanları sağlamaları için kaynak aktarmasını emretmişti. Onlu Susanna’yı başları ve Yoanna’yı haznedarları olarak seçmişti. Bu andan itibaren onlar kendi kaynaklarını kendileri oluşturmuştu; bir daha Yudas’dan destek için kaynak talep etmemişlerdi.

150:1.2 (1679.1) Jesus authorized these women to effect their own organization and directed Judas to provide funds for their equipment and for pack animals. The ten elected Susanna as their chief and Joanna as their treasurer. From this time on they furnished their own funds; never again did they draw upon Judas for support.

    Kadınların (kadınlar bölümüyle sınırlandırılmış halde) sinagogun ana katına bile alınmalarının yasak olduğu bir dönemde, krallığın yeni müjdesi için yetkilendirilmiş öğretmenler olarak tanınmış bir halde onlara bakmak bu dönemde en hayretler içinde bırakıcı şeydi. Müjde öğretimi ve hizmeti için kendilerini ayırmış olarak İsa’nın bu kadınlara vermiş bulunduğu yetki, kadınların tümünü bu andan itibaren ve sonsuza kadar özgür bırakan esaretten kurtuluş duyurusuydu; artık erkek kadını, ruhsal olarak kendinden aşağı bir konumda görmeyecekti. Bu, on iki havari için bile dikkate değer bir şaşkınlık kaynağı olmuştu. Her ne kadar onlar birçok kez Üstün’ün “krallık içinde ne zengin ne fakir, ne özgür ne esir, ne erkek ne kadının bulunmadığı, herkesin eşit bir biçimde Tanrı’nın oğulları ve kızları olduğu” ifadesini duymuş olsa da, İsa resmi bir biçimde bu on kadını dini öğretmenler olarak görevlendirmeyi önerdiğinde ve hatta onların havarilerin kendileri ile birlikte seyahat etmelerine izin verdiğinde, kelimenin tam anlamıyla donup kalmışlardı. Tüm şehir bu gelişme ile çalkalanmaktaydı, İsa’nın düşmanları bu hareketi fazlasıyla yararlarına kullanmaktaydılar; ancak, her yerde, iyi haberlere inanmakta olan kadınlar, seçilmiş kız kardeşleri arkasında kararlı bir biçimde durmuş olup, dini görevde kadının yerine dair bu gecikmiş tanınmaya dair kararsız nitelikte hiçbir görüşü ifade etmediler. Ve, kendilerine hak etmiş oldukları tanınmayı veren bir biçimde, kadınların bu özgürleşimi, Üstün’ün ayrılışından sonra derhal havariler tarafından uygulanmıştı, her ne kadar ilerleyen nesillerde insanlar eski adetlere geri düşmüş olsalar da. Hıristiyan din-kurumunun öncül dönemleri boyunca kadın öğretmenler ve hizmetkârlar diyakozlar biçiminde adlandırılmış olup, kendilerine genel tanınma verilmişti. Ancak Pavlus, her ne kadar bunların hepsini kuramsal olarak kabul etmiş olsa da, gerçek anlamda kendi kişisel tutumunun bir parçası haline getirmemiş ve kişisel olarak, uygulamada onu yerine getirmeyi zor bulmuştu.

150:1.3 (1679.2) It was most astounding in that day, when women were not even allowed on the main floor of the synagogue (being confined to the women’s gallery), to behold them being recognized as authorized teachers of the new gospel of the kingdom. The charge which Jesus gave these ten women as he set them apart for gospel teaching and ministry was the emancipation proclamation which set free all women and for all time; no more was man to look upon woman as his spiritual inferior. This was a decided shock to even the twelve apostles. Notwithstanding they had many times heard the Master say that “in the kingdom of heaven there is neither rich nor poor, free nor bond, male nor female, all are equally the sons and daughters of God,” they were literally stunned when he proposed formally to commission these ten women as religious teachers and even to permit their traveling about with them. The whole country was stirred up by this proceeding, the enemies of Jesus making great capital out of this move, but everywhere the women believers in the good news stood stanchly behind their chosen sisters and voiced no uncertain approval of this tardy acknowledgment of woman’s place in religious work. And this liberation of women, giving them due recognition, was practiced by the apostles immediately after the Master’s departure, albeit they fell back to the olden customs in subsequent generations. Throughout the early days of the Christian church women teachers and ministers were called deaconesses and were accorded general recognition. But Paul, despite the fact that he conceded all this in theory, never really incorporated it into his own attitude and personally found it difficult to carry out in practice.

2. Mecdel’deki Duruş  

2. The Stop at Magdala

    Havarisel kafile Bethsayda’dan hareket ederken, kadınlar arkada seyahat etmekteydiler. Görüşme zamanlarında onlar her zaman bir topluluk halinde ve konuşmacının sağında yerlerini almaktaydılar. Bunun öncesinde, artan bir biçimde kadınlar krallığın müjdesinin inananları haline gelmekteydi; ve, kadınlar İsa veya havarilerden bir tanesi ile kişisel görüşmede bulunma arzusunu duyduklarında, bu onlar için fazlasıyla zorlu ve dinmeyen utanış kaynağıydı. Artık bunların hepsi değişmişti. Kadınların herhangi biri Üstün’ü görme veya havariler ile görüşme arzusu duyduğu zaman, Susanna’ya gitmekteydiler; ve, on iki kadın öğreti-yayıcısının bir tanesi eşliğinde onlar doğrudan Üstün’ün veya onun havarilerinden bir tanesinin huzuruna çıkarlardı.

150:2.1 (1679.3) As the apostolic party journeyed from Bethsaida, the women traveled in the rear. During the conference time they always sat in a group in front and to the right of the speaker. Increasingly, women had become believers in the gospel of the kingdom, and it had been a source of much difficulty and no end of embarrassment when they had desired to hold personal converse with Jesus or one of the apostles. Now all this was changed. When any of the women believers desired to see the Master or confer with the apostles, they went to Susanna, and in company with one of the twelve women evangelists, they would go at once into the presence of the Master or one of his apostles.

    Kadınların ilk kez yararlılıklarını göstermiş ve seçilişlerindeki bilgeliği haklı çıkarmış oldukları yer Mecdel’deydi. Andreas öncesinde birlikteliklerine, kadınlar ile, özellikle kişiliği sorgulanır olanlar ile, kişisel çalışmada bulunmada alışılmışın dışında katı kurallar getirmişti. Kafile Mecdel’e girdiğinde, bu on kadın öğreti-yayıcı, kötülük yuvalarına girmeye ve buraların tüm esirlerine doğrudan bir biçimde mutlu haberleri duyurmaya özgür konumda bulunmaktaydılar. Ve, hasta olanları ziyaret ettiklerinde bu kadınlar, sıkıntı çekmekteki kız kardeşlerine olan hizmetlerinde oldukça yakın bir konumda bulunmaya yetkindiler. Bu on kadının (daha sonra tanınmış haliyle on iki kadının) bu yerdeki hizmetinin sonucu olarak Mecdelli Meryem krallığa kazanılmıştı. Bir dizi talihsizlik sonucu ve saygın toplumun bu türden yanlış kararlara varmış kadınlara beslediği tutum nedeniyle, bu kadın kendisini Mecdel’in meşhur kötü yuvalarından bir tanesinde bulmuştu. Meryem’e, krallığın kapılarının kendisi gibi olanlara bile açık olduğunu kesin bir biçimde ifade edenler Marta ve Rahel olmuştu. Meryem iyi haberlere inanmış olup, Petrus tarafından bir sonraki gün vaftiz edilmişti.

150:2.2 (1680.1) It was at Magdala that the women first demonstrated their usefulness and vindicated the wisdom of their choosing. Andrew had imposed rather strict rules upon his associates about doing personal work with women, especially with those of questionable character. When the party entered Magdala, these ten women evangelists were free to enter the evil resorts and preach the glad tidings directly to all their inmates. And when visiting the sick, these women were able to draw very close in their ministry to their afflicted sisters. As the result of the ministry of these ten women (afterward known as the twelve women) at this place, Mary Magdalene was won for the kingdom. Through a succession of misfortunes and in consequence of the attitude of reputable society toward women who commit such errors of judgment, this woman had found herself in one of the nefarious resorts of Magdala. It was Martha and Rachel who made plain to Mary that the doors of the kingdom were open to even such as she. Mary believed the good news and was baptized by Peter the next day.

    Mecdelli Meryem, on iki öğreti-yayıcısından oluşan bu topluluk içinde müjdenin en etkili öğretmeni haline gelmişti. O, bu inanca dönüşümünün sonrasında yaklaşık olarak dört hafta içerisinde, Yotapata’da, Rebecca ile birlikte, bu türden hizmet için özel olarak görevlendirilmişti. Meryem ve Rebecca, bu topluluğun diğer üyeleri ile birlikte, aydınlanma için inanç dolu ve etkin bir şekilde emek veren ve ezilerek geri bırakılmış kız kardeşlerini geliştiren bir biçimde, İsa’nın yeryüzü üzerindeki yaşamının geri kalan kısmı boyunca çalışmalarını sürdürmüştü; ve, İsa’nın yaşamının son ve acı perdesi gerçekleşirken, biri dışında havarilerin hepsi kaçmış olmasına rağmen, bu kadınların tümü orada hazır bulunmuş olup, içlerinden biri bile kendisini reddetmemiş veya ihanet etmemişti.

150:2.3 (1680.2) Mary Magdalene became the most effective teacher of the gospel among this group of twelve women evangelists. She was set apart for such service, together with Rebecca, at Jotapata about four weeks subsequent to her conversion. Mary and Rebecca, with the others of this group, went on through the remainder of Jesus’ life on earth, laboring faithfully and effectively for the enlightenment and uplifting of their downtrodden sisters; and when the last and tragic episode in the drama of Jesus’ life was being enacted, notwithstanding the apostles all fled but one, these women were all present, and not one either denied or betrayed him.

3. Tiberya’daki Şabat  

3. Sabbath at Tiberias

    İsa tarafından verilmiş yönergeler üzerine, havarisel kafileye ait Şabat hizmetleri kadınların ellerine verilmiş haldeydi. Bu, tabii ki, bahse konu ayinlerin yeni yapılmış olan sinagogda düzenlenemeyeceği anlamına gelmekteydi. Kadınlar Yoanna’yı bu sorumluluğun başına getirmiş olup, buluşma, Hirodes’in yeni sarayının yemek odasında gerçekleştirilmişti; Hirodes bu zaman zarfında, Perea içindeki Yulias’da bulunan malikânesindeydi. Yoanna; Meryem, Deborah, Ester ve diğerlerine atıfta bulunan bir biçimde, İsrail’in dini yaşamında kadınların emeklerine dair Yazıtlardan metinleri okumuştu.

150:3.1 (1680.3) The Sabbath services of the apostolic party had been put in the hands of the women by Andrew, upon instructions from Jesus. This meant, of course, that they could not be held in the new synagogue. The women selected Joanna to have charge of this occasion, and the meeting was held in the banquet room of Herod’s new palace, Herod being away in residence at Julias in Perea. Joanna read from the Scriptures concerning woman’s work in the religious life of Israel, making reference to Miriam, Deborah, Esther, and others.

    O akşam, İsa bir araya gelmiş topluluğa “Büyü ve Hurafe” üzerine çok önemli bir konuşmada bulunmuştu. Bu günlerde, parlak ve, varsayıldığı-biçimiyle, yeni olan bir yıldızın ortaya çıkışı, yeryüzü üzerinde büyük bir kişinin dünyaya gelişine işaret eden bir simge olarak görülmekteydi. Bu türden bir yıldız yakın bir süre içinde gözlemlenmiş olarak, Andreas İsa’ya, bu türden inançların temeli olup olmadığını sormuştu. Andreas’ın sorusuna vermiş olduğu uzun yanıt içinde Üstün, insani hurafelerin bütüncül konusuna dair kapsamlı bir konuşmaya girmişti. İsa’nın bu zaman zarfında ifade etmiş olduğu şeyler, çağdaş kavramsallaşmalar içinde şu şekilde özetlenebilir:

150:3.2 (1680.4) Late that evening Jesus gave the united group a memorable talk on “Magic and Superstition.” In those days the appearance of a bright and supposedly new star was regarded as a token indicating that a great man had been born on earth. Such a star having then recently been observed, Andrew asked Jesus if these beliefs were well founded. In the long answer to Andrew’s question the Master entered upon a thoroughgoing discussion of the whole subject of human superstition. The statement which Jesus made at this time may be summarized in modern phraseology as follows:

    1. Göklerde bulunan yıldızların sahip olduğu hareket doğrultularının, yeryüzü üzerindeki insan yaşamının içerdiği olaylar ile hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır. Gök-bilimi yerinde bir bilim arayışıdır; ancak, astroloji, krallığın müjdesinde hiçbir yeri bulunmayacak olan, hurafelere dayalı yanlışlardan meydana gelmiş büyük bir karışımdır.

150:3.3 (1680.5) 1. The courses of the stars in the heavens have nothing whatever to do with the events of human life on earth. Astronomy is a proper pursuit of science, but astrology is a mass of superstitious error which has no place in the gospel of the kingdom.

    2. Yakın bir süre önce öldürülmüş bir hayvanın iç organlarının incelenişi; hava durumuna, gelecekte yaşanacaklara ve insan olaylarının sonuçlarına dair hiçbir şeyi açığa çıkaramaz.

150:3.4 (1680.6) 2. The examination of the internal organs of an animal recently killed can reveal nothing about weather, future events, or the outcome of human affairs.

    3. Ölünün ruhaniyetleri, aileleri veya yaşamda bir zamanlar arkadaşları olmuş kişiler ile iletişimde bulunmak için geri dönmemektedir.

150:3.5 (1680.7) 3. The spirits of the dead do not come back to communicate with their families or their onetime friends among the living.

    4. Sihirler ve kutsal varsayılan kişilerden gelen kalıntılar, hastalığı iyileştirmekte, felaketi savmakta veya kötü ruhaniyetleri etkilemekte güçsüzlerdir; ruhsal dünyayı etkilemenin tüm bu maddi araçlarına dair duyulan inanış, çok büyük bir hurafeden başka hiçbir şeydir.

150:3.6 (1681.1) 4. Charms and relics are impotent to heal disease, ward off disaster, or influence evil spirits; the belief in all such material means of influencing the spiritual world is nothing but gross superstition.

    5. Zar atmak, birçok küçük çaplı sorunu düzeltmek için elverişli bir yöntem olabilmesine rağmen, kutsal iradeyi açığa çıkarmak için tasarlanmış bir yöntem değildir. Bu türden sonuçlar tamamiyle maddi şans hususlarıdır. Ruhsal dünya ile olan birlikteliğin tek aracı, Evlat’ın yağdırılmış ruhaniyeti ve Sınırsız Ruhaniyet’in her-yerde-mevcut-olan etkisi ile birlikte, Yaratıcı’nın ikamet eden ruhaniyeti halindeki, insanlığın ruhsal donanımından oluşmaktadır.

150:3.7 (1681.2) 5. Casting lots, while it may be a convenient way of settling many minor difficulties, is not a method designed to disclose the divine will. Such outcomes are purely matters of material chance. The only means of communion with the spiritual world is embraced in the spirit endowment of mankind, the indwelling spirit of the Father, together with the outpoured spirit of the Son and the omnipresent influence of the Infinite Spirit.

    6. Kutsama, sihir ve büyücülük, bilgisiz akılların hurafeleri olup, hem de büyüye dair aldanışlardır. Sihirli sayılara, iyi talihin işaretlerine ve kötü şansın habercilerine dair inanış, katışıksız ve hiçbir temeli bulunmayan hurafelerdir.

150:3.8 (1681.3) 6. Divination, sorcery, and witchcraft are superstitions of ignorant minds, as also are the delusions of magic. The belief in magic numbers, omens of good luck, and harbingers of bad luck, is pure and unfounded superstition.

    7. Rüyaların yorumlanışı, büyük ölçüde, bilgisiz ve hayali varsayımdan oluşan hurafesel ve temelsiz bir işleyiştir. Krallığın müjdesi, ilkel dinin gelecekten haber veren din-adamları ile hiçbir ortak noktası bulunmamalıdır.

150:3.9 (1681.4) 7. The interpretation of dreams is largely a superstitious and groundless system of ignorant and fantastic speculation. The gospel of the kingdom must have nothing in common with the soothsayer priests of primitive religion.

    8. İyi ve kötü ruhaniyetler çömlekten, tahtadan veya metalden meydana gelmiş maddi simgeler içinde ikamet edemezler; putlar, yapılmış oldukları maddeden başka bir şey değillerdir.

150:3.10 (1681.5) 8. The spirits of good or evil cannot dwell within material symbols of clay, wood, or metal; idols are nothing more than the material of which they are made.

    9. Cadıların, sihirbazların, gözbağcıların ve büyücülerin uygulamaları; Mısırlılara, Asurîlere, Babillere ve ilkçağ Kenanilere ait hurafelerden türemiştir. Yazılmış muskalar ve tılsımlı olduğuna inanılan her türlü tekerlemeler, iyi olan ruhaniyetlerin korumasını kazanmada veya kötü olduğu varsayılan ruhaniyetleri savmada boşunadır.

150:3.11 (1681.6) 9. The practices of the enchanters, the wizards, the magicians, and the sorcerers, were derived from the superstitions of the Egyptians, the Assyrians, the Babylonians, and the ancient Canaanites. Amulets and all sorts of incantations are futile either to win the protection of good spirits or to ward off supposed evil spirits.

    10. O; sihirlerin, gerçeği açığa çıkardığı varsayılan sınayışların, büyü altına alışın, lanetleyişin, işaretlerin, sihirli otların, örülmüş iplerin ve bilgisiz ve köleleştirici hurafenin diğer her bir türünün altında yatan gerçeği göstermiş olup, ona gerçekleştirilen inancı kınamıştır.

150:3.12 (1681.7) 10. He exposed and denounced their belief in spells, ordeals, bewitching, cursing, signs, mandrakes, knotted cords, and all other forms of ignorant and enslaving superstition.

4. Havarileri İkişerli Topluluklar Halinde Gönderiş  

4. Sending the Apostles out Two and Two

    Bir sonraki akşam, on iki havariyi, Yahya’nın havarilerini ve yeni görevlendirilmiş olan kadınların topluluklarını bir araya toplamış halde, İsa şunu söylemişti: “Siz, kendiniz, hasadın bol ancak onu kaldıracak olan kişinin az olduğunu görüyorsunuz. Haydi hepimiz, bu yüzden, hasadın Koruyucusu’nun daha da fazla çalışanı kendi tarlalarına göndermesi için dua edelim. Ben, daha yeni olan öğretmenleri rahatlatmak ve onlara eğitimde bulunmak için burada kalırken, daha kıdemli olanları, henüz hala elverişli ve barışçıl bir haldeyken krallığın müjdesini duyurur biçimde tüm Celile’ye hızlıca yayılabilmeleri için ikişerli topluluklar halinde göndermek istiyorum.” Bunun sonrasında, o, gitmelerini istediği havari çiftlerini belirlemişti, ve bu çiftler şöyleydi: Andreas ve Petrus, Yakub ve Yahya Zübeyde, Filip ve Nathanyel, Tomas ve Matta, Yakub ve Yudas Alpheus, Şimon Zelotes ve Yudas İşkariyot.

150:4.1 (1681.8) The next evening, having gathered together the twelve apostles, the apostles of John, and the newly commissioned women’s group, Jesus said: “You see for yourselves that the harvest is plenteous, but the laborers are few. Let us all, therefore, pray the Lord of the harvest that he send forth still more laborers into his fields. While I remain to comfort and instruct the younger teachers, I would send out the older ones two and two that they may pass quickly over all Galilee preaching the gospel of the kingdom while it is yet convenient and peaceful.” Then he designated the pairs of apostles as he desired them to go forth, and they were: Andrew and Peter, James and John Zebedee, Philip and Nathaniel, Thomas and Matthew, James and Judas Alpheus, Simon Zelotes and Judas Iscariot.

    İsa, Nasıra’da on ikili ile buluşma tarihi belirlemiş olup, ayrılırken şunu söylemişti: “Bu görev üzerinde, ne Musevi-olmayanların herhangi bir şehrine ne de Samarya’ya gidin; bunun yerine, İsrail evinin kayıp koyununa gidin. Krallığın müjdesini duyurup, insanın Tanrı’nın bir evladı olduğuna dair kurtarıcı gerçekliği bildirin. Kuralların kişinin sahip olduğu üstünden daha yukarda olmadığını, ne de bir hizmetkârın onun hâkiminden daha büyük olmadığını hatırlayın. Kuralların onu koyana eşit olması ve hizmetkârın hâkimi gibi olması yeterlidir. Eğer bazı insanlar evin üstününü Beelzebub’un bir birlikteliği olarak çağırma cüreti gösterdi ise, onun hanesinin üyeleri hakkında bu yönde kim bilir daha neler de düşünmektedir! Ancak, sizler, bu inanmayan düşmanlardan korkmamalısınız. Sizlere duyuruyorum ki, açığa çıkarılmayacak olan hiçbir şey gizlenmemiştir; orada, bilinmemesi gereken saklı hiçbir şey bulunmamaktadır. Sizlere birebir olarak ne öğretmişsem, onu açık bir biçimde bilgelikle duyurun. İçerideki odada sizlere neyi açığa çıkarmışsam, onu yeri geldiğinde evin çatılarından duyuracaksınız. Ve, benim arkadaşlarım ve takipçilerim, sizlere söylüyorum ki, bedeni öldürebilen ancak ruhu yok etmeye yetkin bulunmayanlardan korkmayın; bunun yerine, bedeni idame ettirmeye ve ruhu korumaya yetkin olan O’na güveninizi emanet edin.

150:4.2 (1681.9) Jesus arranged the date for meeting the twelve at Nazareth, and in parting, he said: “On this mission go not to any city of the gentiles, neither go into Samaria, but go instead to the lost sheep of the house of Israel. Preach the gospel of the kingdom and proclaim the saving truth that man is a son of God. Remember that the disciple is hardly above his master nor a servant greater than his lord. It is enough for the disciple to be equal with his master and the servant to become like his lord. If some people have dared to call the master of the house an associate of Beelzebub, how much more shall they so regard those of his household! But you should not fear these unbelieving enemies. I declare to you that there is nothing covered up that is not going to be revealed; there is nothing hidden that shall not be known. What I have taught you privately, that preach with wisdom in the open. What I have revealed to you in the inner chamber, that you are to proclaim in due season from the housetops. And I say to you, my friends and disciples, be not afraid of those who can kill the body, but who are not able to destroy the soul; rather put your trust in Him who is able to sustain the body and save the soul.

    “İki güvercin bir kuruş için satılmıyor mu? Buna rağmen ben, onlardan bir tanesinin bile Tanrı’nın görüşünde unutulmamış olduğunu duyuruyorum. Başınızda bulunan tam da saç tellerinizin tamamının sayılı olduğunu bilmiyor musunuz? Bu yüzden, korkmayın; sizler, birçok mükemmel güvercinden daha fazla bir değerdesiniz. Benim öğretimden utanmayın; barışı ve iyi niyeti duyurmaya çıkın ama aldanmayın — barış her zaman duyuruşunuzu takip etmeyecektir. Ben yeryüzü üzerinde barışı getirmek için geldim; ancak, insanlar hediyemi reddettiklerinde, bölünme ve kargaşa ortaya çıkmakta. Bir ailenin tümü krallığın müjdesini aldığında, gerçekten de barış o ailede mevcut kalmaktadır; ancak, ailenin birkaçı krallığa girince ve diğerleri müjdeyi reddedince, bu türden bölünme ancak keder ve üzüntü doğurmaktadır. Bir kişinin düşmanları kendi ailesindekiler olmasın diye, tüm aileyi kurtarmak için bütün samimiyetinizle emek verin. Ancak, her ailenin her bir üyesi için elinizden gelenin tamamını verdiğinizde, babasını veya annesini bu müjdeden daha çok sevenin krallığa layık olmadığını duyuruyorum.”

150:4.3 (1682.1) “Are not two sparrows sold for a penny? And yet I declare that not one of them is forgotten in God’s sight. Know you not that the very hairs of your head are all numbered? Fear not, therefore; you are of more value than a great many sparrows. Be not ashamed of my teaching; go forth proclaiming peace and good will, but be not deceived — peace will not always attend your preaching. I came to bring peace on earth, but when men reject my gift, division and turmoil result. When all of a family receive the gospel of the kingdom, truly peace abides in that house; but when some of the family enter the kingdom and others reject the gospel, such division can produce only sorrow and sadness. Labor earnestly to save the whole family lest a man’s foes become those of his own household. But, when you have done your utmost for all of every family, I declare to you that he who loves father or mother more than this gospel is not worthy of the kingdom.”

    On ikili bu kelimeleri duyduğunda, ayrılmak için hazır hale gelmişlerdi. Ve, onlar; Üstün’ün öncesinden düzenlemiş olduğu biçimde, İsa ve diğer havariler ile Nasıra’daki toplanış vakitlerine kadar tekrar bir araya gelmemişti.

150:4.4 (1682.2) When the twelve had heard these words, they made ready to depart. And they did not again come together until the time of their assembling at Nazareth to meet with Jesus and the other disciples as the Master had arranged.

5. Kurtarılmak İçin Ne Yapmak Zorundayım?  

5. What Must I Do to Be Saved?

    Sunam’daki bir akşam, Yahya’nın havarileri Hebron’a geri döndüklerinden sonra, ve İsa’nın havarilerinin ikişerli topluluklar halinde gönderilişlerinin ertesinde, Yakup’un idaresi altında, on iki kadınla beraber bir biçimde, çalışmakta olan daha genç on iki öğreti-yayıcısından meydana gelmiş bir topluluğa Üstün eğitimde bulunurken, Rahel İsa’ya şu soruyu sormuştu: “Üstünümüz, kadınlar bize, Kurtulmak için ne yapmalıyım?, sorusunu sorduğu zaman, nasıl cevap vermeliyiz?” İsa bu soruyu duyduğunda onu şöyle yanıtlamıştı:1

150:5.1 (1682.3) One evening at Shunem, after John’s apostles had returned to Hebron, and after Jesus’ apostles had been sent out two and two, when the Master was engaged in teaching a group of twelve of the younger evangelists who were laboring under the direction of Jacob, together with the twelve women, Rachel asked Jesus this question: “Master, what shall we answer when women ask us, What shall I do to be saved?” When Jesus heard this question, he answered:

    “Erkekler ve kadınlar kurtulmak için ne yapmaları gerektiğini sorduğunda, sizler, Krallığın bu müjdesine inanın; kutsal bağışlamayı kabul edin, biçiminde cevap vereceksiniz. İnanç vasıtasıyla, kabul edilişi sizleri Tanrı’nın bir evladı yapan Tanrı’nın ikamet eden ruhaniyetini tanıyın. Yazıtlarda, ‘Koruyucu’da doğruluğu ve gücü bulmaktayım’ ifadesi geçen metni okumadınız mı? Aynı zamanda Yaratıcı’nın, ‘Doğruluğum yakındadır; günahları bağışlayışım yola koyulmuş olup, kollarım insanlarımı sarmalayacaktır’ dediği yeri. ‘Ruhum, Tanrım’a olan derin sevgide neşe duymalıdır; zira o beni, günahlardan bağışlamanın elbisesi ile giydirmiş, kendi doğruluğundan olan kuşağıyla kuşamıştır.’ İsmi ‘bizlerin doğruluğu olan Koruyucu biçiminde adlandırılacak’ Babamız hakkında ifade edilenleri de mi okumadınız? ‘Doğruluğu benliğin kendisinden alan kirli elbiseleri al ve evladımı kutsal doğruluğun ve ebedi kurtuluşun elbisesi ile giydir.’ ‘Adil olanın inançla yaşamına devam edecek’ oluşu sonsuza kadar gerçektir. Yaratıcı’nın krallığına olan giriş tamamiyle serbesttir; ancak, şükranlık içinde büyüme olarak — ilerleme, buradaki devamlılık için hayati derecede önemlidir.

150:5.2 (1682.4) “When men and women ask what shall we do to be saved, you shall answer, Believe this gospel of the kingdom; accept divine forgiveness. By faith recognize the indwelling spirit of God, whose acceptance makes you a son of God. Have you not read in the Scriptures where it says, ‘In the Lord have I righteousness and strength.’ Also where the Father says, ‘My righteousness is near; my salvation has gone forth, and my arms shall enfold my people.’ ‘My soul shall be joyful in the love of my God, for he has clothed me with the garments of salvation and has covered me with the robe of his righteousness.’ Have you not also read of the Father that his name ‘shall be called the Lord our righteousness.’ ‘Take away the filthy rags of self-righteousness and clothe my son with the robe of divine righteousness and eternal salvation.’ It is forever true, ‘the just shall live by faith.’ Entrance into the Father’s kingdom is wholly free, but progress — growth in grace — is essential to continuance therein.

    “Kurtuluş, Yaratıcı’nın hediyesi olup, onun Evlatları tarafından açığa çıkarılmaktadır. İnanç vasıtasıyla onu kabul ediş sizleri, Tanrı’nın bir erkek veya kız evladı olarak, kutsal doğanın bir parçası kılmaktadır. İnanç vasıtasıyla sizler aklanırsınız; inanç vasıtasıyla kurtarılırsınız; ve, bu aynı inanç vasıtasıyla sizler, ilerleyici ve kutsal kusursuzluk yolunda ebedi bir biçimde gelişirsiniz. İnanç vasıtasıyla İbrahim aklanmış olup, Melçizedek’in öğretileri vasıtasıyla kurtuluştan haberdar edildi. İlerleyen çağlar boyunca bu aynı inanç insanların evlatlarını kurtarmıştır; ancak, şimdi, kurtuluşu daha gerçek ve daha kabul edilir kılmak için Baba’dan bir Evlat gelmiştir.”

150:5.3 (1682.5) “Salvation is the gift of the Father and is revealed by his Sons. Acceptance by faith on your part makes you a partaker of the divine nature, a son or a daughter of God. By faith you are justified; by faith are you saved; and by this same faith are you eternally advanced in the way of progressive and divine perfection. By faith was Abraham justified and made aware of salvation by the teachings of Melchizedek. All down through the ages has this same faith saved the sons of men, but now has a Son come forth from the Father to make salvation more real and acceptable.”

    İsa konuşmasını tamamladığında, bu şükran sahibi sözleri duymuş olanlar arasında büyük bir sevinç ortaya çıkmıştı; ve, onların tümü, takip eden günleri, krallığın müjdesini yeni bir güç ve yenilenmiş enerji ve arzu ile duyurmayla geçirmişti. Ve, kadınlar, yeryüzü üzerinde krallığın oluşturuluşu için bu tasarımlara dâhil edilmiş olduklarını bilmekten daha da sevinç duymuşlardı.

150:5.4 (1683.1) When Jesus had left off speaking, there was great rejoicing among those who had heard these gracious words, and they all went on in the days that followed proclaiming the gospel of the kingdom with new power and with renewed energy and enthusiasm. And the women rejoiced all the more to know they were included in these plans for the establishment of the kingdom on earth.

    Son sözlerini toparlarken İsa şunu söylemişti: “Sizler kurtuluşu satın alamazsınız; doğruluğu kazanamazsınız. Kurtuluş Tanrı’nın hediyesidir; ve, doğruluk, krallık içindeki evlatlığın içerdiği ruhaniyet-doğumu olan yaşamın doğal meyvesidir. Sizler, doğru bir yaşamı yaşadığınız için kurtarılmayacaksınız; bunun yerine, yeryüzü üzerinde yaşama ait en yüksek keyif biçimindeki, Tanrı’nın hediyesi ve krallık içindeki hizmet olarak evlatlığı tanımış bir halde, hâlihazırda kurtarılmış olduğunuz için doğru bir yaşamı yaşamaktasınız. İnsanlar, Tanrı’nın iyiliğine ait bir açığa çıkarılış olan, bu müjdeye inandıklarında, bilinen her türlü günah için gönüllü tövbeye yönleneceklerdir. Evlatlığın farkındalığı, günahta bulunma arzusu ile eş zamanlı gerçekleşebilecek bir şey değildir. Krallık inananları, doğruluk için açlık duymakta ve kutsal kusursuzluk için susuzluk hissetmektedir.”

150:5.5 (1683.2) In summing up his final statement, Jesus said: “You cannot buy salvation; you cannot earn righteousness. Salvation is the gift of God, and righteousness is the natural fruit of the spirit-born life of sonship in the kingdom. You are not to be saved because you live a righteous life; rather is it that you live a righteous life because you have already been saved, have recognized sonship as the gift of God and service in the kingdom as the supreme delight of life on earth. When men believe this gospel, which is a revelation of the goodness of God, they will be led to voluntary repentance of all known sin. Realization of sonship is incompatible with the desire to sin. Kingdom believers hunger for righteousness and thirst for divine perfection.”

6. Akşam Dersleri  

6. The Evening Lessons

    Akşam söyleşilerinde İsa birçok konu üzerine konuşmuştu. Bu gezinin geride kalan süresi boyunca — onların tümü Nasıra’da yeniden bir araya gelmeden önce — o; “Tanrı’nın Derin Sevgisi,” “Rüyalar ve Hayali Şeyler,” “Kötü Niyet,” “Alçak Gönüllülük ve Ağırbaşlılık,” “Cesaret ve Sadakat,” “Müzik ve İbadet,” “Hizmet ve İtaat,” “Gurur ve Küstahlık,” “Pişmanlık ile İlişkili Bağışlama,” “Barış ve Kusursuzluk,” “Kötü Söz ve Kıskançlık,” “Kötülük, Günah ve Cezbediliş,” “Kuşkular ve İnanmama,” “Bilgelik ve İbadet” hakkında konuşmuştu. Kıdemli havarilerin orada bulunmayışı ile birlikte, erkekler ve kadınların bu iki topluluğundan meydana gelmiş bulunan genç topluluklar Üstün ile olan bu söyleşilere daha özgür bir biçimde katılmıştı.

150:6.1 (1683.3) At the evening discussions Jesus talked upon many subjects. During the remainder of this tour — before they all reunited at Nazareth — he discussed “The Love of God,” “Dreams and Visions,” “Malice,” “Humility and Meekness,” “Courage and Loyalty,” “Music and Worship,” “Service and Obedience,” “Pride and Presumption,” “Forgiveness in Relation to Repentance,” “Peace and Perfection,” “Evil Speaking and Envy,” “Evil, Sin, and Temptation,” “Doubts and Unbelief,” “Wisdom and Worship.” With the older apostles away, these younger groups of both men and women more freely entered into these discussions with the Master.

    On iki öğreti-yayıcısından meydana gelmiş olan bir toplulukla iki veya üç gün geçirdikten sonra, İsa, Davud’un ulaklarından bu çalışanların nerede oldukları ve nereye doğru ilerlemekte bulundukları hakkında bilgi edinen bir halde, diğer topluluğa katılmak için hareket ederdi. Bu onların ilk turnesi olduğu için, kadınlar vakitlerinin büyük bir kısmını İsa ile birlikte geçirmişlerdi. Ulak hizmeti vasıtasıyla, bu toplulukların her biri turnenin ilerleyişine dair bütünüyle haberdar kılınmıştı; ve, diğer topluluklardan haberlerin alınıyor oluşu, bu dağılmış ve ayrılmış çalışanlar arasında her zaman bir teşvik kaynağı olmuştu.

150:6.2 (1683.4) After spending two or three days with one group of twelve evangelists, Jesus would move on to join another group, being informed as to the whereabouts and movements of all these workers by David’s messengers. This being their first tour, the women remained much of the time with Jesus. Through the messenger service each of these groups was kept fully informed concerning the progress of the tour, and the receipt of news from other groups was always a source of encouragement to these scattered and separated workers.

    Ayrılmalarından önce, öğreti-yayıcıları ve kadın birliği ile birlikte, on iki havarinin Mart’ın 4’ü, Cuma günü Üstün ile Nasıra’da toplanması planlanmıştı. Bunun uyarınca, yaklaşık olarak bu zaman zarfında, merkezi ve Güney Celile’nin her bir tarafından havariler ve öğreti-yayıcılarından meydana gelen bu çeşitli topluluklar Nasıra’ya doğru hareket etmeye başladı. İkindi vakti, buraya son varanlar olarak, Andreas ve Petrus, öncül varan yolcular tarafından hazırlanmış ve şehrin kuzeyindeki tepelerde konumlanmış bulunan kampa ulaşmışlardı. Ve, bu, kamu hizmetinin başlangıcından beri İsa’nın Nasıra’yı ziyaret etmiş olduğu ilk seferdi.

150:6.3 (1683.5) Before their separation it had been arranged that the twelve apostles, together with the evangelists and the women’s corps, should assemble at Nazareth to meet the Master on Friday, March 4. Accordingly, about this time, from all parts of central and southern Galilee these various groups of apostles and evangelists began moving toward Nazareth. By midafternoon, Andrew and Peter, the last to arrive, had reached the encampment prepared by the early arrivals and situated on the highlands to the north of the city. And this was the first time Jesus had visited Nazareth since the beginning of his public ministry.

7. Nasıra’daki Konukluk  

7. The Sojourn at Nazareth

    Bu Cuma öğleden sonrası, İsa Nasıra çevresinde, bakışlardan oldukça uzak ve hiçbir biçimde tanınmamış halde dolaşmıştı. O, çocukluluğunun geçmiş olduğu evin ve marangoz atölyesinin önünden geçmiş olup, bir ufaklıkken oldukça neşe duyduğu tepede yarım saat geçirmişti. Ürdün’de Yahya tarafından vaftiz edildiği gününden beri İnsan Evladı, ruhu içinde çalkalanmış bu denli bir insani duygu seline sahip olmamıştı. Dağdan aşağıya inerken, tıpkı Nasıra’da bir küçük oğlan çocuğu iken birçok ama birçok kez duymuş olduğu gibi, güneşin batışını duyuran güçlü borazan çalışının tanıdık seslerini işitmişti. Kampa geri dönmeden önce, güneyde okul olarak gitmiş olduğu sinagog çevresine uğramış ve çocukluk günlerinin birçok hatırasının aklına gelmesine izin vermişti. Bu günün daha öncesinde İsa Tomas’ı, Şabat sabah ayininde duyurusunu gerçekleştirmek için sinagog yöneticisiyle düzenlemede bulunması amacıyla göndermişti.

150:7.1 (1683.6) This Friday afternoon Jesus walked about Nazareth quite unobserved and wholly unrecognized. He passed by the home of his childhood and the carpenter shop and spent a half hour on the hill which he so much enjoyed when a lad. Not since the day of his baptism by John in the Jordan had the Son of Man had such a flood of human emotion stirred up within his soul. While coming down from the mount, he heard the familiar sounds of the trumpet blast announcing the going down of the sun, just as he had so many, many times heard it when a boy growing up in Nazareth. Before returning to the encampment, he walked down by the synagogue where he had gone to school and indulged his mind in many reminiscences of his childhood days. Earlier in the day Jesus had sent Thomas to arrange with the ruler of the synagogue for his preaching at the Sabbath morning service.

    Nasıra insanları, dindar ve doğru yaşam bakımından hiçbir zaman ünlü olmamışlardı. Yıllar ilerledikçe, bu kasaba artan bir biçimde, yakındaki Seforis’in düşük ahlaki ölçütlerine bulaşmış hale gelmişti. İsa’nın gençlik ve erken erişkinlik yılları boyunca, Nasıra’da kendisi hakkında bir görüş ayrılığı bulunmaktaydı; o Kapernaum’a taşındığında, kendisine karşı büyük bir içerleme yaşanmıştı. Nasıra’nın sakinleri eski marangozlarının yaptıkları hakkında fazlasıyla şey duymuş olsalar da, öncül duyuru turnelerinin herhangi birine doğmuş olduğu bu kasabayı hiçbir zaman katmamamış olmasına fazlasıyla alınmışlardı. Onlar gerçekten de İsa’nın ününü duymuşlardı; ancak, vatandaşların büyük bir kısmı, bu büyük şeylerin hiçbirini gençliğinin şehrinde gerçekleştirmemiş olması nedeniyle kızgınlardı. Aylar boyunca Nasıra insanları İsa hakkında fazlasıyla konuşmuşlardı; ancak, onların kendisine karşı görüşleri, bütünü bakımından, olumsuz nitelikteydi.

150:7.2 (1684.1) The people of Nazareth were never reputed for piety and righteous living. As the years passed, this village became increasingly contaminated by the low moral standards of near-by Sepphoris. Throughout Jesus’ youth and young manhood there had been a division of opinion in Nazareth regarding him; there was much resentment when he moved to Capernaum. While the inhabitants of Nazareth had heard much about the doings of their former carpenter, they were offended that he had never included his native village in any of his earlier preaching tours. They had indeed heard of Jesus’ fame, but the majority of the citizens were angry because he had done none of his great works in the city of his youth. For months the people of Nazareth had discussed Jesus much, but their opinions were, on the whole, unfavorable to him.

    Böylece, Üstün kendisini, evine sıcak bir biçimde karşılayan değil, oldukça düşmansı ve en üst düzeyde eleştirel bir ortamın tam ortasında bulmuştu. Ancak, her şey bundan ibaret de değildi. Onun düşmanları, bu Şabat gününü Nasıra’da geçirecek olacağını bilen ve sinagogda konuşma yapacağını varsayan bir biçimde, sayısız kaba ve görgüsüz kişiyi kendisini rencide etmesi ve olası her biçimde sorun çıkarması için tutmuştu.

150:7.3 (1684.2) Thus did the Master find himself in the midst of, not a welcome homecoming, but a decidedly hostile and hypercritical atmosphere. But this was not all. His enemies, knowing that he was to spend this Sabbath day in Nazareth and supposing that he would speak in the synagogue, had hired numerous rough and uncouth men to harass him and in every way possible make trouble.

    İsa’nın daha eski olan arkadaşlarının çoğu, gençliğinde kendisine fazlasıyla sevgi beslemiş hazzan öğretmeni dâhil olmak üzere, ya yaşını yitirmiş veya Nasıra’yı terk etmiş haldeydi; ve, daha yeni olan nesil, güçlü kıskançlık duyguları ile birlikte onun ününe karşı gelme zayıflığına sahipti. Onlar, babasının ailesine olan onun öncül adanmışlığını hatırlayamamışlardı; ve, Nasıra’da bulunan erkek kardeşini ve evli kız kardeşlerini ziyaret etmeyip onları bir kenara atışına dair eleştirilerinde fazlasıyla yoğun hisler içindelerdi. İsa’nın ailesinin kendisine olan tutumu da, bir ölçüde, vatandaşlar arasındaki bu iyiliksever olmayan hissin artmasına sebebiyet vermişti. Museviler arasındaki köktenciler İsa’yı, bu Şabat sabahı sinagoga olan yolu üzerinde haddinden fazla hızlı yürümüş olması nedeniyle bile eleştirme cüretinde bulundular.

150:7.4 (1684.3) Most of the older of Jesus’ friends, including the doting chazan teacher of his youth, were dead or had left Nazareth, and the younger generation was prone to resent his fame with strong jealousy. They failed to remember his early devotion to his father’s family, and they were bitter in their criticism of his neglect to visit his brother and his married sisters living in Nazareth. The attitude of Jesus’ family toward him had also tended to increase this unkind feeling of the citizenry. The orthodox among the Jews even presumed to criticize Jesus because he walked too fast on the way to the synagogue this Sabbath morning.

8. Şabat Ayini  

8. The Sabbath Service

    Bu Şabat güzel bir gündü, ve tüm Nasıra, dostlar ve düşmanlar, kasabalarının bu eski vatandaşının konuşmasını duymak için sinagogda hazır bulunmuştu. Havarisel kafilenin çoğu sinagogun dışında bulunmak zorunda kalmıştı; kendisini dinlemek için hepsinin içeriye girmesine imkân verecek yeterli yer yoktu. Bir genç adam olarak İsa sıklıkla, ibadetin bu yerleşkesinde konuşma yapmıştı; ve, bu sabah, sinagogun yöneticisi eline, içinden Yazıtlar dersini okuması için kutsal yazılar rulosunu verdiğinde, orada bulunan hiç kimse, tam da bu el yazmalarının kendisinin bu sinagoga sunmuş olduğu metin olduğunu hatırlar görünmemişti.

150:8.1 (1684.4) This Sabbath was a beautiful day, and all Nazareth, friends and foes, turned out to hear this former citizen of their town discourse in the synagogue. Many of the apostolic retinue had to remain without the synagogue; there was not room for all who had come to hear him. As a young man Jesus had often spoken in this place of worship, and this morning, when the ruler of the synagogue handed him the roll of sacred writings from which to read the Scripture lesson, none present seemed to recall that this was the very manuscript which he had presented to this synagogue.

    Bu gündeki ayinler, bir oğlan çocuğu olarak katılmış olduğunun tıpatıp aynısı biçimimde yerine getirilmişti. O, sinagogun yöneticisi ile birlikte konuşma kürsüsüne çıkmış ve ayin şu iki duanın söylenişi ile başlamıştı: “Işığı var kılan ve karanlığı yaratan, barışı getiren ve her şeyi var eden, dünyanın Kralı olan Koruyucu kutlu olsun; bağışlama içerisinde yeryüzüne ve onun üzerinde ikamet edenlere ışık veren ve iyilik içerisinde gün be gün ve her gün tüm yaratımı yenileyen. Kendi eliyle yarattığı şeylerin ihtişamı adına ve yüceltilmesi için var kılmış olduğu ışık veren ışıklar adına Tanrımız olan Koruyucu kutlu olsun. Selah. Işıkları oluşturmuş, Tanrımız olan Koruyucu kutlu olsun.”

150:8.2 (1684.5) The services on this day were conducted just as when Jesus had attended them as a boy. He ascended the speaking platform with the ruler of the synagogue, and the service was begun by the recital of two prayers: “Blessed is the Lord, King of the world, who forms the light and creates the darkness, who makes peace and creates everything; who, in mercy, gives light to the earth and to those who dwell upon it and in goodness, day by day and every day, renews the works of creation. Blessed is the Lord our God for the glory of his handiworks and for the light-giving lights which he has made for his praise. Selah. Blessed is the Lord our God, who has formed the lights.”

    Bir anlık duraklamadan sonra onlar tekrar şu biçimde dua etmişlerdi: “Büyük bir sevgi ile Tanrımız olan Koruyucu bizleri sevdi, sonu gelmez bir biçimde o bizlere acıdı, Babamız ve Kralımız, kendisine güvenmiş olan atalarımız hatırına. Sen bizlere yaşamın kurallarını öğrettin; bizleri bağışla ve bizlere öğret. Gözlerimizi kanunda aydınlat; kalplerimizi emirlerine hiç onlardan ayrılmayacak bir biçimde doğrult; ismini derinden sevmek ve ondan korku duymak için kalplerimizi birleştir; ve, sonsuza kadar utanılacak bir konuma düşmeyelim. Zira, sen, kurtuluşu hazırlayan bir Tanrısın; ve, sen, milletlerin ve dillerin tümü arasında bizleri seçtin; ve, gerçek bir biçimde sen — selah olarak — büyük ismini yakınımıza, bütünlüğünü sevgi dolu halde takdir edebilmemiz için getirdin. Sevgi dolu bir biçimde İsrail’i kendi insanları olarak seçmiş olan Koruyucu kutlu olsun.”

150:8.3 (1685.1) After a moment’s pause they again prayed: “With great love has the Lord our God loved us, and with much overflowing pity has he pitied us, our Father and our King, for the sake of our fathers who trusted in him. You taught them the statutes of life; have mercy upon us and teach us. Enlighten our eyes in the law; cause our hearts to cleave to your commandments; unite our hearts to love and fear your name, and we shall not be put to shame, world without end. For you are a God who prepares salvation, and us have you chosen from among all nations and tongues, and in truth have you brought us near your great name — selah — that we may lovingly praise your unity. Blessed is the Lord, who in love chose his people Israel.”

    Ayine katılanlar bunun sonrasında, Musevi inanç nakaratı olan Şema’yı söyledi. Bu ritüel; kanundan alınmış birçok metni tekrar etmekten meydana gelmiş olup, ibadet edenlerin üzerlerine cennet krallığının boyunduruğunu geçirmelerini, aynı zamanda da hem gündüz hem de gece emirleri yerine getirmenin sorumluluğunu üstlenmelerini ifade etmekteydi.

150:8.4 (1685.2) The congregation then recited the Shema, the Jewish creed of faith. This ritual consisted in repeating numerous passages from the law and indicated that the worshipers took upon themselves the yoke of the kingdom of heaven, also the yoke of the commandments as applied to the day and the night.

    Ve, bunun sonrasında üçüncü dua gelmekteydi: “Gerçektir, sen Yahvehsin, Tanrımız ve atalarımızın Tanrısı; Kralımız ve atalarımızın Kralı; Kurtarıcımız ve atalarımızın Kurtarıcısı; Yaratanımız ve kurtuluşumuzun kayası; yardımcımız ve kurtarıcımız. İsmin sonsuzluktan gelmektedir, ve senden başka hiçbir Tanrı yoktur. Onlar, deniz kıyısında senin ismine söylemiş oldukları yeni bir şarkı bestelemişlerdi; hepsi beraber sen, Kralı övmüş ve onu sahiplenmiş olup, sonsuza kadar Yahveh hükmünü sürdürecek demişti. İsrail’i kurtaran Koruyucu kutlu olsun.”

150:8.5 (1685.3) And then followed the third prayer: “True it is that you are Yahweh, our God and the God of our fathers; our King and the King of our fathers; our Savior and the Savior of our fathers; our Creator and the rock of our salvation; our help and our deliverer. Your name is from everlasting, and there is no God beside you. A new song did they that were delivered sing to your name by the seashore; together did all praise and own you King and say, Yahweh shall reign, world without end. Blessed is the Lord who saves Israel.”

    Sinagogun yöneticisi bunun sonrasında, kutsal yazıtları taşıyan sandık, veya diğer bir değişle kutunun, önündeki yerini almış olup, on dokuz dua methiyesi, veya diğer bir değişle takdisinin, söylenişine başlamıştı. Ancak, bu anda, seçkin davetlinin konuşması için daha fazla zamana sahip olabilmesi amacıyla yöneticinin ayini kısaltması arzu edilen bir şeydi; bunun uyarınca, yalnızca ilk ve son takdisler söylenmişti. İlki: “Tanrımız olan Koruyucu kutlu olsun, ve atalarımızın Tanrısı, İbrahim’in Tanrısı ve İşaya’nın Tanrısı, ve Yakup’un Tanrısı; merhamet ve iyilik gösteren, her şeyi yaratan, atalarımıza verilmiş olan şükran dolu sözleri hatırlayan ve, sevgi içerisinde, kendi ismine layık olması için bu ataların torunlarına bir kurtarıcı getiren, büyük, kudretli ve korkulası Tanrı. Sen ey Kralımız, yardımcımız, kurtarıcımız ve kalkanımız! Sen kutlu ol, Ey Yahveh, İbrahim’in kalkanı.”

150:8.6 (1685.4) The ruler of the synagogue then took his place before the ark, or chest, containing the sacred writings and began the recitation of the nineteen prayer eulogies, or benedictions. But on this occasion it was desirable to shorten the service in order that the distinguished guest might have more time for his discourse; accordingly, only the first and last of the benedictions were recited. The first was: “Blessed is the Lord our God, and the God of our fathers, the God of Abraham, and the God of Isaac, and the God of Jacob; the great, the mighty, and the terrible God, who shows mercy and kindness, who creates all things, who remembers the gracious promises to the fathers and brings a savior to their children’s children for his own name’s sake, in love. O King, helper, savior, and shield! Blessed are you, O Yahweh, the shield of Abraham.”

    Bunun sonrasında son takdis geldi: “Ey Sen, İsrail olan insanlarına büyük barışı sonsuza kadar bahşet; zira, sen, tüm barışın Kralı ve Koruyucususun. Ve, İsrail’i her an ve her saat barış ile kutsaman senin gözlerinde iyi bir şeydir. İnsanların olan İsrail’e barışı bahşeden Yahveh, sen kutlu ol.” Ayine katılanlar, takdisi söylediğinde yöneticiye bakmamaktaydı. Takdislerden sonra o, bu toplanış için uygun olan ancak yazılı bulunmayan bir duayı söylemişti; ve, bu duayı sona erdiğinde, topluluğun tümü kendisine âmin diyen bir biçimde katılmıştı.

150:8.7 (1685.5) Then followed the last benediction: “O bestow on your people Israel great peace forever, for you are King and the Lord of all peace. And it is good in your eyes to bless Israel at all times and at every hour with peace. Blessed are you, Yahweh, who blesses his people Israel with peace.” The congregation looked not at the ruler as he recited the benedictions. Following the benedictions he offered an informal prayer suitable for the occasion, and when this was concluded, all the congregation joined in saying amen.

    Bunun sonrasında hazzan sandığa doğru yönelip, Yazıtlar dersini okuyabilmesi için İsa’ya sunan bir biçimde bir ruloyu getirdi. Kanundan üçten az olmayacak mısrayı okuması için yedi kişiyi çağırmak adettendi; ve, bu uygulama bu seferde, ziyaret eden kişi kendisinin seçmiş olduğu dersi okuyabilmesi için yerine getirilmemişti. İsa, ruloyu alan bir biçimde, ayağa kalkıp, Tesniye kitabından okumaya başladı: “Zira, sizlere bugün vermiş olduğum bu emir, sizden saklı değildir; ne o çok uzakta olan bir şeydir. O, kim cennete çıkıp aşağıda olan bizlere duyabilmemiz ve yerine getirilebilmemiz için indirecek şeklinde sorduğunuz halde, gökte değildir. Ne de o, kim denize açılıp duyabilmemiz ve yerine getirilebilmemiz için bizlere getirecek şeklinde sorduğunuz halde, denizin ardında değildir. Hayır, yaşamın sözü sizlerin oldukça yakınındadır, hatta, bilebilmeniz ve ona ibadet edebilmeniz için, mevcudiyetiniz içinde ve kalbinizdedir.”

150:8.8 (1685.6) Then the chazan went over to the ark and brought out a roll, which he presented to Jesus that he might read the Scripture lesson. It was customary to call upon seven persons to read not less than three verses of the law, but this practice was waived on this occasion that the visitor might read the lesson of his own selection. Jesus, taking the roll, stood up and began to read from Deuteronomy: “For this commandment which I give you this day is not hidden from you, neither is it far off. It is not in heaven, that you should say, who shall go up for us to heaven and bring it down to us that we may hear and do it? Neither is it beyond the sea, that you should say, who will go over the sea for us to bring the commandment to us that we may hear and do it? No, the word of life is very near to you, even in your presence and in your heart, that you may know and obey it.”

    Ve, o, kanundan okuyuşunu bitirdiğinde, İşaya’ya dönüp şunu okumaya başladı: “Koruyucu’nun ruhaniyeti benim üzerimedir, çünkü ben, fakirlere iyi haberleri duyurmak için kutsallık içinde görevlendirildim. O beni, esirlere özgürlüğün, gözleri görmeyenlere iyileşen görüşün, ezilmişlerin kurtarılışının ve Koruyucu’nun gözde yılının haberi getirmek için gönderdi.”

150:8.9 (1686.1) And when he had ceased reading from the law, he turned to Isaiah and began to read: “The spirit of the Lord is upon me because he has anointed me to preach good tidings to the poor. He has sent me to proclaim release to the captives and the recovering of sight to the blind, to set at liberty those who are bruised and to proclaim the acceptable year of the Lord.”

    İsa kitabı kapattı, ve onu sinagogun yöneticisine geri verdikten sonra oturup, insanlara olan konuşmasına başladı. O, sözüne şunu söyleyerek başlamıştı: “Bugün bu Yazıtlar yerine gelmiştir.” Ve, bunun sonrasında, İsa, neredeyse on beş dakika boyunca “Tanrı’nın Erkek ve Kız Evlatları” üzerine konuşmuştu. İnsanların çoğu bu konuşmadan memnun olmuştu, ve onun şükran doluluğuna ve bilgeliğine hayran kalmıştı.

150:8.10 (1686.2) Jesus closed the book and, after handing it back to the ruler of the synagogue, sat down and began to discourse to the people. He began by saying: “Today are these Scriptures fulfilled.” And then Jesus spoke for almost fifteen minutes on “The Sons and Daughters of God.” Many of the people were pleased with the discourse, and they marveled at his graciousness and wisdom.

    Sinagogda, resmi ayinin tamamlanmasından sonra, ilgi duyacak olanların kendisine sorular sorabilmesi amacıyla konuşmacının hazır konumda bulunması adetti. Bunun uyarınca, bu Şabat Sabahı, İsa, soru sormak için ileriye atılmakta olan kabalığa karışmak amacıyla aşağıya inmişti. Bu topluluk içerisinde kötülük eğiliminde olan birçok sorunlu birey bulunmaktaydı; bunun yanı sıra, toplanmış olan kalabalığı, İsa’ya sorun çıkarmak için tutulmuş olan yoz insanları çevrelemekteydi. Dışarıda kalmış olan takipçilerin ve öğreti-yayıcılarının çoğu bu aşamada sıkış tepiş sinagoga girmiş olup, bir sorunun çıkmak üzere olduğunu tanımakta gecikmemişlerdi. Onlar Üstün’ü dışarı çıkarmayı amaçlamışlar ancak kendisi onlarla birlikte gelmek istememişti.

150:8.11 (1686.3) It was customary in the synagogue, after the conclusion of the formal service, for the speaker to remain so that those who might be interested could ask him questions. Accordingly, on this Sabbath morning Jesus stepped down into the crowd which pressed forward to ask questions. In this group were many turbulent individuals whose minds were bent on mischief, while about the fringe of this crowd there circulated those debased men who had been hired to make trouble for Jesus. Many of the disciples and evangelists who had remained without now pressed into the synagogue and were not slow to recognize that trouble was brewing. They sought to lead the Master away, but he would not go with them.

9. Nasıra Reddi  

9. The Nazareth Rejection

    İsa kendisini sinagogda, düşmanlarından oluşmuş büyük bir kalabalık ve kendi takipçilerinden meydana gelmiş sınırlı sayıdaki bir topluluk tarafından çevrilmiş halde bulmuştu; ve, onların kaba sorularına ve alaycı tavırlarına yanıt olarak yarı şakacı bir biçimde: “Evet, ben Yusuf’un oğluyum; ben marangozum; ve, ben, sizlerin bana ‘Doktor, kendini iyileştir’ atasözünü hatırlatmanız karşısında şaşırmadım, ve Kapernaum’da yaptığımı duyduğunuz şeyleri Nasıra’da da yapmak için beni zorlamanıza da; ancak, ben size, Yazıtların bile ‘kendi ülkesi ve kendi insanları dışında bir bir tanrı-elçisine onur duyulmadığını’ duyuruşuna şahitlik etmenizi isterim.”

150:9.1 (1686.4) Jesus found himself surrounded in the synagogue by a great throng of his enemies and a sprinkling of his own followers, and in reply to their rude questions and sinister banterings he half humorously remarked: “Yes, I am Joseph’s son; I am the carpenter, and I am not surprised that you remind me of the proverb, ‘Physician heal yourself,’ and that you challenge me to do in Nazareth what you have heard I did at Capernaum; but I call you to witness that even the Scriptures declare that ‘a prophet is not without honor save in his own country and among his own people.’”

    Ancak, onlar İsa’yı itip kalkmış ve, kendisine suçlayıcı parmakları doğrultan bir biçimde, şunu söylemişlerdi: “Sen kendinin Nasıra insanlarından daha iyi olduğunu düşünüyorsun; sen bizlerden ayrıldın ama senin erkek kardeşin herkesin tanıdığı bir işçidir, ve senin kız kardeşlerin hala bizler arasında yaşamaktadır. Bizler annen Meryem’i bilmekteyiz. Bugün onlar neredeler? Bizler senin hakkında büyük şeyler duyduk; ancak fark etmekteyiz ki sen geri döndüğünde hiçbir mucizede bulunmamaktasın.” İsa onlara şu cevabı verdi: “Ben, büyüdüğüm şehir içinde ikamet eden insanları derinden sevmekteyim; ve, ben, hepinizin cennetin krallığına olan girişinizi görmekten büyük mutluluk duyacağım; ancak, Tanrı’nın yaptığı şeyleri yapmam benim karar verebileceğim bir şey değildir. İyiliğin getirdiği dönüştürülüşler, ondan faydalanan yaşayan inanca karşılık olarak gerçekleşir.”

150:9.2 (1686.5) But they jostled him and, pointing accusing fingers at him, said: “You think you are better than the people of Nazareth; you moved away from us, but your brother is a common workman, and your sisters still live among us. We know your mother, Mary. Where are they today? We hear big things about you, but we notice that you do no wonders when you come back.” Jesus answered them: “I love the people who dwell in the city where I grew up, and I would rejoice to see you all enter the kingdom of heaven, but the doing of the works of God is not for me to determine. The transformations of grace are wrought in response to the living faith of those who are the beneficiaries.”

    Şimon Zelotes’in, genç öğreti-yayıcılarından biri olan Nahor’un yardımıyla, kalabalık içerisinden İsa’nın arkadaşlarından meydana gelen bir topluluğu bu zaman zarfında toplayan ve, düşmansı bir tutumu üstlenen bir biçimde, Üstün’ün düşmanlarının dağılmasına uyaran bir şekilde, kendi havarilerinden bir tanesinin büyük taktiksel hatası olmasaydı İsa, kalabalığı iyilikle idare edip, şiddet yanlısı olan düşmanlarını bile etkin bir biçimde etkisiz hale getirecekti. İsa uzunca bir süre boyunca havarilere, yumuşak bir cevabın gazabı geri çevirdiğini öğretmişti; ancak, onun takipçileri, kendisini oldukça istekli bir biçimde Üstün olarak çağırmış oldukları, sevgili öğretmenlerine bu türden saygısızlık ve küçük görülmeyle davranılmasına alışkın değillerdi. Bu kendilerinin katlanabileceğinden çok daha fazla olan bir şeydi; ve, onlar kendilerini, bu Tanrı tanımaz ve kaba topluluk içinde yalnızca aşırı kalabalık duygularının doğmasına sebebiyet veren şeyler olarak tutkulu ve kızgın itirazları dile getirir halde buldular. Ve, böylece, parayla tutulmuş olan kişilerin önderliği altında, bu şiddet yanlısı kişiler İsa’yı yakalayıp, sinagogdan dışarı, uçurumdan aşağıya onun ölümüne itme düşüncesinde bulundukları yer olan, yakındaki yüksek bir tepenin eşiğine götürdüler. Ancak, onlar yamacın ucunda kendisini tam da itecekken, İsa kendisini esir edenlere aniden dönüp, onların tam karşısında olan bir biçimde, sessizce kollarını kavuşturdu. O hiçbir şey söylemedi; ancak, kendisinin arkadaşları, o ileri doğru yürürken, kalabalık açılıp, onun rahatsız edilmeden geçmesine izin verdiğinde şaşkınlığa uğramaktan çok daha fazlasını deneyimlemişlerdi.

150:9.3 (1686.6) Jesus would have good-naturedly managed the crowd and effectively disarmed even his violent enemies had it not been for the tactical blunder of one of his own apostles, Simon Zelotes, who, with the help of Nahor, one of the younger evangelists, had meanwhile gathered together a group of Jesus’ friends from among the crowd and, assuming a belligerent attitude, had served notice on the enemies of the Master to go hence. Jesus had long taught the apostles that a soft answer turns away wrath, but his followers were not accustomed to seeing their beloved teacher, whom they so willingly called Master, treated with such discourtesy and disdain. It was too much for them, and they found themselves giving expression to passionate and vehement resentment, all of which only tended to arouse the mob spirit in this ungodly and uncouth assembly. And so, under the leadership of hirelings, these ruffians laid hold upon Jesus and rushed him out of the synagogue to the brow of a near-by precipitous hill, where they were minded to shove him over the edge to his death below. But just as they were about to push him over the edge of the cliff, Jesus turned suddenly upon his captors and, facing them, quietly folded his arms. He said nothing, but his friends were more than astonished when, as he started to walk forward, the mob parted and permitted him to pass on unmolested.

    İsa, takipçileri tarafından izlenen bir biçimde, tüm bunların anlatılmış olduğu yer olan, kamplarına ilerlemişti. Ve, onlar o akşam, öncesinden İsa’nın emretmiş olduğu şekilde, ertesi gün erken vakit Kapernaum’a geri dönmeye hazırlanmışlardı. Üçüncü kamu duyuru turnesinin bu çalkantılı sonu, İsa’nın takipçilerinin tümü üzerinde onları kendilerine getiren bir etkide bulunmuştu. Onlar, Üstün’ün öğretilerinin bazılarının anlamını kavramaya başlamaktaydı; onlar, krallığın yalnızca fazlasıyla kederle ve acı hayal kırıklıkları ile geleceği gerçeğine uyanmaktaydı.

150:9.4 (1687.1) Jesus, followed by his disciples, proceeded to their encampment, where all this was recounted. And they made ready that evening to go back to Capernaum early the next day, as Jesus had directed. This turbulent ending of the third public preaching tour had a sobering effect upon all of Jesus’ followers. They were beginning to realize the meaning of some of the Master’s teachings; they were awaking to the fact that the kingdom would come only through much sorrow and bitter disappointment.

    Onlar Nasıra’yı bu Cuma sabahı terk etmiş olup, farklı güzergâhlardan seyahat ederek nihai bir biçimde Mart’ın 10’u, Perşembe günü öğle vakti Bethsayda’da bir araya geldiler. Onlar, utgun atlılardan oluşan coşkulu ve her şeyi başaracağını düşünen bir kalabalık olarak değil, gerçekliğin müjdesinin uyanmış duyurucularından meydana gelen gerçekliği anlayan ve ciddi bir topluluk olarak bir araya gelmişlerdi.

150:9.5 (1687.2) They left Nazareth this Sunday morning, and traveling by different routes, they all finally assembled at Bethsaida by noon on Thursday, March 10. They came together as a sober and serious group of disillusioned preachers of the gospel of truth and not as an enthusiastic and all-conquering band of triumphant crusaders.





Back to Top