URANTİA’NIN KİTABI’NA - 135. Makale
Vaftizci Yahya

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım IV. İsa’nın Hayatı ve Öğretileri



Paper 135
John the Baptist

    VAFTİZCİ YAHYA, bir önceki yılın Nisan ayında Cebrail’in Elizabet’e vermiş olduğu söz uyarınca, M.Ö. 7.yılda, Mart’ın 25’inde dünyaya gelmişti. Beş ay boyunca Elizabet, Cebrail’in ziyaretini sır olarak saklamıştı; ve, bunu eşi Zekeriya’ya söylediğinde, Zekeriya fazlasıyla sıkıntı içine düşmüş olup, ancak, Yahya’nın doğumundan yaklaşık olarak altı hafta önce görmüş olduğu olağandışı bir rüyadan sonra eşinin hikâyesine bütünüyle inanmıştı. Cebrail’in Elizabet’e olan ziyareti ve Zekeriya’nın rüyası dışında, Vaftizci Yahya’nın doğumu ile ilişkili olağandışı ve olağan-ötesi hiçbir şey gerçekleşmemişti.

135:0.1 (1496.1) JOHN the Baptist was born March 25, 7 B.C., in accordance with the promise that Gabriel made to Elizabeth in June of the previous year. For five months Elizabeth kept secret Gabriel’s visitation; and when she told her husband, Zacharias, he was greatly troubled and fully believed her narrative only after he had an unusual dream about six weeks before the birth of John. Excepting the visit of Gabriel to Elizabeth and the dream of Zacharias, there was nothing unusual or supernatural connected with the birth of John the Baptist.

    Sekizinci günde, Yahya, Musevi âdetine uyarınca sünnet edilmişti. O, Kudüs’ün yaklaşık altı buçuk kilometre batısında Yehuda Şehri olarak bu günlerde bilinmekte olan küçük bir köyde, gün be gün ve yıl be yıl olağan bir çocuk olarak yetişti.

135:0.2 (1496.2) On the eighth day John was circumcised according to the Jewish custom. He grew up as an ordinary child, day by day and year by year, in the small village known in those days as the City of Judah, about four miles west of Jerusalem.

    Yahya’nın öncül çocukluğunda en büyük öneme sahip olay, ebeveynleri eşliğinde, İsa ve Nasıra ailesine olan ziyaretti. Bu ziyaret, Yahya’nın bu zaman zarfında altı yaşından biraz daha büyük olduğu, M.Ö. 1.yılda, Haziran ayı içinde gerçekleşmişti.

135:0.3 (1496.3) The most eventful occurrence in John’s early childhood was the visit, in company with his parents, to Jesus and the Nazareth family. This visit occurred in the month of June, 1 B.C., when he was a little over six years of age.

    Nasıra’dan geri döndükten sonra, Yahya’nın ebeveynleri ufaklığın düzenli eğitimine başlamıştı. Bu küçük köyde hiçbir sinagog okulu bulunmamaktaydı; bir din adamı olarak Zekeriya, oldukça iyi eğitim almış haldeydi, ve Elizabet, ortalama bir Yehuda kadınından daha iyi eğitimliydi; o da, “Harun’un kızlarından” gelen bir soya ait olarak, din-adamlığı kurumunun bir parçasıydı. Yahya tek bir çocuk olduğu için, onlar, kendisinin zihinsel ve ruhsal eğitimi üzerinde büyük bir zaman harcamışlardı. Zekeriya, vaktinin büyük bir kısmını oğluna ders vererek adamayabilmesi için Kudüs’deki mabette yalnızca kısa süren ayinlerde bulunmaktaydı.

135:0.4 (1496.4) After their return from Nazareth John’s parents began the systematic education of the lad. There was no synagogue school in this little village; however, as he was a priest, Zacharias was fairly well educated, and Elizabeth was far better educated than the average Judean woman; she was also of the priesthood, being a descendant of the “daughters of Aaron.” Since John was an only child, they spent a great deal of time on his mental and spiritual training. Zacharias had only short periods of service at the temple in Jerusalem so that he devoted much of his time to teaching his son.

    Zekeriya ve Elizabet, içinde koyun yetiştirdikleri küçük bir çiftliğe sahiplerdi. Onlar neredeyse hiçbir biçimde, bu arazi üzerinden geçimlerini sağlayamamıştı; ancak, Zekeriya, din-adamlığına ayrılmış olan tapınak kaynaklarından düzenli bir destek almaktaydı.

135:0.5 (1496.5) Zacharias and Elizabeth had a small farm on which they raised sheep. They hardly made a living on this land, but Zacharias received a regular allowance from the temple funds dedicated to the priesthood.

1. Yahya’nın Nazir Oluşu  

1. John Becomes a Nazarite

    Yahya’nın on dört yaşında mezun olacağı hiçbir okulu bulunmamaktaydı; ancak, onun ebeveynleri bu seneyi, resmi Nazir andında bulunması için uygun yıl olarak seçmişlerdi. Bunun uyarınca, Zekeriya ve Elizabet oğullarını, Lut Gölü’nün aşağısında bulunan Engedi’ye götürdü. Burası, Nazir kardeşliğinin güney ana merkeziydi; ve, orada, ufaklık bu düzeye, olması gerektiği gibi ve tüm ciddiyetiyle katıldı. Bu törenlerden, ve, bilinci kaybettiren tüm içeceklerden uzak durmanın, vücudun her türlü tüyünü uzatmanın ve ölüye dokunmaktan sakınmanın sözlerinde bulunduktan sonra, aile; Yahya’nın, bu Nazire yeminlerinde bulunanlar için gerekli olan bağışında bulunmayı huzurunda tamamladığı yer olan Kudüs’e geçti.

135:1.1 (1496.6) John had no school from which to graduate at the age of fourteen, but his parents had selected this as the appropriate year for him to take the formal Nazarite vow. Accordingly, Zacharias and Elizabeth took their son to Engedi, down by the Dead Sea. This was the southern headquarters of the Nazarite brotherhood, and there the lad was duly and solemnly inducted into this order for life. After these ceremonies and the making of the vows to abstain from all intoxicating drinks, to let the hair grow, and to refrain from touching the dead, the family proceeded to Jerusalem, where, before the temple, John completed the making of the offerings which were required of those taking Nazarite vows.

    Yahya, Samson ve tanrı-elçisi Samuel olarak, görkemli öncüllerine içirilmiş olan aynı yaşam antlarında bulunmuştu. Bir yaşam Naziri, arındırılmış ve kutsal bir kişilik olarak görülürdü. Museviler bir Nazir’e, neredeyse, yüksek bir din-adamına gösterilen saygı ve huşu ile bakmaktaydı; ve, bu durum, yaşam boyunca kutsal bir biçimde adanmış olan Nazirler’in, en başından beri, yüksek din-adamları haricinde, mabet içindeki en kutsal olan yerlere girmelerine izin verilmiş tek topluluk olması dolayısıyla, garip değildi.

135:1.2 (1496.7) John took the same life vows that had been administered to his illustrious predecessors, Samson and the prophet Samuel. A life Nazarite was looked upon as a sanctified and holy personality. The Jews regarded a Nazarite with almost the respect and veneration accorded the high priest, and this was not strange since Nazarites of lifelong consecration were the only persons, except high priests, who were ever permitted to enter the holy of holies in the temple.

    Yahya Kudüs’den eve, babasının koyunlarına bakmak ve soylu bir karaktere sahip güçlü bir insan haline gelen bir biçimde büyümek için geri dönmüştü.

135:1.3 (1497.1) John returned home from Jerusalem to tend his father’s sheep and grew up to be a strong man with a noble character.

    On altı yaşına geldiğinde, Yahya, İlyas hakkında yapmış olduğu okumaların bir sonucu olarak, Karmel Dağlı tanrı-elçisinden fazlasıyla etkilenmiş olup, onun kıyafet tarzını benimsemeye karar vermişti. Bu günden itibaren, Yahya her zaman, deri bir kuşağın çevrelediği tüylü bir elbise giymişti. On altı yaşında, bir metre seksen santimden uzun ve neredeyse tamamen büyümüş haldeydi. Dalgalı saçıyla ve alışık olunmayan türdeki elbisesiyle, o gerçekten de, resmi çizilesi bir gençti. Ve, onun ebeveynleri, söz verilmiş bir evlat ve yaşam boyu bir Nazir olarak, bu, tek olan oğullarından büyük şeyler beklemekteydi.

135:1.4 (1497.2) When sixteen years old, John, as a result of reading about Elijah, became greatly impressed with the prophet of Mount Carmel and decided to adopt his style of dress. From that day on John always wore a hairy garment with a leather girdle. At sixteen he was more than six feet tall and almost full grown. With his flowing hair and peculiar mode of dress he was indeed a picturesque youth. And his parents expected great things of this their only son, a child of promise and a Nazarite for life.

2. Zekeriya’nın Ölümü  

2. The Death of Zacharias

    Birkaç ay süren bir hastalıktan sonra, Zekeriya, Yahya on sekizini henüz yeni geçmişken, M.S. 12.yılda Temmuz ayında yaşamını yitirdi. Bu Yahya için fazlasıyla utandırıcı bir dönemdi, çünkü Nazir yemini bir ölüyle olan iletişimi, kişinin kendi ailesi bile olsa yasaklamaktaydı. Her ne kadar Yahya, ölünün tecrit edilişi ile ilgili verdiği yeminin sınırlamalara uymaya çabalamışsa da, Nazir düzeyine tamamiyle itaatkâr bulunduğu konusunda kuşku duymuştu; bu nedenle, babasının defnedilişinden sonra, kadınların bahçesindeki Nazir köşesinde arınması için feda sunumlarında bulunduğu yer olan Kudüs’e gitmişti.

135:2.1 (1497.3) After an illness of several months Zacharias died in July, A.D. 12, when John was just past eighteen years of age. This was a time of great embarrassment to John since the Nazarite vow forbade contact with the dead, even in one’s own family. Although John had endeavored to comply with the restrictions of his vow regarding contamination by the dead, he doubted that he had been wholly obedient to the requirements of the Nazarite order; therefore, after his father’s burial he went to Jerusalem, where, in the Nazarite corner of the women’s court, he offered the sacrifices required for his cleansing.

    Bu yılın Eylül ayında, Elizabet ve Yahya, Meryem ve İsa’yı ziyaret etmek için bir yolculukta bulunmuşlardı. Yahya, yaşam görevinde yeni bir şeyde bulunak için aklını daha yeni hazır hale getirmişti; ancak, o, yalnızca İsa’nın sözleriyle değil aynı zamanda onun oluşturmuş olduğu örnek ile, eve geri dönmesi, annesine bakması ve “Yaratıcı’nın vaktinin gelişini” beklemesi yönünde uyarılmıştı. Bu keyifli ziyaretin sonunda İsa ve Meryem’e elveda ettikten sonra, Yahya, Ürdün vadisindeki vaftiz olayına kadar İsa’yı bir daha görmemişti.

135:2.2 (1497.4) In September of this year Elizabeth and John made a journey to Nazareth to visit Mary and Jesus. John had just about made up his mind to launch out in his lifework, but he was admonished, not only by Jesus’ words but also by his example, to return home, take care of his mother, and await the “coming of the Father’s hour.” After bidding Jesus and Mary good-bye at the end of this enjoyable visit, John did not again see Jesus until the event of his baptism in the Jordan.

    Yahya ve Elizabet evlerine geri dönüp, gelecek için tasarımlarda bulunmaya başladılar. Yahya tapınak kaynaklarından kendisinin alacaklı olduğu din-adamlığı desteğini kabul etmeyi reddettiği için, onlar iki yılın sonunda, evleri hariç her şeylerini yitirmişlerdi; böylece, onlar, koyun sürüsüyle birlikte güneye gitmeye karar vermişlerdi. Bunun uyarınca, Yahya’nın yirminci yaşında olduğu yaz, Hebron’a olan taşınmalarına şahit olmuştu. Tarafınızdan “Yehuda’nın derinlikleri” olarak adlandırılan yerde Yahya, Engedi’de Lut Gölü’ne dökülen büyük bir nehre bağlı bir ırmak boyunca koyunlarını yetiştirdi. Engedi sakinlerinin bu topluluğu; yalnızca yaşam boyu Nazarileri’ni ve onların belli bir süreliğine kutsal olarak adanmış bireylerinden değil, bu bölgede sürüleri ile toplanmış ve Nazari kardeşliği ile dostane biçimde bütünleşmiş olan katı münzevi hayatını tercih etmiş sayısız diğer sürü sahiplerinden oluşmaktaydı. Onlar yaşamlarını, koyun yetiştirerek ve varlıklı Museviler’in bu düzeye vermiş olduğu hediyelerle idame ettirmişlerdi.

135:2.3 (1497.5) John and Elizabeth returned to their home and began to lay plans for the future. Since John refused to accept the priest’s allowance due him from the temple funds, by the end of two years they had all but lost their home; so they decided to go south with the sheep herd. Accordingly, the summer that John was twenty years of age witnessed their removal to Hebron. In the so-called “wilderness of Judea” John tended his sheep along a brook that was tributary to a larger stream which entered the Dead Sea at Engedi. The Engedi colony included not only Nazarites of lifelong and time-period consecration but numerous other ascetic herdsmen who congregated in this region with their herds and fraternized with the Nazarite brotherhood. They supported themselves by sheep raising and from gifts which wealthy Jews made to the order.

    Zaman ilerledikçe, Yahya, Hebron’a daha az sıklıkla geri dönerken, Engedi’ye daha sık gerçekleşen ziyaretlerde bulunmaktaydı. O Nazariler’in çoğunluğundan o kadar bütüncül bir biçimde farklıydı ki, bu kardeşlik ile sosyal olarak bütünleşmek ona oldukça zor gelmekteydi. Ancak, o, Engedi topluluk sakinlerinin sayılan önderi ve başı olan Abner’i fazlasıyla beğenmekteydi.

135:2.4 (1497.6) As time passed, John returned less often to Hebron, while he made more frequent visits to Engedi. He was so entirely different from the majority of the Nazarites that he found it very difficult fully to fraternize with the brotherhood. But he was very fond of Abner, the acknowledged leader and head of the Engedi colony.

3. Bir Çobanın Yaşamı  

3. The Life of a Shepherd

    Bu küçük ırmağın vadisi boyunca, Yahya; içinde, koyunlardan ve keçilerden oluşan sürülerini izleyebileceği ve onları gözetleyebileceği, taşların üst üste konulmasından oluşmuş kaya sığınakları ve gece ağıllarından bir düzineden fazla inşa etmişti. Yahya’nın bir çoban olarak yaşamı, kendisine düşünmek için büyük bir zaman tanımıştı. O fazlasıyla; Şabat ayinleri için Engedi’ye indiği zamana ek olarak Hebron’a annesini görmek ve koyun satmak için ziyaretlerde bulunduğunda sürülere bakan, ve kendisinin de bir biçimde evlat edinmiş olduğu, Beth-zur’lu öksüz bir ufaklık olan Ezda ile konuşmaktaydı. Yahya ve genç; koyun eti, keçi sütü, yaban balı ve bu bölgenin yenilebilen çekirgeleriyle beslenen bir biçimde, oldukça basit bir hayat yaşamıştı. Onların bu, sürekli tekrar eden yiyecek listesi, zaman zaman Hebron ve Engedi’den getirilmiş olan erzaklarla desteklenmişti.

135:3.1 (1497.7) Along the valley of this little brook John built no less than a dozen stone shelters and night corrals, consisting of piled-up stones, wherein he could watch over and safeguard his herds of sheep and goats. John’s life as a shepherd afforded him a great deal of time for thought. He talked much with Ezda, an orphan lad of Beth-zur, whom he had in a way adopted, and who cared for the herds when he made trips to Hebron to see his mother and to sell sheep, as well as when he went down to Engedi for Sabbath services. John and the lad lived very simply, subsisting on mutton, goat’s milk, wild honey, and the edible locusts of that region. This, their regular diet, was supplemented by provisions brought from Hebron and Engedi from time to time.

    Elizabet Yahya’yı sürekli olarak, Filistin’de ve dünyada yaşananlar hakkında bilgilendirmekteydi; ve, onun, eski dünya düzeni sonlanmak üzere olduğunda vaktinin hızla yaklaşmakta olduğuna dair yargısı gittikçe derinleşti; kendisinin, “cennetin krallığı” olarak, yeni bir çağın yaklaşımının habercisi haline gelecek olduğuydu. Bu keskin hatlara sahip olan çoban, Danyal Peygamber’e ait yazıtları fazlasıyla benimsemiş bir eğilim göstermekteydi. O; Babil’den başlayarak, daha sonra Fars, Yunan ve nihai olarak Roma imparatorluğuna kadar dünyanın büyük krallıklarının tarihini temsil etmiş olan, zamanında ilk olarak Zekeriya’nın kendisine anlatmış olduğu, Danyal’ın tasviri olan büyük rüyayı bin kere okumuştu. Yahya; Roma’nın hali hazırda, temelleri sağlam ve kuvvetli bir bütünlük içerisinde bulunan bir imparatorluk haline gelemeyecek düzeyde çok uluslu insan topluluklardan ve ırklardan meydana geldiğini görmüştü. O, Roma’nın bu dönemde bile, Suriye, Mısır, Filistin ve diğer vilayetler halinde bölünmüş olduğuna inanmıştı; ve, bunun sonrasında o şu metni daha ilgili bir biçimde okumuştu: “bu kralların zamanlarında, cennetin Tanrısı, hiçbir zaman yıkılmayacak olan bir krallığı kuracaktır. Ve, bu krallık, başka bir insan topluluğun olmayacak, ama bahse konu bu krallıkların tümünü parçalara ayırıp, onları yok edecektir; ve, o sonsuza kadar varlığını sürdürecektir.” “Ve, ona; egemenlik ve ihtişam, ve, tüm insan topluluklarının, milletlerin ve dillerin kendisine hizmet etmesi gereken bir krallık verilmişti. Onun egemenliği, geçmeyecek biçimde, sonsuza kadar sürecek bir egemenliktir; ve, onun krallığı hiçbir zaman yok edilmeyecektir.” “Ve, krallık ve egemenlik, ve tüm cennet altında bu krallığın yüceliği; krallığı sonsuza kadar sürecek bir krallık olan ve tüm egemenliklerin kendisine hizmet ve itaat etmesi gereken, En Yüksek Unsur’un azizlerinin sahip olduğu insanlara verilecektir.”

135:3.2 (1498.1) Elizabeth kept John posted about Palestinian and world affairs, and his conviction grew deeper and deeper that the time was fast approaching when the old order was to end; that he was to become the herald of the approach of a new age, “the kingdom of heaven.” This rugged shepherd was very partial to the writings of the Prophet Daniel. He read a thousand times Daniel’s description of the great image, which Zacharias had told him represented the history of the great kingdoms of the world, beginning with Babylon, then Persia, Greece, and finally Rome. John perceived that already was Rome composed of such polyglot peoples and races that it could never become a strongly cemented and firmly consolidated empire. He believed that Rome was even then divided, as Syria, Egypt, Palestine, and other provinces; and then he further read “in the days of these kings shall the God of heaven set up a kingdom which shall never be destroyed. And this kingdom shall not be left to other people but shall break in pieces and consume all these kingdoms, and it shall stand forever.” “And there was given him dominion and glory and a kingdom that all peoples, nations, and languages should serve him. His dominion is an everlasting dominion, which shall not pass away, and his kingdom never shall be destroyed.” “And the kingdom and dominion and the greatness of the kingdom under the whole heaven shall be given to the people of the saints of the Most High, whose kingdom is an everlasting kingdom, and all dominions shall serve and obey him.”

    Yahya, hiçbir zaman; İsa hakkında ebeveynlerinden duyduklarının ve Yazıtlar’da okumuş olduğu bu metinlerin yarattığı kafa karışıklığını bütüncül bir biçimde aşmaya yetkin olamamıştı. Danyal’da şunu okumuştu: “Ben gece rüyalarımda, bir de ne olsun, İnsan Evladı gibi cennetin bulutlarıyla gelmiş birini gördüm, ve bu kişiye egemenlik ve ihtişam ve krallık verilmişti.” Ancak, tanrı-elçisinin bu sözleri, ebeveynlerinin kendisine öğretmiş olduğu şeyler ile uyuşmamaktaydı. Ne de o İsa ile, on sekiz yaşındayken gerçekleştirdiği ziyaret sürecinde, Yazıtlar’da geçen bu ifadeler üzerine konuşmuştu. Bu kafa karışıklığına rağmen, yaşadığı şaşkınlık süreci boyunca annesi Yahya’yı; uzak kuzeni olan Nasıralı İsa’nın gerçek Mesih olduğu, onun Davud’un tahtında oturmak için gelmiş olduğunu ve kendisinin (Yahya’nın) İsa’nın öncül habercisi ve başlıca destekçisi haline geleceği üzerine teskin etmişti.

135:3.3 (1498.2) John was never able completely to rise above the confusion produced by what he had heard from his parents concerning Jesus and by these passages which he read in the Scriptures. In Daniel he read: “I saw in the night visions, and, behold, one like the Son of Man came with the clouds of heaven, and there was given him dominion and glory and a kingdom.” But these words of the prophet did not harmonize with what his parents had taught him. Neither did his talk with Jesus, at the time of his visit when he was eighteen years old, correspond with these statements of the Scriptures. Notwithstanding this confusion, throughout all of his perplexity his mother assured him that his distant cousin, Jesus of Nazareth, was the true Messiah, that he had come to sit on the throne of David, and that he (John) was to become his advance herald and chief support.

    Roma’nın ahlaki olmayan davranışları ve ahlak yoksunu niteliğininkine ek olarak imparatorluğun ahlakı görmezden gelişi ve ahlak bakımından kısır koşulları hakkında duymuş olduğu şeylerden, Hirodes Antipa ve Yehuda’nın valilerinin kötü eylemlerinden bildikleri kadarıyla, Yahya, çağın sonunun gelmekte olduğuna inanma eğilimine sahipti. Doğanın bu keskin hatlara sahip ve soylu çocuğuna göre, dünya, cennetin krallığı olarak — insan çağının sonu ve yeni ve kutsal çağın başlangıcı için hazırdı. Yahya’nın kalbinde, kendisinin eski tanrı-elçilerinin sonuncusu ve yenilerinin ilki olduğuna dair bir his büyümüştü. Ve, o önemli derecede, yola çıkıp, tüm insanlara şunu duyurmak için büyüyen bir arzuyla yanıp tutuşur haldeydi: “Tövbe et! Tanrı ile doğru olana gel! Sona hazırlan; cennetin krallığı olarak, dünya olaylarının yeni ve ebedi düzeyinin ortaya çıkışı için kendinizi hazırlayın.”

135:3.4 (1498.3) From all John heard of the vice and wickedness of Rome and the dissoluteness and moral barrenness of the empire, from what he knew of the evil doings of Herod Antipas and the governors of Judea, he was minded to believe that the end of the age was impending. It seemed to this rugged and noble child of nature that the world was ripe for the end of the age of man and the dawn of the new and divine age — the kingdom of heaven. The feeling grew in John’s heart that he was to be the last of the old prophets and the first of the new. And he fairly vibrated with the mounting impulse to go forth and proclaim to all men: “Repent! Get right with God! Get ready for the end; prepare yourselves for the appearance of the new and eternal order of earth affairs, the kingdom of heaven.”

4. Elizabet’in Ölümü  

4. The Death of Elizabeth

    M.S. 22.yılda, Ağustos ayının 17’sinde, Yahya yirmi sekiz yaşındayken, annesi aniden yaşamını yitirdi. Kişinin kendi ailesini bile içine alır halde ölümle iletişimde bulunmaya dair Nazir düzeyinin sınırlamalarının bilincinde olarak Elizabet’in arkadaşları, Yahya’ya göndermeden önce Elizabet’in defnedilişi için tüm düzenlemeleri gerçekleştirmişlerdi. Annesinin ölüm haberini alınca, Yahya Ezda’ya, sürülerini Engedi’ye götürmesini emredip, Hebron’un yolunu tutmuştu.

135:4.1 (1499.1) On August 17, A.D. 22, when John was twenty-eight years of age, his mother suddenly passed away. Elizabeth’s friends, knowing of the Nazarite restrictions regarding contact with the dead, even in one’s own family, made all arrangements for the burial of Elizabeth before sending for John. When he received word of the death of his mother, he directed Ezda to drive his herds to Engedi and started for Hebron.

    Annesinin cenazesinden Engedi’ye geri dönerken, sürülerini kardeşliğe sunup, bir mevsim boyunca, süresince oruç tutan ve dua eden bir biçimde elini dış dünyadan çekmişti. Yahya yalnızca, kutsallığa olan eski yaklaşım yöntemlerini bilmekteydi; o sadece, İlyas, Samuel ve Danyal gibilerinin kayıtlarını bilmekteydi. İlyas, onun bir tanrı-elçisine dair idealiydi. İlyas, İsrail’in bir tanrı-elçisi olarak görülebilecek öğretmenlerinin ilkiydi; ve, Yahya gerçekten de, İlyas’ın cennetin bu uzun ve görkemli kuşağının ilki olduğuna inanmaktaydı.

135:4.2 (1499.2) On returning to Engedi from his mother’s funeral, he presented his flocks to the brotherhood and for a season detached himself from the outside world while he fasted and prayed. John knew only of the old methods of approach to divinity; he knew only of the records of such as Elijah, Samuel, and Daniel. Elijah was his ideal of a prophet. Elijah was the first of the teachers of Israel to be regarded as a prophet, and John truly believed that he was to be the last of this long and illustrious line of the messengers of heaven.

    İki buçuk yıl boyunca Yahya Engedi’de yaşamıştı; ve, o kardeşliğin çoğunu, “çağın sonunun çok yakında olduğuna” ikna etmişti; “cennetin krallığı yakın bir zamanda ortaya çıkacak”idi. Ve, onun öncül öğretilerinin tümü; Musevi milletinin, Musevi-olmayan yöneticilerin baskısından söz verilmiş kurtarıcısı halindeki, bugünün Musevi düşüncesine ve Mesih kavramsallaşmasına dayanmaktaydı.

135:4.3 (1499.3) For two and a half years John lived at Engedi, and he persuaded most of the brotherhood that “the end of the age was at hand”; that “the kingdom of heaven was about to appear.” And all his early teaching was based upon the current Jewish idea and concept of the Messiah as the promised deliverer of the Jewish nation from the domination of their gentile rulers.

    Bu süreç boyunca, Yahya, Nazire düzeyinin Engedi evinde bulmuş olduğu kutsal yazıtların büyük bir kısmını okumuştu. O özellikle, bahse konu bu döneme göre en yakın zamanda gelmiş tanrı-elçileri olarak, İlyas ve Malaki’den etkilenmişti. O, İlyas’ın kitabının son beş kısmını tekrar tekrar okumuş olup, bu kâhinlere inanmıştı. Bunun sonrasında o, Malaki’nin şu metnini okurdu; “Dikkatlice bak, Koruyucu’nun büyük ve korku duyulası günü gelmeden önce size peygamber İlyas’ı göndereceğim; ve, o, benim yeryüzüne gelip, dünyayı bir lanet ile cezalandırmamam için, babaların kalplerini çocuklara ve çocukların kalplerini babalarına döndürecektir.” Ve, başlı başına Malaki’nin bu sözü, İlyas’ın bünyesinde korku içindeki Yahya’nın, krallığın gelmekte oluşunu duyurmak için atılmasından ve yaklaşmakta olan gazaptan kaçmaları için akran Musevileri’ni ikna etmeye çalışmasından geri dönmesini sağlardı. O, İlyas olmadığını bilmekteydi. Malaki ne demek istemişti? Kehanet birebir gerçeği mi anlatmaktaydı, yoksa mecazi bir anlamı mı ifade etmekteydi? Gerçeği nasıl bilebilirdi? O sonunda; tanrı-elçilerinin ilki İlyas olarak adlandırıldığı için, bilinecek sonuncusunun da, nihai olarak, aynı isimle çağrılacağını düşünmeye cüret etti. Yine de, o, kendisini bir kez dahi olsun İlyas olarak adlandırmasına engel olmaya yeterli kuşkular olarak, şüphelere sahipti.

135:4.4 (1499.4) Throughout this period John read much in the sacred writings which he found at the Engedi home of the Nazarites. He was especially impressed by Isaiah and by Malachi, the last of the prophets up to that time. He read and reread the last five chapters of Isaiah, and he believed these prophecies. Then he would read in Malachi: “Behold, I will send you Elijah the prophet before the coming of the great and dreadful day of the Lord; and he shall turn the hearts of the fathers toward the children and the hearts of the children toward their fathers, lest I come and smite the earth with a curse.” And it was only this promise of Malachi that Elijah would return that deterred John from going forth to preach about the coming kingdom and to exhort his fellow Jews to flee from the wrath to come. John was ripe for the proclamation of the message of the coming kingdom, but this expectation of the coming of Elijah held him back for more than two years. He knew he was not Elijah. What did Malachi mean? Was the prophecy literal or figurative? How could he know the truth? He finally dared to think that, since the first of the prophets was called Elijah, so the last should be known, eventually, by the same name. Nevertheless, he had doubts, doubts sufficient to prevent his ever calling himself Elijah.

    Yahya’nın, çağdaşlarının günahlarına ve ahlaki olmayan davranışlarına karşı doğrudan ve hiçbir sakınca görmeyen saldırı yöntemlerini üstlenmesine neden olan şey İlyas’ın etkisiydi. O İlyas gibi giyinmeye çalıştı; ve, İlyas gibi konuşmaya çaba sarf etti; her bir dış yönden, o, eskilerin tanrı-elçisi gibiydi. O, doğanın böyle bir gözü kara ve resmi çizilesi evladıydı, doğruluğun böyle bir korkusuz ve cüretkâr duyurucusuydu. Yahya okuma yazması olmayan biri değildi, Musevi kutsal yazıtlarını oldukça iyi bilmekteydi; ancak, neredeyse hiçbir biçimde kültürel olarak yetişmemiş haldeydi. O açık bir düşünür, güçlü bir konuşmacı ve ateşli bir eleştiriciydi. O neredeyse hiçbir biçimde, çağı için bir örneği oluşturmaktaydı; ancak, o, bu çağa karşı etkileyici bir itirazdı.

135:4.5 (1499.5) It was the influence of Elijah that caused John to adopt his methods of direct and blunt assault upon the sins and vices of his contemporaries. He sought to dress like Elijah, and he endeavored to talk like Elijah; in every outward aspect he was like the olden prophet. He was just such a stalwart and picturesque child of nature, just such a fearless and daring preacher of righteousness. John was not illiterate, he did well know the Jewish sacred writings, but he was hardly cultured. He was a clear thinker, a powerful speaker, and a fiery denunciator. He was hardly an example to his age, but he was an eloquent rebuke.

    En sonunda o, Tanrı’nın krallığı olarak yeni bir çağı duyurmanın yöntemini oluşturdu; o, kendisinin Mesih’in habercisi haline geleceğinde nihai olarak karar kıldı; tüm kuşkuları atıp, bir kamu duyurucusu olarak kısa ancak muhteşem sürecine başlamak için M.S. 25.yılda, Mart ayının bir gününde Engedi’den ayrıldı.

135:4.6 (1499.6) At last he thought out the method of proclaiming the new age, the kingdom of God; he settled that he was to become the herald of the Messiah; he swept aside all doubts and departed from Engedi one day in March of A.D. 25 to begin his short but brilliant career as a public preacher.

5. Tanrı’nın Krallığı  

5. The Kingdom of God

    Yahya’nın iletisini anlamak için, eylem sahnesine çıkmış olduğu dönemdeki Musevi insanlarının düzeyi esas alınmalıdır. Yaklaşık olarak yüz yıl boyunca, tüm İsrail bir kafa karışıklığı içerisindeydi; onlar, Musevi-olmayan derebeyi yöneticileri altındaki aralıksız süregelen itaatkâr durumlarını açıklayamamaktaydılar. Musa, doğruluğun her zaman refah ve güç ile ödüllendirildiğini öğretmemiş miydi? Onlar Tanrı’nın seçilmiş insan topluluğu değiller miydi? Neden Davud’un tahtı terk edilmiş halde ve boş durmaktaydı? Musa inanç-savlarının ve tanrı-elçilerinin yönergeleri ışığında, Museviler, uzun süredir devam etmekte olan mili umutsuz durumlarını açıklamakta zorluk çekmekteydi.

135:5.1 (1500.1) In order to understand John’s message, account should be taken of the status of the Jewish people at the time he appeared upon the stage of action. For almost one hundred years all Israel had been in a quandary; they were at a loss to explain their continuous subjugation to gentile overlords. Had not Moses taught that righteousness was always rewarded with prosperity and power? Were they not God’s chosen people? Why was the throne of David desolate and vacant? In the light of the Mosaic doctrines and the precepts of the prophets the Jews found it difficult to explain their long-continued national desolation.

    İsa ve Yahya’nın dönemlerinden yaklaşık olarak yüz yıl önce, kıyamet-güncüler olarak, Filistin’de dini öğretmenlerin yeni bir okulu oluşmuştu. Bu yeni öğretmenler zamanla; milletin günahları için bir cezayı ödemekte olduklarının temelinde, Museviler’in çekmiş oldukları sıkıntıları ve yaşadıkları küçük düşürülmeyi açıklayan bir inanış sistemi geliştirdiler. Onlar, eski dönemlerin Babil ve diğer tutsaklıklarını açıklamaya bağlanmış çok iyi bilinen gerekçelere geri dönmüşlerdi. Ancak, kıyamet-güncüler böyle düşünürlerken, İsrail’in metin olması gerektiğini söylemekteydiler; başlarına gelmiş sıkıntının günleri neredeyse sonlanmaktaydı; Tanrı’nın seçilmiş insan topluluğunun terbiyesi bitmek üzereydi; Tanrı’nın Musevi-olmayan yabancılara karşı sabrı tükenmekteydi. Roma idaresinin sonu; bu çağın sonu, ve bir bakımdan, dünyanın sonu ile eş anlama gelmekteydi. Bu yeni öğretmenler fazlasıyla, Danyal’ın tahminlerine dayanmaktaydı; ve, onlar tutarlı bir biçimde, yaratımın nihai aşamasına geçmekte olduğunu öğretmişlerdi; bu dünyanın krallıkları, Tanrı’nın krallığı haline gelmek üzereydi. Dönemin Musevi aklı için bu, hem Yahya hem de İsa’nın öğretileri boyunca geçmekte olan — cennetin krallığı olarak — bahse konu fazın içermiş olduğu anlamdı. Filistin Musevileri için “cennetin krallığı” ifadesi, sadece tek bir anlama gelmekteydi: içinde, Tanrı’nın (Mesih’in) yeryüzünün milletlerini, “Senin iraden yeryüzünde, gökyüzünde olduğu gibi yerine getirilecektir” ifadesinde olduğu gibi — tıpatıp gökyüzünde gerçekleştirdiği haliyle gücün kusursuzluğunda yönettiği mutlak bir nitelikteki doğru devlet idi.

135:5.2 (1500.2) About one hundred years before the days of Jesus and John a new school of religious teachers arose in Palestine, the apocalyptists. These new teachers evolved a system of belief that accounted for the sufferings and humiliation of the Jews on the ground that they were paying the penalty for the nation’s sins. They fell back onto the well-known reasons assigned to explain the Babylonian and other captivities of former times. But, so taught the apocalyptists, Israel should take heart; the days of their affliction were almost over; the discipline of God’s chosen people was about finished; God’s patience with the gentile foreigners was about exhausted. The end of Roman rule was synonymous with the end of the age and, in a certain sense, with the end of the world. These new teachers leaned heavily on the predictions of Daniel, and they consistently taught that creation was about to pass into its final stage; the kingdoms of this world were about to become the kingdom of God. To the Jewish mind of that day this was the meaning of that phrase — the kingdom of heaven — which runs throughout the teachings of both John and Jesus. To the Jews of Palestine the phrase “kingdom of heaven” had but one meaning: an absolutely righteous state in which God (the Messiah) would rule the nations of earth in perfection of power just as he ruled in heaven — “Your will be done on earth as in heaven.”

    Yahya’nın döneminde, tüm Museviler bekler bir halde şu soruyu sormaktaydı: “Ne kadar yakın zaman içerisinde krallık gelecek?” Musevi-olmayan milletlere ait idarenin sonunun yaklaşmakta olduğuna dair genel bir his bulunmaktaydı. Musevi topluluğunun tamamı boyunca, çağlardır duyulmakta olan arzunun nihai bir biçimde gerçekleşiminin, bu neslin yaşam süreci içinde ortaya çıkacağına dair canlı bir ümit ve kararlı bir beklenti mevcuttu.

135:5.3 (1500.3) In the days of John all Jews were expectantly asking, “How soon will the kingdom come?” There was a general feeling that the end of the rule of the gentile nations was drawing near. There was present throughout all Jewry a lively hope and a keen expectation that the consummation of the desire of the ages would occur during the lifetime of that generation.

    Her ne kadar Museviler, gelmekte olan krallığın doğası üzerindeki tahminlerinde fazlasıyla farklılık göstermiş olsa da, bu olayın yaklaşmakta olduğuna, çok yakın olduğuna, hatta bugün veya yarın gerçekleşeceğine dair inanışlarında tıpatıp aynılardı. Eski Ahit’i okumuş olan birçok kişi, kelimenin tam anlamıyla, Filistin’de yeni bir kralı, düşmanlarından kurtulmuş ve Kral Davud’un varisi olan, ve kısa bir süre içerisinde tüm dünyanın haklı ve doğru yöneticisi olarak tanınacak, Mesih’in önderliğindeki yenilenmiş bir Musevi milletini bekler bir halde aramıştı. Her ne kadar daha küçük olsa da, dindar Museviler’in diğer bir topluluğu, Tanrı’nın bu krallığına dair çok fazlasıyla farklı olan bir görüşü benimsemişti. Onlar, gelen krallığın bu dünyada olmadığını, dünyanın kendisine ait belirli bir sona yaklaşmakta olduğunu ve “yeni bir gökyüzü ve yeni bir yeryüzünün” Tanrı’nın krallığının oluşumundan önce ona işaret eder halde ortaya çıkacağını öğretmişlerdi; bu krallık sonsuza kadar sürecek olan bir egemenlik olacaktı, günah sona erecekti ve bu yeni krallığın vatandaşları sonsuz mutlulukları keyifle deneyimler halde ölümsüz olacaklardı.

135:5.4 (1500.4) While the Jews differed greatly in their estimates of the nature of the coming kingdom, they were alike in their belief that the event was impending, near at hand, even at the door. Many who read the Old Testament literally looked expectantly for a new king in Palestine, for a regenerated Jewish nation delivered from its enemies and presided over by the successor of King David, the Messiah who would quickly be acknowledged as the rightful and righteous ruler of all the world. Another, though smaller, group of devout Jews held a vastly different view of this kingdom of God. They taught that the coming kingdom was not of this world, that the world was approaching its certain end, and that “a new heaven and a new earth” were to usher in the establishment of the kingdom of God; that this kingdom was to be an everlasting dominion, that sin was to be ended, and that the citizens of the new kingdom were to become immortal in their enjoyment of this endless bliss.

    Herkes, dünya üzerinde bu yeni krallığın kuruluşunun öncesinde kökten gerçekleşecek belirli bir ayrıştırma veya saflaştırma disiplinin gerekecek oluşunda hem fikirdi. Bunu kelimenin tam anlamıyla görenler, inanmayanların tümünü ortadan kaldırmakla sonuçlanacak dünya-çapındaki bir savaşı öğretmişlerdi; bunun karşısında ise, inananların evrensel ve ebedi olan bir zaferi kolayca elde edeceklerine inanmaktalardı. Ruhaniyet temelinde bakanlar ise; doğru olmayanları fazlasıyla hak etmiş oldukları cezalandırılmanın ve nihai yok oluşun düzeyine indirecek, aynı zamanda da, seçilmiş insan topluluğuna ait inanmakta olan azizleri, Tanrı’nın adıyla kurtarılmış milletleri yönetecek İnsan Evladı’nın onurunun ve yönetim yetkisinin yüksek düzeylerine çıkaracak olan Tanrı’nın büyük yargısıyla ortaya çıkacağını öğretmişlerdi. Ve, adı geçen bu son topluluk, yeni krallığın akran topluluğuna birçok dindar Musevi-olmayanın kabul edilebileceğine bile inanmaktaydı.

135:5.5 (1500.5) All were agreed that some drastic purging or purifying discipline would of necessity precede the establishment of the new kingdom on earth. The literalists taught that a world-wide war would ensue which would destroy all unbelievers, while the faithful would sweep on to universal and eternal victory. The spiritists taught that the kingdom would be ushered in by the great judgment of God which would relegate the unrighteous to their well-deserved judgment of punishment and final destruction, at the same time elevating the believing saints of the chosen people to high seats of honor and authority with the Son of Man, who would rule over the redeemed nations in God’s name. And this latter group even believed that many devout gentiles might be admitted to the fellowship of the new kingdom.

    Musevilerden bazıları, Tanrı’nın muhtemel bir biçimde bu yeni krallığı doğrudan ve kutsal müdahale ile oluşturabileceği görüşünü benimsedi; ancak, çok büyük bir çoğunluk, Mesih olarak belirli bir temsilci aracılığı ile araya gireceğine inanmıştı. Ve, bu, Yahya ve İsa’nın nesline ait Museviler’in akıllarında, Mesih kavramının içerebileceği tek mümkün anlamdı. Mesih herhangi bir biçimde, sadece Tanrı’nın iradesini öğretmiş veya doğru yaşamın gerekliliğini duyurmuş olan birine karşılık gelmemekteydi. Tüm bu kutsal bireylere, Museviler tanrı-elçisi unvanını vermişlerdi. Mesih, bir tanrı-elçisinden çok daha fazlası olacaktı; Mesih, Tanrı’nın krallığı olarak, yeni krallığın oluşumunu sağlayacaktı. Bunu gerçekleştirmede başarısız olan herhangi bir kişi, geleneksel Musevi duyuşu bakımından Mesih olamazdı.

135:5.6 (1501.1) Some of the Jews held to the opinion that God might possibly establish this new kingdom by direct and divine intervention, but the vast majority believed that he would interpose some representative intermediary, the Messiah. And that was the only possible meaning the term Messiah could have had in the minds of the Jews of the generation of John and Jesus. Messiah could not possibly refer to one who merely taught God’s will or proclaimed the necessity for righteous living. To all such holy persons the Jews gave the title of prophet. The Messiah was to be more than a prophet; the Messiah was to bring in the establishment of the new kingdom, the kingdom of God. No one who failed to do this could be the Messiah in the traditional Jewish sense.

    Bu Mesih kim olabilirdi? Tekrar edilmesi gerekirse, Musevi öğretmenler farklılık göstermekteydi. Yaşça büyük olanlar, Davud’un oğluna dair inanç savına bağlı haldeydiler. Yeni olanlar; yeni krallık bir cennetsel krallık olduğu için, yeni yöneticinin, uzunca bir süredir cennette Tanrı’nın sağ kolunda oturmuş olan biri halinde, bir kutsal kişilik de olabileceğini öğretmişlerdi. Ve, garip görünebilirse de, yeni krallığın yöneticisini bu şekilde düşünmüş olanlar, kendisini; sadece bir insan olarak, bir insan Mesih’i halinde değil, ancak, yeni hale getirilmiş dünyanın yöneticiliğini bu şekilde üstlenmek için uzunca bir süredir bekler konumda tutulmakta olan bir cennetsel Prens olarak — bir Tanrı Evladı halindeki — “İnsan Evladı” konumunda görmüşlerdi. Bu, Yahya “Tövbe et, cennetin krallığı yakın!” biçiminde duyurusunda bulunduğunda, Musevi dünyasının dini arka planıydı.

135:5.7 (1500.7) Who would this Messiah be? Again the Jewish teachers differed. The older ones clung to the doctrine of the son of David. The newer taught that, since the new kingdom was a heavenly kingdom, the new ruler might also be a divine personality, one who had long sat at God’s right hand in heaven. And strange as it may appear, those who thus conceived of the ruler of the new kingdom looked upon him not as a human Messiah, not as a mere man, but as “the Son of Man” — a Son of God — a heavenly Prince, long held in waiting thus to assume the rulership of the earth made new. Such was the religious background of the Jewish world when John went forth proclaiming: “Repent, for the kingdom of heaven is at hand!”

    Yahya’nın gelmekte olan krallığa dair duyurusunun, kendisinin tutkulu duyurusunu dinlemiş olanların akıllarında yarım düzineden az olmayan farklı anlama sahip oluşu böylece açığa çıkmaktadır. Ancak, Yahya’nın kullandığı ifadelere hangi anlamı yakıştırdıklarından bağımsız olarak, Musevi krallığını beklemekte olanlara ait bu çeşitli topluluğun her biri; dinleyicilerinden fazlasıyla dini ciddiyet içerisinde “gelecek gazaptan kaçmalarını” talep eden, doğruluğun ve tövbenin bu içten, istekli ve henüz yeterince seçkin olmayan ancak olumlu bir şeyi gerçekleştiren duyurucunun duyurmuş oldukları şeylere ilgi duymuşlardı.

135:5.8 (1500.8) It becomes apparent, therefore, that John’s announcement of the coming kingdom had not less than half a dozen different meanings in the minds of those who listened to his impassioned preaching. But no matter what significance they attached to the phrases which John employed, each of these various groups of Jewish-kingdom expectants was intrigued by the proclamations of this sincere, enthusiastic, rough-and-ready preacher of righteousness and repentance, who so solemnly exhorted his hearers to “flee from the wrath to come.”

6. Yahya’nın Duyurusuna Başlaması  

6. John Begins to Preach

    M.S. 25.yılda, Mart ayının başında, Yahya, Yeşu ve İsrail çocuklarının söz verilmiş topraklara ilk girdiklerinde geçmiş olduğu ilk çağ sığ ırmağı olan, Eriha’nın karşısındaki Ölü Deniz’in batı sahili etrafında Ürdün nehrine kadar seyahat etmişti; ve, nehrin diğer tarafına geçerek, o, sığ ırmağa olan girişin yakınında kendisini yerleşik hale getirmiş olup, nehir boyunca geliş ve gidiş yönünde geçmekte olan insanlara duyurusunda bulunmaya başladı. Bu, Ürdün geçişlerinin tümü içinde en sık gerçekleştirilmiş olanıydı.

135:6.1 (1501.4) Early in the month of March, A.D. 25, John journeyed around the western coast of the Dead Sea and up the river Jordan to opposite Jericho, the ancient ford over which Joshua and the children of Israel passed when they first entered the promised land; and crossing over to the other side of the river, he established himself near the entrance to the ford and began to preach to the people who passed by on their way back and forth across the river. This was the most frequented of all the Jordan crossings.

    Yahya’yı duymuş olanların tümü için, kendisinin bir duyurucudan fazlası olduğu barizdi. Yehuda’nın derinliklerinden gelmiş olan bu tuhaf kişiyi dinleyenlerin çok büyük bir kısmı, bir tanrı-elçisinin sesini duymuş olduklarına inanan bir biçimde ayrılmışlardı. Bu ümitsiz ve bekler haldeki Musevilerin ruhlarının, bu türden bir olgu karşısında derince bir biçimde etkilenmelerine şaşmamak gerekir. Musevi tarihinin tümü içinde İbrahim’in dindar çocukları hiçbir zaman, bundan daha fazla “İsrail’in acılarının dinmesini” arzulamamış veya bundan daha tutkun bir biçimde “krallığın eski haline getirilişinin” beklentisi içinde olmamışlardı. Musevi tarihinin tümü içinde Yahya’nın “cennetin krallığı yakında” iletisi, hem de o kadar gizemli bir biçimde Ürdün ırmağının bu güney geçişinin kıyısında ortaya çıkarken, bu kadar derin ve evrensel bir ilgide bulunamazdı.

135:6.2 (1501.5) It was apparent to all who heard John that he was more than a preacher. The great majority of those who listened to this strange man who had come up from the Judean wilderness went away believing that they had heard the voice of a prophet. No wonder the souls of these weary and expectant Jews were deeply stirred by such a phenomenon. Never in all Jewish history had the devout children of Abraham so longed for the “consolation of Israel” or more ardently anticipated “the restoration of the kingdom.” Never in all Jewish history could John’s message, “the kingdom of heaven is at hand,” have made such a deep and universal appeal as at the very time he so mysteriously appeared on the bank of this southern crossing of the Jordan.

    O, Amos gibi, sürücülükten gelmekteydi. Eskinin İlyas’ı gibi giyinmiş olup, uyarılarını hararetle söyleyip, geleceğe dair olumsuz yaşanacakları “İlyas’ın ruhaniyeti ve gücüyle” yağdırmıştı. Yolcular Ürdün boyunca onun duyurusuna dair haberleri dışa doğru taşırlarken, bu tuhaf duyurucunun tüm Filistin boyunca kudretli bir devinim yaratması şaşırtıcı değildir.

135:6.3 (1502.1) He came from the herdsmen, like Amos. He was dressed like Elijah of old, and he thundered his admonitions and poured forth his warnings in the “spirit and power of Elijah.” It is not surprising that this strange preacher created a mighty stir throughout all Palestine as the travelers carried abroad the news of his preaching along the Jordan.

    Bu Nazir duyurucusunun gerçekleştirmiş olduğu eylemlerde daha da başka, yeni bir nitelik bulunmaktaydı. O, “günahların bağışlanması için” Ürdün’deki inananlarının her birini vaftiz etmişti. Her ne kadar vaftizde bulunma Museviler arasında yeni bir tören olmamışsa da, onlar hiçbir zaman, Yahya’nın bu aşamada kullandığı biçimde uygulandığını görmemişlerdi. Bu uygulama uzunca bir süredir, yakın zamanda Museviliği benimsemiş olan yabancıların mabedin dış bahçesi topluluğuna kabul edilişinde kullanılmaktaydı; ancak, hiçbir zaman Museviler’in kendilerinden, tövbenin vaftizine başvurmaları istenmemişti. Yahya’nın duyurusuna ve vaftizine başladığı an ile Hirodes Antipa’nın emriyle tutuklanması ve hapsedilişi arasında yalnızca on beş ay geçmişti; ancak, bu kısa süre içinde o, yüz binden fazla tövbekârdan fazlasını vaftiz etmişti.

135:6.4 (1502.2) There was still another and a new feature about the work of this Nazarite preacher: He baptized every one of his believers in the Jordan “for the remission of sins.” Although baptism was not a new ceremony among the Jews, they had never seen it employed as John now made use of it. It had long been the practice thus to baptize the gentile proselytes into the fellowship of the outer court of the temple, but never had the Jews themselves been asked to submit to the baptism of repentance. Only fifteen months intervened between the time John began to preach and baptize and his arrest and imprisonment at the instigation of Herod Antipas, but in this short time he baptized considerably over one hundred thousand penitents.

    Yahya, kuzeye Ürdün vadisine olan çıkışından önce Bethani sığ ırmak geçişinde dört ay duyuruda bulunmuştu. Bazıları meraklı ancak çoğu samimi ve ciddi olan on binlerce dinleyici, Yehuda, Perea ve Samaria’nın tüm bölgelerinden kendisini dinlemek için gelmişti. Hatta birkaç kişi Celile’den bile gelmişti.

135:6.5 (1502.3) John preached four months at Bethany ford before starting north up the Jordan. Tens of thousands of listeners, some curious but many earnest and serious, came to hear him from all parts of Judea, Perea, and Samaria. Even a few came from Galilee.

    Bu yılın Mayıs ayında, Yahya hala vaktini Bethani sığ ırmak geçişinde geçirmekteyken, din-adamları ve Leviler, onun kendisini Mesih olarak ilan edip etmediğini sormak için bir araştırma heyeti göndermişlerdi. Yahya bu sorulara şunu söyleyerek yanıt vermişti: “Gidin ve sizden sorumlu olan üstlerinize söyleyin ki, ‘Tanrı’nın yolunu hazırlayın, Tanrımız için onu dümdüz yapın’ diyen bir tanrı-elçisinin sözü olarak ‘ıssızlarda haykırmakta olan birinin sesini’ duyduğunuzu söyleyin. Her vadi doldurulup, her dağ ve tepe dümdüz hale getirilecek; inişli çıkışlı araziler bir düzlük haline gelirken, engebeli yerler pürüzsüz bir vadi olacak; ve, her beden, Tanrı’nın kurtuluşunu görecek.”

135:6.6 (1502.4) In May of this year, while he still lingered at Bethany ford, the priests and Levites sent a delegation out to inquire of John whether he claimed to be the Messiah, and by whose authority he preached. John answered these questioners by saying: “Go tell your masters that you have heard ‘the voice of one crying in the wilderness,’ as spoken by the prophet, saying, ‘make ready the way of the Lord, make straight a highway for our God. Every valley shall be filled, and every mountain and hill shall be brought low; the uneven ground shall become a plain, while the rough places shall become a smooth valley; and all flesh shall see the salvation of God.’”

    Yahya cengâver ancak ince düşünce ve tasarıma sahip olmayan bir duyurucuydu. Ürdün nehrinin batı kıyısında duyurusunu ve vaftizini gerçekleştirdiği bir gün, Ferisiler’den bir topluluk ve Sadukiler’den belli bir sayıdaki kişi Yahya’ya gelip, vaftiz için kendisini sundular. Onların suya batımlarını yönlendirmeden önce, bu kalabalığa bir topluluk olarak hitaben şunu söylemişti: “Sizi, engerek yılanlarının ateşi görüp kaçışı gibi, gelen gazaptan kaçmanızı kim uyardı? Ben sizleri vaftiz edeceğim, ancak eğer günahlarınız bağışlanırsa, içten tövbeye layık meyveleri vermeniz konusunda sizleri uyarıyorum. O İbrahim’in babanız olduğunu söylemeyin bana. Ben, İbrahim’e layık çocukları yetiştirmenizden önce Tanrı’nın burada on iki taştan aynısını yapabilmeye muktedir olduğunu haykırıyorum. Ve, şimdi bile balta, ağaçların tam da köklerinde durmaktadır. İyi meyveyi vermeyen her ağaç, kesilmeye ve ateşe verilme nihai sonuna sahiptir.” (Bahsedilen on iki taş, söz verilmiş topraklara ilk girişlerinde tam da bu noktada “on iki kabilenin” geçişini anmak için Yeşu tarafından oluşturulmuş meşhur hatırlatıcı taşlardı.)

135:6.7 (1502.5) John was a heroic but tactless preacher. One day when he was preaching and baptizing on the west bank of the Jordan, a group of Pharisees and a number of Sadducees came forward and presented themselves for baptism. Before leading them down into the water, John, addressing them as a group said: “Who warned you to flee, as vipers before the fire, from the wrath to come? I will baptize you, but I warn you to bring forth fruit worthy of sincere repentance if you would receive the remission of your sins. Tell me not that Abraham is your father. I declare that God is able of these twelve stones here before you to raise up worthy children for Abraham. And even now is the ax laid to the very roots of the trees. Every tree that brings not forth good fruit is destined to be cut down and cast into the fire.” (The twelve stones to which he referred were the reputed memorial stones set up by Joshua to commemorate the crossing of the “twelve tribes” at this very point when they first entered the promised land.)

    Yahya takipçileri için; süresi boyunca, yeni yaşamlarının detayları hakkında bilgilendirmede bulunduğu ve birçok sorularını cevaplamaya çalıştığı dersler vermişti. O öğretmenlere, öğretimlerini, kanunda yazılanlara ek olarak ruhaniyet hakkında da gerçekleştirmelerini tavsiye etmişti. O, zenginin fakiri beslemesini öğretmişti; vergi toplayıcılarına şunu söylemişti: “Sizlere söylenenden fazlasını zorla almayın.” Askerlere şunu söylemişti: “Zorbalık yapmayın ve hiçbir şeyi doğru olmayan biçimlerde talep etmeyin — aylıklarınızla tatmin olun.” Bunun yanında da herkese şunun tavsiyesinde bulunmuştu: “Çağın onu için hazırlanın — cennetin krallığı yakında.”

135:6.8 (1502.6) John conducted classes for his disciples, in the course of which he instructed them in the details of their new life and endeavored to answer their many questions. He counseled the teachers to instruct in the spirit as well as the letter of the law. He instructed the rich to feed the poor; to the tax gatherers he said: “Extort no more than that which is assigned you.” To the soldiers he said: “Do no violence and exact nothing wrongfully — be content with your wages.” While he counseled all: “Make ready for the end of the age — the kingdom of heaven is at hand.”

7. Yahya’nın Kuzeye olan Seyahati  

7. John Journeys North

    Yahya hala, gelen krallık ve onun krallı hakkında kafası karışık düşüncelere sahipti. Daha fazla duyurdukça, kafası daha karışık hale gelmişti; ancak, gelen krallığın doğasına dair bu ussal belirsizlik, hiçbir zaman, krallığın doğrudan bir biçimde ortaya çıkışının kesinliğine dair yargısını en ufak ölçüde bile azaltmadı. Aklı içinde Yahya bocalamış olabilirdi, ancak ruhaniyeti içerisinde bu hiçbir zaman olmadı. O, gelmekte olan krallığa dair hiçbir kuşkuyu taşımamaktaydı; ancak, o, İsa’nın bu krallığın yöneticisi olup olmayacağından hiç de emin değildi. Yahya, Davud’un tahtının yeniden kurulacağına dair düşünceyi benimsediği müddetçe, ebeveynlerinin, Davud’un Şehri’nde doğmuş olan İsa’nın uzun süredir beklenilmekte olan kurtarıcı oluşuna dair öğretileri tutarlı görünmüştü; ancak, daha çok, bir ruhsal krallığa ve dünya üzerinde zamansal çağın sonuna dair inanç-savlarına yönelmiş olduğu zamanlarda, o oldukça ciddi bir biçimde, İsa’nın bu türden olaylarda alacağı role dair kuşku içerisindeydi. Zaman zaman o her şeyi sorgulamıştı, ancak bu uzunca bir süreliğine gerçekleşmemişti. O gerçekten de, bunu kuzeni ile başından sonuna konuşabilmeyi arzulamıştı; ancak, bu, kelimelere dökmüş oldukları anlaşmaya tezat nitelikteydi.

135:7.1 (1503.1) John still had confused ideas about the coming kingdom and its king. The longer he preached the more confused he became, but never did this intellectual uncertainty concerning the nature of the coming kingdom in the least lessen his conviction of the certainty of the kingdom’s immediate appearance. In mind John might be confused, but in spirit never. He was in no doubt about the coming kingdom, but he was far from certain as to whether or not Jesus was to be the ruler of that kingdom. As long as John held to the idea of the restoration of the throne of David, the teachings of his parents that Jesus, born in the City of David, was to be the long-expected deliverer, seemed consistent; but at those times when he leaned more toward the doctrine of a spiritual kingdom and the end of the temporal age on earth, he was sorely in doubt as to the part Jesus would play in such events. Sometimes he questioned everything, but not for long. He really wished he might talk it all over with his cousin, but that was contrary to their expressed agreement.

    Yahya kuzeye doğru seyahat ederken, İsa hakkında fazlasıyla düşünmüştü. Ürdün vadisine doğru çıkarken bir düzineden fazla yerde durmuştu. Takipçilerinin “Sen Mesih misin?” şeklinde sormuş olduğu doğrudan soruya yanıt olarak “benden sonra gelecek başka biri var” şeklindeki ilk atfı Âdem’de yaşanmıştı. Ve, Yahya, buna ek olarak şunları söylemişti: “Arkamdan, giydiği sandalları önünde eğilip, çözmeye layık olmadığım, benden daha büyük biri gelecek. Ben sizleri su ile vaftiz etmekteyim; o ise sizi Kutsal Ruhaniyet ile vaftiz edecek. Ve, onun küreği, buğdayın diğer otlardan ayrıldığı yerinde baştan sona temizlemek için elindedir; ancak, diğer otlar, yargının ateşi ile tamamiyle yanıp kül olacaktır.”

135:7.2 (1503.2) As John journeyed north, he thought much about Jesus. He paused at more than a dozen places as he traveled up the Jordan. It was at Adam that he first made reference to “another one who is to come after me” in answer to the direct question which his disciples asked him, “Are you the Messiah?” And he went on to say: “There will come after me one who is greater than I, whose sandal straps I am not worthy to stoop down and unloose. I baptize you with water, but he will baptize you with the Holy Spirit. And his shovel is in his hand thoroughly to cleanse his threshing floor; he will gather the wheat into his garner, but the chaff will he burn up with the judgment fire.”

    Takipçilerinin sorularına yanıt halinde Yahya; öncül ve şifreli “Tövbe et ve vaftiz ol” iletisine kıyasla yardımcı ve teselli edici daha fazla içeriği katan bir biçimde, öğretilerini genişletmeye devam etti. Bu zaman zarfında, Celile ve Dekapolis’den kalabalıklar gelir haldeydi. Samimi inananların çok sayıdaki bir kısmı, hayran oldukları öğretmen ile günlerce vakit geçirmişti.

135:7.3 (1503.3) In response to the questions of his disciples John continued to expand his teachings, from day to day adding more that was helpful and comforting compared with his early and cryptic message: “Repent and be baptized.” By this time throngs were arriving from Galilee and the Decapolis. Scores of earnest believers lingered with their adored teacher day after day.

8. İsa ve Yahya’nın Buluşması  

8. Meeting of Jesus and John

    M.S. 25.yılın Aralık ayında, Yahya, Ürdün vadisine çıkan yolculuğu üzerinde Pella yakınlarına ulaştığında, ünü tüm Filistin boyunca yayılmış bir halde olup, yaptığı şeyler Celile gölü çevresindeki kasabaların tümünde insanların konuştuğu başlıca konu haline gelmişti. İsa, Yahya’nın iletisi hakkında olumlu görüş belirtmiş bir haldeydi; ve, bu, Kapernaum’dan olan birçok kişinin Yahya’nın tövbe ve vaftiz inanışına katılışına sebebiyet vermişti. Zübeyde’nin balıkçı çocukları Yakub ve Yahya, Pella yakınında duyuruculuğunu üstlenişinden kısa bir süre sonra olarak, Yahya’nın bulunduğu bölgeye Aralık ayında inmiş olup, kendilerini vaftiz için sunmuşlardı. Onlar Yahya’yı haftada bir kez görmeye gitmiş olup, göçebe duyurucunun yaptıklarına dair raporları ilk elden sundular.

135:8.1 (1503.4) By December of A.D. 25, when John reached the neighborhood of Pella in his journey up the Jordan, his fame had extended throughout all Palestine, and his work had become the chief topic of conversation in all the towns about the lake of Galilee. Jesus had spoken favorably of John’s message, and this had caused many from Capernaum to join John’s cult of repentance and baptism. James and John the fishermen sons of Zebedee had gone down in December, soon after John took up his preaching position near Pella, and had offered themselves for baptism. They went to see John once a week and brought back to Jesus fresh, firsthand reports of the evangelist’s work.

    İsa’nın kardeşleri Yakub ve Yude, vaftiz için Yahya’nın yanına inmekten bahsetmişlerdi; ve, bu aşamada, Yude Şabat ayinleri için Kapernaum’a uğramış olarak, hem o hem de Yakub, İsa’nın sinagogdaki verdiği konuşmayı dinledikten sonra, tasarımları hakkında İsa’nın tavsiyesini almaya karar verdi. Bu, M.S. 26.yılda, Ocak ayının 12’nci gününde, Cumartesi akşamı yaşanmıştı. İsa onlardan, yanıtını vereceği vakit olarak, ertesi güne kadar onların bu konu hakkında kendisiyle konuşmasını ertelemelerini rica etti. İsa o gece, cennetteki Babası ile yakın birliktelik içerisinde bulunarak çok az uyumuştu. O, kardeşleri ile beraber öğlen yemeği yemeyi ve Yahya tarafından gerçekleştirilmekte olan vaftiz ile ilgili tavsiyesinde bulunmayı planlamıştı. O Pazar sabahı İsa, her zamanki gibi tekne atölyesinde çalışmaktaydı. Yakub ve Yude öğlen yemeği için gelmiş olup, henüz öğlen paydosunun vakti gelmediği için kereste odasında İsa’yı beklemekteydiler; ve, onlar, İsa’nın bu gibi hususlarda oldukça düzenli olduğunu biliyorlardı.

135:8.2 (1503.5) Jesus’ brothers James and Jude had talked about going down to John for baptism; and now that Jude had come over to Capernaum for the Sabbath services, both he and James, after listening to Jesus’ discourse in the synagogue, decided to take counsel with him concerning their plans. This was on Saturday night, January 12, A.D. 26. Jesus requested that they postpone the discussion until the following day, when he would give them his answer. He slept very little that night, being in close communion with the Father in heaven. He had arranged to have noontime lunch with his brothers and to advise them concerning baptism by John. That Sunday morning Jesus was working as usual in the boatshop. James and Jude had arrived with the lunch and were waiting in the lumber room for him, as it was not yet time for the midday recess, and they knew that Jesus was very regular about such matters.

    Öğlen paydosundan hemen önce, İsa aletlerini bıraktı, çalışma kıyafetini çıkardı, ve kendisiyle birlikte aynı odada bulunan üç çalışana yalnızca “Vaktim geldi” diyerek duyurusunda bulundu. Kardeşleri Yakub ve Yude için dışarı çıktığında, tekrar ederek, “Vaktim geldi — hadi Yahya’ya gidelim” dedi. Ve, onlar derhal, yolculukları üzerinde öğlen yemeklerini yiyerek Pella için yola çıktı. Bu gün, Ocak ayının 13’ü, Pazar günüydü. Onlar, Ürdün vadisinde gece için durmuş olup, Yahya’nın vaftiz yerine bir sonraki günün öğlen sularında varmışlardı.

135:8.3 (1504.1) Just before the noon rest, Jesus laid down his tools, removed his work apron, and merely announced to the three workmen in the room with him, “My hour has come.” He went out to his brothers James and Jude, repeating, “My hour has come — let us go to John.” And they started immediately for Pella, eating their lunch as they journeyed. This was on Sunday, January 13. They tarried for the night in the Jordan valley and arrived on the scene of John’s baptizing about noon of the next day.

    Yahya, günün adaylarını vaftiz etmeye yeni başlamıştı. Tövbekârların çok sayıdaki kişisi, Yahya’nın duyurmakta olduğu gelen krallığın inananları haline gelmiş samimi erkek ve kadınların bu kuyruğunda İsa ve iki kardeşi yerlerini alırken, sıralarını bekler halde ayakta durmaktaydılar. Yahya öncesinden, Zübeyde’nin oğullarına İsa’nın yaptıklarını soruyordu. O, İsa’nın kendi duyurusu hakkındaki yorumlarını duymuş olup, her gün İsa’nın, bunu gerçekleştirmekte olduğu yere gelişini beklemekteydi; ancak, Yahya İsa’yı, vaftiz adayları sırasında karşılamayı beklemiyordu.

135:8.4 (1504.2) John had just begun baptizing the candidates for the day. Scores of repentants were standing in line awaiting their turn when Jesus and his two brothers took up their positions in this line of earnest men and women who had become believers in John’s preaching of the coming kingdom. John had been inquiring about Jesus of Zebedee’s sons. He had heard of Jesus’ remarks concerning his preaching, and he was day by day expecting to see him arrive on the scene, but he had not expected to greet him in the line of baptismal candidates.

    Ruhsal olarak dönüşmek isteyen bu kadar büyük sayıdaki kişiyi hızlı bir biçimde vaftiz etmenin detaylarıyla fazlasıyla meşgul halde, Yahya, İnsan Evladı tam önünde durana kadar kafasını kaldırıp sıra içinde İsa’yı görmemişti. Yahya İsa’yı tanıdığı zaman, törenlere bir dakikalığına ara verilmişti; bu arada o beden içindeki kuzenini selamlayıp, “Ama neden selam vermek için neden suyun içine kadar geliyorsun?” diye sordu. Ve, İsa, “Senin vaftizini almak için” şeklinde cevap verdi. Yahya: “Ama benim senin tarafından vaftize ihtiyacım var. Neden bana geldin?” karşılığını verdi. Ve, İsa Yahya’ya şunları fısıldadı: “Bana şimdilik izin ver; zira, ikimizin bunu, burada benimle birlikte bekleyen kardeşlerim için bu örneği oluşturmamız, ve, insanların vaktimin gelmiş olduğunu bilebilmesi için yapmamız gerekmektedir.”

135:8.5 (1504.3) Being engrossed with the details of rapidly baptizing such a large number of converts, John did not look up to see Jesus until the Son of Man stood in his immediate presence. When John recognized Jesus, the ceremonies were halted for a moment while he greeted his cousin in the flesh and asked, “But why do you come down into the water to greet me?” And Jesus answered, “To be subject to your baptism.” John replied: “But I have need to be baptized by you. Why do you come to me?” And Jesus whispered to John: “Bear with me now, for it becomes us to set this example for my brothers standing here with me, and that the people may know that my hour has come.”

    İsa’nın sesinde, bir kesinlik ve yönetim gücü tonu bulunmaktaydı. Yahya, M.S. 26 yılında, Ocak ayının 14’üncü günü, Pazartesi öğleni Ürdün nehrinde Nasıralı İsa’yı vaftiz etmek için hazırlanırken, yoğun hislerle titremekteydi. O böylece, İsa ve onun Yakub ve Yude isimlerindeki kardeşlerini vaftiz etmişti. Ve, Yahya bu üçünü vaftiz ettiğinde, vaftizlere ertesi günün öğle vakti devam edeceğini bildirerek o günlüğüne diğerlerini geri çevirmişti. İnsanlar ayrılırlarken, suda hali hazırda bekleyen dört kişi garip bir ses duymuştu; ve, kısa bir süre sonra, İsa’nın tam başının üstünde bir anlığına doğa-ötesi bir şey görünmüş olup, bir sesin şunu söylediğini duydular: “Bu, kendisinden oldukça tatmin olduğum sevgili evladımdır.” İsa’nın çehresine oldukça büyük bir değişiklik gelmişti; ve, sudan sessizce çıkarken, doğunun tepelerine doğru giden bir biçimde onlara elveda etti.

135:8.6 (1504.4) There was a tone of finality and authority in Jesus’ voice. John was atremble with emotion as he made ready to baptize Jesus of Nazareth in the Jordan at noon on Monday, January 14, A.D. 26. Thus did John baptize Jesus and his two brothers James and Jude. And when John had baptized these three, he dismissed the others for the day, announcing that he would resume baptisms at noon the next day. As the people were departing, the four men still standing in the water heard a strange sound, and presently there appeared for a moment an apparition immediately over the head of Jesus, and they heard a voice saying, “This is my beloved Son in whom I am well pleased.” A great change came over the countenance of Jesus, and coming up out of the water in silence he took leave of them, going toward the hills to the east. And no man saw Jesus again for forty days.

    Yahya İsa’yı; annesinin ağzından birçok kez duymuş olarak, Cebrail’in, daha ikisi de doğmadan önce annesine gerçekleştirmiş olduğu ziyaretin hikâyesini anlatabilecek kadar yakın mesafeden takip etmişti. O, şunu söyledikten sonra İsa’nın yoluna devam etmesine izin vermişti: “Şimdi kesin bir biçimde bilmekteyim ki, sen o Kurtarıcı’sın.” Ancak, İsa hiçbir cevapta bulunmadı.

135:8.7 (1504.5) John followed Jesus a sufficient distance to tell him the story of Gabriel’s visit to his mother ere either had been born, as he had heard it so many times from his mother’s lips. He allowed Jesus to continue on his way after he had said, “Now I know of a certainty that you are the Deliverer.” But Jesus made no reply.

9. Kırk Günlük Duyuru  

9. Forty Days of Preaching

    Yahya, (onun bu aşamada kendisiyle beraber aynı yerde sürekli kalan yirmi beş ila otuz arasında değişen) takipçilerine geri döndüğünde onları, daha yeni İsa’nın vaftizi sürecine gerçekleşmiş olan şeyler üzerinde konuşur halde, istekli bir görüş alışverişi içerisinde bulmuştu. Onlar; Yahya’nın bu aşamada, İsa’nın doğumundan önce Cebrail’in Meryem’e olan ziyaretinin hikâyesini, ve aynı zamanda, bunu ona söylediğinde İsa’nın kendisine hiçbir şey söylemeyişini anlattığında daha da şaşkınlık içerisine düşmüşlerdi. Bu akşam hiç yağmur yağmamıştı, ve otuz veya daha fazla kişiden oluşan bu topluluk, yıldızların aydınlattığı gece boyunca uzun uzun konuşmuştu. Onlar, İsa’nın nereye gitmiş olduğunu ve kendisini tekrar ne zaman göreceklerini merak etmişlerdi.

135:9.1 (1505.1) When John returned to his disciples (he now had some twenty-five or thirty who abode with him constantly), he found them in earnest conference, discussing what had just happened in connection with Jesus’ baptism. They were all the more astonished when John now made known to them the story of the Gabriel visitation to Mary before Jesus was born, and also that Jesus spoke no word to him even after he had told him about this. There was no rain that evening, and this group of thirty or more talked long into the starlit night. They wondered where Jesus had gone, and when they would see him again.

    Bu günün deneyimlenmesinden sonra, Yahya’nın duyurusu, gelmekte olan krallık ve beklenen Mesih hakkında bildirimin yeni ve belirli detayların içeriğine sahip oldu. İsa’nın geri dönmesini bekler halde, bu kırk günü öylece geçirmek gergin bir zamandı. Ancak, Yahya, büyük bir güç ile duyurusuna devam etmiş olup, takipçileri bu zaman zarfında, Ürdün nehrinde Yahya’nın etrafını çevrelemiş olan taşan kalabalıklara duyuruda bulunmaya başladı.

135:9.2 (1505.2) After the experience of this day the preaching of John took on new and certain notes of proclamation concerning the coming kingdom and the expected Messiah. It was a tense time, these forty days of tarrying, waiting for the return of Jesus. But John continued to preach with great power, and his disciples began at about this time to preach to the overflowing throngs which gathered around John at the Jordan.

    Bu kırk günlük bekleyiş sürecinde, birçok söylenti, şehrin dışına ve hatta Tiberya ve Kudüs’e kadar yayılmıştı. Binlerce kişi, meşhur Mesih olarak, Yahya’nın yerleşkesinde ilgi çekici yeni yeri görmeye gelmişti; ancak, İsa, ortalarda yoktu. Yahya’nın takipçileri Tanrı’nın bu garip adamının tepelere doğru gitmiş olduğunu ısrarla söylediğinde, birçokları anlatılmış olan hikâyesinin tümü hakkında kuşku duydu.

135:9.3 (1505.3) In the course of these forty days of waiting, many rumors spread about the countryside and even to Tiberias and Jerusalem. Thousands came over to see the new attraction in John’s camp, the reputed Messiah, but Jesus was not to be seen. When the disciples of John asserted that the strange man of God had gone to the hills, many doubted the entire story.

    İsa’nın kendilerinden ayrılışından yaklaşık olarak üç hafta sonra, Kudüs’de bulunan din-adamları ve Ferisiler’den yeni bir görevlendirilmiş heyet Pella’daki olay yerine ulaştı. Onlar Yahya’ya doğrudan bir biçimde, kendisinin İlyas veya Musa’nın söz vermiş olduğu tanrı-elçisi olup olmadığını sordu; ve, Yahya “Ben değilim” deyince, onlar “Sen Mesih misin?” sorusunu soracak kadar cüretkâr davrandı; ve, Yahya onların sorusuna “Ben değilim” şeklinde yanıt verdi. Bunun sonrasında Kudüs’den gelen bu kişiler şunu söylemişti: “Eğer sen İlyas değilsen, ne tanrı-elçisi, ne de Mesih isen, o zaman neden insanları vaftiz edip, tüm bu kargaşaya neden oluyorsun?” Ve, Yahya şöyle yanıtladı: “Kim olduğumu duymak beni duymuş ve vaftizimi almış kişilere özel olmalıdır; ancak, şunu sizlere resmi bir biçimde bildirmek isterim ki, ben su ile vaftizde bulunurken, aramızda, Kutsal Ruhaniyet ile sizleri vaftiz etmek için geri gelecek biri bulunmaktadır.”

135:9.4 (1505.4) About three weeks after Jesus had left them, there arrived on the scene at Pella a new deputation from the priests and Pharisees at Jerusalem. They asked John directly if he was Elijah or the prophet that Moses promised; and when John said, “I am not,” they made bold to ask, “Are you the Messiah?” and John answered, “I am not.” Then said these men from Jerusalem: “If you are not Elijah, nor the prophet, nor the Messiah, then why do you baptize the people and create all this stir?” And John replied: “It should be for those who have heard me and received my baptism to say who I am, but I declare to you that, while I baptize with water, there has been among us one who will return to baptize you with the Holy Spirit.”

    Bu kırk gün, Yahya ve onun takipçileri için zor bir süreçti. Yahya’nın İsa ile olan ilişkisi ne olmalıydı? Yüzlerce soru tartışılmak için ortaya çıkmıştı. Siyasi hesaplar ve kişisel çıkarlar su yüzüne çıkmaya başlamıştı. Mesih’e dair çeşitli fikirler ve kavramsallaşmalar etrafında yoğun konuşmalar artmaktaydı. O bir askeri önder veya bir Davudi kral mı olacaktı? O, Yeşu’nun Kenaniler topluluğunu cezalandırdığı gibi, Roma ordularını cezalandıracak mıydı? Yoksa o, bir ruhsal krallığı oluşturmaya mı gelmişti? Yahya aksi bir biçimde, bir azınlık topluluğu ile hem fikir olarak, İsa’nın; her ne kadar, cennet krallığının bu kurulum görevinin tam da neyi içereceğine dair aklında net bir görüşe hiç de sahip olmasa da, cennetin krallığını kurmaya geldiğine kadar vermişti.

135:9.5 (1505.5) These forty days were a difficult period for John and his disciples. What was to be the relation of John to Jesus? A hundred questions came up for discussion. Politics and selfish preferment began to make their appearance. Intense discussions grew up around the various ideas and concepts of the Messiah. Would he become a military leader and a Davidic king? Would he smite the Roman armies as Joshua had the Canaanites? Or would he come to establish a spiritual kingdom? John rather decided, with the minority, that Jesus had come to establish the kingdom of heaven, although he was not altogether clear in his own mind as to just what was to be embraced within this mission of the establishment of the kingdom of heaven.

    Yahya’nın deneyiminde zorlu günler yaşanmış olup, o İsa’nın geri dönüşü için dua etmişti. Yahya’nın takipçilerinden bazıları, ayrılıp İsa’yı bulmak amacıyla küçük izcilik birimleri örgütlemişti; ancak, Yahya bunu, şunu söyleyerek yasaklamıştı: “Vakitlerimiz, cennetin Tanrısı’nın ellerindedir; o, kendi seçtiği Evladı yönlendirecektir.”

135:9.6 (1505.6) These were strenuous days in John’s experience, and he prayed for the return of Jesus. Some of John’s disciples organized scouting parties to go in search of Jesus, but John forbade, saying: “Our times are in the hands of the God of heaven; he will direct his chosen Son.”

    Yahya’nın birliktelikleri, sabah öğünlerini yerlerken, kuzeye doğru yukarı bakışlarını çevirip, İsa’nın kendilerine gelmekte olduğunu dikkatlice gördüklerinde, Şubat’ın 23’ü, erken Şabat sabahı idi. İsa onlara yaklaşırken, Yahya büyük bir kaya üzerinde durmakta olup, haşmetli sesini yükselterek şunu söylemişti: “Dünyanın kurtarıcısı, Tanrı’nın Evladı’na dikkatlice bakın! Bu kişi, ‘Arkamdan, benden daha öncedir var olduğu için önümde tercih edilmiş biri gelecek’ dediğim kişidir. Bu nedenle, ben, cennetin krallığının yakında olduğunu bildirerek, tövbekârlığı duyurmak ve suyla vaftiz etmek için ıssızlıktan geldim. Ve, şimdi, sizleri Kutsal Ruhaniyet ile vaftiz edecek biri gelmekte. Ve, ben, bu kişiye doğru alçalmakta olan kutsal ruhaniyeti dikkatlice görmüş, ve Tanrı’nın bildirici ‘Bu, kendisinden oldukça tatmin olduğum sevgili evladımdır’ sesini duymuş bulunmaktayım.”

135:9.7 (1505.7) It was early on the morning of Sabbath, February 23, that the company of John, engaged in eating their morning meal, looked up toward the north and beheld Jesus coming to them. As he approached them, John stood upon a large rock and, lifting up his sonorous voice, said: “Behold the Son of God, the deliverer of the world! This is he of whom I have said, ‘After me there will come one who is preferred before me because he was before me.’ For this cause came I out of the wilderness to preach repentance and to baptize with water, proclaiming that the kingdom of heaven is at hand. And now comes one who shall baptize you with the Holy Spirit. And I beheld the divine spirit descending upon this man, and I heard the voice of God declare, ‘This is my beloved Son in whom I am well pleased.’”

    İsa Yahya ile birlikte yemek için otururken, diğerlerinden yemeklerine geri dönmelerini istemişti; bu arada, onun kardeşleri Yakub ve Yude hali hazırda Kapernaum’a dönmüşlerdi.

135:9.8 (1506.1) Jesus bade them return to their food while he sat down to eat with John, his brothers James and Jude having returned to Capernaum.

    Bir sonraki günün sabahı erken vakti, İsa, Celile’ye geri dönen bir biçimde, Yahya ve onun takipçilerine elveda etti. O, onların kendisini tekrar ne zaman göreceğine dair hiçbir şey söylememişti. Yahya’nın kendi duyurusu ve görevi hakkındaki sorguları karşısında İsa yalnızca şunu söylemişti: “Babam seni, geçmişte olduğu gibi, şimdi ve gelecekte yönlendirecektir.” Ve, bu iki büyük şahıs o sabah, beden içinde bir daha birbirlerini selamlamamış olarak, Ürdün nehrinin kıyılarında ayrılmıştı.

135:9.9 (1506.2) Early in the morning of the next day he took leave of John and his disciples, going back to Galilee. He gave them no word as to when they would again see him. To John’s inquiries about his own preaching and mission Jesus only said, “My Father will guide you now and in the future as he has in the past.” And these two great men separated that morning on the banks of the Jordan, never again to greet each other in the flesh.

10. Yahya’nın Güneye olan Yolculuğu  

10. John Journeys South

    İsa Celile’ye kuzeye doğru gitmiş olduğu için, Yahya, gelmiş olduğu yoldan geri dönen bir biçimde güneye doğru hareket etmesi gerektiğini hisseti. Bunun uyarınca, Mart ayının 3’ünde, Pazar sabahı, Yahya ve onun takipçilerinin geriye kalan kısmı güneye doğru yolculuklarına başladılar. İsa’nın doğrudan takipçilerinin yaklaşık olarak dörtte biri bu zaman zarfı içerisinde, İsa’nın arında Celile için ayrılmış halde bulunmaktaydı. Yahya’nın üzerinde, kafa karışıklığının getirdiği bir üzüntü bulunmaktaydı. O hiçbir zaman, İsa’yı vaftiz etmeden önceki gibi duyurusunu gerçekleştirememişti. O bir şekilde, gelen krallığa ait sorumluluğun artık omuzlarında olmadığını hissetmekteydi. Görevinin neredeyse bitmiş olduğunu hissetmişti; o çöküntü içerisinde ve yalnızdı. Ancak, o, duyurusunda bulunmuş, vaftizini yapmış ve güneye doğru hareket etmişti.

135:10.1 (1506.3) Since Jesus had gone north into Galilee, John felt led to retrace his steps southward. Accordingly, on Sunday morning, March 3, John and the remainder of his disciples began their journey south. About one quarter of John’s immediate followers had meantime departed for Galilee in quest of Jesus. There was a sadness of confusion about John. He never again preached as he had before baptizing Jesus. He somehow felt that the responsibility of the coming kingdom was no longer on his shoulders. He felt that his work was almost finished; he was disconsolate and lonely. But he preached, baptized, and journeyed on southward.

    Âdem köyünün yakınında, Yahya birkaç hafta vakit geçirmişti; ve, burada, Hirodes Antipa’nın bir başkasının eşini kanunsuz bir biçimde alışına dair çok dikkate değer bir eleştiride bulunmuştu. Bu yılın (M.S. 26 yılının) Haziran ayı sonunda Yahya, geçmiş bir yıldan fazla bir süre önce krallığın gelişini duyurmuş olduğu yer olan, Ürdün nehrinin Bethani geçidine geri dönmüştü. İsa’nın vaftizini takip eden haftalarda, Yahya’nın duyuruşunun niteliği, kademeli bir biçimde, insanların geneli için bir bağışlama bildirisine doğru dönüşürken, yolsuz siyasetçiler ve dini yöneticileri yenilenmiş bir yoğunlukta kötülemekteydi.

135:10.2 (1506.4) Near the village of Adam, John tarried for several weeks, and it was here that he made the memorable attack upon Herod Antipas for unlawfully taking the wife of another man. By June of this year (A.D. 26) John was back at the Bethany ford of the Jordan, where he had begun his preaching of the coming kingdom more than a year previously. In the weeks following the baptism of Jesus the character of John’s preaching gradually changed into a proclamation of mercy for the common people, while he denounced with renewed vehemence the corrupt political and religious rulers.

    Sahibi olduğu topraklarda Yahya’nın duyuruşunu gerçekleştirmiş olduğu, Hirodes Antipa, Yahya ve onun takipçilerinin bir isyanı başlatmaları korkusuyla tetikte bekler hale gelmişti. Bunların tümü uyarınca, Hirodes, Yahya’yı hapse atmaya karar verdi. Böylece, Haziran ayının 12’si sabahı çok erken bir vakit, çok fazla sayıda kişi duyuruyu dinlemek ve vaftize şahit olmak için gelmeden önce, Hirodes’in muhbirleri Yahya’yı tutukladı. Haftalar geçip ve o serbest bırakılmazken, birçoğu İsa’nın takipçilerine katılmak için Celile’ye giden bir biçimde, takipçileri tüm Filistin’e dağıldı.

135:10.3 (1506.5) Herod Antipas, in whose territory John had been preaching, became alarmed lest he and his disciples should start a rebellion. Herod also resented John’s public criticisms of his domestic affairs. In view of all this, Herod decided to put John in prison. Accordingly, very early in the morning of June 12, before the multitude arrived to hear the preaching and witness the baptizing, the agents of Herod placed John under arrest. As weeks passed and he was not released, his disciples scattered over all Palestine, many of them going into Galilee to join the followers of Jesus.

11. Hapisteki Yahya  

11. John in Prison

    Yahya, hapishanede yalnız ve bir şekilde acı bir deneyime sahip oldu. Takipçilerinin çok az sayıdaki bir kısmının kendisini görmesine izin verilmişti. O İsa’yı görmeyi derinden arzulamaktaydı, ama İnsan Evladı’nın inananları haline gelmiş olan onun bu takipçileri aracılığıyla İsa’nın gerçekleştirmiş olduğu şeyleri duymakla tatmin olmak zorundaydı. O sıklıkla, İsa ve onun kutsal görevi hakkında şüpheye düşme çekiciliğine kapılmıştı. Eğer İsa gerçekten Mesih ise, neden kendisini bu dayanılmaz tutsaklıktan kurtarmak için herhangi bir şey yapmamıştı? Bir buçuk yıldan daha fazla bir süredir, Tanrı’nın yaban topraklarına ait olan bu keskin hatlara sahip adam, bu hor görülesi zindana atılmıştı. Ve, bu deneyim, onun İsa’ya olan inancının ve sadakatinin büyük bir sınavıydı. Gerçekten de bu deneyimin tümü, Yahya’nın Tanrı’ya bile olan inancının büyük bir sınavıydı. Birçok sefer o, kendi görevi ve deneyiminin gerçekliğine bile şüphe duyma çekiciliğine kapılmıştı.

135:11.1 (1506.6) John had a lonely and somewhat bitter experience in prison. Few of his followers were permitted to see him. He longed to see Jesus but had to be content with hearing of his work through those of his followers who had become believers in the Son of Man. He was often tempted to doubt Jesus and his divine mission. If Jesus were the Messiah, why did he do nothing to deliver him from this unbearable imprisonment? For more than a year and a half this rugged man of God’s outdoors languished in that despicable prison. And this experience was a great test of his faith in, and loyalty to, Jesus. Indeed, this whole experience was a great test of John’s faith even in God. Many times was he tempted to doubt even the genuineness of his own mission and experience.

    Hapiste bulunduğu birkaç ayın sonrasında, takipçilerinden oluşan bir topluluk kendisine gelip, İsa’nın kamu eylemlerini haber ettikten sonra şunu söylemişti: “İşte görüyorsun ya, Öğretmenimiz, yukarı Ürdün nehrinde seninle birlikte olan kişi serpilmekte ve kendisine gelen herkesi kabul etmekte. O, Roma için vergi toplayan Musevilerle ve günahkârlarla bile yemek yemekte. Sen ona cesur bir biçimde kefil oldun, ama gel gör ki, onu senin kurtuluşunu gerçekleştirmek için hiçbir şey yapmıyor.” Ancak, Yahya, arkadaşlarına şöyle yanıt verdi: “Bu kişi, cennetteki Babası tarafından kendisine izin verilmedikçe hiçbir şey yapamaz. ‘Ben Mesih değilim, ama ben, ona zemin hazırlamak için önceden gönderilmiş kişiyim’ dediğimi oldukça iyi hatırlayacaksınız.’ Ve, ben bunu gerçekleştirdim. Geline sahip olan kişi damattır; ancak, onun yanında duran ve onun söylediklerine şahit olan damadın arkadaşı, damadın sesinden fazlasıyla mutluluk duymaktadır. Bu, benim neşem, böylelikle yerine gelmiştir. O artmakta, ama ben azalmak zorundayım. Ben bu dünyaya ait olup, iletimimi bildirdim. Nasıralı İsa dünyaya cennetten gelmekte olup, hepimizden üst bir konumdadır. İnsan Evladı Tanrı’dan inmiş olup, Tanrı’nın sözlerini size bildirecektir. Cennet içindeki Baba kendi öz Evladına, ruhaniyeti ölçüsüyle vermemektedir. Baba Evladı’nı derinden sevmekte olup, yakın bir zaman içinde her şeyi, bu Evlad’ın ellerine verecektir. Evlad’a inanan kişi, ebedi yaşama sahiptir. Ve, söylediğim bu sözler gerçek ve kalıcıdır.

135:11.2 (1507.1) After he had been in prison several months, a group of his disciples came to him and, after reporting concerning the public activities of Jesus, said: “So you see, Teacher, that he who was with you at the upper Jordan prospers and receives all who come to him. He even feasts with publicans and sinners. You bore courageous witness to him, and yet he does nothing to effect your deliverance.” But John answered his friends: “This man can do nothing unless it has been given him by his Father in heaven. You well remember that I said, ‘I am not the Messiah, but I am one sent on before to prepare the way for him.’ And that I did. He who has the bride is the bridegroom, but the friend of the bridegroom who stands near by and hears him rejoices greatly because of the bridegroom’s voice. This, my joy, therefore is fulfilled. He must increase but I must decrease. I am of this earth and have declared my message. Jesus of Nazareth comes down to the earth from heaven and is above us all. The Son of Man has descended from God, and the words of God he will declare to you. For the Father in heaven gives not the spirit by measure to his own Son. The Father loves his Son and will presently put all things in the hands of this Son. He who believes in the Son has eternal life. And these words which I speak are true and abiding.”

    Takipçiler Yahya’nın resmi bir biçimde görüşünü açıklayışı karşısında o kadar hayretler içine düşmüşlerdi ki, onun yanından sessizce ayrılmışlardı. Yahya da fazlasıyla gerilmişti; zira, o, dilinden bir kehanetin çıktığını fark etmişti. Bir daha hiçbir zaman, Yahya, İsa’nın görevi ve kutsallığına dair bütüncül bir kuşku duymadı. Ancak, Yahya için; İsa’nın kendisine hiçbir söz göndermemiş, kendisini görmeye gelmemiş ve kendisini hapishaneden kurtarmak için büyük olan gücünün bir kısmını bile kullanmamış olması acı bir hayal kırıklığıydı. Ancak, İsa, bunların hepsini bilmekteydi. O, Yahya için çok derin bir sevgiyi beslemekteydi; ancak, bu aşamada kutsal doğasının farkında, ve, bu dünyadan ayrıldığında Yahya için büyük şeylerin hazırlanmakta olduğunun bütünüyle bilincinde, ve aynı zamanda da, Yahya’nın dünya üzerindeki görevinin tamamlanmış olduğunun bilgisine sahip olarak, kendisini, büyük duyurucu-tanrı-elçisinin sahip olduğu sürecin doğal bir biçimde sonlanışına karışmamak için kısıtlamıştı.

135:11.3 (1507.2) These disciples were amazed at John’s pronouncement, so much so that they departed in silence. John was also much agitated, for he perceived that he had uttered a prophecy. Never again did he wholly doubt the mission and divinity of Jesus. But it was a sore disappointment to John that Jesus sent him no word, that he came not to see him, and that he exercised none of his great power to deliver him from prison. But Jesus knew all about this. He had great love for John, but being now cognizant of his divine nature and knowing fully the great things in preparation for John when he departed from this world and also knowing that John’s work on earth was finished, he constrained himself not to interfere in the natural outworking of the great preacher-prophet’s career.

    Hapishanedeki bu uzun bekleyiş, insani bir biçimde katlanılamaz nitelikteydi. Ölümünden tam da birkaç gün önce, Yahya tekrar, şu sorunların cevabını öğrenmek isteyerek İsa’ya güvendiği elçileri göndermişti: “Benim görevim bitti mi? Neden hala hapishanede tutulmaktayım? Sen gerçekten de Mesih misin, yoksa biz başkasını mı aramalıyız?” Ve, bu iki takipçi İsa’ya bu iletiyi teslim ettiğinde, İnsan Evladı şu cevabı vermişti: “Yahya’ya geri dönün ve ona deyin ki bana da böyle acı veren bir şeyi tabii ki unutmadım, zira doğruluğun tamamını yerine getirmek için ikimizin de bunu böyle yapması gerekmektedir. Yahya’ya — fakirlerin kendisine verilmiş iyi haberleri olarak — görmüş ve duymuş olduğunuz şeyleri söyleyin; ve, son olarak, benim dünya görevimin çok sevgili habercisine söyleyin ki, o, eğer benden şüphe duymanın ve alınmanın içine düşmezse, gelecek çağ içerisinde çok cömert bir biçimde takdis edilecektir.” Ve, bu, Yahya’nın İsa’dan almış olduğu son sözdü. Bu ileti onu fazlasıyla onu teselli etmişti olup, inancını istikrarlı konuma getirmiş ve kendisini, bu çok dikkate değer olayın ardında çok yakın bir zaman içinde gelmiş beden içindeki yaşamının acı sonuna hazırlamıştı.

135:11.4 (1507.3) This long suspense in prison was humanly unbearable. Just a few days before his death John again sent trusted messengers to Jesus, inquiring: “Is my work done? Why do I languish in prison? Are you truly the Messiah, or shall we look for another?” And when these two disciples gave this message to Jesus, the Son of Man replied: “Go back to John and tell him that I have not forgotten but to suffer me also this, for it becomes us to fulfill all righteousness. Tell John what you have seen and heard — that the poor have good tidings preached to them — and, finally, tell the beloved herald of my earth mission that he shall be abundantly blessed in the age to come if he finds no occasion to doubt and stumble over me.” And this was the last word John received from Jesus. This message greatly comforted him and did much to stabilize his faith and prepare him for the tragic end of his life in the flesh which followed so soon upon the heels of this memorable occasion.

12. Vaftizci Yahya’nın Ölümü  

12. Death of John the Baptist

    Yahya güney Perea’da çalışırken tutuklandığı için, doğrudan bir biçimde, idamına kadar hapsedilmiş olduğu yer olan Makherus kalesinin zindanına götürülmüştü. Hirodes Celile’ye ek olarak Perea’yı da yönetmekteydi; ve, o, ikametini bu zaman zarfında Perea bölgesindeki hem Yulias hem de Makherus’da gerçekleştirmekteydi. Celile’deki resmi ikameti, Seforis’den Tiberya’daki yeni başkente taşınmış haldeydi.

135:12.1 (1508.1) As John was working in southern Perea when arrested, he was taken immediately to the prison of the fortress of Machaerus, where he was incarcerated until his execution. Herod ruled over Perea as well as Galilee, and he maintained residence at this time at both Julias and Machaerus in Perea. In Galilee the official residence had been moved from Sepphoris to the new capital at Tiberias.

    Hirodes, isyan çıkarmasından çekinerek Yahya’nın serbest bırakılmasından korkmuştu. O, başkentte çok sayıda isyanın gerçekleşmemesi için Yahya’yı öldürtmekten korkmuştu; zira, binlerce Perealı Yahya’nın, bir tanrı-elçisi olarak, kutsal bir adam olduğuna inanmaktaydı. Bu nedenle, Hirodes Nazir duyurucusunu, kendisiyle başka ne yapacağını bilmeyen bir biçimde, hapiste tutmuştu. Birkaç sefer Yahya, Hirodes’in karşısına çıkarılmıştı; ancak, o hiçbir zaman, ne Hirodes’in nüfuz bölgelerinden ayrılmayı, ne de, serbest bırakılacak olursa tüm kamu etkinliklerinden uzak duracağını kabul etmemişti. Ve, Nasıralı İsa ile ilgili, düzenli bir biçimde artmakta olan, huzursuzluk Hirodes’e, Yahya’yı serbest bırakmanın zamanı olmadığını uyarmıştı. Bunun yanı sıra, Yahya aynı zamanda, Hirodes’in kanunsuz eşi olan, Hirodias’ın yoğun ve keskin nefretinin bir kurbanıydı.

135:12.2 (1508.2) Herod feared to release John lest he instigate rebellion. He feared to put him to death lest the multitude riot in the capital, for thousands of Pereans believed that John was a holy man, a prophet. Therefore Herod kept the Nazarite preacher in prison, not knowing what else to do with him. Several times John had been before Herod, but never would he agree either to leave the domains of Herod or to refrain from all public activities if he were released. And this new agitation concerning Jesus of Nazareth, which was steadily increasing, admonished Herod that it was no time to turn John loose. Besides, John was also a victim of the intense and bitter hatred of Herodias, Herod’s unlawful wife.

    Birçok sefer Hirodes Yahya ile, cennetin krallığı hakkında konuşmuştu; ve, her ne kadar o zaman zaman Yahya’nın iletisinden ciddi bir biçimde etkilenmişse de, kendisini hapishaneden serbest bırakmaktan korku duymaktaydı.

135:12.3 (1508.3) On numerous occasions Herod talked with John about the kingdom of heaven, and while sometimes seriously impressed with his message, he was afraid to release him from prison.

    Tiberya’da birçok inşaat hala devam etmekte olduğu için, Hirodes vaktinin dikkate değer bir kısmını Perea ikametlerinde harcamış olup, Makherus kalesine karşı özel bir beğeniye sahipti. Tiberya’daki bütün kamu binalarının ve resmi konutun tam anlamıyla bitmesinin bir kaç yılı vardı.

135:12.4 (1508.4) Since much building was still going on at Tiberias, Herod spent considerable time at his Perean residences, and he was partial to the fortress of Machaerus. It was a matter of several years before all the public buildings and the official residence at Tiberias were fully completed.

    Doğum gününün kutlanışında, Hirodes, baş çalışanları ve Celile ve Perea hükümetinin heyetlerinde yüksek makamlarda bulunan diğer kişiler için Makherus sarayında büyük bir ziyafette bulundu. Hirodias Yahya’nın ölümünü Hirodes’e yapmış olduğu doğrudan bir taleple gerçekleştirmede başarısız olduğu için, bu aşamada kendisine, Yahya’yı kurnaz planlama ile öldürtmeyi görev edinmişti.

135:12.5 (1508.5) In celebration of his birthday Herod made a great feast in the Machaerian palace for his chief officers and other men high in the councils of the government of Galilee and Perea. Since Herodias had failed to bring about John’s death by direct appeal to Herod, she now set herself to the task of having John put to death by cunning planning.

    Akşam şölenleri ve eğlenceleri devam ederken, Hirodias kızını, yemek misafirleri önünde dans etmesi için takdim etti. Hirodes, küçük kızının performansından fazlasıyla memnun olmuştu, ve onu kendisine çağırıp şunu söyledi: “Sen büyüleyicisin. Senden fazlasıyla memnunum. Bu doğum gününde neyi arzu istersen sor, sana onu vereceğim, krallığımın yarısını bile.” Ve, Hirodes bunların hepsini, birçok şarap kadehinin fazlasıyla etkisi altında yapmıştı. Genç kız kenara çekilip, annesine Hirodes’den neyi istemesi gerektiğini sordu. Hirodias “Hirodes’e git ve Vaftizci Yahya’nın başını iste” dedi. Ve, yemek masasına geri dönen bir biçimde, genç kız Hirodes’e “Ben senden, bana derhal Vaftizci Yahya’nın başını bir tepsi içinde vermeni istemekteyim” dedi.

135:12.6 (1508.6) In the course of the evening’s festivities and entertainment, Herodias presented her daughter to dance before the banqueters. Herod was very much pleased with the damsel’s performance and, calling her before him, said: “You are charming. I am much pleased with you. Ask me on this my birthday for whatever you desire, and I will give it to you, even to the half of my kingdom.” And Herod did all this while well under the influence of his many wines. The young lady drew aside and inquired of her mother what she should ask of Herod. Herodias said, “Go to Herod and ask for the head of John the Baptist.” And the young woman, returning to the banquet table, said to Herod, “I request that you forthwith give me the head of John the Baptist on a platter.”

    Hirodes’in içi korku ve kederle doldu; ancak, verdiği söz ve kendisiyle birlikte et sofrasında oturan herkes nedeniyle, yapılmış isteği reddedemezdi. Ve, Hirodes Antipa, kendisine Yahya’nın başını getirmesi emrini vererek, bir askeri göndermişti. Böylece, bu gece Yahya’nın başı, askerin tanrı-elçisinin başını bir tepsi içinde getirip yemek salonunun arkasında genç kıza sunduğu bir biçimde, kesilmişti. Ve, küçük kız tepsiyi annesine vermişti. Yahya’nın takipçileri bunu duyduğunda, Yahya’nın bedeni için hapishaneye geldiler; ve, onu bir kabre koyduktan sonra, İsa’ya gidip onları anlattılar.

135:12.7 (1508.7) Herod was filled with fear and sorrow, but because of his oath and because of all those who sat at meat with him, he would not deny the request. And Herod Antipas sent a soldier, commanding him to bring the head of John. So was John that night beheaded in the prison, the soldier bringing the head of the prophet on a platter and presenting it to the young woman at the rear of the banquet hall. And the damsel gave the platter to her mother. When John’s disciples heard of this, they came to the prison for the body of John, and after laying it in a tomb, they went and told Jesus.





Back to Top