URANTİA’NIN KİTABI’NA - 124. Makale
İsa’nın Geç Çocukluğu

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım IV. İsa’nın Hayatı ve Öğretileri



Paper 124
The Later Childhood of Jesus

    HER ne kadar İsa, okul için İskenderiye’de Celile’ye kıyasla daha iyi bir imkânı memnuniyetle deneyimleyebilecek olmuş olsa da; medeni dünyanın her tarafından akın akın gelmekte olan erkek ve kadınların tüm sınıflarının bu kadar geniş sayıdaki nüfusuyla sürekli iletişimde bulunmanın büyük faydasını aynı zamanda memnuniyetle deneyimlerken, olası en düşük eğitimsel yönlendirmeyle kendi yaşam sorunlarını çözmek için bu türden muhteşem çevreye sahip olamazdı. Eğer İsa İskenderiye’de kalmaya devam etmiş olsaydı, onun eğitimi Museviler tarafından ve tamamiyle Musevi olan doğrultuda yönlendirilecekti. Nasıra’da o; Musevi-olmayanları anlamak için kendisini daha yerinde bir biçimde hazırlamış olan, ve, İbrani din-kuramının Doğu, veya diğer bir değişle Babil, ve Batı, diğer bir değişle Helenik, görüşlerinin sahip oldukları göreceli faydalara dair daha iyi ve daha dengeli bir düşünceyi sağlamış olan bir eğitimi elde etmiş ve bir hazırlanmadan geçmişti.

124:0.1 (1366.1) ALTHOUGH Jesus might have enjoyed a better opportunity for schooling at Alexandria than in Galilee, he could not have had such a splendid environment for working out his own life problems with a minimum of educational guidance, at the same time enjoying the great advantage of constantly contacting with such a large number of all classes of men and women hailing from every part of the civilized world. Had he remained at Alexandria, his education would have been directed by Jews and along exclusively Jewish lines. At Nazareth he secured an education and received a training which more acceptably prepared him to understand the gentiles, and which gave him a better and more balanced idea of the relative merits of the Eastern, or Babylonian, and the Western, or Hellenic, views of Hebrew theology.

1. İsa’nın Dokuzuncu Yaşı (M.S. 3. yıl)  

1. Jesus’ Ninth Year (A.D. 3)

    Her ne kadar İsa’nın hiçbir zaman ciddi bir biçimde hasta olmadığı söylenebilir olsa da, İsa bu yılda, erkek kardeşleri ve bebek kız kardeşleri ile beraber, çocukluğun küçük çaplı rahatsızlıklarından bazılarını yaşamıştı.

124:1.1 (1366.2) Though it could hardly be said that Jesus was ever seriously ill, he did have some of the minor ailments of childhood this year, along with his brothers and baby sister.

    Okul devam etmekte olup, İsa, her ayda bir hafta özgürlüğe sahip olarak, hala ayrı bir konumda tutulan öğrenciydi; ve, o, komşu şehirlere babasıyla gerçekleştirdiği seyahatleri, Nasıra’nın güneyindeki amcasının tarlasındaki konuklukları, ve, Mecdel’den gerçekleştirdikleri balıkçılık gezintileri arasında zamanını yaklaşık olarak eşit bir biçimde bölmeye devam etti.

124:1.2 (1366.3) School went on and he was still a favored pupil, having one week each month at liberty, and he continued to divide his time about equally between trips to neighboring cities with his father, sojourns on his uncle’s farm south of Nazareth, and fishing excursions out from Magdala.

    Okulda bu döneme kadar henüz gerçekleşmiş en ciddi sorun, İsa’nın; her türlü resim, fotoğraf ve çizimin özü bakımından putperestlik olduğuna dair öğreti hakkında hazzana karşı koymaya cüret ettiğinde gerçekleşmişti. İsa, manzara resimleri çizmekten ve çömlekçi kilinden büyük bir çeşitlilikte nesneleri tasarlamaktan büyük keyif almaktaydı. Bu türden her şey, Musevi kanunu tarafından katı bir biçimde yasaklanmıştı; ancak, bu zamana kadar o, bu tür etkinliklere devam etmesine izin verecek kadar ebeveynlerinin karşıtlığını etkisiniz hale getirmeyi başarmış konumdaydı.

124:1.3 (1366.4) The most serious trouble as yet to come up at school occurred in late winter when Jesus dared to challenge the chazan regarding the teaching that all images, pictures, and drawings were idolatrous in nature. Jesus delighted in drawing landscapes as well as in modeling a great variety of objects in potter’s clay. Everything of that sort was strictly forbidden by Jewish law, but up to this time he had managed to disarm his parents’ objection to such an extent that they had permitted him to continue in these activities.

    Ancak sorun tekrar okulda, İsa’nın dersliğin tabanına öğretmenin bir karakalem resmini çizmekte olduğunu, daha gerici öğrencilerden bir tanesi keşfettiğinde alevlendi. Bu resim gün gibi açık bir biçimde orada durmakta olup, kıdemli üyelerin çoğunluğu, en büyük oğlunun kanun tanımazlığını baskılaması için bir şeylerin yapılması gerektiğini talep etmek için Yusuf’u çağırmaya girişiminden önce, görmüşlerdi. Ve her ne kadar bu, Yusuf ve Meryem’e, çok yönlü ve karşıt çocuklarının eylemleri hakkında gelen şikâyetlerin ilki olmasa da, ona karşı bu zamana kadar yöneltilmiş tüm suçlamalar içinde en ciddi olanıydı. İsa belli bir süre boyunca, dışarıda arka kapının hemen yanı başındaki büyük bir kaya üzerinde oturtturulan bir biçimde, sanatsal çabalarına dair getirilmiş suçlamayı dinledi. O, kendisinin suçlandığı yanlış eylemler yüzünden babasının neden gösterilmesine karşı çıktı; bu nedenle o, suçlayıcıları ile korkusuz bir biçimde yüzleşen bir biçimde ilerledi. Kıdemli üyeler şaşkınlığa uğramıştı. Bazıları yaşanılan şeyi mizahla değerlendirme eğiliminde olup, bir veya ikisi, erkek çocuğun dini reddetmese de, kutsallığa karşı geldiği yönünde düşünür görünmekteydi. İsa, görüşünü cesurca savunmuş bir biçimde söyleyeceğini söylemişti; ve, o, tüm diğer tartışmalı hususlarda olduğu gibi bunda da babasının kararına saygı göstereceğini duyurdu. Ve, kıdemli üyelerin heyeti sessizce ayrıldı.

124:1.4 (1366.5) But trouble was again stirred up at school when one of the more backward pupils discovered Jesus drawing a charcoal picture of the teacher on the floor of the schoolroom. There it was, plain as day, and many of the elders had viewed it before the committee went to call on Joseph to demand that something be done to suppress the lawlessness of his eldest son. And though this was not the first time complaints had come to Joseph and Mary about the doings of their versatile and aggressive child, this was the most serious of all the accusations which had thus far been lodged against him. Jesus listened to the indictment of his artistic efforts for some time, being seated on a large stone just outside the back door. He resented their blaming his father for his alleged misdeeds; so in he marched, fearlessly confronting his accusers. The elders were thrown into confusion. Some were inclined to view the episode humorously, while one or two seemed to think the boy was sacrilegious if not blasphemous. Joseph was nonplused, Mary indignant, but Jesus insisted on being heard. He had his say, courageously defended his viewpoint, and with consummate self-control announced that he would abide by the decision of his father in this as in all other matters controversial. And the committee of elders departed in silence.

    Meryem Yusuf’u; okulda bu sorunlu etkinliklerin hiçbirini artık gerçekleştirmeyeceğine dair söz vermesi koşulu ile, İsa’nın evde kilden nesneler yapmasına izin vermesi için etkimeye çabaladı; ancak, Yusuf, ikinci emrin hahamsal yorumunu devam etmesini kararlaştırmak zorunda hissetti. Ve, böylece İsa artık, babasının evinde yaşadığı müddetçe herhangi bir şeyin suretinde bir şeyi ne çizdi ne de ona şekil verdi. Ancak o; yaptığı şeyin yanlışlığından, ve, genç yaşamının büyük sınavlarından bir tanesini oluşturmuş olan bu türden gözde bir boş zaman etkinliğini bırakmaktan emin olmamıştı.

124:1.5 (1367.1) Mary endeavored to influence Joseph to permit Jesus to model in clay at home, provided he promised not to carry on any of these questionable activities at school, but Joseph felt impelled to rule that the rabbinical interpretation of the second commandment should prevail. And so Jesus no more drew or modeled the likeness of anything from that day as long as he lived in his father’s house. But he was unconvinced of the wrong of what he had done, and to give up such a favorite pastime constituted one of the great trials of his young life.

    Haziran’ın sonuna doğru, babasının eşliğinde İsa, Tabor Dağı’nın zirvesine ilk kez çıkmış oldu. Bu açık bir gün olup, manzara mükemmeldi. O dokuz yaşındaki ufaklığa, Mısır, Afrika ve Roma dışında tüm dünyayı gerçekten gördüğü hissi uyandırdı.

124:1.6 (1367.2) In the latter part of June, Jesus, in company with his father, first climbed to the summit of Mount Tabor. It was a clear day and the view was superb. It seemed to this nine-year-old lad that he had really gazed upon the entire world excepting India, Africa, and Rome.

    İsa’nın ikinci kız kardeşi olan Marta, Eylül’ün 13’unde Perşembe akşamı doğmuştu. Marta’nın gelişinden sonra, bu aralar bir süreliğine evde bulunan Yusuf, hem atölye ve hem yatak odası olarak, evlerine bir ilave binanın inşasına başladı. Küçük bir el tezgâhı İsa için inşa edilmişti; ve, ilk kez o, kendisine ait aletlere sahip oldu. Birçok yıl boyunca günün alışılageldik dışındaki saatlerinde o, bu el tezgâhı üzerinde çalışmış olup, boyundurukların yapılışında oldukça uzman hale gelmişti.

124:1.7 (1367.3) Jesus’ second sister, Martha, was born Thursday night, September 13. Three weeks after the coming of Martha, Joseph, who was home for awhile, started the building of an addition to their house, a combined workshop and bedroom. A small workbench was built for Jesus, and for the first time he possessed tools of his own. At odd times for many years he worked at this bench and became highly expert in the making of yokes.

    Bu kış ve diğerleri, birçok on yıl boyunca Nasıra’da en soğuk olanlarıydı. İsa dağlarda kar görmüş halde olup, kar, yalnızca kısa bir süre boyunca zemin üzerinde kalan bir biçimde, birkaç sefer Nasıra’ya düşmüştü; ancak, bu kışa kadar o buz görmemişti. Suyun bir katı, sıvı ve gaz olabileceği gerçekliği, kaynayan tencerelerden kaçan buhar üzerine uzunca bir süre düşünmüş olarak — ufaklığın bu fiziksel dünya ve onun oluşumu hakkında uzun boylu düşünmesine neden olmuştu; ama yine de, bu büyüyen gencin içinde barınan kişilik bu sürecin en başından beri, uçsuz bucaksız bir evren boyunca tüm bu şeylerin mevcut yaratıcısı ve düzenleyicisiydi.

124:1.8 (1367.4) This winter and the next were the coldest in Nazareth for many decades. Jesus had seen snow on the mountains, and several times it had fallen in Nazareth, remaining on the ground only a short time; but not until this winter had he seen ice. The fact that water could be had as a solid, a liquid, and a vapor — he had long pondered over the escaping steam from the boiling pots — caused the lad to think a great deal about the physical world and its constitution; and yet the personality embodied in this growing youth was all this while the actual creator and organizer of all these things throughout a far-flung universe.

    Nasıra’nın iklimi sert değildi. Ocak, ortalama 10° C etrafında seyreden bir biçimde en soğuk aydı. En sıcak aylar olarak Ekim ve Ağustos boyunca sıcaklık, 23° ila 32° C derecede arasında değişiklik gösterirdi. Dağlardan Ürdün ve Lut Gölü vadisine kadar Filistin’in iklimi, dondurucu soğuklardan kavurucu sıcaklıklara kadar değişiklik gösterdi. Ve böylece, bir açıdan Museviler, dünyanın çeşitlilik gösteren iklimlerinin herhangi birinde veya hepsinde yaşamaya hazırlanmış haldelerdi.

124:1.9 (1367.5) The climate of Nazareth was not severe. January was the coldest month, the temperature averaging around 50° F. During July and August, the hottest months, the temperature would vary from 75° to 90° F. From the mountains to the Jordan and the Dead Sea valley the climate of Palestine ranged from the frigid to the torrid. And so, in a way, the Jews were prepared to live in about any and all of the world’s varying climates.

    En sıcak yaz ayları boyunca bile serin bir deniz esintisi genellikle batı yönünden, sabahın 10’undan yaklaşık olarak akşamın 10’una kadar esmişti. Ancak zaman zaman, doğudaki çölden gelen sıcak rüzgârlar tüm Filistin boyunca eserdi. Bu sıcak rüzgâr dalgaları genellikle, yağmur mevsiminin sonuna yakın bir biçimde, Şubat ve Mart ayında gelmişti. Bu dönemlerde yağmur, Kasım’dan Nisan’a kadar canlandırıcı sağanaklar halinde düşmüştü; ancak yağmur düzenli bir biçimde yağmadı. Filistin’de yalnızca, kurak ve yağmurlu mevsimler olarak yaz ve kış halinde iki mevsim bulunmaktaydı. Ocak ayında, çiçekler açmaya başlamakta olup, Nisan’ın sonunda toprakların tamamı kocaman bir çiçek bahçesi haline gelirdi.

124:1.10 (1367.6) Even during the warmest summer months a cool sea breeze usually blew from the west from 10:00 A.M. until about 10:00 P.M. But every now and then terrific hot winds from the eastern desert would blow across all Palestine. These hot blasts usually came in February and March, near the end of the rainy season. In those days the rain fell in refreshing showers from November to April, but it did not rain steadily. There were only two seasons in Palestine, summer and winter, the dry and rainy seasons. In January the flowers began to bloom, and by the end of April the whole land was one vast flower garden.

    Bu yılın Mayıs ayında, amcasının çiftliğinde İsa ilk kez, tahıl harmanına yardım etti. On üç yaşına gelmeden o, metal işçiliği dışında, Nasıra çevresinde erkek ve kadınları yaptıkları neredeyse her işe dair bir şeyler öğrenmeyi becermiş haldeydi; ve, o, babasının ölümünden sonra gerçekleşen bir biçimde büyüdüğünde, bir demirci atölyesinde bir kaç ayını harcadı.

124:1.11 (1367.7) In May of this year, on his uncle’s farm, Jesus for the first time helped with the harvest of the grain. Before he was thirteen, he had managed to find out something about practically everything that men and women worked at around Nazareth except metal working, and he spent several months in a smith’s shop when older, after the death of his father.

    İş ve kervan ticareti azaldığında İsa babası ile birlikte, yakındaki Cana, Endor ve Nain’e birçok eğlence veya ticari gezide bulundu. Bir ufaklık olarak bile o sıklıkla, Nasıra’dan kuzey batı doğrultusunda yalnızca yaklaşık beş kilometre uzaklıkta bulunan Seforis’e ziyaretlerde bulundu; ve, o, M.Ö. 4.yıldan yaklaşık olarak M.S. 25’inci yıla kadar Celile’nin başkentine ve Hirodes Antipa’nın yerleşkelerinden bir tanesine bu sık ziyaretlerini gerçekleştirmişti.

124:1.12 (1368.1) When work and caravan travel were slack, Jesus made many trips with his father on pleasure or business to near-by Cana, Endor, and Nain. Even as a lad he frequently visited Sepphoris, only a little over three miles from Nazareth to the northwest, and from 4 B.C. to about A.D. 25 the capital of Galilee and one of the residences of Herod Antipas.

    İsa fiziksel, ussal, toplumsal ve ruhsal olarak büyümeye devam etti. Onun evin dışına yaptığı yolculuklar, kendi ailesine dair daha iyi ve daha cömert bir anlayışı sunmada fazlasıyla katkıda bulunmuştu; ve, bu zaman zarfında, ebeveynleri hatta, ona öğretmeye ek olarak ondan öğrenmeye başlamıştı. İsa doğuştan bir düşünür olup, gençliğinde bile, yetkin bir öğretmendi. O, sürekli olarak, sözde “sözlü kanun” ile çatışma halindeydi; ancak, o her zaman kendisini, ailesinin uygulamalarına uyumlu hale getirmeyi amaçlamıştı. O, yaşının çocuklarıyla oldukça iyi bir biçimde anlaştı; ancak, o sıklıkla, onların yavaş hareket eden akılları nedeniyle hayal kırıklığına uğradı. On yaşında gelmeden önce, o; fiziksel, ussal ve dini olarak — insan olmanın gerekliğini sunmak için bir cemiyet haline gelmiş yedi ufaklıktan oluşan bir topluluğun önderi haline gelmişti. Bu erkek çocukları arasında İsa, fiziksel dinlence etkinliğinden oluşan birçok yeni oyunu ve geliştirilmiş çeşitli yöntemleri getirmede başarı elde etmişti.

124:1.13 (1368.2) Jesus continued to grow physically, intellectually, socially, and spiritually. His trips away from home did much to give him a better and more generous understanding of his own family, and by this time even his parents were beginning to learn from him as well as to teach him. Jesus was an original thinker and a skillful teacher, even in his youth. He was in constant collision with the so-called “oral law,” but he always sought to adapt himself to the practices of his family. He got along fairly well with the children of his age, but he often grew discouraged with their slow-acting minds. Before he was ten years old, he had become the leader of a group of seven lads who formed themselves into a society for promoting the acquirements of manhood — physical, intellectual, and religious. Among these boys Jesus succeeded in introducing many new games and various improved methods of physical recreation.

2. Onuncu Yaş (M.S. 4.yıl)  

2. The Tenth Year (A.D. 4)

    Babası ile şehrin dışında yürüyüşte bulunurlarken, İsa, yaşam görevinin sahip olduğu olağandışı doğasın bilincine varmakta olduğunu gösteren hisleri ve düşünceleri ilk kez sergilediğinde, ayın ilk Şabat’ı olarak, Temmuz’un beşiydi. Yusuf, oğlunun tarihi cümlelerini dikkatle dinledi, ancak çok az yorumda bulundu; o, ilave bir bilgi elde etmek için çaba sarf etmedi. Bir sonraki gün İsa, benzer ancak daha geniş bir konuşmayı annesi ile gerçekleştirdi. Meryem benzer bir biçimde ufaklığın duyurularını dinledi, ancak ne de o herhangi ilave bir bilgi elde etme çabası sarf etmedi. İsa, kişiliğinin doğası ve dünya üzerindeki görevinin niteliği ile ilgili kendi bilincinde artan bu ortaya çıkış hakkında ebeveynlerine bu konuşmanın aynısını neredeyse iki yıl önce yapmıştı.

124:2.1 (1368.3) It was the fifth of July, the first Sabbath of the month, when Jesus, while strolling through the countryside with his father, first gave expression to feelings and ideas which indicated that he was becoming self-conscious of the unusual nature of his life mission. Joseph listened attentively to the momentous words of his son but made few comments; he volunteered no information. The next day Jesus had a similar but longer talk with his mother. Mary likewise listened to the pronouncements of the lad, but neither did she volunteer any information. It was almost two years before Jesus again spoke to his parents concerning this increasing revelation within his own consciousness regarding the nature of his personality and the character of his mission on earth.

    O, Ağustos ayında ileri sinagog okuluna girmişti. Okulda, İsa, yöneltmekte ısrarcı olduğu sorularla sürekli olarak sorun yaratmaktaydı. Artan bir biçimde o, tüm Nasıra’yı neredeyse tamamen birbirine katmaktaydı. Ebeveynleri, bu rahatsızlık yaratan soruları sormayı ona yasaklamaktan nefret etmekteydi; ve, onun başöğretmeni kafası karışan bir biçimde fazlasıyla, bu ufaklığın merakı, kavrayışı ve bilgiye açlığı tarafından etkilenmişti.

124:2.2 (1368.4) He entered the advanced school of the synagogue in August. At school he was constantly creating trouble by the questions he persisted in asking. Increasingly he kept all Nazareth in more or less of a hubbub. His parents were loath to forbid his asking these disquieting questions, and his chief teacher was greatly intrigued by the lad’s curiosity, insight, and hunger for knowledge.

    İsa’nın oyun arkadaşları, davranışında doğa-ötesi hiçbir şey görmemişti; birçok açıdan o, tamamiyle kendileri gibiydi. Onun çalışmaya ilgisi, bir ölçüde ortalamanın üstündeydi, ancak tamamiyle görülmemiş nitelikte değildi. O okulda, sınıfındaki diğer öğrencilerden daha fazla soru sormaktaydı.

124:2.3 (1368.5) Jesus’ playmates saw nothing supernatural in his conduct; in most ways he was altogether like themselves. His interest in study was somewhat above the average but not wholly unusual. He did ask more questions at school than others in his class.

    Muhtemelen, en olağandışı ve en dikkat çeken niteliği, sahip olduğu haklar için kavga etmedeki gönülsüzlüğüydü. Yaşına göre çok iyi gelişmiş bir ufaklık olduğu için, oyun arkadaşlarına, adaletsizlikten veya kişisel kötü muameleye maruz kaldığında bile kendisini koruma eğilimi göstermemesi garip görünmekteydi. Böyle bir şey gerçekleştiğinde, bir yaş büyük, bir komşu çocuğu olan Yakup’un arkadaşlığı nedeniyle bu kişilik özelliğinden fazlasıyla zarar görmedi. Yakup, Yusuf’un bir iş arkadaşı olan taş ustasının oğluydu. Yakup; İsa’nın büyük bir hayranı olup, fiziksel çatışmaya olan nefreti nedeniyle herhangi bir kişinin İsa üzerinde üstünlük kurmasına izin vermemeyi kendisinin işi haline getirmişti. Birkaç sefer, daha büyük ve terbiye almamış gençler, meşhur barışseverliğine güvenerek İsa’ya saldırdı; ancak, onlar her defasında, taş ustasının oğlu Yakup olan, kendi kendine görevlendirmiş savaşçısının ve her daim hazır savunucusunun ellerinde, hiç gecikmeden ve belirli düzeydeki karşılıktan muzdarip olmuşlardı.

124:2.4 (1368.6) Perhaps his most unusual and outstanding trait was his unwillingness to fight for his rights. Since he was such a well-developed lad for his age, it seemed strange to his playfellows that he was disinclined to defend himself even from injustice or when subjected to personal abuse. As it happened, he did not suffer much on account of this trait because of the friendship of Jacob, a neighbor boy, who was one year older. He was the son of the stone mason, a business associate of Joseph. Jacob was a great admirer of Jesus and made it his business to see that no one was permitted to impose upon Jesus because of his aversion to physical combat. Several times older and uncouth youths attacked Jesus, relying upon his reputed docility, but they always suffered swift and certain retribution at the hands of his self-appointed champion and ever-ready defender, Jacob the stone mason’s son.

    İsa genel olarak, dönemlerinin ve nesillerinin daha yüksek ideallerinin savunuculuğunu yapmakta olan Nasıra gençlerinin kabul edilmiş önderiydi. O genç birliktelikleri tarafından; yalnızca adil olduğu için değil, aynı zamanda derin sevginin varlığını gösteren ve üstü kapalı merhamete bile dayanan görülmemiş ve anlayış halindeki bir duygudaşlığa sahip olduğu için gerçek anlamıyla sevilmekteydi.

124:2.5 (1369.1) Jesus was the generally accepted leader of the Nazareth lads who stood for the higher ideals of their day and generation. He was really loved by his youthful associates, not only because he was fair, but also because he possessed a rare and understanding sympathy that betokened love and bordered on discreet compassion.

    Bu yıl İsa, yaşça daha büyük bireylerin arkadaşlığı için gözle görülür bir tercih sergilemeye başladı. O, yaşça büyük akıllar ile kültürel, eğitimsel, toplumsal, ekonomik, politik ve dini hususlar üzerine konuşmaktan büyük sevk almaktaydı; ve, onun nedensel düşünüşünün derinliği ve gözlem gücünün keskinliği erişkin birlikteliklerini o kadar büyülemekteydi ki, onlar İsa’nın kendilerini ziyaret etmesine gönüllü olmaktan fazlasını hissetmekteydiler. Ev ekonomisine yardım etmek için sorumlu hale geldiğine kadar, ebeveynleri sürekli olarak İsa’yı; onun bu şekilde tercihi olarak gösterdiği, yaşça büyük ve daha iyi bilgi sahibi bireyler yerine, kendi yaşındakilerle, veya yaşına yakın olanlarla, arkadaşlık kurması yönünde etkilemeye çalışmaktaydılar.

124:2.6 (1369.2) This year he began to show a marked preference for the company of older persons. He delighted in talking over things cultural, educational, social, economic, political, and religious with older minds, and his depth of reasoning and keenness of observation so charmed his adult associates that they were always more than willing to visit with him. Until he became responsible for the support of the home, his parents were constantly seeking to influence him to associate with those of his own age, or more nearly his age, rather than with older and better-informed individuals for whom he evinced such a preference.

    Bu yılın sonuna doğru o; Celile Denizi’nde amcasıyla birlikte iki aylık bir balıkçılık deneyiminde bulunmuş olup, oldukça başarılı olmuştu. Erkekliğe adım atmadan önce o, uzman bir balıkçı haline gelmiş konumdaydı.

124:2.7 (1369.3) Late this year he had a fishing experience of two months with his uncle on the Sea of Galilee, and he was very successful. Before attaining manhood, he had become an expert fisherman.

    İsa’nın fiziksel gelişimi devam etti; o okulda, gelişmiş ve ayrıcalıklı bir öğrenciydi; o evde, diğer çocukların en büyüğünden üç buçuk yaş daha büyük olmanın yararlarına sahip olarak, küçük erkek ve kız kardeşleri ile oldukça iyi anlaştı. İsa hakkında; olması gereken alçakgönüllülükten ve çocuksal ağırbaşlılıktan yoksun olarak onun haddinden fazla zeki olduğundan bahseden, akılları yavaş çalışan çocukların bazılarının ebeveynleri dışında, Nasıra’da çok iyi düşünülmekteydi. O, genç birlikteliklerinin oyun etkinliklerini daha ciddi ve düşünceli kanallara yönlendirmek için büyüyen bir eğilim sergiledi. O doğuştan bir öğretmen olup, tek kelimeyle, oyun oynaması gerekirken bile bu şekilde faaliyet göstermekten kendisini alamamaktaydı.

124:2.8 (1369.4) His physical development continued; he was an advanced and privileged pupil at school; he got along fairly well at home with his younger brothers and sisters, having the advantage of being three and one-half years older than the oldest of the other children. He was well thought of in Nazareth except by the parents of some of the duller children, who often spoke of Jesus as being too pert, as lacking in proper humility and youthful reserve. He manifested a growing tendency to direct the play activities of his youthful associates into more serious and thoughtful channels. He was a born teacher and simply could not refrain from so functioning, even when supposedly engaged in play.

    Yusuf öncül bir biçimde İsa’ya, üretim ve ticaret karşısında tarımın üstün yönlerini açıklayan bir biçimde, bir yaşam kazanmanın çeşitli araçlarını öğretmeye başladı. Celile, Yahudiye’ye kıyasla çok daha güzel ve varlıklı bir ilçeydi; ve, burada yaşamak yalnızca, Kudüs ve Yahudiye’de yaşamanın yaklaşık olarak dörtte biri kadar tutmaktaydı. Burası, beş binden fazla nüfusa sahip iki yüz kasabayı ve on beş binden fazla nüfusa sahip otuz kasabayı taşıyan bir biçimde, tarım köylülerinin ve gelişmekte olan üretim şehirlerinin bir vilayetiydi.

124:2.9 (1369.5) Joseph early began to instruct Jesus in the diverse means of gaining a livelihood, explaining the advantages of agriculture over industry and trade. Galilee was a more beautiful and prosperous district than Judea, and it cost only about one fourth as much to live there as in Jerusalem and Judea. It was a province of agricultural villages and thriving industrial cities, containing more than two hundred towns of over five thousand population and thirty of over fifteen thousand.

    Celile’nin gölünde balıkçılık üretimini gözlemlemek için babasıyla birlikte gerçekleştirdiği ilk gezide, İsa neredeyse tamamiyle, bir balıkçı olmaya karar verecekti; ancak, babasının işi ile olan yakın ilişkilemi daha sonra, bir marangoz haline gelmesinde onun üzerinde etkide bulunurken, daha da sonra çeşitli etkilerin bir birleşimi onu, yeni bir düzene ait bir dini öğretmen haline gelmenin nihai tercihine getirdi.

124:2.10 (1369.6) When on his first trip with his father to observe the fishing industry on the lake of Galilee, Jesus had just about made up his mind to become a fisherman; but close association with his father’s vocation later on influenced him to become a carpenter, while still later a combination of influences led him to the final choice of becoming a religious teacher of a new order.

3. On Birinci Yaş (M.S. 5. yıl)  

3. The Eleventh Year (A.D. 5)

    Bu yıl boyunca ufaklık babasıyla birlikte evden uzağa gezilerde bulunmaya devam etmişti; ancak, o aynı zamanda, sıklıkla amcasının çiftliğini ziyaret edip, zaman zaman, Mecdel’in yakında yönetim merkezini kurmuş olan amcası ile birlikte balıkçılıkta bulunmak için bu şehre uğramaktaydı.

124:3.1 (1369.7) Throughout this year the lad continued to make trips away from home with his father, but he also frequently visited his uncle’s farm and occasionally went over to Magdala to engage in fishing with the uncle who made his headquarters near that city.

    Yusuf ve Meryem sıklıkla, İsa için belirli derecede özel bir iltimas göstermenin çekiciliğine kapılmaktaydılar; aksi halde onlar, nihai sona ait bir evlat olarak onun söz verilmiş bir çocuk olduğuna dair bilgiye ihanet edeceklerini düşünmektelerdi. Ancak, ebeveynlerinin her ikisi de olağanüstü bir biçimde, tüm bu hususlarda bilge ve doğru olanı gören niteliktelerdi. Birkaç kez onlar İsa’ya, olası en dolaylı biçimde ve olası en düşük derecede iltimas göstermişti; ancak, bu en küçük düzeyde bile ufaklık, hiç vakit kaybetmeden özel davranışların her türlüsünü reddetmişti.

124:3.2 (1369.8) Joseph and Mary were often tempted to show some special favoritism for Jesus or otherwise to betray their knowledge that he was a child of promise, a son of destiny. But both of his parents were extraordinarily wise and sagacious in all these matters. The few times they did in any manner exhibit any preference for him, even in the slightest degree, the lad was quick to refuse all such special consideration.

    İsa, kervan malzemeleri satan dükkânda dikkate değer derecede vakit geçirmişti; ve, dünyanın her yerinden gelmekte olan yolcularla konuşarak, dünyada gerçekleşmekte olan şeylere dair çok büyük bir bilgi hazinesi elde etmişti; bu, yaşına göre, çok şaşırtıcıydı. Bu yaş, sınırsız oyunu ve çocuksu neşeyi engelsiz deneyimlediği son yıldı. Bu zaman zarfından itibaren, zorluklar ve sorumluluklar bu gencin yaşamında hızlıca çoğaldı.

124:3.3 (1370.1) Jesus spent considerable time at the caravan supply shop, and by conversing with the travelers from all parts of the world, he acquired a store of information about international affairs that was amazing, considering his age. This was the last year in which he enjoyed much free play and youthful joyousness. From this time on difficulties and responsibilities rapidly multiplied in the life of this youth.

    M.S. 5.yılda Haziran’ın 24’ünde, Çarşamba akşamı Yude dünyaya geldi. Bu, yedinci çocuğun doğumunda beklenmeyen gelişmeler yaşandı. Meryem bir kaç hafta boyunca o kadar büyük derecede hastaydı ki, Yusuf evde kalmaya devam etti. İsa; babasının gündelik yapması gereken işleriyle fazlaca meşgul olup, annesinin ciddi hastalığının yarattığı birçok sorumluluğu üstlenmişti. Bu genç için, erken yaşlarının çocuksu tutumuna geri dönmek bir daha mümkün olmadı. On bir yaşına gelmeden önce — annesinin hastalığından beri o; en büyük çocuğun sorumluluklarını yüklenmek zorunda kalmış olup, bütün bunları, bu yükler omuzlarına normalde düşmesi gerekenden bir veya iki bütün yıl öncesinde gerçekleştirmişti.

124:3.4 (1370.2) On Wednesday evening, June 24, A.D. 5, Jude was born. Complications attended the birth of this, the seventh child. Mary was so very ill for several weeks that Joseph remained at home. Jesus was very much occupied with errands for his father and with many duties occasioned by his mother’s serious illness. Never again did this youth find it possible to return to the childlike attitude of his earlier years. From the time of his mother’s illness — just before he was eleven years old — he was compelled to assume the responsibilities of the first-born son and to do all this one or two full years before these burdens should normally have fallen on his shoulders.

    Hazzan, İbrani yazıtlarında uzmanlaşmasına yardım eden bir biçimde, her hafta bir akşamını İsa ile geçirdi. O, gelecek vaat eden öğrencisinin gelişimiyle fazlasıyla ilgiliydi; bu nedenle o, birçok açıdan ona yardım etmeye gönüllüydü. Bu Musevi pedagogu, İsa’nın büyümekte olan aklı üzerinde büyük bir etkide bulundu; ancak, bu pedagog, eğitimli hahamlar tarafından öğrenimine devam etmesi amacıyla Kudüs’e gitme imkânlarına dair verdiği tavsiyelerin tümüne neden bu kadar ilgisiz olduğunu hiç bir zaman kavrayamamıştı.

124:3.5 (1370.3) The chazan spent one evening each week with Jesus, helping him to master the Hebrew scriptures. He was greatly interested in the progress of his promising pupil; therefore was he willing to assist him in many ways. This Jewish pedagogue exerted a great influence upon this growing mind, but he was never able to comprehend why Jesus was so indifferent to all his suggestions regarding the prospects of going to Jerusalem to continue his education under the learned rabbis.

    Mayıs’ın ortasında, ufaklık; tarihi İbrani şehri Bet Şean, önde gelen Yunan Şehri Dekapolis olarak Scythopolis’e bir iş gezisinde babasına eşlik etti. Bu yol üzerinde Yusuf, Filistinliler olarak Kral Şaul’un eski tarihinin ve bunun sonrasında gerçekleşen İsrail’in çalkantılı tarihi olaylarının büyük bir kısmını anlattı. İsa çok derin bir biçimde, medeniyet yüzü görmemiş olarak bahsedilen bu şehrin temiz görünüşü ve düzenli yaşamı karşısında etkilenmişti. O; açık hava tiyatrosu karşısında gözleri açık kalmış, “medeniyet yüzü görmemiş” tanrılara olan inanca adanmış güzel mermer mabede hayran olmuştu. Yusuf; ufaklığın ilgisi karşısında fazlasıyla şaşkına dönmüş olup, Kudüs’de Musevi mabedinin güzelliği ve ihtişamını göklere çıkararak İsa’nın bu olumlar dışavurumlarına karşılık göstermeyi amaçlamıştı. İsa sıklıkla, Nasıra’nın tepesinden bu muhteşem Yunan şehrine meraklı gözlerle bakan konumda bulunmaktaydı; ve, birçok kez o, bu şehrin detaylı belediye işleri ve süslü yapıları hakkında sorular sormuş konumdaydı; ancak babası her zaman, bu sorulara cevap vermekten kaçınmayı amaçlar konumda bulunmuştu. Bu aşamada artık onlar, bu Musevi-olmayan şehrin güzellikleri ile göz göze gelmiş konumdaydılar; ve, Yusuf, İsa’nın sorularını nazik bir biçimde atlatamamaktaydı.

124:3.6 (1370.4) About the middle of May the lad accompanied his father on a business trip to Scythopolis, the chief Greek city of the Decapolis, the ancient Hebrew city of Beth-shean. On the way Joseph recounted much of the olden history of King Saul, the Philistines, and the subsequent events of Israel’s turbulent history. Jesus was tremendously impressed with the clean appearance and well-ordered arrangement of this so-called heathen city. He marveled at the open-air theater and admired the beautiful marble temple dedicated to the worship of the “heathen” gods. Joseph was much perturbed by the lad’s enthusiasm and sought to counteract these favorable impressions by extolling the beauty and grandeur of the Jewish temple at Jerusalem. Jesus had often gazed curiously upon this magnificent Greek city from the hill of Nazareth and had many times inquired about its extensive public works and ornate buildings, but his father had always sought to avoid answering these questions. Now they were face to face with the beauties of this gentile city, and Joseph could not gracefully ignore Jesus’ inquiries.

    Tam da bu zaman zarfında Dekapolis’in Yunan şehirleri arasında fiziksel maharetin yıllık mücadele oyunlarının ve toplum gösterimlerinin Scythopolis amfi-tiyatrosunda gerçekleşimi, bu olaya denk gelmişti; ve İsa, babasının onu oyunları izlemeye götürmesinde ısrarcıydı; ve, İsa o kadar ısrar etmekteydi ki, Yusuf onu reddetmekte gönülsüz olmaktaydı. Bu erkek çocuğu; oyunlardan büyük heyecan duymuş olup, fiziksel gelişimin ve atletik yeteneğin gösterimlerine ait ruhaniyete oldukça gönülden bir biçimde katılmıştı. Yusuf tarif edilemez bir biçimde; İsa “medeniyet yüzü görmemiş” gösteriş arzusunun bu dışavurumlarına bakarken, oğlunun ilgisini gözlemlemekten şaşkına dönmüştü. Oyunlar sona erdiğinde, İsa’nın, bu oyunları onayladığına dair görüşünü bildirişini ve açık havada yapılan sağlığa yararlı fiziksel etkinler tarafından bu şekilde faydalanırlarsa Nasıra’nın genç insanları için güzel olacağının tavsiyesinde bulunuşunu duyduğunda, Yusuf hayatının sürprizini yaşamıştı. Yusuf İsa ile, bu tür uygulamaların kötü nitelikteki doğası hakkında İsa ile açık ve uzun bir konuşmada bulundu; ancak, o, ufaklığın ikna olmadığını çok iyi bilmekteydi.

124:3.7 (1370.5) It so happened that just at this time the annual competitive games and public demonstrations of physical prowess between the Greek cities of the Decapolis were in progress at the Scythopolis amphitheater, and Jesus was insistent that his father take him to see the games, and he was so insistent that Joseph hesitated to deny him. The boy was thrilled with the games and entered most heartily into the spirit of the demonstrations of physical development and athletic skill. Joseph was inexpressibly shocked to observe his son’s enthusiasm as he beheld these exhibitions of “heathen” vaingloriousness. After the games were finished, Joseph received the surprise of his life when he heard Jesus express his approval of them and suggest that it would be good for the young men of Nazareth if they could be thus benefited by wholesome outdoor physical activities. Joseph talked earnestly and long with Jesus concerning the evil nature of such practices, but he well knew that the lad was unconvinced.

    En başından beri İsa’nın, babasının kendisine sinirlendiğini gördüğü tek an; karşılıklı yorumları devam ederken, bu erkek çocuğun, geri dönüp Nasıra’da bir amfi-tiyatronun inşası için çalışmayı tavsiye edecek kadar Musevi düşüncesinin eğilimlerini çok fazlasıyla unutuşu biçiminde, han içinde odalarında olan o akşamdı. Yusuf, en büyük oğlunun bu türden Musevi-dışı eğilimleri ifade edişini duyduğunda, olağan sakin mizacını yitirmişti; ve, İsa’yı omzundan kavrayarak şunu cümleyi kızgın bir biçimde haykırmıştı: “Oğlum, yaşadığın müddetçe bu türden bir şeytani düşünceyi dilinden çıkardığını duymama bir daha asla izin verme.” İsa, babasının duygu dolu tepkisi karşısında fazlasıyla irkilmişti; o daha önce hiçbir kez, babasının gereksiz sinirinin kişisel olarak doğrultulmuş okunu hissetmek zorunda bırakılmamıştı; İsa şaşırıp, tarif edilemez bir biçimde hayrete düşmüştü. O sadece şöyle söyledi: “Peki o zaman, babacığım, istediğin gibi olsun.” Ve, bir daha hiçbir zaman erkek çocuk, babası yaşadığı müddetçe, Yunanlılar’ın oyunlarına ve diğer sportif etkinliklerine dair en küçük derecede bir imada dahi bulunmamıştı.

124:3.8 (1371.1) The only time Jesus ever saw his father angry with him was that night in their room at the inn when, in the course of their discussions, the boy so far forgot the trends of Jewish thought as to suggest that they go back home and work for the building of an amphitheater at Nazareth. When Joseph heard his first-born son express such un-Jewish sentiments, he forgot his usual calm demeanor and, seizing Jesus by the shoulder, angrily exclaimed, “My son, never again let me hear you give utterance to such an evil thought as long as you live.” Jesus was startled by his father’s display of emotion; he had never before been made to feel the personal sting of his father’s indignation and was astonished and shocked beyond expression. He only replied, “Very well, my father, it shall be so.” And never again did the boy even in the slightest manner allude to the games and other athletic activities of the Greeks as long as his father lived.

    Daha sonra, İsa; Kudüs’de Yunan amfi-tiyatrosunu görmüş, Musevi bakış açısından bu tür şeylerin ne kadar nefret dolu olduğunu öğrenmişti. Yine de, yaşamı boyunca o; sağlıklı boş zaman etkinlikleri düşüncesini kendi yaşam tasarımlarına aktarmaya, ve, Musevi âdeti izin verdikçe, on iki havarisi için gündelik etkinliklerden oluşan daha sonraki uygulamalar bütününe eklemeyi amaçlamıştı.

124:3.9 (1371.2) Later on, Jesus saw the Greek amphitheater at Jerusalem and learned how hateful such things were from the Jewish point of view. Nevertheless, throughout his life he endeavored to introduce the idea of wholesome recreation into his personal plans and, as far as Jewish practice would permit, into the later program of regular activities for his twelve apostles.

    Bu on birinci yılın sonunda İsa capcanlı, oldukça gelişmiş, makul derecede mizah sahibi, ve oldukça rahat bir delikanlıydı; ancak, bu yıldan itibaren o, derin düşünüşün ve ciddi fikir yürütüşün görülmemiş dönemlerine gittikçe artan bir biçimde düşmekteydi. O, ailesine olan sorumluluklarını yerine getirecek iken dünyaya olan görev çağrısına aynı zamanda nasıl sadık kalacağı hakkında derin düşüncelere dalmaktaydı; o hali hazırda, hizmetinin Musevi insanlarını iyileştirmek ile sınırlı olmaması gerektiğini düşünmüş haldeydi.

124:3.10 (1371.3) At the end of this eleventh year Jesus was a vigorous, well-developed, moderately humorous, and fairly lighthearted youth, but from this year on he was more and more given to peculiar seasons of profound meditation and serious contemplation. He was much given to thinking about how he was to carry out his obligations to his family and at the same time be obedient to the call of his mission to the world; already he had conceived that his ministry was not to be limited to the betterment of the Jewish people.

4. On İkinci Yaş (M.S. 6.yıl)  

4. The Twelfth Year (A.D. 6)

    Bu, İsa’nın yaşamında dikkate değer bir yıldı. O, okulda ilerlemeye devam ederken ve doğa üzerindeki çalışmasında alt edilemez hale gelirken, aracılığı ile insanların yaşamlarını kazandıkları yöntemler üzerindeki araştırmasını giderek yoğunlaşan bir biçimde gerçekleştirmekteydi. İsa, evdeki marangoz atölyesinde gündelik işler yapmaya başlamış olup, ona, bir Musevi ailesinde elde edilmesi oldukça görülmemiş bir düzenleme olarak, kazandıklarını idare etme izni verilmişti. Bu yıl o aynı zamanda, bu tür şeyleri aile içinde sır olarak saklamanın bilgeliğini öğrenmişti. O, köyde öncesinden nasıl kargaşaya neden olduğunun bilince varır hale gelmekteydi; ve, bu andan itibaren o, akranlarından farklı olarak görülmesine neden olabilecek her şeyi gizlemede artan bir biçimde seçici hale gelmişti.

124:4.1 (1371.4) This was an eventful year in Jesus’ life. He continued to make progress at school and was indefatigable in his study of nature, while increasingly he prosecuted his study of the methods whereby men make a living. He began doing regular work in the home carpenter shop and was permitted to manage his own earnings, a very unusual arrangement to obtain in a Jewish family. This year he also learned the wisdom of keeping such matters a secret in the family. He was becoming conscious of the way in which he had caused trouble in the village, and henceforth he became increasingly discreet in concealing everything which might cause him to be regarded as different from his fellows.

    Bu yıl boyunca, o; görevinin doğasına dair, birebir kuşku olmasa da, birçok belirsizlik dönemi deneyimlemişti. Onun doğal biçimde gelişmekte olan insan aklı, çifte doğasının gerçekliğini henüz bütünüyle kavramamaktaydı. Tek bir kişiliğe sahip olduğu gerçeği; sahip olduğu bilincin, bu aynı kişilik ile ilişkilendirilmiş doğayı meydana getiren bahse konu etkenlerin çifte kökenini tanımayı zor hale getirmişti.

124:4.2 (1371.5) Throughout this year he experienced many seasons of uncertainty, if not actual doubt, regarding the nature of his mission. His naturally developing human mind did not yet fully grasp the reality of his dual nature. The fact that he had a single personality rendered it difficult for his consciousness to recognize the double origin of those factors which composed the nature associated with that selfsame personality.

    Bu andan itibaren o, erkek ve kız kardeşleri ile anlaşmada daha başarılı hale gelmişti. O; kardeşlerinin refahına ve mutluluğuna dair her zaman anlayışlı ve düşünceli olan bir biçimde artarak duyarlı hale gelmekte olup, kamu hizmetinin başlangıcına kadar onlar ile iyi ilişkilere keyifle sahip olmuştu. Daha detaylı olmak gerekirse: James ve Miryam ile anlaşmakta olup, Amos ve Ruth olarak daha küçük (henüz doğmamış) iki çocuk ile olası en mükemmel derecede geçinmekteydi. İsa her zaman Marta ile oldukça iyi bir biçimde anlaşmıştı. Evde ne sorun yaşadıysa tümü, Yusuf ve, özellikle, Yude ile deneyimlediği anlaşamazlıktan doğmuştu.

124:4.3 (1371.6) From this time on he became more successful in getting along with his brothers and sisters. He was increasingly tactful, always compassionate and considerate of their welfare and happiness, and enjoyed good relations with them up to the beginning of his public ministry. To be more explicit: He got along with James, Miriam, and the two younger (as yet unborn) children, Amos and Ruth, most excellently. He always got along with Martha fairly well. What trouble he had at home largely arose out of friction with Joseph and Jude, particularly the latter.

    Yusuf ve Meryem için, kutsallığın ve insanlığın bu görülmemiş bileşiminin yetiştirilmesini üstlenmek zorlayıcı bir deneyimdi; ve, onlar, ebeveynsel sorumluluklarını fazlasıyla sadık ve başarılı bir biçimde yerine getirmede büyük bir takdiri hak etmektedirler. Artan bir biçimde İsa’nın ebeveynleri, bu en büyük erkek çocuğun bünyesinde insan-ötesi olan bir şeyin ikamet ettiğinin farkına varmışlardı; ancak, onlar hiçbir zaman, söz verilmiş bu erkek çocuğun gerçekten ve bütün gerçekliğiyle, nesnelerden ve varlıklardan oluşan bu yerel evrenin mevcut yaratanı oluğunu en küçük derece bile hayal etmemişlerdi. Yusuf ve Meryem; oğulları İsa’nın gerçekten de fani beden içinde Kâinat Yaratanı’nın vücutlaşımı olduğunu, hiçbir şekilde öğrenmeden yaşamış ve ölmüşlerdi.

124:4.4 (1372.1) It was a trying experience for Joseph and Mary to undertake the rearing of this unprecedented combination of divinity and humanity, and they deserve great credit for so faithfully and successfully discharging their parental responsibilities. Increasingly Jesus’ parents realized that there was something superhuman resident within this eldest son, but they never even faintly dreamed that this son of promise was indeed and in truth the actual creator of this local universe of things and beings. Joseph and Mary lived and died without ever learning that their son Jesus really was the Universe Creator incarnate in mortal flesh.

    Bu yıl, İsa müziğe, her zamankinden daha çok ilgi göstermişti; ve, o, erkek ve kız kardeşleri için ev okulunda derslerine devam etmişti. Yaklaşık olarak bu zaman zarfında, ufaklık fazlasıyla belirgin bir biçimde, sahip olduğu görevin özüne dair Yusuf ve Meryem’in bakış açıları arasındaki farklılığın bilincine varmıştı. İsa fazlasıyla, onun derin uykuda olduğunu düşündüklerinde anne ve babasının görüş alışverişlerini sıklıkla duyarak, ebeveynlerinin farklılık gösteren düşünceleri üzerine fikir yürütmekteydi. Annesinin en sonunda, yaşam süreci ile ilgili hususlarda oğlunun kendi yönlendirişini kademeli bir biçimde reddedişinin farkına varmasıyla üzüleceği bir biçimde, giderek artan bir biçimde babasının görüşüne eğilim göstermekteydi. Ve, yıllar böylece ilerlerken, anlayıştaki bu ayrılık derinleşti. Gittikçe azalan bir biçimde Meryem, İsa’nın görevinin önemini kavramıştı; ve, artan bir biçimde bu iyi anne, gözde oğlunu arzuladığı beklentileri yerine getirmedeki başarısızlığı karşında incinmekteydi.

124:4.5 (1372.2) This year Jesus paid more attention than ever to music, and he continued to teach the home school for his brothers and sisters. It was at about this time that the lad became keenly conscious of the difference between the viewpoints of Joseph and Mary regarding the nature of his mission. He pondered much over his parents’ differing opinions, often hearing their discussions when they thought he was sound asleep. More and more he inclined to the view of his father, so that his mother was destined to be hurt by the realization that her son was gradually rejecting her guidance in matters having to do with his life career. And, as the years passed, this breach of understanding widened. Less and less did Mary comprehend the significance of Jesus’ mission, and increasingly was this good mother hurt by the failure of her favorite son to fulfill her fond expectations.

    Yusuf, İsa’nın görevinin ruhsal doğasına karşı büyüyen bir inancı beslemişti. Ve, daha da başka ve daha önemli nedenlerle, İsa’nın dünya üzerindeki bahşedilişine dair kavramsallaşmasının yerine gelişini gören bir biçimde yaşamaması talihsiz bir olay olarak görünmektedir.

124:4.6 (1372.3) Joseph entertained a growing belief in the spiritual nature of Jesus’ mission. And but for other and more important reasons it does seem unfortunate that he could not have lived to see the fulfillment of his concept of Jesus’ bestowal on earth.

    Okuldaki son yılı boyunca, on iki yaşındayken, İsa babasına; eve her girişte, veya çıkışta, kapı menteşesine çivilenmiş parşömenin bir kısmına dokunma, ve daha sonra, parşömene dokunan parmağı öpmenin Musevi âdeti için karşı koymuştu. Bu âdetin bir parçası olarak şunları söylemek adettendi: “Koruyucumuz bu andan itibaren ve hatta sonsuza kadar, bizim gelişimizi ve gidişimizi korusun.” Yusuf ve Meryem öncesinden sürekli bir biçimde, bu tür yaratımların puta tapınma amaçları için kullanılabileceğini açıklayarak, şekil çizmemenin veya resim yapmamanın nedenleri hakkında İsa’yı yönlendirmekteydiler. Her ne kadar İsa şekillere ve resimlere karşı onların yasaklarını tamamiyle anlamada başarısız olmuş olsa da, o; tutarlılığa dair büyük bir kavramsallaşmaya sahip olup, bu nedenle babasına, kapı menteşesi parşömenine yapılan bu alışkanlıksal gözetimin içerdiği içkin putsal öze değindi. Ve, Yusuf parşömeni, İsa böyle kendisine karşı geldikten sonra çıkardı.

124:4.7 (1372.4) During his last year at school, when he was twelve years old, Jesus remonstrated with his father about the Jewish custom of touching the bit of parchment nailed upon the doorpost each time on going into, or coming out of, the house and then kissing the finger that touched the parchment. As a part of this ritual it was customary to say, “The Lord shall preserve our going out and our coming in, from this time forth and even forevermore.” Joseph and Mary had repeatedly instructed Jesus as to the reasons for not making images or drawing pictures, explaining that such creations might be used for idolatrous purposes. Though Jesus failed fully to grasp their proscriptions against images and pictures, he possessed a high concept of consistency and therefore pointed out to his father the essentially idolatrous nature of this habitual obeisance to the doorpost parchment. And Joseph removed the parchment after Jesus had thus remonstrated with him.

    Zaman ilerledikçe, İsa, aile duaları ve diğer adetler olarak dini ibadet biçimleri üzerinde değişiklikte bulunmak için fazlasıyla uğraştı. Ve, Nasıra’da bu tür birçok şeyi gerçekleştirmek mümkündü; zira, sinagog, ünlü Nasıra öğretmeni Hose tarafından temsil edildiği gibi, hahamların özgürlükçü bir okulunun etkisi altındaydı.

124:4.8 (1372.5) As time passed, Jesus did much to modify their practice of religious forms, such as the family prayers and other customs. And it was possible to do many such things at Nazareth, for its synagogue was under the influence of a liberal school of rabbis, exemplified by the renowned Nazareth teacher, Jose.

    Bu ve bunu takip eden iki yıl boyunca İsa; dini uygulamalara ve toplumsal hizmetlere dair kişisel görüşlerini, ebeveynlerinin yerleşmiş inançlar ile sürekli uyumlaştırma çabasının sonucu olarak, büyük bir zihinsel sıkıntıdan muzdarip oldu. O, kendi yargılarına sadık alma dürtüsü ile ebeveynlerine olan görevsel bağlılığının yarattığı vicdani uyarıların çatışması nedeniyle fazlasıyla üzülmüştü; onun yaşadığı en büyük çatışma, genç aklında en başta gelen iki emir arasındaki çatışmaydı. Bir tanesi şuydu: “Gerçek ve doğruluğa dair en yüksek yargılarının emrettiği şeylere sadık ol.” Diğer ise: “Anneni ve babanı onurlandır, zira sana yaşamlarını veren ve seni besleyen onlardır.” Buna rağmen, İsa hiçbir zaman, bir kişinin sahip olduğu kişisel yargılara olan sadakatinden ve bir kişinin ailesine gösterdiği görev duygusundan oluşan bu iki sınır arasında ihtiyaç duyulmakta olan günlük uyumlarda bulunma sorumluluğundan kaçmadı; ve, o, kişisel yargıları ve aile sorumluluklarını, sadakate, adalete, hoşgörüye ve derin sevgiye dayanan toplumsal birlikteliğin üstün bir kavramsallaşmasına doğru olan artan bir biçimde uyumlu harmanlanışını yerine getirmenin tatminini elde etmişti.

124:4.9 (1372.6) Throughout this and the two following years Jesus suffered great mental distress as the result of his constant effort to adjust his personal views of religious practices and social amenities to the established beliefs of his parents. He was distraught by the conflict between the urge to be loyal to his own convictions and the conscientious admonition of dutiful submission to his parents; his supreme conflict was between two great commands which were uppermost in his youthful mind. The one was: “Be loyal to the dictates of your highest convictions of truth and righteousness.” The other was: “Honor your father and mother, for they have given you life and the nurture thereof.” However, he never shirked the responsibility of making the necessary daily adjustments between these realms of loyalty to one’s personal convictions and duty toward one’s family, and he achieved the satisfaction of effecting an increasingly harmonious blending of personal convictions and family obligations into a masterful concept of group solidarity based upon loyalty, fairness, tolerance, and love.

5. On Üçüncü Yaşı (M.S. 7.yıl)  

5. His Thirteenth Year (A.D. 7)

    Bu yıl içinde, Nasıra’nın ufaklığı, oğlan çocuğu düzeyinden genç delikanlılığın başlangıcına geçmişti; onun sesi değişmeye başlamış olup, aklının ve bedeninin diğer nitelikleri yaklaşmakta olan erkeklik düzeyine işaret etmekteydi.

124:5.1 (1373.1) In this year the lad of Nazareth passed from boyhood to the beginning of young manhood; his voice began to change, and other features of mind and body gave evidence of the oncoming status of manhood.

    Pazar gecesi, M.S. 7.yılda Ocak’ın 9’unda bebek kardeşi Amos doğmuştu. Yude daha iki yaşında bile değildi, ve bebek kız kardeşi Ruth, henüz gelmemişti; böylelikle görülebilir ki, İsa, babası ertesi sene kaza eseri gerçekleşen ölümünü yaşadığında, korumasına bırakılmış küçük çocuklardan oluşan büyük bir aileye sahipti.

124:5.2 (1373.2) On Sunday night, January 9, A.D. 7, his baby brother, Amos, was born. Jude was not yet two years of age, and the baby sister, Ruth, was yet to come; so it may be seen that Jesus had a sizable family of small children left to his watchcare when his father met his accidental death the following year.

    Yaklaşık olarak Şubat’ın ortasında, İsa, insanın aydınlanışı ve Tanrı’nın açığa çıkarılışı için dünya üzerinde bir görevi yerine getirmenin nihai sonuna sahip olduğundan insansı bir biçimde emin hale geldi. Uzak dönemi kapsayan tasarımlar ile birlikte çok önemli kararlar, dış görünüşü bakımından, Nasıra’nın ortalama bir Musevi ufaklığı olan bu delikanlının aklında kurgulanmaktaydı. Tüm Nebadon’un ussal yaşamı, tüm bunların hepsi bu aşamada ergen olan marangoz çocuğunun düşüncesinde ve eyleminde gerçekleşirken, büyülenmiş ve mest olmuş gözlerle izlemekteydi.

124:5.3 (1373.3) It was about the middle of February that Jesus became humanly assured that he was destined to perform a mission on earth for the enlightenment of man and the revelation of God. Momentous decisions, coupled with far-reaching plans, were formulating in the mind of this youth, who was, to outward appearances, an average Jewish lad of Nazareth. The intelligent life of all Nebadon looked on with fascination and amazement as all this began to unfold in the thinking and acting of the now adolescent carpenter’s son.

    M.S. 7.yılda Mart’ın 20’inde, haftanın ilk günü, İsa, Nasıra sinagogunun bünyesindeki yerel okulda eğitim programından mezun oldu. Bu; bir “En Yüksek Unsur’un evladı” ve tüm dünyanın koruyucusunun hizmetkârı olarak, en büyük erkek çocuğun bir “emir evladı ve İsrail’in Koruyucu Tanrısı’nın ailesinde kurtarılmış ilk erkek çocuğu halinde duyurulduğu gün olarak, her Musevi ailesinin yaşamı için büyük bir gündü.

124:5.4 (1373.4) On the first day of the week, March 20, A.D. 7, Jesus graduated from the course of training in the local school connected with the Nazareth synagogue. This was a great day in the life of any ambitious Jewish family, the day when the first-born son was pronounced a “son of the commandment” and the ransomed first-born of the Lord God of Israel, a “child of the Most High” and servant of the Lord of all the earth.

    Bu haftanın öncesindeki Cuma günü, Yusuf, bu mutlu günde hâlihazır olmak için, yeni bir kamu binasındaki görevinde çalıştığı yer olan Seforis’den gelmiş bulunmaktaydı. İsa’nın öğretmeni kendinden emin bir biçimde; bu algıları açık ve kararlı öğrencinin, çok farklı bir görev olarak görülmüşün dışında bir sürece sahip olmanın nihai sonuna ait olduğuna inanmaktaydı. İsa’nın itaatkâr olmayan eğilimleri ile yaşadıkları tüm sıkıntılarına rağmen, kıdemli üyeler; ufaklıktan oldukça fazla bir biçimde gurur duymakta olup, hâlihazırda, meşhur İbrani akademilerinde eğitimine devam etmesi için İsa’nın Kudüs’e gitmesinde onu yetkin hale getirecek tasarımların detaylarını oluşturmaya başlamışlardı.

124:5.5 (1373.5) Friday of the week before, Joseph had come over from Sepphoris, where he was in charge of the work on a new public building, to be present on this glad occasion. Jesus’ teacher confidently believed that his alert and diligent pupil was destined to some outstanding career, some distinguished mission. The elders, notwithstanding all their trouble with Jesus’ nonconformist tendencies, were very proud of the lad and had already begun laying plans which would enable him to go to Jerusalem to continue his education in the renowned Hebrew academies.

    İsa bu tasarımların tartışıldığını zaman zaman duyduğunda, hahamlar ile çalışmak için Kudüs’e hiçbir zaman gitmeyeceğinden artan bir biçimde emin hale geldi. Ancak o çok az; hali hazırda beş erkek ve üç kız kardeşe ek olarak annesi ve kendisinden meydana gelen geniş bir aileye bakma ve onu yönlendirme sorumluluğunu üstlenmesine neden olan bir biçimde tüm bu tasarımların geride bırakılmasını gerektiren, çok yakın zamanda gerçekleşecek olan trajediyi çok az öngörmüştü. İsa, babası Yusuf’a doğana kıyasla, bu aileye bakmada daha büyük ve daha geniş bir deneyime sahip olmaktaydı, ve, o, kendisi için daha sonra koymuş olduğu ortak ölçütün ne olması gerektiğini tasarlamıştı: bilge, sabırlı, anlayışlı ve verimli bir öğretmen haline gelmek, ve, çok ani bir biçimde gerçekleşmiş biçimde kederle yaralanmış ve hiç beklenmeyen bir biçimde ölümün yokluğunu çekmiş olan bu aileye — kendi ailesine — en büyük kardeş olmak.

124:5.6 (1373.6) As Jesus heard these plans discussed from time to time, he became increasingly sure that he would never go to Jerusalem to study with the rabbis. But he little dreamed of the tragedy, so soon to occur, which would insure the abandonment of all such plans by causing him to assume the responsibility for the support and direction of a large family, presently to consist of five brothers and three sisters as well as his mother and himself. Jesus had a larger and longer experience rearing this family than was accorded to Joseph, his father; and he did measure up to the standard which he subsequently set for himself: to become a wise, patient, understanding, and effective teacher and eldest brother to this family — his family — so suddenly sorrow-stricken and so unexpectedly bereaved.

6. Kudüs’e olan Yolculuk  

6. The Journey to Jerusalem

    Bu aşamada genç erkekliğin sınırına ulaşmış ve sinagog okulundan resmi bir biçimde mezun olmuş olarak, İsa, ilk Hamursuzu’nun kutlamasında ailesine katılmak için ebeveynleri ile Kudüs’e gitmeye yetkin hale gelmişti. Bu yılın Hamursuz ziyafeti, M.S. 7.yılda Nisan’ın 9’unda Cumartesi gününe rastlamaktaydı. Önemli bir büyüklükteki kafile (103 kişi) Kudüs için Nisan’ın 4’ünde erken Pazartesi sabahı Nasıra’dan ayrılmak için hazırlandı. Onlar, Samaria’ya güney yönünde hareket etti; ancak, Jezreel’e ulaştıklarında, Samaria’nın içinden geçmemek için Ürdün Vadisine doğru Gilboğa Dağı etrafından dolanarak, doğuya yöneldiler. Yusuf ve ailesi, Yakup’un kuyusu ve Bethel yolu üzerinde Samaria’dan geçmekten büyük keyif alacaklardı; ancak, Museviler Samiriler ile irtibat kurmaktan hoşlanmadıkları için, akrabalarıyla Ürdün vadisi üzerinden gitmeye karar vermişlerdi.

124:6.1 (1374.1) Jesus, having now reached the threshold of young manhood and having been formally graduated from the synagogue schools, was qualified to proceed to Jerusalem with his parents to participate with them in the celebration of his first Passover. The Passover feast of this year fell on Saturday, April 9, A.D. 7. A considerable company (103) made ready to depart from Nazareth early Monday morning, April 4, for Jerusalem. They journeyed south toward Samaria, but on reaching Jezreel, they turned east, going around Mount Gilboa into the Jordan valley in order to avoid passing through Samaria. Joseph and his family would have enjoyed going down through Samaria by way of Jacob’s well and Bethel, but since the Jews disliked to deal with the Samaritans, they decided to go with their neighbors by way of the Jordan valley.

    Kendisinden fazlasıyla korkulmakta olan Hirodes Archelaus tahttan düşmüştü, ve onlar, İsa’yı Kudüs’e götürmede çok az korkuya sahiplerdi. İlk Hirodes’in Beytüllahim’in bebeğini yok etme arzusunun üzerinden o iki yıl geçmiş olup, hiç kimse artık, öncesinde yaşanılmış hadiseyi Nasıra’nın bu seçilmeyen ufaklığı ile ilişkilendirmeyi düşünmemekteydi.

124:6.2 (1374.2) The much-dreaded Archelaus had been deposed, and they had little to fear in taking Jesus to Jerusalem. Twelve years had passed since the first Herod had sought to destroy the babe of Bethlehem, and no one would now think of associating that affair with this obscure lad of Nazareth.

    Jezreel dönüş noktasına ulaşmalarından önce, ve yolculuklarına devam ederlerken, oldukça yakın bir zaman içinde, gidiş yönlerinin solunda, onlar, Shunem tarihi köyünden geçtiler; ve, İsa tekrar, bir zamanlar orada yaşamış ve aynı zamanda buranın yakınlarında Elyasa’nın birçok mükemmel eserini sergilediği, tüm İsrail’in en güzel genç kızlarının hikâyesini duymuştu. Jezreel’den geçerken, İsa’nın ebeveynleri, Ahav ve Yezebel’in yaptıklarına ek olarak Yehu’nun gerçekleştirdiklerini anlattı. Gilboğa Dağı etrafından geçtiklerinde, onlar fazlasıyla, bu dağın eteklerinde canına kıymış olan Şaul’dan, Kral Davut’dan ve bu tarihi yer ile ilgili olaylardan bahsettiler.

124:6.3 (1374.3) Before reaching the Jezreel junction, and as they journeyed on, very soon, on the left, they passed the ancient village of Shunem, and Jesus heard again about the most beautiful maiden of all Israel who once lived there and also about the wonderful works Elisha performed there. In passing by Jezreel, Jesus’ parents recounted the doings of Ahab and Jezebel and the exploits of Jehu. In passing around Mount Gilboa, they talked much about Saul, who took his life on the slopes of this mountain, King David, and the associations of this historic spot.

    Gilboğa’nın tabanı etrafından dolanırlarken, kutsal yolcular, gitmiş oldukları yönün sağında Scythopolis Yunan şehrini görebilmekteydiler. Onlar, uzaktan mermer yapılarına baktılar; ancak onlar, bu Musevi-olmayan şehre, Kudüs’te Hamursuz’un çok ciddi ve kutsal törenlerine katılmalarına engel olacak şekilde kendilerini kirletmemek için yaklaşmadılar. Meryem, ne Yusuf’un ne de İsa’nın Scythopolis’den bahsetmeyişini anlamamıştı. Meryem, onlar bu olayı kendisine hiçbir zaman açığa çıkarmadıkları için, bir önceki yılda yaşadıkları tartışma hakkında hiçbir şey bilmemekteydi.

124:6.4 (1374.4) As they rounded the base of Gilboa, the pilgrims could see the Greek city of Scythopolis on the right. They gazed upon the marble structures from a distance but went not near the gentile city lest they so defile themselves that they could not participate in the forthcoming solemn and sacred ceremonies of the Passover at Jerusalem. Mary could not understand why neither Joseph nor Jesus would speak of Scythopolis. She did not know about their controversy of the previous year as they had never revealed this episode to her.

    Yol bu aşamada doğrudan bir biçimde, savan iklimine sahip Ürdün vadisine doğru inmekteydi; ve, yakın bir süre içinde İsa, Lut Gölü’ne doğru inerek akmakta olan ışıl ışıl parıldayan ve hafif hafif dalgalanan sularıyla birlikte eğimli ve sürekli-rüzgârlı Ürdün’e bakan meraklı gözlerine sahip olacaktı. Onlar, uçsuz bucaksız tahıl tarlalarından ve pembe çiçekleri ile dolup taşan güzel zakkumlardan büyük keyif alarak bu savan vadisinde güneye doğru hareket ederlerken soğuk için giymiş oldukları üstleri çıkarmışlardı; bunun karşısında, zirvesi karlı çok büyük Hermon Dağı, tarihi vadiye ihtişamlı bir biçimde üstten bakar halde, çok ilerde kuzey yönünde durmaktaydı. Karşı Scythopolis’in karşı yönünde üç saatten biraz daha fazla süren yolculuk sonrasında onlar, baloncuklar çıkaran bir pınara rastlamışlardı; ve, burada onlar, yıldızların aydınlattığı gökyüzünün altında gece için konaklamışlardı.

124:6.5 (1374.5) The road now led immediately down into the tropical Jordan valley, and soon Jesus was to have exposed to his wondering gaze the crooked and ever-winding Jordan with its glistening and rippling waters as it flowed down toward the Dead Sea. They laid aside their outer garments as they journeyed south in this tropical valley, enjoying the luxurious fields of grain and the beautiful oleanders laden with their pink blossoms, while massive snow-capped Mount Hermon stood far to the north, in majesty looking down on the historic valley. A little over three hours’ travel from opposite Scythopolis they came upon a bubbling spring, and here they camped for the night, out under the starlit heavens.

    Yolculuklarının ikinci gününde onlar, doğudan Ürdün’e akmakta olan Jabbok’un olduğu yerden geçtiler; ve, bu ırmak vadisinden yukarı doğru doğu yönünde bakarak onlar, araziyi işgal etmek için Medyen topluluklarının akın ettikleri dönem olan Gideon dönemini anlattılar. İkinci gün yolculuğunun sonuna doğru, onlar; zirvesinde, Hirodes’in öncesinden, eşlerinden bir tanesini hapsettiği ve boğdurduğu iki erkek çocuğunu gömdüğü yer olan, Ürdün Vadisi’ne tepeden bakan en büyük dağ olan Sartaba Dağı’nın tabanında konaklamışlardı.

124:6.6 (1374.6) On their second day’s journey they passed by where the Jabbok, from the east, flows into the Jordan, and looking east up this river valley, they recounted the days of Gideon, when the Midianites poured into this region to overrun the land. Toward the end of the second day’s journey they camped near the base of the highest mountain overlooking the Jordan valley, Mount Sartaba, whose summit was occupied by the Alexandrian fortress where Herod had imprisoned one of his wives and buried his two strangled sons.

    Üçüncü gün onlar; Hirodes tarafından yakın bir zamanda inşa edilmiş olan iki köyden geçmiş olup, onların üstün mimarisi ve güzel palmiye bahçelerini gözlemlemişlerdi. Hava karardığında onlar, ertesi sabaha kadar kalmaya devam ettikleri yer olan Eriha’ya ulaşmışlardı. Bu akşam Yusuf, Meryem ve İsa; Musevi geleneğine göre, dillerinde İsa olarak adlandırılmaktaki, Yeşu’nun meşhur eylemlerini gerçekleştiği yer olan tarihi Eriha’nın yerleşkesine doğru yaklaşık iki buçuk kilometre yürümüşlerdi.

124:6.7 (1375.1) The third day they passed by two villages which had been recently built by Herod and noted their superior architecture and their beautiful palm gardens. By nightfall they reached Jericho, where they remained until the morrow. That evening Joseph, Mary, and Jesus walked a mile and a half to the site of the ancient Jericho, where Joshua, for whom Jesus was named, had performed his renowned exploits, according to Jewish tradition.

    Dördüncü ve son yolculuk günü, yol, kutsal yolcuların devamlı gerçekleşen bir ilerleyişine sahne olmaktaydı. Onlar tepeye yaklaştıklarında, Ürdün vadisi boyunca dağlar ve ötesine, ve güneyde, Lut Gölü’nün durgun sularına bakabilmekteydiler. Kudüs’e olan yolun yaklaşık olarak yarısında, İsa, (sonraki yaşamının bir kısmını fazlasıyla kaplayacak olan bir bölge olarak) Zeytindağı’nı ilk gez görmüştü; ve, Yusuf ona, Kutsal Şehir’in tam da bu dağ sırasının hemen ötesinde kaldığını gösterdi; ve, ufaklığın kalbi, cennetsel Yaratıcısı’nın şehrine ve evine yakın bir zamanda bakabileceği sevinç dolu bekleyiş ile hızla çarpmaktaydı.

124:6.8 (1375.2) By the fourth and last day’s journey the road was a continuous procession of pilgrims. They now began to climb the hills leading up to Jerusalem. As they neared the top, they could look across the Jordan to the mountains beyond and south over the sluggish waters of the Dead Sea. About halfway up to Jerusalem, Jesus gained his first view of the Mount of Olives (the region to be so much a part of his subsequent life), and Joseph pointed out to him that the Holy City lay just beyond this ridge, and the lad’s heart beat fast with joyous anticipation of soon beholding the city and house of his heavenly Father.

    Zeytindağı’nın doğu yamaçları üzerinde onlar, Bethani ismindeki küçük bir köyün sınırlarında dinlenmek için durdular. Misafirperver köylüler, kutsal yolculara hizmet etmek için akın ettiler; ve öyle olmuştu ki Yusuf ve onun ailesi, İsa ile aynı yaşta bulunan — Meryem, Marta ve Lazarus ismindeki — üç çocuğa sahip bir Şimon’un evi yakınında durmuştu. Onlar Nasıra ailesini içecek bir şey ikram etmek için davet etmişti; ve, iki aile arasında yaşam boyu sürecek bir arkadaşlık birden bire ortaya çıkmıştı. Birçok önemli olaya sahne olmuş yaşamı içerisinde, bundan sonra birçok kez, İsa, bu evde durmuştu.

124:6.9 (1375.3) On the eastern slopes of Olivet they paused for rest in the borders of a little village called Bethany. The hospitable villagers poured forth to minister to the pilgrims, and it happened that Joseph and his family had stopped near the house of one Simon, who had three children about the same age as Jesus — Mary, Martha, and Lazarus. They invited the Nazareth family in for refreshment, and a lifelong friendship sprang up between the two families. Many times afterward, in his eventful life, Jesus stopped in this home.

    Onlar yolcuklarına devam etmede ısrarcı olup, yakın bir zaman içinde Zeytindağı’nın eşiğine geldiler; ve, İsa, (kendi hafızasında) ilk kez, Kutsal Şehri, gösterişli sarayları ve Yaratıcısı’nın ilham verici mabedini görmüştü. Yaşamında daha önce hiçbir zaman İsa; Kudüs’e olan ilk bakışında mest olur biçimde Zeytindağı üzerinde bu Nisan ikindisinde dururken, bu anda oldukça bütüncül bir biçimde kendisini esir almış bu gibi tamamiyle insan kökenli olan heyecanı deneyimlememişti. Ve, daha sonraki yıllarda, o, bu aynı yerde durmuş, ve, cennetsel öğretmenlerinin sonuncusu ve en büyüğü olan başka bir peygamberi reddetmek üzere olan şehre ağlamıştı.

124:6.10 (1375.4) They pressed on, soon standing on the brink of Olivet, and Jesus saw for the first time (in his memory) the Holy City, the pretentious palaces, and the inspiring temple of his Father. At no time in his life did Jesus ever experience such a purely human thrill as that which at this time so completely enthralled him as he stood there on this April afternoon on the Mount of Olives, drinking in his first view of Jerusalem. And in after years, on this same spot he stood and wept over the city which was about to reject another prophet, the last and the greatest of her heavenly teachers.

    Ancak, onlar, Kudüs’e acele etmekteydiler. Vakit bu aşamada Perşembe ikindisi olmuştu. Şehre ulaşırlarken, onlar, mabedi geçtiler; ve, İsa daha öncesinde hiçbir zaman, insan varlıklarının bu tür kalabalıklarına bakmamıştı. O; bu Museviler’in nasıl, bilinen dünyanın ücra kısımlarından burada bir araya geldiği üzerinde derin bir biçimde düşünmüştü.

124:6.11 (1375.5) But they hurried on to Jerusalem. It was now Thursday afternoon. On reaching the city, they journeyed past the temple, and never had Jesus beheld such throngs of human beings. He meditated deeply on how these Jews had assembled here from the uttermost parts of the known world.

    Yakın bir zaman içinde onlar; Zekeriya aracılığı ile hem Yahya hem de İsa’nın öncül tarihine dair bir şeyler bilmekte olan Meryem’in varlıklı bir akrabasının geniş evinde, Hamursuz haftası boyunca konaklamaları için önceden ayarlanmış yere vardılar. Hazırlık günü olarak ertesi gün, onlar, Hamursuz Şabatı’nın olması gereken kutlanışı için hazır hale geldiler.

124:6.12 (1375.6) Soon they reached the place prearranged for their accommodation during the Passover week, the large home of a well-to-do relative of Mary’s, one who knew something of the early history of both John and Jesus, through Zacharias. The following day, the day of preparation, they made ready for the appropriate celebration of the Passover Sabbath.

    Her ne kadar tüm Kudüs Hamursuz için hazırlanmada yerine duramaz bir konumda bulunsa da, Yusuf oğlunu, gerekli on beş yaşına ulaşır ulaşmaz, iki yıl sonraki eğitimine devam etmesi için ayarlanmış olan akademiyi ziyaret etmek amacıyla gezdirmeye vakit buldu. Yusuf, dikkatli bir biçimde oluşturulmuş tüm bu tasarımlara İsa’nın ne kadar da az ilgi göstermekte olduğunu gözlemediğinde gerçek anlamıyla şaşırmıştı.

124:6.13 (1375.7) While all Jerusalem was astir in preparation for the Passover, Joseph found time to take his son around to visit the academy where it had been arranged for him to resume his education two years later, as soon as he reached the required age of fifteen. Joseph was truly puzzled when he observed how little interest Jesus evinced in all these carefully laid plans.

    İsa, mabet ve onunla ilişkili tüm hizmetler ve başka etkinlikler tarafından derin bir biçimde etkilenmişti. Dört yaşından beri ilk kez, o, birçok soru soramayacak kadar kendi düşüncelerine dalmıştı. O, buna rağmen, babasına; neden cennetsel Yaratıcı’nın birçok masum ve yardıma muhtaç hayvanın kıyımını gerektirdiği ile ilgili, (daha önceki durumlarda olduğu gibi) birkaç utandırıcı soru sormuştu. Ve, babası oldukça iyi bir biçimde; ufaklığın yüzündeki ifadeden, cevaplarının ve açıklama girişimlerinin, derin düşünceye sahip ve kesin nedensellikte bulunan oğlu için tatmin edilemez nitelikte olduğunu bilmekteydi.

124:6.14 (1375.8) Jesus was profoundly impressed by the temple and all the associated services and other activities. For the first time since he was four years old, he was too much preoccupied with his own meditations to ask many questions. He did, however, ask his father several embarrassing questions (as he had on previous occasions) as to why the heavenly Father required the slaughter of so many innocent and helpless animals. And his father well knew from the expression on the lad’s face that his answers and attempts at explanation were unsatisfactory to his deep-thinking and keen-reasoning son.

    Hamursuz Şabatı’ndan önceki gün, ruhsal aydınlanmanın gelgitsel akıntısı; İsa’nın fani aklına tüm gücüyle girmiş olup, onun insan kalbini, tarihi Hamursuz anma töreninin kutlanışı için bir araya gelmiş olan ruhsal olarak gözleri görmeyen ve ahlaki olarak bilgisiz çok sayıdaki insan için şefkat dolu bir acıma ile dolup taşırmıştı. Bu, Tanrı’nın Oğlu’nun beden içinde geçirdiği en olağanüstü günlerden bir tanesiydi; ve, bu gece boyunca, dünya süreci içinde ilk kez, Emanuel tarafından görevlendirilmiş ve şunu söylemiş olan Salvington’lu bir görevli iletici kendisi tarafından görünür hale geldi: “Beklenen vakit geldi. Zaman artık, Yaratıcı’nın görevi ile ilgilenmeye başlaman gereken zaman.”

124:6.15 (1376.1) On the day before the Passover Sabbath, flood tides of spiritual illumination swept through the mortal mind of Jesus and filled his human heart to overflowing with affectionate pity for the spiritually blind and morally ignorant multitudes assembled for the celebration of the ancient Passover commemoration. This was one of the most extraordinary days that the Son of God spent in the flesh; and during the night, for the first time in his earth career, there appeared to him an assigned messenger from Salvington, commissioned by Immanuel, who said: “The hour has come. It is time that you began to be about your Father’s business.”

    Ve, böylece, orada bu aşamada; Nasıra ailesinin ağır sorumluluklarının genç omuzlarına düşmesinden önce bile, bir evrenin sorumluluklarının üstlenilmeye başlamasının vaktinin gelmiş olduğunu, daha on üç yaşını doldurmadan, bu ufaklığa hatırlatmak için göksel iletici ulaşmıştı. Bu; Urantia üzerinde Evlat’ın bahşedilişinin nihai olarak tamamlanışı ile sonuçlanan olayların uzun bir dizisinin ilk sahnesi olup, “bir evrenin yönetimini kendi insan-kutsal omuzlarına” olan yüklenişiydi.

124:6.16 (1376.2) And so, even ere the heavy responsibilities of the Nazareth family descended upon his youthful shoulders, there now arrived the celestial messenger to remind this lad, not quite thirteen years of age, that the hour had come to begin the resumption of the responsibilities of a universe. This was the first act of a long succession of events which finally culminated in the completion of the Son’s bestowal on Urantia and the replacing of “the government of a universe on his human-divine shoulders.”

    Zaman ilerledikçe, vücutlaşımın gizemi, hepimiz için, gittikçe artan bir biçimde kavranılamaz hale geldi. Bizler neredeyse hiçbir biçimde, Nasıralı bu ufaklığın Nebadon’un tamamının yaratıcısı olduğu gerçeğini kavrayamamaktaydık. Ne de bizler bugünlerde, bahse konu bu Yaratan Evlat’ın ruhaniyeti ile kendi Cennet Yaratıcısı’nın ruhaniyetinin, insanlığın ruhlarında ilişkilenmiş olduğunu anlamaktayız. Zamanın ilerleyişiyle, bizler; kendi insan aklının artan bir biçimdeki, beden içinde yaşamını sürdürürken ruhaniyet bakımından omuzlarına bir evrenin sorumluluğunun yüklü olduğunu ayırt edişini görebilmekteydik.

124:6.17 (1376.3) As time passed, the mystery of the incarnation became, to all of us, more and more unfathomable. We could hardly comprehend that this lad of Nazareth was the creator of all Nebadon. Neither do we nowadays understand how the spirit of this same Creator Son and the spirit of his Paradise Father are associated with the souls of mankind. With the passing of time, we could see that his human mind was increasingly discerning that, while he lived his life in the flesh, in spirit on his shoulders rested the responsibility of a universe.

    Nasıra ufaklığının süreci böylece sona ermekte, ve, ebeveynlerinin arzularınkine ek olarak ailesine ve günü ve çağının toplumuna olan sorumlulukları ile genişleyen yaşam gayesini birleştirme arzusunda olan bir biçimde, artık dünya süreci üzerinde derince düşünmeye başlayan, artan bir biçimde kendisinin bilincine varmakta olan kutsal insan olarak — ergen delikanlının anlatımı başlamaktadır.

124:6.18 (1376.4) Thus ends the career of the Nazareth lad, and begins the narrative of that adolescent youth — the increasingly self-conscious divine human — who now begins the contemplation of his world career as he strives to integrate his expanding life purpose with the desires of his parents and his obligations to his family and the society of his day and age.





Back to Top