URANTİA’NIN KİTABI’NA - 180. Makale
Elveda Konuşması

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım IV. İsa’nın Hayatı ve Öğretileri



Paper 180
The Farewell Discourse

    SON AKŞAM YEMEĞİ’nin sonunda Mezmur’un beraberce söylenmesinin ardından havariler, İsa’nın doğrudan bir biçimde kampa geri dönme arzusu duyduğunu düşünmüştü; ancak İsa, onların oturmaya devam etmelerine işaret etti. Üstün şunu söyledi:

180:0.1 (1944.1) AFTER singing the Psalm at the conclusion of the Last Supper, the apostles thought that Jesus intended to return immediately to the camp, but he indicated that they should sit down. Said the Master:

    “Benim sizleri sepet veya kese olmadan göndermiş olduğumu ve hatta ilave hiçbir kıyafeti almamanızı tavsiye etmiş bulunduğumu iyi hatırlamaktasınız. Ve, hepiniz, sizlerin hiçbir şeyden yoksun olmadığınızı oldukça iyi hatırlayacaksınız. Ancak, şimdi sizler sıkıntılı zamanlara geldiniz. Artık sizler kalabalıkların iyi idaresine dayanamamaktasınız. Bundan böyle, her kim bir sepete sahipse, onun beraberinde almasına izin verin. Sizler bu müjdeyi duyurmak için dünyaya açıldığınızda, kendinizi desteklemek için düşündüğünüz en iyi şeyi yapın. Ben sizlere huzuru getirmek için gelmiş bulunmaktayım, ancak huzur bir süreliğine ortaya çıkmayacak.

180:0.2 (1944.2) “You well remember when I sent you forth without purse or wallet and even advised that you take with you no extra clothes. And you will all recall that you lacked nothing. But now have you come upon troublous times. No longer can you depend upon the good will of the multitudes. Henceforth, he who has a purse, let him take it with him. When you go out into the world to proclaim this gospel, make such provision for your support as seems best. I have come to bring peace, but it will not appear for a time.

    “Şimdi İnsan Evladı’nın yüceltilme vakti gelmiştir; ve, Baba, benim içimde yüceltilecektir. Arkadaşlarım, ben sizlerle yalnızca biraz daha uzun bir süre boyunca birlikte olacağım. Yakın bir süre içinde sizler beni arayacaksınız ama bulamayacaksınız; zira, ben, sizlerin, bu an içinde, gelemeyeceğiniz olan bir yere gideceğim. Ancak, sizler, şu an içinde benim bitirmiş olduğum gibi, çabalarınızı yeryüzü üzerinde bitirdiğinizde, tam da benim şimdi Babama gitmeye hazırlandığım gibi bana geleceksiniz. Çok kısa bir süre içinde sizlerden ayrılacağım, artık sizler beni yeryüzü üzerinde göremeyeceksiniz; ancak, sizler gelecek çağda, Babamın bana vermiş olduğu krallığa yükseldiğinizde beni göreceksiniz.”

180:0.3 (1944.3) “The time has now come for the Son of Man to be glorified, and the Father shall be glorified in me. My friends, I am to be with you only a little longer. Soon you will seek for me, but you will not find me, for I am going to a place to which you cannot, at this time, come. But when you have finished your work on earth as I have now finished mine, you shall then come to me even as I now prepare to go to my Father. In just a short time I am going to leave you, you will see me no more on earth, but you shall all see me in the age to come when you ascend to the kingdom which my Father has given to me.”

1. Yeni Emir  

1. The New Commandment

    Resmi olmayan birkaç dakikalık konuşmadan sonra, İsa ayağa kalkıp şunu söyledi: “Ben sizler için, birbirinize nasıl hizmet etmeye gönüllü olmanıza dair bir hikâye anlattığımda, sizlere yeni bir emirde bulunma arzusu taşıdığımı söyledim; ve, ben bunu şimdi sizlerden ayrılmak üzere olurken gerçekleştirmek istiyorum. Sizler, birbirinizi derinden sevmenizi emreden emri oldukça iyi bilmektesiniz; komşunuzu tıpkı kendiniz gibi derinden sevmeniz gerektiğini. Ancak, ben, çocuklarımın içten sadakatinden bile tamamiyle yetinmemekteyim. Ben sizlerden, inanan kardeşliğin krallığında derin sevginin daha da büyük eylemlerini gerçekleştirmenizi istemekteyim. Ve, böylece, ben sizlere bu yeni emri vermekteyim: Birbirinizi benim sizleri derinden sevdiğim gibi sevin. Ve, böylece, insanların tümü, eğer sizler birbirinizi bu şekilde derinden severseniz, sizlerin benim takipçilerim olduğunuzu bileceklerdir.”

180:1.1 (1944.4) After a few moments of informal conversation, Jesus stood up and said: “When I enacted for you a parable indicating how you should be willing to serve one another, I said that I desired to give you a new commandment; and I would do this now as I am about to leave you. You well know the commandment which directs that you love one another; that you love your neighbor even as yourself. But I am not wholly satisfied with even that sincere devotion on the part of my children. I would have you perform still greater acts of love in the kingdom of the believing brotherhood. And so I give you this new commandment: That you love one another even as I have loved you. And by this will all men know that you are my disciples if you thus love one another.

    “Ben sizlere bu yeni emri verdiğimde, ruhlarınıza herhangi yeni bir ağırlığı yüklememekteyim; bunun yerine, ben, sizlere yeni neşeyi getirmekte olup, sizler için, bahşedilmiş haldeki kalbinizin akran insanlara duyduğu şefkatin derin hazlarının bilincinde, yeni arzuları deneyimlemenizi mümkün kılmaktayım. Ben, sizler ve akran fanileriniz üzerine olan şefkatimin bahşedilişinde, her ne kadar dışa dönük kederlerden geçiyor olsam da, olabilecek en yüksek düzeydeki neşeyi deneyimlemek üzereyim.

180:1.2 (1944.5) “When I give you this new commandment, I do not place any new burden upon your souls; rather do I bring you new joy and make it possible for you to experience new pleasure in knowing the delights of the bestowal of your heart’s affection upon your fellow men. I am about to experience the supreme joy, even though enduring outward sorrow, in the bestowal of my affection upon you and your fellow mortals.

    “Ben sizleri birbirlerinizi derinden sevmeye, hatta benim sizleri derinden sevegeldiğim gibi, davet ettiğimde, sizler karşısında gerçek şefkatin en yüksek ölçüsünü tutmaktayım; zira, hiçbir insan bundan daha fazla büyük sevgiye sahip olamaz: arkadaşları için kendi yaşamını verebilecek oluşundan. Ve, sizler benim arkadaşlarımsınız; sizler, sizlere öğretmiş olduğum şeyi yapmaya yalnızca gönüllü olduğunuz sürece benim arkadaşlarım olarak kalmaya devam edeceksiniz. Sizler beni Üstün olarak çağırdınız; ancak, ben sizleri hizmetçiler olarak çağırmamaktayım. Eğer sizler yalnızca birbirinizi benim sizleri derinden sevmiş olduğum gibi sevecek olursanız, benim arkadaşlarım olacaksınız ve ben sizlere her zaman Baba’nın bana açığa çıkarmış olduğu şeyi söyleyeceğim.

180:1.3 (1944.6) “When I invite you to love one another, even as I have loved you, I hold up before you the supreme measure of true affection, for greater love can no man have than this: that he will lay down his life for his friends. And you are my friends; you will continue to be my friends if you are but willing to do what I have taught you. You have called me Master, but I do not call you servants. If you will only love one another as I am loving you, you shall be my friends, and I will ever speak to you of that which the Father reveals to me.

    “Sizler yalnızca beni seçmediniz; ben aynı zamanda sizleri seçmiş bulunmaktayım; ve, ben sizlere, aranızda yaşadığım ve Baba’yı sizlere açığa çıkardığım gibi, akranlarınıza derin sevgi hizmetinin meyvesini vermek için gitmenizi emretmiş bulunmaktayım. Hem Baba hem de ben sizlerle birlikte emek vermekteyiz; ve, sizler, yalnızca, benim sizleri derinden sevdiğim gibi, birbirlerinizi derinden sevme emrine uyacak olursanız neşenin kutsal bütünlüğünü deneyimleyeceksiniz.”

180:1.4 (1945.1) “You have not merely chosen me, but I have also chosen you, and I have ordained you to go forth into the world to yield the fruit of loving service to your fellows even as I have lived among you and revealed the Father to you. The Father and I will both work with you, and you shall experience the divine fullness of joy if you will only obey my command to love one another, even as I have loved you.”

    Eğer sizler Üstün’ün neşesini paylaşacak olursanız, onun derin sevgisini paylaşmak zorundasınız. Ve, onun derin sevgisini paylaşmak demek onun hizmetini paylaşmak demektir. Derin sevginin bu türden bir deneyimi sizleri bu dünyanın zorluklarından kurtarmamaktadır; o yeni bir dünya yaratmamaktadır; ancak o oldukça kesin bir biçimde eski dünyayı yeni hale getirmektedir.

180:1.5 (1945.2) If you would share the Master’s joy, you must share his love. And to share his love means that you have shared his service. Such an experience of love does not deliver you from the difficulties of this world; it does not create a new world, but it most certainly does make the old world new.

    Aklınızda tutun: İsa’nın talep etmiş olduğu şey sadakattir, feda değildir. Feda bilinci, bu türden derin bir sevgi hizmetini en yüksek düzeydeki bir neşeye dönüştürecek olan tamamiyle içten şefkatin yokluğuna işaret etmektedir. Görev düşüncesi, sizlerin hizmetkâr akılda bulunuşunuza, böylece sizlerin, hizmetinizi bir arkadaş olarak ve bir arkadaş için gerçekleştirmenizden duyulacak çok büyük heyecandan yoksun oluşunuza işaret etmektedir. Arkadaşlığın uyarımı, göreve dair her bir yargının ötesine geçmektedir; ve, bir arkadaşın bir arkadaş için hizmeti hiçbir zaman bir feda olarak adlandırılamaz. Üstün havarilere onların Tanrı’nın evlatları olduğunu öğretmiştir. Üstün onları kardeşleri olarak çağırmış olup, bu aşamada, ayrılmadan önce, kendilerini arkadaşları olarak çağırmıştır.

180:1.6 (1945.3) Keep in mind: It is loyalty, not sacrifice, that Jesus demands. The consciousness of sacrifice implies the absence of that wholehearted affection which would have made such a loving service a supreme joy. The idea of duty signifies that you are servant-minded and hence are missing the mighty thrill of doing your service as a friend and for a friend. The impulse of friendship transcends all convictions of duty, and the service of a friend for a friend can never be called a sacrifice. The Master has taught the apostles that they are the sons of God. He has called them brethren, and now, before he leaves, he calls them his friends.

2. Asma ve Dalları  

2. The Vine and the Branches

    Bunun ardından İsa tekrar ayağa kalkıp, havarilerine öğretisini sürdürdü: “Ben gerçek asmayım, ve Babam hasatçıdır. Ben asmayım, ve sizler dallarsınız. Ve, Baba benden yalnızca, sizlerin fazlasıyla meyve vermenizi istemektedir. Asma sadece, dalları daha fazla meyve versin diye budanır. Benden gelmekte olan meyve vermeyen her dalı Baba alacak. Meyve veren her dalı, Baba daha fazla meyve verebilmesi için temizleyecek. Hâlihazırda sizler, sizlere söylemiş olduğum sözler vasıtasıyla temizsiniz; ancak, sizler, temiz olmaya devam etmek zorundasınız. Sizler benim içimde kalmak zorundasınız, ve ben sizler içinde kalmak; dal asmadan ayrılırsa ölecektir. Asmayla kalmadıkça dalın meyve veremeyeceği gibi, benimle birlikte kalmadan sizler derin sevgi hizmetinin meyvelerini veremezsiniz. Hatırlayın: Ben gerçek Asmayım, ve sizler yaşayan dallarsınız. Benimle yaşayan, ve benim onunla yaşadığım herkes, ruhaniyetin cömert meyvesini verecek ve bu ruhsal hasadı verişin en yüksek düzeydeki neşesini deneyimleyecektir. Eğer sizler benimle olan bu canlı ruhsal iletişimi devam ettirecek olursanız, sizler bolca meyveyi taşıyacaksınız. Eğer sizler benimle kalmaya devam edecek olup, sözlerim sizler içinde yaşayacak olursa, hiçbir kısıtlama olmadan benimle birliktelik içine girmeye yetkin hale geleceksiniz; ve, bunun ardından benim yaşayan ruhaniyetim, sizleri ruhaniyetimin istemiş olduğu her şeye irade gösterir ve bunları Baba’nın arzumuza izin vereceğinin teminatı içinde gerçekleştirir hale getiren bir biçimde sizleri sarmalayabilecektir. Ve, dünya — birbirlerini tıpkı benim onları derinden sevmiş olduğum gibi seven arkadaşlarım olarak — bu meyve veren dalları gördüğünde, insanların tümü sizlerin gerçekten de benim takipçilerim olduğunuzu bilecektir.

180:2.1 (1945.4) Then Jesus stood up again and continued teaching his apostles: “I am the true vine, and my Father is the husbandman. I am the vine, and you are the branches. And the Father requires of me only that you shall bear much fruit. The vine is pruned only to increase the fruitfulness of its branches. Every branch coming out of me which bears no fruit, the Father will take away. Every branch which bears fruit, the Father will cleanse that it may bear more fruit. Already are you clean through the word I have spoken, but you must continue to be clean. You must abide in me, and I in you; the branch will die if it is separated from the vine. As the branch cannot bear fruit except it abides in the vine, so neither can you yield the fruits of loving service except you abide in me. Remember: I am the real vine, and you are the living branches. He who lives in me, and I in him, will bear much fruit of the spirit and experience the supreme joy of yielding this spiritual harvest. If you will maintain this living spiritual connection with me, you will bear abundant fruit. If you abide in me and my words live in you, you will be able to commune freely with me, and then can my living spirit so infuse you that you may ask whatsoever my spirit wills and do all this with the assurance that the Father will grant us our petition. Herein is the Father glorified: that the vine has many living branches, and that every branch bears much fruit. And when the world sees these fruit-bearing branches — my friends who love one another, even as I have loved them — all men will know that you are truly my disciples.

    “Baba beni nasıl derinden seviyorsa, ben sizleri öyle derinden sevegeldim. Benim şu an Baba’nın derin sevgisi içinde yaşadığım gibi benim derin sevgim içinde yaşayın. Benim sizlere öğretmiş olduğum gibi yapacak olursanız, benim Baba’nın sözünü tutmuş olduğum ve sonsuza kadar onun derin sevgisi içinde kaldığım gibi, benim sevgimde kalmaya devam edeceksiniz.”

180:2.2 (1945.5) “As the Father has loved me, so have I loved you. Live in my love even as I live in the Father’s love. If you do as I have taught you, you shall abide in my love even as I have kept the Father’s word and evermore abide in his love.”

    Museviler uzunca bir süre boyunca, Mesih’in, Davud’un “asmadan gelen bir gövde” olacağını öğretmişti; ve, bu eski öğretinin kutlanışı içinde, üzümün büyük bir simgesi ve onunla ilişkili olan asma Hirodes’in tapınağının girişini süslemişti. Havarilerin tümü, Üstün kendilerine bu gece üst odada konuştuğunda bu şeyleri hatırlamışlardı.

180:2.3 (1946.1) The Jews had long taught that the Messiah would be “a stem arising out of the vine” of David’s ancestors, and in commemoration of this olden teaching a large emblem of the grape and its attached vine decorated the entrance to Herod’s temple. The apostles all recalled these things while the Master talked to them this night in the upper chamber.

    Ancak, büyük keder daha sonra, Üstün’ün duaya dair atıflarının yanlış yorumlanmasıyla gerçekleşmişti. Eğer onun söylemiş olduğu kelimeler tamı tamına hatırlanacak ve sonrasında ise gerçek bir biçimde kaydedilecek olsaydı, bu öğretilere dair çok az sorun yaşanırdı. Ancak, kayıtta bulunurken, inananlar nihai olarak, İsa’nın adına söyleyecek olan duayı, Baba’dan isteyecekleri her şeyi alacaklarını düşünen bir biçimde, bir çeşit en yüksek düzeydeki sihir olarak görmüşlerdi. Çağlar boyunca dürüst ruhlar, inanışlarını bu engelleyici çelmeye takmaya devam ettiler. İnananların tamamı için duanın, kişinin istediği şeyi elde edişinin bir süreci olmadığını bunun yerine, Baba’nın iradesini nasıl tanımayı ve onu uygulamayı öğrenmenin bir deneyimi olarak, Tanrı’nın isteyişini öğrenmenin bir işleyiş biçimi olduğunu anlamaları için ne kadar süre geçmesi gerekecek? İradeniz gerçek bir biçimde onunki ile eş hale geldiğinde, bu irade bütünlüğü tarafından düşünülen herhangi bir şeyi istediğinizde onun yerine getirilecek oluşu tamamiyle doğrudur. Ve, bu türden bir irade bütünlüğü, tıpkı asma yaşamının yaşayan dallar boyunca akışı gibi, İsa tarafından ve onun aracılığı ile yerine gelmektedir.

180:2.4 (1946.2) But great sorrow later attended the misinterpretation of the Master’s inferences regarding prayer. There would have been little difficulty about these teachings if his exact words had been remembered and subsequently truthfully recorded. But as the record was made, believers eventually regarded prayer in Jesus’ name as a sort of supreme magic, thinking that they would receive from the Father anything they asked for. For centuries honest souls have continued to wreck their faith against this stumbling block. How long will it take the world of believers to understand that prayer is not a process of getting your way but rather a program of taking God’s way, an experience of learning how to recognize and execute the Father’s will? It is entirely true that, when your will has been truly aligned with his, you can ask anything conceived by that will-union, and it will be granted. And such a will-union is effected by and through Jesus even as the life of the vine flows into and through the living branches.

    Kutsallık ve insanlık arasında bu canlı iletişim mevcut olduğu zaman, eğer insanlık düşüncesiz ve bilgisiz bir biçimde bencil kolaycılık ve gösterişli başarılar için dua edecek olursa, orada yalnızca tek bir kutsal cevap olacaktır: canlı dalların gövdeleri üzerinde ruhaniyetin ilave ve artan meyveleri. Asmanın dalı canlı olduğunda, onun tüm arzuları için tek bir cevap bulunabilir: artan üzüm meyvesi. Gerçekte, dal yalnızca, üzüm verme olarak, meyce taşıma için mevcut olup, bundan başka bir şey yapamamaktadır. Benzer bir biçimde, gerçek inanan yalnızca, ruhaniyetin meyvelerini verme amacı için mevcuttur: insanı Tanrı’nın kendisini derinden sevmiş olduğu gibi sevme amacı için — birbirlerimizi İsa’nın bizleri derinden sevmiş olduğu gibi sevmemiz olarak.

180:2.5 (1946.3) When there exists this living connection between divinity and humanity, if humanity should thoughtlessly and ignorantly pray for selfish ease and vainglorious accomplishments, there could be only one divine answer: more and increased bearing of the fruits of the spirit on the stems of the living branches. When the branch of the vine is alive, there can be only one answer to all its petitions: increased grape bearing. In fact, the branch exists only for, and can do nothing except, fruit bearing, yielding grapes. So does the true believer exist only for the purpose of bearing the fruits of the spirit: to love man as he himself has been loved by God — that we should love one another, even as Jesus has loved us.

    Ve, Baba’nın disiplin eli asmaya değdiğinde, o sevgi içinde gerçekleşmektedir, dallar daha fazla meyve taşıyabilsin diye. Ve, bilge bir hasatçı yalnızca ölü ve meyve vermez dalları koparmaktadır.

180:2.6 (1946.4) And when the Father’s hand of discipline is laid upon the vine, it is done in love, in order that the branches may bear much fruit. And a wise husbandman cuts away only the dead and fruitless branches.

    İsa havarilerinin; duanın, ruhaniyetin egemen olduğu krallık içinde ruhaniyetten doğmuş olan inananların bir işlevi oluşunu tanımalarına yönlendirmede büyük zorluk yaşamıştı.

180:2.7 (1946.5) Jesus had great difficulty in leading even his apostles to recognize that prayer is a function of spirit-born believers in the spirit-dominated kingdom.

3. Dünyanın Düşmanlığı  

3. Enmity of the World

    Üstün, kendilerine ilave şeyleri söyleme arzusu duyduğuna işaret eden ve zamanının kısa olduğunu bilen bir biçimde, şunu söylediğinde, on birli asma ve dallara dair söyleşi üzerine olan konuşmalarını henüz bitirmemişti: “Ben sizlerden ayrıldığımda, dünyanın düşmanlığı karşısında yılmayın. Cesaretten yoksun inananlar sizlere karşı duyan hale geldiklerinde ve krallığın düşmanları ile el ele verdiklerinde bile, umutsuzluğa kapılmayın. Eğer dünya sizden nefret edecek olursa, onun sizden önce bile benden nefret etmiş olduğunu hatırlayın. Eğer sizler bu dünyaya ait olsaydınız, ait oluşunuzdan derin sevgi duyacaktı; ancak, sizler böyle olmadığınız için, dünya sizleri derinden sevmeyi reddetmektedir. Sizler bu dünya içindesiniz; ancak, sizlerin yaşamlarınız dünyasal olmayacaktır. Ben sizleri bu dünyadan, sizlerin seçmiş olduğun bu dünyaya bile başka bir dünyanın ruhaniyetini temsil etmeniz için seçmiş bulunmaktayım. Ancak, her zaman sizlere söylemiş olduğum sözleri hatırlayın: Hizmetkâr üstününden daha büyük değildir. Eğer onlar beni yargılamaya cüret edecek olursa, onlar sizleri de yargılayacaklardır. Eğer benim sözlerim inanmayanların ağrına gidecek olursa, sizlerin sözlerin de tanrıyı tanımayanların ağrına gidecek. Ve, onlar bunların tümünü size, ne bana ne de beni göndermiş olan O’na inanmadıkları için yapacaklardır; bu nedenle sizler, benim müjdem nedeniyle birçok şeye maruz kalacaksınız. Ancak, sizler bu zorluklara göğüs gerdiğinizde, benim de cennetsel krallığın bu müjdesi için sizlerin önünde acı çekmiş bulunduğumu hatırlamalısınız.

180:3.1 (1946.6) The eleven had scarcely ceased their discussions of the discourse on the vine and the branches when the Master, indicating that he was desirous of speaking to them further and knowing that his time was short, said: “When I have left you, be not discouraged by the enmity of the world. Be not downcast even when fainthearted believers turn against you and join hands with the enemies of the kingdom. If the world shall hate you, you should recall that it hated me even before it hated you. If you were of this world, then would the world love its own, but because you are not, the world refuses to love you. You are in this world, but your lives are not to be worldlike. I have chosen you out of the world to represent the spirit of another world even to this world from which you have been chosen. But always remember the words I have spoken to you: The servant is not greater than his master. If they dare to persecute me, they will also persecute you. If my words offend the unbelievers, so also will your words offend the ungodly. And all of this will they do to you because they believe not in me nor in Him who sent me; so will you suffer many things for the sake of my gospel. But when you endure these tribulations, you should recall that I also suffered before you for the sake of this gospel of the heavenly kingdom.

    “Sizlere saldıracak olanların çoğu, cennetin ışığından habersizdir; ancak, bu, şimdi bizleri yargılayanların bazıları için gerçek değildir. Eğer bizler onlara gerçekliği öğretmemiş olsaydık, onlar kınanmaya düşmeden birçok garip şeyi yapabilirlerdi; ancak, şimdi, onlar ışığı bilip, onu reddetme cüreti göstermiş oldukları için, bu tutumlarında hiçbir özre sahip değillerdir. Benden nefret eden kişi Babamdan nefret etmektedir. Bundan başkası olamaz; eğer kabul ettiğinizde sizleri kurtaracak olan ışık, bilinçli bir biçimde reddedilecek olursa sizleri yalnızca kınayacaktır. Ve, ben bu insanlara, bana karşı bu türden korkunç bir nefreti duymalarına sebep olacak ne yaptım? Hiçbir şey, onlara yeryüzü üzerindeki birlikteliği ve cennetteki kurtuluşu sunma dışında. Ancak, Yazıtlar’da şunun söylenildiği yeri okumadınız mı: ‘Ve onlar benden bir neden olmadan nefret etmektedir?’

180:3.2 (1947.1) “Many of those who will assail you are ignorant of the light of heaven, but this is not true of some who now persecute us. If we had not taught them the truth, they might do many strange things without falling under condemnation, but now, since they have known the light and presumed to reject it, they have no excuse for their attitude. He who hates me hates my Father. It cannot be otherwise; the light which would save you if accepted can only condemn you if it is knowingly rejected. And what have I done to these men that they should hate me with such a terrible hatred? Nothing, save to offer them fellowship on earth and salvation in heaven. But have you not read in the Scripture the saying: ‘And they hated me without a cause’?

    “Ancak, ben sizleri bu dünyada yalnız bırakmayacağım. Çok yakın bir süre içinde, ayrıldıktan sonra, sizlere bir ruhaniyet yardımcısı göndereceğim. Sizler, sizler içinizde benim yerimi alacak birine sahip olacaksınız; sizlere gerçekliğin yolunu öğretmeye devam edecek, hatta sizleri teselli edecek birine.

180:3.3 (1947.2) “But I will not leave you alone in the world. Very soon, after I have gone, I will send you a spirit helper. You shall have with you one who will take my place among you, one who will continue to teach you the way of truth, who will even comfort you.

    “Kalplerinizin sıkıntıya düşmesine izin vermeyin. Sizler Tanrı’ya inanmaktasınız; aynı zamanda bana inanmaya da devam edin. Her ne kadar ben sizden ayrılmak zorunda olsam da, sizlerden uzak olmayacağım. Ben sizlere hâlihazırda, Babamın kâinatı içinde birçok bekleme yeri olduğunu söyledim. Eğer bu doğru olmasaydı, ben sizlere onlardan tekrar ve tekrar bahsetmezdim. Ben, sizlerin ileride bir zaman yükseleceğiniz olan Baba’nın cenneti içindeki istasyonlar olarak, ışığın bu dünyalarına geri döneceğim. Bu dünyalardan ben bu dünyaya geldim; ve şimdi, yukarıdaki âlemlerde babamın görevine geri dönme zorunda bulunduğum vakit geldi.

180:3.4 (1947.3) “Let not your hearts be troubled. You believe in God; continue to believe also in me. Even though I must leave you, I will not be far from you. I have already told you that in my Father’s universe there are many tarrying-places. If this were not true, I would not have repeatedly told you about them. I am going to return to these worlds of light, stations in the Father’s heaven to which you shall sometime ascend. From these places I came into this world, and the hour is now at hand when I must return to my Father’s work in the spheres on high.

    “Eğer ben bu şekilde Baba’nın cennetsel krallığına sizlerden önce gidecek olursam, ben kesin bir biçimde, bu dünyadan önce Tanrı’nın fani evlatları için hazırlanmış bulunan mekânlarda benimle birlikte olabilmenizi sağlayacağım. Her ne kadar sizlerden ayrılmak zorunda olsam da, ben ruhaniyet içinde sizlerle birlikte hazır bulunacağım; ve, nihai olarak sizler, tıpkı benim daha büyük evreni içinde Babam’a yükselecek oluşum gibi, benim evrenimde bana yükseldiğinizde bizzat benimle birlikte olacaksınız. Ve, sizlere söylemiş olduğum şey gerçek ve sonsuza kadar doğrudur, her ne kadar sizler bunu bütünüyle kavrayamıyor olsanız da. Ben Baba’ya gidiyorum, ve her ne kadar sizler şimdi beni takip edemezseniz de, beni gelecek çağlar içinde kesinlikle gerçekleştireceksiniz.”

180:3.5 (1947.4) “If I thus go before you into the Father’s heavenly kingdom, so will I surely send for you that you may be with me in the places that were prepared for the mortal sons of God before this world was. Even though I must leave you, I will be present with you in spirit, and eventually you shall be with me in person when you have ascended to me in my universe even as I am about to ascend to my Father in his greater universe. And what I have told you is true and everlasting, even though you may not fully comprehend it. I go to the Father, and though you cannot now follow me, you shall certainly follow me in the ages to come.”

    İsa oturduğunda, Tomas ayağa kalktı ve şunu söyledi: “Üstün, bizler senin nereye gittiğini bilmiyoruz; bu nedenle, tabii ki bizler yolu bilmiyoruz. Ancak, bizler seni tam da bu gece takip edeceğiz, eğer sen bizlere yolu gösterecek olursan.”

180:3.6 (1947.5) When Jesus sat down, Thomas arose and said: “Master, we do not know where you are going; so of course we do not know the way. But we will follow you this very night if you will show us the way.”

    İsa Tomas’ı duyduğunda, şu cevabı verdi: “Tomas, ben yolum, gerçekliğim ve yaşamım. Hiçbir insan Baba’ya benden geçmeden varamaz. Baba’yı bulan herkes, ilk olarak beni bulur. Eğer sen beni biliyorsan, sen aynı zamanda Baba’ya olan yolu biliyorsun. Ve, sen kesinlikle beni biliyorsun; zira, sen benimle birlikte yaşadın ve sen şimdi beni görüyorsun.”

180:3.7 (1947.6) When Jesus heard Thomas, he answered: “Thomas, I am the way, the truth, and the life. No man goes to the Father except through me. All who find the Father, first find me. If you know me, you know the way to the Father. And you do know me, for you have lived with me and you now see me.”

    Ancak, bu öğreti havarilerin çoğu için, özellikle Nathanyel’e birkaç söz söyledikten sonra ayağa kalkıp şunu söylemiş olan Filip olarak, haddinden fazla derindi: “Üstün, bizlere Baba’yı göster ve söylemiş olduğun her şeyi açık hale getir.”

180:3.8 (1947.7) But this teaching was too deep for many of the apostles, especially for Philip, who, after speaking a few words with Nathaniel, arose and said: “Master, show us the Father, and everything you have said will be made plain.”

    Ve, Filip konuştuğunda, İsa: “Filip, ben uzunca bir süredir seninle birlikteyim ve sen şimdi bile beni bilmiyor musun? Ben tekrar duyuruyorum: Beni görmüş olan Baba’yı görmüştür. Böyleyse nasıl olurda, Bizlere Baba’yı göster, dersin? Benim Baba içinde olduğuma ve Baba’nın benim içimde olduğuna inanmıyor musun? Ben sizlere, benim kendi sözlerimi değil Baba’nın sözlerini söylemiş olduğumu öğretmedim mi? Ben Baba için konuşmaktayım, kendim için değil. Ben bu dünyada Baba’nın iradesini gerçekleştirmek için bulunmaktayım, ve ben bunu yerine getirdim. Babam benim içinde ikamet etmekte olup, benim aracılığımla çaba sarf etmektedir. Baba’nın benim içimde ve benim Baba içinde olduğumu söylediğimde bana inan; yoksa, yaşamış olduğum tam da bu yaşama dayanarak bana inan — emeklerime dayanarak.”

180:3.9 (1947.8) And when Philip had spoken, Jesus said: “Philip, have I been so long with you and yet you do not even now know me? Again do I declare: He who has seen me has seen the Father. How can you then say, Show us the Father? Do you not believe that I am in the Father and the Father in me? Have I not taught you that the words which I speak are not my words but the words of the Father? I speak for the Father and not of myself. I am in this world to do the Father’s will, and that I have done. My Father abides in me and works through me. Believe me when I say that the Father is in me, and that I am in the Father, or else believe me for the sake of the very life I have lived — for the work’s sake.”

    Üstün suyla canlanmak için kenara çekildiğinde, on birli bu öğretilere dair hararetli bir söyleşiye katılmıştı; ve, Petrus, İsa geri döndüğünde ve onlara oturmaları işaretinde bulunduğunda, uzun bir konuşmada bulunmaya hazırlanmaktaydı.

180:3.10 (1948.1) As the Master went aside to refresh himself with water, the eleven engaged in a spirited discussion of these teachings, and Peter was beginning to deliver himself of an extended speech when Jesus returned and beckoned them to be seated.

4. Sözü Verilmiş Yardımcı  

4. The Promised Helper

    İsa, şunu söyleyen bir biçimde, öğretmeye devam etmişti: “Ben Baba’ya gittiğimde, ve o sizler için yeryüzü üzerinde gerçekleştirmiş olduğum emekleri bütünüyle kabul ettikten sonra, ve kendi nüfuzumun nihai egemenliğini aldıktan sonra, Babama şunu söyleyeceğim: Yeryüzü üzerinde çocuklarımı yalnız bırakmış olarak, onlara başka bir öğretmen göndermek sözümün yerinde olacaktır. Ve, Baba onayladığında, ben Gerçekliğin Ruhaniyeti’ni bedenin tümüne aktaracağım. Hâlihazırda Babamın ruhaniyeti kalplerinizdedir, ve bu gün geldiğinde, sizler de, tıpkı benim şu an Baba’ya sahip olduğum gibi beraberinizde bana sahip olacaksınız. Bu yeni hediye, yaşayan gerçekliğin ruhaniyetidir. İnanmayanlar ilk başta bu ruhaniyetin öğretilerine kulak vermeyeceklerdir; ancak, ışığın evlatlarının tümü onu memnuniyetle ve bütüncül bir kalp ile alacaktır. Ve, sizler, tıpkı sizlerin benle tanıştığınız gibi, geldiğinde bu ruhaniyeti bileceksiniz; ve, sizler bu hediyeyi kalplerinizde alacak olup, o sizler ile birlikte kalacaktır. Sizler böylelikle, benim sizleri yardımsız ve rehbersiz bırakmayacağımı görmektesiniz. Ben sizleri kimsesiz bırakmayacağım. Bugün ben sizlerle yalnızca bedenimle bulunabilmekteyim. Gelecek olan zamanlarda ben sizlerle ve benim mevcudiyetimi arzulayan tüm diğer kişilerle siz nerede isterseniz ve her birinizle aynı zamanda beraber olacağım. Gitmemin benim için daha iyisi olduğunu görmüyor musunuz? Ruhaniyet içinde sizlerle birlikte daha iyi ve daha bütüncül bir biçimde olabilmek için beden içinde sizleri bırakmamın?

180:4.1 (1948.2) Jesus continued to teach, saying: “When I have gone to the Father, and after he has fully accepted the work I have done for you on earth, and after I have received the final sovereignty of my own domain, I shall say to my Father: Having left my children alone on earth, it is in accordance with my promise to send them another teacher. And when the Father shall approve, I will pour out the Spirit of Truth upon all flesh. Already is my Father’s spirit in your hearts, and when this day shall come, you will also have me with you even as you now have the Father. This new gift is the spirit of living truth. The unbelievers will not at first listen to the teachings of this spirit, but the sons of light will all receive him gladly and with a whole heart. And you shall know this spirit when he comes even as you have known me, and you will receive this gift in your hearts, and he will abide with you. You thus perceive that I am not going to leave you without help and guidance. I will not leave you desolate. Today I can be with you only in person. In the times to come I will be with you and all other men who desire my presence, wherever you may be, and with each of you at the same time. Do you not discern that it is better for me to go away; that I leave you in the flesh so that I may the better and the more fully be with you in the spirit?

    “Sadece birkaç saat içerisinde dünya artık beni görmeyecek; ancak, sizler, Gerçekliğin Ruhaniyeti olarak, bu yeni öğretmeni gönderene kadar beni kalplerinizde bilmeye devam edeceksiniz. Sizlerle birlikte beden içinde yaşadığım gibi, bunun ardından sizler içinde yaşayacağım; ben, ruhaniyet krallığı içindeki kişisel deneyiminizle beraber olacağım. Ve, bu gerçekleştiğinde, sizler kesin bir biçimde Benim baba içinde bulunduğumu, ve, yaşamınız benim içimde Baba ile beraber saklı halde olurken, benim aynı zamanda sizler içinde bulunduğumu bileceksiniz. Ben Baba’yı derinden sevmiş olup, onun sözünü tuttum; sizler beni derinden sevdiniz, ve sizler benim sözümü tutacaksınız. Babamın bana kendi ruhaniyetimi vermiş olduğu gibi, ben sizlere benim ruhaniyetimi vereceğim. Ve, benim sizlere bahşedecek olduğum bu Gerçekliğin Ruhaniyeti sizlere rehberlik edip, sizleri teselli edecektir; ve, o nihai olarak sizleri gerçekliğin tümüne götürecektir.

180:4.2 (1948.3) “In just a few hours the world will see me no more; but you will continue to know me in your hearts even until I send you this new teacher, the Spirit of Truth. As I have lived with you in person, then shall I live in you; I shall be one with your personal experience in the spirit kingdom. And when this has come to pass, you shall surely know that I am in the Father, and that, while your life is hid with the Father in me, I am also in you. I have loved the Father and have kept his word; you have loved me, and you will keep my word. As my Father has given me of his spirit, so will I give you of my spirit. And this Spirit of Truth which I will bestow upon you shall guide and comfort you and shall eventually lead you into all truth.

    “Ben sizlere bu şeyleri hala sizlerle birlikteyken söylüyorum ki sizler, tam da başımızda gerçekleşmek üzere olan sınavlara göğüs germek için daha hazır hale gelesiniz. Ve, bu yeni gün geldiğinde sizler, Baba’ya ek olarak Evlat tarafından ikamet edilmiş hale geleceksiniz. Ve, cennetin bu hediyeleri sürekli olarak, tıpkı Baba ve benim yeryüzü üzerinde ve tam da gözleriniz önünde, İnsan Evladı olarak, tek bir kişi halinde gerçekleştirmiş olduğumuz gibi, birbirleri ile bir bütün halinde emeklerde bulunacaklar. Ve, bu ruhaniyet arkadaşı, sizlere öğretmiş olduğum her şeyi hafızanıza getirecek.”

180:4.3 (1948.4) “I am telling you these things while I am still with you that you may be the better prepared to endure those trials which are even now right upon us. And when this new day comes, you will be indwelt by the Son as well as by the Father. And these gifts of heaven will ever work the one with the other even as the Father and I have wrought on earth and before your very eyes as one person, the Son of Man. And this spirit friend will bring to your remembrance everything I have taught you.”

    Üstün bir anlığına durduğunda, Yudas Alpheus, ne kendisi ne de abisinin daha öncesinde hiçbir bir zaman herkes önünde İsa’ya seslenmediği bir biçimde, birkaç soruda bulunma cesareti göstermişti. Yudas: “Üstün, sen her zaman bizler arasında bir arkadaş olarak yaşadım; bahse konu bu ruhaniyet dışında artık bizlere kendini göstermediğin zamanı nasıl bilebiliriz? Eğer dünya seni görmüyorsa, nasıl olur da biz senden emin olabiliriz? Kendini bizlere nasıl göstereceksin?”

180:4.4 (1948.5) As the Master paused for a moment, Judas Alpheus made bold to ask one of the few questions which either he or his brother ever addressed to Jesus in public. Said Judas: “Master, you have always lived among us as a friend; how shall we know you when you no longer manifest yourself to us save by this spirit? If the world sees you not, how shall we be certain about you? How will you show yourself to us?”

    İsa bakışlarını onların tümüne indirdi, gülümsedi ve şunu söyledi: “Benim küçük çocuklarım, ben ayrılıyorum, Babama geri dönüyorum. Kısa bir süre içinde sizler beni burada gerçekleştirdiğiniz gibi, beden ve kan içinde, görmeyeceksiniz. Çok kısa bir süre içinde ben sizlere, bu maddi beden dışında tam da benim gibi olan, ruhaniyetimi göndereceğim. Bu yeni öğretmen, kalplerinizde gerçekleşecek bir biçimde, her biriniz içinde yaşayacak Gerçekliğin Ruhaniyeti’dir; ve, böylece, ışığın çocuklarının tümü bir bütün haline getirilecek ve birbirlerine çekilecektir. Ve, bu şekilde Babam ve ben her birinizin ruhunda ve bizleri derinden sevmekte olan tüm diğer insanların kalplerinde yaşamaya yetkin hale gelecek olup, tıpkı benim sizleri şu an içinde derinden sevdiğim gibi, birbirilerinizi derinden sevme deneyimlerinizde o derin sevgiyi gerçek kılacaktır.”

180:4.5 (1949.1) Jesus looked down upon them all, smiled, and said: “My little children, I am going away, going back to my Father. In a little while you will not see me as you do here, as flesh and blood. In a very short time I am going to send you my spirit, just like me except for this material body. This new teacher is the Spirit of Truth who will live with each one of you, in your hearts, and so will all the children of light be made one and be drawn toward one another. And in this very manner will my Father and I be able to live in the souls of each one of you and also in the hearts of all other men who love us and make that love real in their experiences by loving one another, even as I am now loving you.”

    Yudas Alpheus Üstün’ün söylemiş olduğu şeyi tamamiyle anlamamıştı; ancak, o, verilmiş olan yeni öğretmen sözünü anlamıştı; ve, Andreas’ın yüzündeki ifadeden, bu sorunun tatmin edici bir biçimde cevaplandığını kavramıştı.

180:4.6 (1949.2) Judas Alpheus did not fully understand what the Master said, but he grasped the promise of the new teacher, and from the expression on Andrew’s face, he perceived that his question had been satisfactorily answered.

5. Gerçekliğin Ruhaniyeti  

5. The Spirit of Truth

    Bedenin tümüne aktarılacak olan, İsa’nın inananların kalplerine gönderme sözü vermiş olduğu yeni yardımcı, Gerçekliğin Ruhaniyeti’dir. Bu kutsal bahşedilmişlik, gerçekliğin sözü veya kanunu değildir; ne de o, gerçekliğin biçimi veya ifadesi halinde faaliyet eder niteliktedir. Yeni öğretmen gerçeklik yargısıdır, gerçek ruhaniyet düzeylerindeki gerçek anlamların bilinci ve onlara duyulan güvencedir. Ve, bu yeni öğretmen; genişleyen, kendisini açığa çıkaran ve uyum sağlayan gerçeklik olarak, canlı ve büyüyen gerçekliğin ruhaniyetidir.

180:5.1 (1949.3) The new helper which Jesus promised to send into the hearts of believers, to pour out upon all flesh, is the Spirit of Truth. This divine endowment is not the letter or law of truth, neither is it to function as the form or expression of truth. The new teacher is the conviction of truth, the consciousness and assurance of true meanings on real spirit levels. And this new teacher is the spirit of living and growing truth, expanding, unfolding, and adaptative truth.

    Kutsal gerçeklik, bir ruhaniyeti-gören ve yaşayan gerçekliktir. Gerçeklik yalnızca, kutsallığın gerçekleşimine ait yüksek ruhsal düzeylerde ve Tanrı ile olan bütünlüğün bilincinde mevcuttur. Sizler gerçekliği bilebilirsiniz; ve, sizler gerçekliği yaşayabilirsiniz; sizler, ruh içinde gerçekliğin büyümesini deneyimleyebilir ve onun akıl içindeki aydınlanmasından gelen bağımsızlığı memnuniyetle deneyimleyebilirsiniz; ancak, sizler gerçekliği formüllere, yasalara, mezheplere veya insan davranışının ussal yöntemlerine hapsedemezsiniz. Sizler kutsal gerçekliğin insan formülleştirilişine giriştiğinizde, o hemen yaşamını yitirmektedir. Tutsak edilmiş gerçekliğin ölümünden sonra kalan şey, en iyi haliyle, ussal hale getirilmiş olan yüceltilmiş bilgeliğin tuhaf bir biçimin yaratımı ile sonuçlanabilir. Durağan gerçeklik, ölü gerçekliktir; ve, yalnızca ölü gerçekliğe bir kuram olarak sahip olunabilir. Yaşayan gerçeklik devinimsel olup, insan aklı içinde yalnızca deneyimsel bir varoluşu memnuniyetle deneyimleyebilir.

180:5.2 (1949.4) Divine truth is a spirit-discerned and living reality. Truth exists only on high spiritual levels of the realization of divinity and the consciousness of communion with God. You can know the truth, and you can live the truth; you can experience the growth of truth in the soul and enjoy the liberty of its enlightenment in the mind, but you cannot imprison truth in formulas, codes, creeds, or intellectual patterns of human conduct. When you undertake the human formulation of divine truth, it speedily dies. The post-mortem salvage of imprisoned truth, even at best, can eventuate only in the realization of a peculiar form of intellectualized glorified wisdom. Static truth is dead truth, and only dead truth can be held as a theory. Living truth is dynamic and can enjoy only an experiential existence in the human mind.

    Us, kâinatsal aklın mevcudiyeti tarafından aydınlanmakta olan bir maddi mevcudiyetten doğmaktadır. Bilgelik, bilgelik düzenleyiciliğine sahip evrensel bahşedilmişliğin mevcudiyeti tarafından etkinleştirilmiş olan anlamın yeni düzeylerine yükseltilmiş bilgi bilincinden oluşmaktadır. Gerçeklik, yalnızca, evren bilincinin madde-ötesi düzeyleri üzerinde faaliyet gösteren ruhaniyetin bahşedilmiş olduğu ve gerçekliğin farkındalığın ardından ruhaniyet etkinleşiminin ruhları içinde yaşamasına ve hâkim olmasına izin veren kişiler tarafından deneyimlenebilecek olan bir ruhsal gerçeklik değeridir.

180:5.3 (1949.5) Intelligence grows out of a material existence which is illuminated by the presence of the cosmic mind. Wisdom comprises the consciousness of knowledge elevated to new levels of meaning and activated by the presence of the universe endowment of the adjutant of wisdom. Truth is a spiritual reality value experienced only by spirit-endowed beings who function upon supermaterial levels of universe consciousness, and who, after the realization of truth, permit its spirit of activation to live and reign within their souls.

    Evren kavrayışının gerçek çocuğu, her bilge sözde yaşayan Gerçekliğin Ruhaniyeti’ni aramaktadır. Tanrı-bilen birey sürekli olarak bilgeliği, kutsal erişimin yaşayan-gerçeklik düzeylerine yükseltmektedir; ruhsal olarak gelişmez nitelikteki ruh, yaşayan gerçekliği bilgeliğin ölü düzeylerine ve yalnızca yüceltilmiş haldeki bilginin alanına kadar indirmektedir.

180:5.4 (1949.6) The true child of universe insight looks for the living Spirit of Truth in every wise saying. The God-knowing individual is constantly elevating wisdom to the living-truth levels of divine attainment; the spiritually unprogressive soul is all the while dragging the living truth down to the dead levels of wisdom and to the domain of mere exalted knowledge.

    Altın kural, Gerçekliğin Ruhaniyeti’nin insan-ötesi kavrayışından koparıldığında, yüksek düzeydeki etik davranışın bir kuralından başka bir şeye dönüşmez. Altın kural, harfi harfine yorumlandığında, kişinin akranları için büyük bir zararın aracı haline gelebilir. Bilgeliğin altın kuralına dair ruhsal bir kavrayış olmadan sizler, insanların tümünün sizlere akılları içindeki bütüncül ve içten doğruluğu söylemesini arzu ettiğiniz için sizlerinde bu nedenle aklınızdaki olan her şeyi bütüncül ve içten bir biçimde söylemeniz gerektiğini düşünebilirsiniz. Altın kuralın bu türden ruhsal olmayan bir düşünüşü, düşünülmemiş mutsuzlukla ve sonu gelmez kederle sonuçlanabilir.

180:5.5 (1949.7) The golden rule, when divested of the superhuman insight of the Spirit of Truth, becomes nothing more than a rule of high ethical conduct. The golden rule, when literally interpreted, may become the instrument of great offense to one’s fellows. Without a spiritual discernment of the golden rule of wisdom you might reason that, since you are desirous that all men speak the full and frank truth of their minds to you, you should therefore fully and frankly speak the full thought of your mind to your fellow beings. Such an unspiritual interpretation of the golden rule might result in untold unhappiness and no end of sorrow.

    Bazı insanlar altın kuralı, insan kardeşliğinin tamamiyle ussal nitelikteki bir olumlayışı olarak anlamakta ve onu böyle yorumlamaktadır. Diğerleri insan ilişkinin bu ifadesini, insan kişiliğinin ince hislerinin ruhsal bir tatmini olarak deneyimlemektedir. Başka faniler bu aynı altın kuralı, toplumsal davranışın ortak ölçüsü olarak, toplumsal ilişkilerin tümü için bir ölçü birimi halinde tanımaktadır. Daha da başkaları ise onu, ifadesinde kardeşsel ilişkilerin tümünü kapsamı altına alan fani sorumluluğa dair en yüksek kavramsallaşmanın vücut bulduğu, büyük ahlaki bir öğretmenin emri olarak görmektedir. Bu türden fani varlıkların yaşamlarında altın kural, onların felsefesinin tamamının bilge merkezi ve çevresi haline gelmektedir.

180:5.6 (1950.1) Some persons discern and interpret the golden rule as a purely intellectual affirmation of human fraternity. Others experience this expression of human relationship as an emotional gratification of the tender feelings of the human personality. Another mortal recognizes this same golden rule as the yardstick for measuring all social relations, the standard of social conduct. Still others look upon it as being the positive injunction of a great moral teacher who embodied in this statement the highest concept of moral obligation as regards all fraternal relationships. In the lives of such moral beings the golden rule becomes the wise center and circumference of all their philosophy.

    Tanrı-bilen gerçeklik sevgilisi kişilerin inanan kardeşliğine ait krallıkta bu altın kural; Tanrı’nın fani evlatlarının Üstün’ün bu emrini, akranları ile olan ilişkilerinde inanan bir kişinin kendilerine yapacakları en iyi iyiliği onlara yapmalarını isteyen bir biçimde görmelerine sebebiyet veren, yorumun daha yüksek düzeylerindeki ruhsal gerçekleşimin yaşayan niteliklerini almaktadır. Bu, gerçek dinin özüdür; komşunuzu kendiniz gibi derinden seviniz.

180:5.7 (1950.2) In the kingdom of the believing brotherhood of God-knowing truth lovers, this golden rule takes on living qualities of spiritual realization on those higher levels of interpretation which cause the mortal sons of God to view this injunction of the Master as requiring them so to relate themselves to their fellows that they will receive the highest possible good as a result of the believer’s contact with them. This is the essence of true religion: that you love your neighbor as yourself.

    Ancak, altın kuralın en yüksek gerçekleşimi ve en gerçek yorumu, gerçekliğin ruhaniyetine ait bu türden kutsal bir duyurunun varlığını sürdüren ve yaşayan gerçeklik bilincinden meydana gelmektedir. Kâinatsal ilişkiye ait bu kuralın gerçek kâinatsal anlamı yalnızca, Evlat’ın ruhaniyeti tarafından fani insanın ruhunda ikamet etmekte bulunan Baba’nın ruhaniyeti uyarınca gerçekleştirilmekteki kanun yorumu olarak, onun ruhsal gerçekleşimi içinde açığa çıkarılmaktadır. Ve, ruhaniyetin rehberliği altındaki bu türden faniler bu altın kuralın gerçek anlamının farkına vardıklarında, dostane bir evren içindeki vatandaşlığın güveni içinde coşkunluğa erişirler; ve, ruhaniyet gerçekliğine dair onların idealleri yalnızca, İsa’nın hepinizi derinden sevdiği gibi akranlarını sevdiklerinde tatmin olur; ve, bu, Tanrı’nın derin sevgisinin farkına varışın gerçekliğidir.

180:5.8 (1950.3) But the highest realization and the truest interpretation of the golden rule consists in the consciousness of the spirit of the truth of the enduring and living reality of such a divine declaration. The true cosmic meaning of this rule of universal relationship is revealed only in its spiritual realization, in the interpretation of the law of conduct by the spirit of the Son to the spirit of the Father that indwells the soul of mortal man. And when such spirit-led mortals realize the true meaning of this golden rule, they are filled to overflowing with the assurance of citizenship in a friendly universe, and their ideals of spirit reality are satisfied only when they love their fellows as Jesus loved us all, and that is the reality of the realization of the love of God.

    Kutsal gerçekliğin Tanrı’nın her bir evladının bireysel gerekliliklerine ve yetkinliklerine olan yaşayan esnekliğinin ve kâinatsal uyumsallaşımının bu aynı felsefesi, Üstün’ün kötülüğe karşı koymama öğretisini ve uygulamasını anlamayı umut edişinizden önce anlaşılmak zorundadır. Üstün’ün öğretisi özünde, bir ruhsal duyurudur. Onun felsefesinin maddi çıkarımları bile onların ruhsal ilişkileri olmadan faydalı bir biçimde düşünülemez. Üstün’ün emrinin ruhaniyeti, evrene verilen tüm bencil tepki karşısında karşılık göstermemekten meydana gelmektedir; bu tutum özünde, gerçek ruhani değerlerin doğru düzeylerine olan kararlı ve ilerleyici erişimi taşımaktadır: kutsal güzellik, sonsuz iyilik ve ebedi gerçeklik — Tanrı’yı bilmek ve artan bir biçimde onun gibi olmak.

180:5.9 (1950.4) This same philosophy of the living flexibility and cosmic adaptability of divine truth to the individual requirements and capacity of every son of God, must be perceived before you can hope adequately to understand the Master’s teaching and practice of nonresistance to evil. The Master’s teaching is basically a spiritual pronouncement. Even the material implications of his philosophy cannot be helpfully considered apart from their spiritual correlations. The spirit of the Master’s injunction consists in the nonresistance of all selfish reaction to the universe, coupled with the aggressive and progressive attainment of righteous levels of true spirit values: divine beauty, infinite goodness, and eternal truth — to know God and to become increasingly like him.

    Bencil olmamak halinde, derin sevgi, Gerçekliğin Ruhaniyeti’nin rehberliği uyarınca ilişkilerin sürekli ve yaşayan bir uyumsallaşımının yorumundan geçmek zorundadır. Derin sevgi böylece, derin bir biçimde sevilmekte olan bireyin sahip olduğu kâinatsal kapsamdaki en yüksek iyiye dair sürekli değişen ve genişleyen kavramsallaşmaları içermek zorundadır. Ve, bunun arından, derin sevgi bu aynı tutumu, ruhaniyetin rehberliği altındaki bir faninin evrenin diğer vatandaşları için derin sevgisinin büyüyen ve yaşayan ilişkisinden muhtemel bir biçimde etkilenecek olan tüm diğer bireylerle takınır. Ve, derin sevginin tüm bu yaşayan uyumsallaşımı, hem çevrede bulunan mevcut kötülüğün hem de kutsal nihai sonun kusursuzluğuna dair ebedi amacın ışığı altında gerçekleşmek zorundadır.

180:5.10 (1950.5) Love, unselfishness, must undergo a constant and living readaptative interpretation of relationships in accordance with the leading of the Spirit of Truth. Love must thereby grasp the ever-changing and enlarging concepts of the highest cosmic good of the individual who is loved. And then love goes on to strike this same attitude concerning all other individuals who could possibly be influenced by the growing and living relationship of one spirit-led mortal’s love for other citizens of the universe. And this entire living adaptation of love must be effected in the light of both the environment of present evil and the eternal goal of the perfection of divine destiny.

    Ve, böylece, bizler açık bir biçimde, ne altın kuralın ne de karşılıkta bulunmama öğretisinin bir şekilde dogmalar veya kesin ilkeler olarak kabul edilebilir bir biçimde anlaşılamayacak oluşunu tanımak zorundayız. Onlar yalnızca, bir insan varlığının diğeriyle olan sevgi dolu iletişimini yönlendiren, Gerçekliğin Ruhaniyeti’nin yaşayan yorumlayışı içindeki anlamların farkındalığı ile, onları yaşayarak kavranabilir.

180:5.11 (1950.6) And so must we clearly recognize that neither the golden rule nor the teaching of nonresistance can ever be properly understood as dogmas or precepts. They can only be comprehended by living them, by realizing their meanings in the living interpretation of the Spirit of Truth, who directs the loving contact of one human being with another.

    Ve, tüm bunların hepsi açık bir biçimde, eski ve yeni arasındaki farklılığa işaret etmektedir. Eski din bireyin kendisinden fedada bulunmasını öğretti; yeni din yalnızca, bütünleşmiş haldeki toplumsal hizmet ve evren kavranışı içindeki gelişmiş benlik farkındalığı olarak, benliğin unutuluşunu öğretmektedir. Eski dün, korku-bilinci ile güdülenmekteydi; krallığın yeni dini, ebedi ve kâinatsal gerçekliğin ruhaniyeti olarak, gerçeklik yargısının egemenliği altındadır. Ve, krallığın inananlarının yaşam deneyiminde bulunan yaşayan Tanrı’nın ruhaniyetten doğmuş evlatlarını simgeleyen anlık, cömert ve içten arkadaşlığının yokluğunu acımanın hiçbir miktarı veya mezhepsel sadakat karşılayabilir. Ne gelenek ne de resmi ibadetin bir törensel sistemi, kişinin akranlarına duymuş olduğu içten merhametin yoksunluğunun yerine geçebilir.

180:5.12 (1951.1) And all this clearly indicates the difference between the old religion and the new. The old religion taught self-sacrifice; the new religion teaches only self-forgetfulness, enhanced self-realization in conjoined social service and universe comprehension. The old religion was motivated by fear-consciousness; the new gospel of the kingdom is dominated by truth-conviction, the spirit of eternal and universal truth. And no amount of piety or creedal loyalty can compensate for the absence in the life experience of kingdom believers of that spontaneous, generous, and sincere friendliness which characterizes the spirit-born sons of the living God. Neither tradition nor a ceremonial system of formal worship can atone for the lack of genuine compassion for one’s fellows.

6. Ayrılmanın Gerekliliği  

6. The Necessity for Leaving

    Petrus, Yakub, Yahya ve Matta Üstün’e sayısız soruda bulunduktan sonra, Üstün elveda konuşmasına şunları söyleyerek devam etmişti: “Ve, sizlerden ayrılmadan önce ben tüm bunların hepsini sizlere, ciddi bir hataya düşmemeniz amacıyla gelmekte olan şeyler için hazır hale gelmeniz için söylemekteyim. Yönetim yetkisine sahip olanlar, sizleri yalnızca sinagoglara almamakla yetinmeyeceklerdir; sizlere, sizleri öldürdüklerinde Tanrı için bir hizmeti gerçekleştirdiklerini düşünecek olanların vaktinin yaklaşmakta olduğunu uyarıyorum. Ve, onlar bu şeylerin tümünü sizlere ve sizlerin cennetin krallığına götürdüğünüz kişilere yapacaklardır çünkü onlar Baba’yı bilmemektedirler. Onlar, beni kabul etmeyi reddederek Babayı tanımayı reddetmiştir; ve, onlar, eğer birbirinizi benim sizleri derinden sevdiğim gibi seven biçimde benim yeni emrime uymanız koşulu ile, sizleri reddettiklerinde beni kabul etmeyi reddetmiş olacaklardır. Ben sizlere bu şeyleri önceden söylüyorum ki, vakit, şimdi benimkinin gelmiş olduğu gibi, geldiğinde, her şeyin tarafımdan önceden bilinmiş olduğu ve ruhaniyetimin ben ve müjdem nedeniyle çekeceğiniz tüm acılarınız içinde sizlerle birlikte olacağı bilgisi karşısıyla güçlenesiniz. Bu amaçla ben en başından beri sizlerle oldukça açık bir biçimde konuşmaktayım. Ben sizlere, bir kişinin düşmanlarının bile aynı aile içinde olabileceği hususunda uyarıda bulundum. Her ne kadar krallığın bu müjdesi bireysel inananın ruhuna büyük huzuru getirmede hiçbir zaman başarısız olmasa da, bu müjde, insan benim öğretime içten bir biçimde inanmaya ve Baba’nın iradesini fani yaşamı yaşamının esas amacı haline getirme uygulamasında bulunmaya gönüllü olana kadar yeryüzü üzerine barışı getirmeyecektir.

180:6.1 (1951.2) After Peter, James, John, and Matthew had asked the Master numerous questions, he continued his farewell discourse by saying: “And I am telling you about all this before I leave you in order that you may be so prepared for what is coming upon you that you will not stumble into serious error. The authorities will not be content with merely putting you out of the synagogues; I warn you the hour draws near when they who kill you will think they are doing a service to God. And all of these things they will do to you and to those whom you lead into the kingdom of heaven because they do not know the Father. They have refused to know the Father by refusing to receive me; and they refuse to receive me when they reject you, provided you have kept my new commandment that you love one another even as I have loved you. I am telling you in advance about these things so that, when your hour comes, as mine now has, you may be strengthened in the knowledge that all was known to me, and that my spirit shall be with you in all your sufferings for my sake and the gospel’s. It was for this purpose that I have been talking so plainly to you from the very beginning. I have even warned you that a man’s foes may be those of his own household. Although this gospel of the kingdom never fails to bring great peace to the soul of the individual believer, it will not bring peace on earth until man is willing to believe my teaching wholeheartedly and to establish the practice of doing the Father’s will as the chief purpose in living the mortal life.

    “Şimdi ben, Baba’ya gitme vaktinin gelmiş olduğunu gören bir biçimde, sizlerden ayrılmak üzereyken, içinizden hiçbirinin neden bana, Neden bizi bırakıyorsun? diye sormayışı karşısında şaşkınlık duymaktayım. Yine de, ben sizlerin bu türden soruları kalpleriniz içinde sormakta olduğunuzu biliyorum. Ben sizlere açıkça konuşacağım, bir arkadaşın diğerine konuştuğu gibi. Benim gitmem sizler için gerçekten yararlıdır. Eğer ben gitmezsem, yeni öğretmen kalplerine girmeyecektir. Benim bu maddi bedenden ayrılmam ve bu ruhaniyet öğretmenini ruhlarınız içinde yaşaması ve ruhaniyetleri gerçekliğinize yönlendirmesi için gönderebilmemden önce yukarıdaki konumuma geri döndürülmem zorunludur. Ve, ruhaniyetim sizler içinde ikamet etmek için geldiği zaman, o günah ve doğruluk arasındaki farkı aydınlatacak ve sizleri onlara dair kalplerinizde bilgece bir biçimde yargıda bulunmaya yetkin hale getirecek.

180:6.2 (1951.3) “Now that I am leaving you, seeing that the hour has come when I am about to go to the Father, I am surprised that none of you have asked me, Why do you leave us? Nevertheless, I know that you ask such questions in your hearts. I will speak to you plainly, as one friend to another. It is really profitable for you that I go away. If I go not away, the new teacher cannot come into your hearts. I must be divested of this mortal body and be restored to my place on high before I can send this spirit teacher to live in your souls and lead your spirits into the truth. And when my spirit comes to indwell you, he will illuminate the difference between sin and righteousness and will enable you to judge wisely in your hearts concerning them.

    “Sizlere söyleyeceğim çok şey var ancak sizler bu an içerisinde daha fazla söze katlanamaz bir haldesiniz. Buna rağmen, o, Gerçekliğin Ruhaniyeti, geldiğinde, sizleri nihai bir biçimde, sizler Babamın kâinatı içinde birçok yerleşkeden geçerken gerçekliğin tümüne götürecek.

180:6.3 (1951.4) “I have yet much to say to you, but you cannot stand any more just now. Albeit, when he, the Spirit of Truth, comes, he shall eventually guide you into all truth as you pass through the many abodes in my Father’s universe.

    “Bu ruhaniyet kendisi adına konuşmayacak; ancak, o sizlere, Baba’nın Evlat’a açığa çıkarmış olduğu şeyi duyurup, o sizlere gelecek şeyleri bile gösterecek; o beni, tıpkı benim Babamı yüceltmiş olduğum gibi yüceltecek. Bu ruhaniyet beden gelmekte olup, benim gerçekliğimi sizlere açığa çıkaracak. Baba’nın bu âlemde sahip olduğu her şey artık benimdir; bu nedenle, ben sizlere, bu yeni öğretmenin bana ait olanı alıp, sizlere onu açığa çıkaracağını söylemiş bulunmaktayım.

180:6.4 (1951.5) “This spirit will not speak of himself, but he will declare to you that which the Father has revealed to the Son, and he will even show you things to come; he will glorify me even as I have glorified my Father. This spirit comes forth from me, and he will reveal my truth to you. Everything which the Father has in this domain is now mine; wherefore did I say that this new teacher would take of that which is mine and reveal it to you.

    “Çok kısa bir süre içinde ben sizlerden kısa bir süreliğine ayrılacağım. Sonrasında, sizler beni tekrar gördüğünüz zaman, ben hâlihazırda, Baba’ya olan yolumda bulunacağım; bu zaman bile sizler beni uzunca bir süreliğine görmeyeceksiniz.

180:6.5 (1952.1) “In just a little while I will leave you for a short time. Afterward, when you again see me, I shall already be on my way to the Father so that even then you will not see me for long.”

    O kısa bir süreliğine durduğunda, havariler kendi aralarında konuşmaya başladı: “Onun bizlere söylediği bu şey de nedir? ‘Sizlerden çok kısa bir süreliğine ayrılacağım,’ ve ‘Sizler beni tekrar gördüğünüzde uzun bir süreliğine olmayacak, zira ben Baba’ya olan yolum üzerinde bulunacağım.’ O ‘kısa bir süre sonra’ ve ‘uzun bir süreliğine olmayacak’ ile ne demek istiyor? Bizler onun bizlere söylemekte olduğu şeyi anlamamaktayız.

180:6.6 (1952.2) While he paused for a moment, the apostles began to talk with each other: “What is this that he tells us? ‘In just a little while I will leave you,’ and ‘When you see me again it will not be for long, for I will be on my way to the Father.’ What can he mean by this ‘little while’ and ‘not for long’? We cannot understand what he is telling us.”

    Ve, İsa onların bu soruları sorduklarını bildiği için, şunu söyledi: “Kendiniz aranızda, sizlerden ayrılığım çok uzun sürmeyecek ve beni tekrar gördüğünüzde Baba’ya olan yolum üzerinde bulunacağım sözüm ile ne kastettiğimi mi soruyorsunuz? Ben sizlere açık bir biçimde İnsan Evladı’nın ölmek zorunda olduğunu söyledim; ancak, onun tekrar dirileceğini de. O halde, benim sözlerimin taşımış olduğu anlamı kavrayamıyor musunuz? Sizler ilk başta kedere düşeceksiniz; ancak daha sonra, gerçekleştikten sonra bu şeyleri anlayacak birçok kişi ile sevinç duyacaksınız. Bir kadın gerçekten de sancısında kederli haldedir; ancak, bir kez çocuğunu dünyaya getirdi mi, o anında ıstırabını unutur; çünkü o, dünyaya bir kişinin gelmiş oluşunun neşesini duyar. Ve, benzer bir biçimde sizler, ayrılışımdan keder duymak üzeresiniz; ancak, sizler yakın bir zaman içinde beni tekrar görecek olup, o zaman kederiniz neşeye dönüşecek ve sizlere hiçbir kişinin hiçbir sizden alamayacağı Tanrı’nın kurtuluşuna ait yeni bir açığa çıkarılış gelecektir. Ve, dünyaların tümü, ölümün tahtan indirilişini gerçekleştiren yaşamın bu aynı açığa çıkarılışı içinde kutsanacaktır. Bu vakte kadar hepiniz taleplerinizi Babamın adına gerçekleştirdiniz. Beni tekrar gördükten sonra sizler isteklerinizi aynı zamanda benim adıma da gerçekleştirebilirsiniz, ve ben sizi duyacağım.

180:6.7 (1952.3) And since Jesus knew they asked these questions, he said: “Do you inquire among yourselves about what I meant when I said that in a little while I would not be with you, and that, when you would see me again, I would be on my way to the Father? I have plainly told you that the Son of Man must die, but that he will rise again. Can you not then discern the meaning of my words? You will first be made sorrowful, but later on will you rejoice with many who will understand these things after they have come to pass. A woman is indeed sorrowful in the hour of her travail, but when she is once delivered of her child, she immediately forgets her anguish in the joy of the knowledge that a man has been born into the world. And so are you about to sorrow over my departure, but I will soon see you again, and then will your sorrow be turned into rejoicing, and there shall come to you a new revelation of the salvation of God which no man can ever take away from you. And all the worlds will be blessed in this same revelation of life in effecting the overthrow of death. Hitherto have you made all your requests in my Father’s name. After you see me again, you may also ask in my name, and I will hear you.

    “Burada, aşağıda size ben atasözlerinde öğretimde bulundum, simgesel hikâyelerde konuştum. Ben bunları, sizler sadece ruhaniyet bakımından çocuklarsınız diye gerçekleştirdim; ancak, vakit, benim sizlere Baba ve onun krallığına dair açıkça konuşacağım ana gelmektedir. Ve, ben bunu, Baba’nın kendisi sizleri derinden sevdiği ve sizlere daha da bütüncül bir biçimde açığa çıkarılma arzusu taşıdığı için gerçekleştireceğim. Fani insan ruhaniyet halindeki Baba’yı görmemektedir; bu nedenle, ben bu dünyaya, yaratılmış gözlerine Baba’yı göstermek için geldim. Ancak, sizler ruhani büyümede kusursuz hale geldiğinizde, o vakit Baba’yı kendiniz göreceksiniz.”

180:6.8 (1952.4) “Down here I have taught you in proverbs and spoken to you in parables. I did so because you were only children in the spirit; but the time is coming when I will talk to you plainly concerning the Father and his kingdom. And I shall do this because the Father himself loves you and desires to be more fully revealed to you. Mortal man cannot see the spirit Father; therefore have I come into the world to show the Father to your creature eyes. But when you have become perfected in spirit growth, you shall then see the Father himself.”

    On ikili kendisini bu şekilde konuşur halde duyduğunda, onlar birbirlerine şunları söyledi: “Bakın, o bizlere açıkça konuşuyor. Kesinlikle Üstün Tanrı’dan geldi. Ancak, o neden Baba’ya geri dönmek zorunda olduğunu söylüyor?” Ve, İsa, onların kendisini henüz kavramaya bile başlamadıklarını görmüştü. Bu on bir kişi, Museviler’in Mesih kavramsallaşmasına dair kendilerinin uzunca bir süredir besledikleri düşüncelerden kaçamamışlardı. Onlar İsa’nın Mesih oluşuna daha bütüncül bir biçimde inandığında, yeryüzü üzerindeki krallığın ihtişamlı olan maddi zaferine dair bu kökleri derin fikirler daha sorunlu hale gelmişti.

180:6.9 (1952.5) When the eleven had heard him speak, they said to each other: “Behold, he does speak plainly to us. Surely the Master did come forth from God. But why does he say he must return to the Father?” And Jesus saw that they did not even yet comprehend him. These eleven men could not get away from their long-nourished ideas of the Jewish concept of the Messiah. The more fully they believed in Jesus as the Messiah, the more troublesome became these deep-rooted notions regarding the glorious material triumph of the kingdom on earth.





Back to Top