URANTİA’NIN KİTABI’NA - 156. Makale
Tire ve Sidon’daki Konukluk

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım IV. İsa’nın Hayatı ve Öğretileri



Paper 156
The Sojourn at Tyre and Sidon

    CUMA öğleden sonrası, Haziran’ın 10’u, İsa ve birliktelikleri, İsa’nın kendisine olan ilginin en yoğun olduğu döneminde Bethsayda hastanesinde bir hasta olmuş olan bir varlıklı kadının evinde durmuş oldukları, Şidon’un yakınlarına ulaşmışlardı. Öğreti-yayıcıları ve havariler hemen yakındaki mahallede arkadaşlarında kalmış olup, Şabat günü bu canlandırıcı çevre içinde dinlenmişlerdi. Onlar neredeyse iki buçuk haftalık bir süreyi, kuzeye doğru kıyı şehirlerini ziyaret etmek için hazırlanmalarından önce Şidon ve onun çevresinde geçirmişlerdi.

156:0.1 (1734.1) ON FRIDAY afternoon, June 10, Jesus and his associates arrived in the environs of Sidon, where they stopped at the home of a well-to-do woman who had been a patient in the Bethsaida hospital during the times when Jesus was at the height of his popular favor. The evangelists and the apostles were lodged with her friends in the immediate neighborhood, and they rested over the Sabbath day amid these refreshing surroundings. They spent almost two and one-half weeks in Sidon and vicinity before they prepared to visit the coast cities to the north.

    Bu Haziran Şabat günü oldukça sessiz olanlardan bir tanesiydi. Öğreti-yayıcıları ve havariler beraberce, Şidon’a olan yollarında dinlemiş oldukları Üstün’ün din üzerine olan konuşmaları üzerinde fazlasıyla düşünür haldelerdi. Onların tümü, Üstün’ün kendilerine söylemiş olduğu şeyler içinde belirli bir şeyi değerli görmeye yetkin haldeydi; ancak, onların hiçbiri, onun öğretisinin taşıdığı önemi bütünüyle kavrayamamıştı.

156:0.2 (1734.2) This June Sabbath day was one of great quiet. The evangelists and apostles were altogether absorbed in their meditations regarding the discourses of the Master on religion to which they had listened en route to Sidon. They were all able to appreciate something of what he had told them, but none of them fully grasped the import of his teaching.

1. Suriyeli Kadın  

1. The Syrian Woman

    Üstün’ün kaldığı yer olan Karuska’nın evi yakınında, Üstün’ün büyük bir iyileştirici ve öğretmen olduğunu fazlasıyla duymuş bulunan bir Suriyeli kadın yaşamakta olup, bu Şabat öğleden sonrası o, kendi küçük kızını getiren bir biçimde, İsa’nın yanına gelmişti. Yaklaşık olarak on iki yaşında bulunan bu çocuk, kasılmalarla ve diğer rahatsız edici dışavurumlarla başlıca tanımlanmakta olan ciddi bir sinirsel bozukluktan sıkıntı çekmekteydi.

156:1.1 (1734.3) There lived near the home of Karuska, where the Master lodged, a Syrian woman who had heard much of Jesus as a great healer and teacher, and on this Sabbath afternoon she came over, bringing her little daughter. The child, about twelve years old, was afflicted with a grievous nervous disorder characterized by convulsions and other distressing manifestations.

    İsa birlikteliklerinden öncesinden, istirahat etmeyi arzuladığını açıklayan bir biçimde, Karuska’nın evindeki mevcudiyetinden hiç kimseye bahsetmemelerini istemişti. Onlar Üstün’ün emirlerine itaat etmişlerse de, Karuska’nın hizmetçisi, İsa’nın madamının evinde konakladı hakkında bilgilendirmek için Norana isimli bu Suriyeli kadının evine gitmiş olup, sıkıntı içindeki kızını iyileştirilmesi amacıyla getirmesini bu endişe içindeki anneden güçlü bir biçimde talep etmişti. Bu anne, tabii ki, çocuğuna, temiz olmayan bir ruhaniyet biçiminde, bir ecinninin girmiş olduğuna inanmaktaydı.

156:1.2 (1734.4) Jesus had charged his associates to tell no one of his presence at the home of Karuska, explaining that he desired to have a rest. While they had obeyed their Master’s instructions, the servant of Karuska had gone over to the house of this Syrian woman, Norana, to inform her that Jesus lodged at the home of her mistress and had urged this anxious mother to bring her afflicted daughter for healing. This mother, of course, believed that her child was possessed by a demon, an unclean spirit.

    Norana kızı ile birlikte ulaştığında, Alpheus ikizleri bir tercüman vasıtasıyla Üstün’ün dinlenmekte olduğunu ve rahatsız edilmemesi gerektiğini açıklamıştı; bunun üzerine Norana, o ve çocuğun tam da orada Üstün istirahatını sonlandırıncaya kadar bekleyeceği cevabını vermişti. Petrus da aynı zamanda nedenlerini anneye anlatmaya, eve gitmesi için onu ikna etmeye çabalamıştı. O, İsa’nın fazlasıyla öğretide ve iyileştirmede bulunmadan yorgun olduğunu, Fenike’ye sessizlik ve istirahatın bir süreci için gelmiş olduğunu açıklamıştı. Ancak, bu nafileydi; Norana ayrılmayacaktı. Petrus’un ricalarına o yalnızca şu cevabı vermişti: “Ben, Üstününüzü görmeden ayrılmayacağım. Biliyorum ki o çocuğumdan ecinnileri çıkarabilir, ve iyileştirici kızımı görmeden gitmeyeceğim.”

156:1.3 (1734.5) When Norana arrived with her daughter, the Alpheus twins explained through an interpreter that the Master was resting and could not be disturbed; whereupon Norana replied that she and the child would remain right there until the Master had finished his rest. Peter also endeavored to reason with her and to persuade her to go home. He explained that Jesus was weary with much teaching and healing, and that he had come to Phoenicia for a period of quiet and rest. But it was futile; Norana would not leave. To Peter’s entreaties she replied only: “I will not depart until I have seen your Master. I know he can cast the demon out of my child, and I will not go until the healer has looked upon my daughter.”

    Bunun sonrasında Tomas kadını göndermeye çalışmıştı, ancak o sadece başarısızlıkla karşılaşmıştı. Tomas’a anne şunu söylemişti: “Ben Üstününüzün, çocuğuma işkence çektiren bu ecinniyi çıkarabileceğine inanç beslemekteyim. Onun Celile’de yapmış olduğu kudretli şeyleri duydum, ve ben ona inanıyorum. Sizlere ne oldu da böyle, sizler onun takipçileri, ki Üstününüzün yardımını görmek için gelmiş olanları geri gönderiyorsunuz?” Ve, o bunları söylediğinde, Tomas geri çekilmişti.

156:1.4 (1734.6) Then Thomas sought to send the woman away but met only with failure. To him she said: “I have faith that your Master can cast out this demon which torments my child. I have heard of his mighty works in Galilee, and I believe in him. What has happened to you, his disciples, that you would send away those who come seeking your Master’s help?” And when she had thus spoken, Thomas withdrew.

    Bunun sonrasında, Norana’ya karşı çıkmak için Şimon Zelotes öne çıkmıştı. Şimon: “Kadın, sen Yunanca konuşan bir gentilesin. Senin; Üstün’ün, kendisinin gözde hanenin çocukları için amaçlamış olduğu ekmeği alıp, köpeklerin önüne atmasını beklemen doğru bir şey değildir. Ancak, Norana, Şimon’un şiddetli sözlerinden alınmayı reddetmişti. O yalnızca şu cevabı verdi: “Evet, öğretmen, sözlerini anlıyorum. Ben Musevilerin gözlerinde yalnızca bir köpeğim; ancak, mesele sizlerin Üstünü olduğunda, ben inanan bir köpeğim. Ben, onun benim kızımı göreceğinde kararlıyım; zira, ben, kendisi eğer kızımı görürse, onu iyileştirecek olacağına ikna olmuş bulunmaktayım. Ve, sizler bile, benim iyi arkadaşlarım, köpekleri, çocukların masalarından şans eseri düşmüş olan kırıntıları elde etme ayrıcalığından mahrum bırakma cüreti göstermeyeceğinizi biliyorum.”

156:1.5 (1735.1) Then came forward Simon Zelotes to remonstrate with Norana. Said Simon: “Woman, you are a Greek-speaking gentile. It is not right that you should expect the Master to take the bread intended for the children of the favored household and cast it to the dogs.” But Norana refused to take offense at Simon’s thrust. She replied only: “Yes, teacher, I understand your words. I am only a dog in the eyes of the Jews, but as concerns your Master, I am a believing dog. I am determined that he shall see my daughter, for I am persuaded that, if he shall but look upon her, he will heal her. And even you, my good man, would not dare to deprive the dogs of the privilege of obtaining the crumbs which chance to fall from the children’s table.”

    Tam da bu zaman zarfında herkesin önünde küçük kız şiddetli bir kasılmaya yakalanmış olup, anne şunu haykırmıştı: “İşte bakın, çocuğumu kötü bir ruhaniyetin ele geçirmiş olduğunu görüyorsunuz. Eğer bizlerin duymuş olduğu ihtiyaç sizleri etkilemiyorsa, gidin bir de, insanların hepsini derinden sevmiş olduğunu ve inandıkları zaman gentilelileri bile iyileştirmeye cüret ettiğini duyduğum Üstününüze sorun. Sizler, onun takipçileri olmaya layık değilsiniz. Ben, çocuğum iyileştirilene kadar gitmeyeceğim.”

156:1.6 (1735.2) At just this time the little girl was seized with a violent convulsion before them all, and the mother cried out: “There, you can see that my child is possessed by an evil spirit. If our need does not impress you, it would appeal to your Master, who I have been told loves all men and dares even to heal the gentiles when they believe. You are not worthy to be his disciples. I will not go until my child has been cured.”

    İsa bu aşamada, açık bir pencereden bu konuşmanın tamamını duymuş bir halde, dışarı çıkıp, fazlasıyla onları şaşırtarak, şunu söylemişti: “Sen hanım, inancın büyük, o kadar büyük ki arzu ettiğin şeyi senden esirgeyemem; yoluna sağlıcakla git. Kızın hâlihazırda iyileştirilmiştir.” Ve, küçük kız bu andan itibaren iyi olmuştu. Norana ve çocuk ayrılırlarken, güçlü bir biçimde İsa onlardan bu olaydan hiç kimseye bahsetmemelerini istemişti; ve, İsa’nın birliktelikleri bu talebe uyarken, anne ve çocuk, şehrin tüm çevresi boyunca ve hatta Sidon’a bu küçük kızın iyileştirilme gerçeğini duyurmaya ara vermemişti; onlar bunu öyle bir düzeyde gerçekleştirmişlerdi ki, İsa bir kaç gün içinde konakladığı yeri değiştirmeyi uygun görmüştü.

156:1.7 (1735.3) Jesus, who had heard all of this conversation through an open window, now came outside, much to their surprise, and said: “O woman, great is your faith, so great that I cannot withhold that which you desire; go your way in peace. Your daughter already has been made whole.” And the little girl was well from that hour. As Norana and the child took leave, Jesus entreated them to tell no one of this occurrence; and while his associates did comply with this request, the mother and the child ceased not to proclaim the fact of the little girl’s healing throughout all the countryside and even in Sidon, so much so that Jesus found it advisable to change his lodgings within a few days.

    Ertesi gün, İsa, Suriyeli kadının kızının iyileştirilişi hakkında yorumda bulunan bir biçimde, havarilerine öğretide bulunurken şunu söylemişti: “Ve, bu en başından beri böyle süregelmiştir; gentilelilerin cennetin krallığına ait öğretiler içindeki kurtarıcı inancı uygulayabilmeye nasıl yetkin olduklarını kendi gözlerinizle gördünüz. Gerçekten de, gerçekten de, sizlere söylüyorum ki, eğer İbrahim’in çocukları cennetin krallığına girmek için yeterli inancı gösterme amacı taşımazsa, o gentileliler tarafından ele geçirilecektir.”

156:1.8 (1735.4) The next day, as Jesus taught his apostles, commenting on the cure of the daughter of the Syrian woman, he said: “And so it has been all the way along; you see for yourselves how the gentiles are able to exercise saving faith in the teachings of the gospel of the kingdom of heaven. Verily, verily, I tell you that the Father’s kingdom shall be taken by the gentiles if the children of Abraham are not minded to show faith enough to enter therein.”

2. Sidon’daki Öğreti  

2. Teaching in Sidon

    Sidon’a girerken İsa ve onun birliktelikleri, onların çoğunun ilk kez görmüş oldukları, bir köprü üzerinden geçmişlerdi. Bu köprü üzerinde yürürlerken, diğer şeylere ek olarak o şunu söylemişti: “Bu dünya yalnızca bir köprüdür; sizler onun üzerinden geçebilirsiniz, ancak onun üzerinde ikamet edecek bir yerleşke inşa etmeyi düşünmemelisiniz.”

156:2.1 (1735.5) In entering Sidon, Jesus and his associates passed over a bridge, the first one many of them had ever seen. As they walked over this bridge, Jesus, among other things, said: “This world is only a bridge; you may pass over it, but you should not think to build a dwelling place upon it.”

    Yirmi dörtlü Sidon’da çalışmalarına başlarken, İsa, Yusta ve Bernice ismindeki onun annesinin evi olan, şehrin tam da kuzeyinde bulunan bir evde konaklamak için yola çıkmıştı. İsa yirmi dörtlüye her sabah Yusta’nın evinde öğretide bulunmuştu, ve onlar, öğleden sonraları ve akşamlar boyunca öğretide ve duyuruda bulunmak için Sidon içinde etrafa dağılmışlardı.

156:2.2 (1735.6) As the twenty-four began their labors in Sidon, Jesus went to stay in a home just north of the city, the house of Justa and her mother, Bernice. Jesus taught the twenty-four each morning at the home of Justa, and they went abroad in Sidon to teach and preach during the afternoons and evenings.

    Havariler ve öğreti-yayıcıları, Şidon gentilelilerin iletilerini alma biçimi karşısında fazlasıyla neşelenmişlerdi; kısa konuklukları boyunca birçok kişi krallığa eklenmişti. Fenike’deki yaklaşık olarak altı hafta sürmüş olan bu süreç, ruhları kazanmanın çalışması içinde oldukça verimli bir zaman olmuştu; ancak, Müjdelerin daha sonraki Musevi yazarları, kendi insanlarının bu kadar büyük bir topluluğu kendisine düşmancıl bir biçimde karşıt iken İsa’nın öğretilerinin bu gentileliler tarafından bu sıcak karşılanışı kaydı üzerinden kısaca geçme eğilimi göstermişlerdi.

156:2.3 (1735.7) The apostles and the evangelists were greatly cheered by the manner in which the gentiles of Sidon received their message; during their short sojourn many were added to the kingdom. This period of about six weeks in Phoenicia was a very fruitful time in the work of winning souls, but the later Jewish writers of the Gospels were wont lightly to pass over the record of this warm reception of Jesus’ teachings by these gentiles at this very time when such a large number of his own people were in hostile array against him.

    Birçok açıdan bu gentileliler, İsa’nın öğretilerini Musevilere kıyasla daha bütüncül bir biçimde takdir etmişlerdi. Bu Yunanca konuşan Fenike gentilelerinin çoğu, yalnızca İsa’nın bir Tanrı gibi oluşunu değil aynı zamanda Tanrı’nın İsa gibi oluşunu bilir hale geldiler. Bu sözde putperestler, bu dünya ve bütüncül evrenin sahip olduğu kanunların bütünlüğüne dair Üstün’ün öğretilerinin iyi bir anlayışını elde etmişlerdi. Onlar, Tanrı’nın kişileri, ırkları veya milletleri ayırmayışına dair öğretiyi kavramışlardı; Kâinatsal Baba’nın gözünde hiçbir ayrımcılığın bulunmadığını; evrenin bütüncül bir biçimde ve sürekli olarak kanunlara uyan ve yanılmaz halde güvenilir olduğunu. Bu gentileliler İsa’dan korkmamışlardı; onlar onun iletisini alma cüreti göstermişlerdi. Eskiden bu yana çağlar boyunca insanlar İsa’yı kavramaya yetkin olamamışlardır; onlar bunu gerçekleştirmekten korku duymuştur.

156:2.4 (1736.1) In many ways these gentile believers appreciated Jesus’ teachings more fully than the Jews. Many of these Greek-speaking Syrophoenicians came to know not only that Jesus was like God but also that God was like Jesus. These so-called heathen achieved a good understanding of the Master’s teachings about the uniformity of the laws of this world and the entire universe. They grasped the teaching that God is no respecter of persons, races, or nations; that there is no favoritism with the Universal Father; that the universe is wholly and ever law-abiding and unfailingly dependable. These gentiles were not afraid of Jesus; they dared to accept his message. All down through the ages men have not been unable to comprehend Jesus; they have been afraid to.

    İsa yirmi dörtlüye, Celile’den düşmanları ile yüzleşme cesaretinden yoksun olduğu için kaçmış olmadığını açıklamıştı. Onlar, İsa’nın köklü hale gelmiş bir din ile açık bir çatışmaya girişmek için henüz hazır olmadığını, ve bir örnek şehit haline gelmeyi amaçlamadığını kavramışlardı. Yusta’nın evindeki bu görüşmelerden bir tanesi içinde Üstün takipçilerine ilk defa, “gök ve yer yok olsa bile, gerçekliğe dair benim sözlerim yok olmayacaktır” demişti.

156:2.5 (1736.2) Jesus made it clear to the twenty-four that he had not fled from Galilee because he lacked courage to confront his enemies. They comprehended that he was not yet ready for an open clash with established religion, and that he did not seek to become a martyr. It was during one of these conferences at the home of Justa that the Master first told his disciples that “even though heaven and earth shall pass away, my words of truth shall not.”

    Sidon’daki İsa’nın öğretimlerinin teması ruhsal ilerleyişti. İsa onlara, onların bulundukları konumda öylece durmamalarını söylemişti; onlar ya doğruluk içinde ilerleyeceklerdi ya da kötülük ve günaha gerileyeceklerdi. İsa onları, “krallığın daha büyük gerçekliklerini kucaklamak için ileriye atılırken, geçmişte olan şeyleri unutmayla” tembihlemişti. Güçlü bir biçimde İsa onlardan, müjde içindeki çocuklukları ile yetinmemelerini, ruhaniyetin bir-bütünlüğünde ve inananların kardeşliğinde olan kutsal evlatlığın bütüncül itibarına erişmeyi amaçlamalarını talep etmişti.

156:2.6 (1736.3) The theme of Jesus’ instructions during the sojourn at Sidon was spiritual progression. He told them they could not stand still; they must go forward in righteousness or retrogress into evil and sin. He admonished them to “forget those things which are in the past while you push forward to embrace the greater realities of the kingdom.” He besought them not to be content with their childhood in the gospel but to strive for the attainment of the full stature of divine sonship in the communion of the spirit and in the fellowship of believers.

    İsa: “Benim takipçilerim yalnızca, kötü olan şeyleri yapmayı sonlandırmamalı, aynı zamanda iyi olan şeyleri yapmak zorunda olmalıdır; sizler sadece bilinç dâhilindeki günahların tümünden arınmamalısınız, aynı zamanda utancın hislerine sığınmayı bile reddetmemelisiniz. Eğer günahlarınızı itiraf ederseniz, onlar bahşedilmiş hale gelir; bu nedenle, sizler sürekli, içinizde olumsuz hiçbir şey tutmayan bir vicdana sahip olmalısınız.”

156:2.7 (1736.4) Said Jesus: “My disciples must not only cease to do evil but learn to do well; you must not only be cleansed from all conscious sin, but you must refuse to harbor even the feelings of guilt. If you confess your sins, they are forgiven; therefore must you maintain a conscience void of offense.”

    İsa, bu gentilelilerin sergilemiş olduğu güçlü mizah anlayışından fazlasıyla keyif almıştı. Üstün’ün kalbine dokunmuş ve onun bağışlama duygusunu çekmiş olan şey; Suriyeli kadın, Novana’nın, büyük ve kararlı inancına ek olarak sergilemiş olduğu mizah duygusu Üstün’ün kalbine dokunmuş ve onun bağışlama duygusunu çekmişti. İsa, Museviler olarak — içinden geldiği insanların mizah anlayışından bu kadar yoksun oluşu karşısında büyük pişmanlık duymuştu. O bir seferinde Tomas’a: “İnsanlarım kendilerini haddinden fazla ciddiye almakta; onlar mizaha dair bir takdirden neredeyse tamamen yoksunlar.” Ferisilerin kendi üzerlerine yük olan dini, bir mizah anlayışına sahip insanlar arasında hiçbir zaman doğmazdı. Onlar aynı zamanda tutarlılıktan da yoksunlar; bir tatarcığı yememek için sularını süzerlerken, bir yandan develeri yiyorlar.”

156:2.8 (1736.5) Jesus greatly enjoyed the keen sense of humor which these gentiles exhibited. It was the sense of humor displayed by Norana, the Syrian woman, as well as her great and persistent faith, that so touched the Master’s heart and appealed to his mercy. Jesus greatly regretted that his people — the Jews — were so lacking in humor. He once said to Thomas: “My people take themselves too seriously; they are just about devoid of an appreciation of humor. The burdensome religion of the Pharisees could never have had origin among a people with a sense of humor. They also lack consistency; they strain at gnats and swallow camels.”

3. Kuzeydeki Sahil’e olan Seyahat  

3. The Journey up the Coast

    28 Haziran’da, Salı günü, Üstün ve onların birliktelikleri, kuzeydeki Porpireon ve Heldua’a sahilden giden bir biçimde, Sidon’dan ayrıldılar. Onlar gentileleri tarafından oldukça iyi bir biçimde karşılanmış olup, birçoğu, öğretinin ve duyurunun bu haftası boyunca krallığa katılmıştı. Havariler Porpireon’da duyuru gerçekleştirmiş olup, öğreti-yayıcıları Heldua’da öğretimde bulunmuşlardı. Yirmi dörtlü bu şekilde çalışmalarda bulunurken, İsa onları, bir inanan olan ve önceki yıl Bethsayda’da bulunmuş Malakh ismindeki bir Suriyeli’yi ziyaret ettiği yer olan Beyrut’un sahil şehrine bir gezide bulunan bir biçimde, üç veya dört günlüğüne kendilerinden ayrılmıştı.

156:3.1 (1736.6) On Tuesday, June 28, the Master and his associates left Sidon, going up the coast to Porphyreon and Heldua. They were well received by the gentiles, and many were added to the kingdom during this week of teaching and preaching. The apostles preached in Porphyreon and the evangelists taught in Heldua. While the twenty-four were thus engaged in their work, Jesus left them for a period of three or four days, paying a visit to the coast city of Beirut, where he visited with a Syrian named Malach, who was a believer, and who had been at Bethsaida the year before.

    Temmuz’un 6’sı, Çarşamba günü, onların hepsi Sidon’a geri dönmüş olup, Yusta’nın evinde Pazar gününe kadar vakit geçirmişlerdi; Pazar günü onlar, 11 Temmuz’da, Pazartesi günü Tire’ye varan bir biçimde, Sarepta yolu üzerinden sahil boyunca Tire için güney yönünde yola çıkmışlardı. Bu zaman zarfında havariler ve öğreti-yayıcıları, sözde gentileliler olarak adlandırılmakta olan ancak gerçekte daha da öncül İbrani kökenine ait öncül Kenani kabilelerinden başlıca gelmekte olan insanlar arasında çalışmalarda bulunmaya alışır hale gelmekteydi. Bu insanların tümü Yunan dilini konuşmaktaydı. Havariler ve öğreti-yayıcıları için, bu gentilelerinin müjdeyi duyma istekliliklerini gözlemlemek ve birçoklarının inanmaya olan hazır oluşunu fark etmek büyük bir sürprizdi.

156:3.2 (1737.1) On Wednesday, July 6, they all returned to Sidon and tarried at the home of Justa until Sunday morning, when they departed for Tyre, going south along the coast by way of Sarepta, arriving at Tyre on Monday, July 11. By this time the apostles and the evangelists were becoming accustomed to working among these so-called gentiles, who were in reality mainly descended from the earlier Canaanite tribes of still earlier Semitic origin. All of these peoples spoke the Greek language. It was a great surprise to the apostles and evangelists to observe the eagerness of these gentiles to hear the gospel and to note the readiness with which many of them believed.

4. Tire’de  

4. At Tyre

    11 Temmuz’dan 24 Temmuz’a kadar onlar Tire’de öğretide bulunmuşlardı. Havarilerin her biri yanlarına öğreti-yayıcılarından bir tanesini almıştı, ve böylece onlar ikişerli bir biçimde Tire’nin her bir kısmına ve çevresine öğretide ve duyuruda bulunmuştu. Bu yoğun deniz limanın çok dilli nüfusu kendilerini memnuniyetle dinlemişti, ve onların çoğu krallığın dışsal birlikteliği için vaftiz edilmişti. İsa; Davud ve Solomon’un zamanında Tire şehir-devletinin krallığını yapmış Hiram’ın mezarından çok da uzakta olmayan bir yerde, Tire’nin beş veya yedi kilometre güneyinde yaşamakta olan Yusuf ismindeki bir inananın evinde karargâhını kurmuştu.

156:4.1 (1737.2) From July 11 to July 24 they taught in Tyre. Each of the apostles took with him one of the evangelists, and thus two and two they taught and preached in all parts of Tyre and its environs. The polyglot population of this busy seaport heard them gladly, and many were baptized into the outward fellowship of the kingdom. Jesus maintained his headquarters at the home of a Jew named Joseph, a believer, who lived three or four miles south of Tyre, not far from the tomb of Hiram who had been king of the city-state of Tyre during the times of David and Solomon.

    İki haftalık bu süreç boyunca, her gün havariler ve öğreti-yayıcıları Tire’ye, küçük buluşmaları düzenlemek için İskender’in dalgakıranı üzerinden girmişlerdi; ve, her gece onların çoğu Yusuf’un evindeki kamplarına şehrin güneyinden geri dönmekteydi. Her bir gün inananlar, istirahat ettiği yerde İsa ile konuşmak için şehirden çıkmaktaydı. Üstün Tire’de; inananlara Baba’nın insanlığın tümü için beslemiş olduğu derin sevgi ve Evlat’ın Baba’yı insan ırklarının tümü için açığa çıkarma görevi hakkında öğretide bulunmuş olduğu sefer olan, Temmuz’un 20’si öğleden sonrasında, yalnızca bir kez konuşmuştu. Gentileliler arasında krallığın müjdesine yönelik o kadar büyük bir ilgi vardı ki, bu sefer, Melkart mabedinin kapıları İsa’ya açılmıştı; ve, bu ilkçağ mabedin tam da yerleşkesi içinde bir Hıristiyan kilisesinin kurulmuş olması ne de ilgi çekici bir gerçektir.

156:4.2 (1737.3) Daily, for this period of two weeks, the apostles and evangelists entered Tyre by way of Alexander’s mole to conduct small meetings, and each night most of them would return to the encampment at Joseph’s house south of the city. Every day believers came out from the city to talk with Jesus at his resting place. The Master spoke in Tyre only once, on the afternoon of July 20, when he taught the believers concerning the Father’s love for all mankind and about the mission of the Son to reveal the Father to all races of men. There was such an interest in the gospel of the kingdom among these gentiles that, on this occasion, the doors of the Melkarth temple were opened to him, and it is interesting to record that in subsequent years a Christian church was built on the very site of this ancient temple.

    Dünya çapında Tire ve Şidon’u meşhur yapmış, ve dünyanın tamamına yayılmış ticaretlerine ve bu ticaretin getirmiş olduğu zenginliğe fazlasıyla katkıda bulunmuş olan boya olarak, Tire morunun yapımında önce gelenlerden çoğu krallığa inanmıştı. Bu zaman zarfından kısa bir süre sonra, bu boyanın kaynağı olan deniz hayvanlarının sayısı azalmaya başladığında, bu boya yapıcıları bu kabuklu-balıkların yeni yaşam alanlarını bulmak için yola çıktıklar. Ve, dünyanın ücra yerlerine bu şekilde taşınarak, beraberlerinde, krallığın müjdesi olarak — Tanrı’nın babalığının ve insanın kardeşliğinin iletisini taşıdılar.

156:4.3 (1737.4) Many of the leaders in the manufacture of Tyrian purple, the dye that made Tyre and Sidon famous the world over, and which contributed so much to their world-wide commerce and consequent enrichment, believed in the kingdom. When, shortly thereafter, the supply of the sea animals which were the source of this dye began to diminish, these dye makers went forth in search of new habitats of these shellfish. And thus migrating to the ends of the earth, they carried with them the message of the fatherhood of God and the brotherhood of man — the gospel of the kingdom.

5. Tire’deki İsa’nın Öğretisi  

5. Jesus’ Teaching at Tyre

    Bu Çarşamba öğleden sonrası, konuşmasına başlarken, İsa takipçilerine ilk olarak, kökü alttaki kara toprağın bulamacında ve çamurunda tutunurken, el değmemiş ve karlı başını güneş ışığına doğru uzatan bir biçimde yetiştiren beyaz leylağın hikâyesini anlatmıştı. “Benzer bir biçimde” dedi İsa, “fani insan da, kökeni ve varlığının kökleri insan doğasının hayvan toprağında iken, inanç vasıtası ile ruhsal doğasını cennetsel gerçekliğin güneş ışığına uzatabilir ve mevcut bir biçimde ruhaniyetin soylu meyvelerini verir hale getirebilir.”

156:5.1 (1737.5) On this Wednesday afternoon, in the course of his address, Jesus first told his followers the story of the white lily which rears its pure and snowy head high into the sunshine while its roots are grounded in the slime and muck of the darkened soil beneath. “Likewise,” said he, “mortal man, while he has his roots of origin and being in the animal soil of human nature, can by faith raise his spiritual nature up into the sunlight of heavenly truth and actually bear the noble fruits of the spirit.”

    İsa, kendi el sanatı — marangozluk — ile ilgili kullanmış olduğu ilk ve tek simgesel anlatıyı yine bu vaazda gerçekleştirmişti. “Ruhsal donanımlardan oluşan soylu bir karakterin büyümesi için temelleri iyi atın” biçimindeki uyarısında bulunurken, şunu söylemişti: “Ruhaniyetin meyvelerini verebilmek için, sizler ruhaniyetten doğmuş olmalısınız. Akranlarınız arasında ruhaniyet-ile-dolu yaşamı yaşamak istiyorsanız, ruhaniyet tarafından öğretilmiş bir halde ve onun önderliğinde hareket ediyor olmak zorundasınız. Ancak, kurtların yemiş olduğu ve içten içe çürümekte olan keresteyi düzelterek, ölçerek ve pürüzsüz hale getirerek değerli vaktini boşa harcayan budala marangozun hatasına düşmeyin; emeğinin tümünü bu şekilde güçsüz olan kereste kirişine adadıktan sonra, bu parçayı, zaman ve fırtınanın saldırılarına karşı gelmek için inşa edeceği yapının temellerine koymayı uygun bulmayarak reddetmek zorunda kalacaktır. Her insanın, karakterin ussal ve ahlaki temellerinin, genişleyen ve soylulaşmakta olan ruhsal doğanın temellerine oturtturulmuş olan yapıyı yeterli bir biçimde destekleyecek biçimde olmasından emin olalım; zira bu temeller fani aklı dönüştürecek ve bunun sonrasında, yeniden yaratılmış olan akıl ile birliktelik içinde, ölümsüz nihai sona ait ruhun evrimine erişecektir. Ruhaniyet doğanız — ortak bir biçimde yaratılmış ruh olarak — canlı bir büyümedir; ancak, bireyin aklı ve ahlaki değerleri, insan gelişimi ve kutsal nihai sonun daha yüksek dışavurumlarının yeşermek zorunda olduğu topraktır. Evrimleşen ruhun toprağı, insani ve maddidir; ancak, aklın ve ruhaniyetin bu bütünleşmiş yaratımının sahip olduğu nihai son, ruhsal ve kutsaldır.”

156:5.2 (1738.1) It was during this same sermon that Jesus made use of his first and only parable having to do with his own trade — carpentry. In the course of his admonition to “Build well the foundations for the growth of a noble character of spiritual endowments,” he said: “In order to yield the fruits of the spirit, you must be born of the spirit. You must be taught by the spirit and be led by the spirit if you would live the spirit-filled life among your fellows. But do not make the mistake of the foolish carpenter who wastes valuable time squaring, measuring, and smoothing his worm-eaten and inwardly rotting timber and then, when he has thus bestowed all of his labor upon the unsound beam, must reject it as unfit to enter into the foundations of the building which he would construct to withstand the assaults of time and storm. Let every man make sure that the intellectual and moral foundations of character are such as will adequately support the superstructure of the enlarging and ennobling spiritual nature, which is thus to transform the mortal mind and then, in association with that re-created mind, is to achieve the evolvement of the soul of immortal destiny. Your spirit nature — the jointly created soul — is a living growth, but the mind and morals of the individual are the soil from which these higher manifestations of human development and divine destiny must spring. The soil of the evolving soul is human and material, but the destiny of this combined creature of mind and spirit is spiritual and divine.”

    Bu aynı günün akşamı, Nathanyel İsa’ya şu soruyu sormuştu: “Üstün, senin açığa çıkarışından Baba’nın hiçbir zaman böyle şeylerde bulunmadığını oldukça iyi biliyor olmamıza rağmen, Tanrı’dan neden bizleri cezbeden şeylere götürmemesini talep ediyoruz?” İsa Nathanyel’in sorusunu şöyle cevapladı:

156:5.3 (1738.2) On the evening of this same day Nathaniel asked Jesus: “Master, why do we pray that God will lead us not into temptation when we well know from your revelation of the Father that he never does such things?” Jesus answered Nathaniel:

    “Senin, öncül İbrani peygamberlerin oldukça muğlâk gördüğü gibi değil, Baba’yı benim gibi bilmeye başladığını görürken böyle sorularda bulunman şaşırtıcı olan bir şey değildir. Sen, uzak atalarımızın Tanrı’yı neredeyse ortaya çıkan her şeyde görme eğilimi içinde bulunmuş olduğunu oldukça iyi bir biçimde bilmektesin. Onlar, doğal olayların tümünde ve insan deneyiminin her bir olağandışı yaşanmışlığında Tanrı’nın elini aramışlardı. Onlar Tanrı’yı hem iyilik ve hem de kötülük ile ilişkilendirmişlerdi. Musa’nın kalbini yumuşatanın ve Firavun’un kalbini katılaştıranın o olduğunu düşünmüşlerdi. İnsan bir şey yapmak için güçlü bir uyarıma sahip olduğunda, bu olağandışı duyguları şu yorumda bulunarak atfetme alışkanlığına sahip olmuştu: ‘Koruyucu benle, şu şunu yap, veya şuraya şuraya git diyen bir biçimde, konuştu.’ Bunun uyarınca, insanlar oldukça sık ve oldukça şiddetli bir biçimde cazibeye kapıldıkları için, Tanrı’nın kendilerini sınamak, cezalandırmak veya güçlendirmek için bu cazibelere yönlendirmiş olduğuna inanmak atalarımızın alışkanlığı haline gelmişti. Sizler, insanların tümünün çoğu zaman cazibeye, kendi öz bencillikleri ve hayvan doğalarının uyarımları sonucu kapılmakta olduklarını bilmektesiniz. Sizler bu şekilde cezp edildiğinizde, tarafınızdan; cazibeyi dürüst ve içten bir biçimde olduğu gibi tanırken, dışa vurulmayı bekleyen ruhaniyetin, aklın ve bedenin enerjilerini ussal bir şekilde daha yüksek kanallara ve daha idealist amaçlara yeniden yönlendirmenizi istiyorum. Bu şekilde sizler, cezp edildiğiniz şeyleri yücelten fani hizmetin daha yüksek türlerine dönüştürürken, hayvan ve ruhsal doğalar arasındaki bu israflar ve zayıf düşürücü çatışmalardan neredeyse tamamen kaçınabilirsiniz.

156:5.4 (1738.3) “It is not strange that you ask such questions seeing that you are beginning to know the Father as I know him, and not as the early Hebrew prophets so dimly saw him. You well know how our forefathers were disposed to see God in almost everything that happened. They looked for the hand of God in all natural occurrences and in every unusual episode of human experience. They connected God with both good and evil. They thought he softened the heart of Moses and hardened the heart of Pharaoh. When man had a strong urge to do something, good or evil, he was in the habit of accounting for these unusual emotions by remarking: ‘The Lord spoke to me saying, do thus and so, or go here and there.’ Accordingly, since men so often and so violently ran into temptation, it became the habit of our forefathers to believe that God led them thither for testing, punishing, or strengthening. But you, indeed, now know better. You know that men are all too often led into temptation by the urge of their own selfishness and by the impulses of their animal natures. When you are in this way tempted, I admonish you that, while you recognize temptation honestly and sincerely for just what it is, you intelligently redirect the energies of spirit, mind, and body, which are seeking expression, into higher channels and toward more idealistic goals. In this way may you transform your temptations into the highest types of uplifting mortal ministry while you almost wholly avoid these wasteful and weakening conflicts between the animal and spiritual natures.

    “Ancak, bir arzunun yerine diğer ve varsayıldığı haliyle daha üstün bir arzuyu insan iradesinin salt kuvveti ile koyma çabasında bulunarak cezbeden şeyin üstesinden gelme girişiminin budalalığına karşı sizleri uyarmama izin verin. Eğer sizler gerçekten, daha küçük ve daha alt düzeydeki doğanın cezp etmiş olduğu şeyler üzerinde gerçekten utgun olmak istiyorsanız; aklınızın, cazibe olarak tanımlamış olduğunuz bu daha alt düzeydeki ve daha az idealist davranış alışkanlığı ile değiştirme arzusunda bulunduğu, davranışın daha yüksek ve daha idealist türleri için mevcut bir ilgiyi, ve derin sevgiyi, gerçek ve içten bir biçimde geliştirdiğiniz yer olan ruhsal üstünlüğe sahip olan noktaya gelmek zorundasınız. Sizler bu şekilde, fani arzuların aldatıcı baskısı ile artan bir biçimde haddinden fazla yük altına girmek yerine, ruhsal dönüşümler aracılığı ile kurtulacaksınız. Eski ve alt düzeyde olan, yeni ve daha üstün olana duyulan sevgi içerisinde unutulacak. Güzellik her zaman çirkin olan üzerinde, gerçekliğin derin sevgisi tarafından aydınlanmakta olan herkesin kalbinde utgun olacaktır. Yeni ve içten ruhsal şefkatin tutulamaz gücü içerisinde kudretli bir güç bulunmaktadır. Ve, tekrar sizlere söylüyorum, kötü olanın gücü altında ezilmeyin, bunun yerine kötülüğü iyilik ile ele geçirin.”

156:5.5 (1738.4) “But let me warn you against the folly of undertaking to surmount temptation by the effort of supplanting one desire by another and supposedly superior desire through the mere force of the human will. If you would be truly triumphant over the temptations of the lesser and lower nature, you must come to that place of spiritual advantage where you have really and truly developed an actual interest in, and love for, those higher and more idealistic forms of conduct which your mind is desirous of substituting for these lower and less idealistic habits of behavior that you recognize as temptation. You will in this way be delivered through spiritual transformation rather than be increasingly overburdened with the deceptive suppression of mortal desires. The old and the inferior will be forgotten in the love for the new and the superior. Beauty is always triumphant over ugliness in the hearts of all who are illuminated by the love of truth. There is mighty power in the expulsive energy of a new and sincere spiritual affection. And again I say to you, be not overcome by evil but rather overcome evil with good.”

    Gecenin ilerleyen saatlerine kadar havariler ve öğreti-yayıcıları sorularda bulunmaya devam ettiler; ve, bizler verilmiş olan birçok cevabı, çağdaş kavramlar içinde yeniden ifade edilmiş halde, şu düşünceleri sunmak isteriz:

156:5.6 (1739.1) Long into the night the apostles and evangelists continued to ask questions, and from the many answers we would present the following thoughts, restated in modern phraseology:

    Geleceğe dair güçlü arzu, ussal yargı ve yeterince olgunlaşmış olan bilgelik, maddi başarının temelleridir. Önderlik, doğal yetiye, ayırt ediş yetkinliğine, irade gücüne ve kararlılığa dayanır. Ruhsal nihai son, Tanrı’yı bulma ve onun gibi olma biçiminde — doğruluk için duyulan açlık ve susuzluk halindeki — inanca, derin sevgiye ve gerçekliğe olan adanmışlığa bağlıdır.

156:5.7 (1739.2) Forceful ambition, intelligent judgment, and seasoned wisdom are the essentials of material success. Leadership is dependent on natural ability, discretion, will power, and determination. Spiritual destiny is dependent on faith, love, and devotion to truth — hunger and thirst for righteousness — the wholehearted desire to find God and to be like him.

    İnsan oluşunuzun keşfi cesaretinizi kırmasın. İnsan doğası kötülüğe meyil gösterebilir, ancak o içkin bir biçimde günahkâr değildir. Pişmanlık duyulası deneyimlerinizin bazısını tamamiyle unutmadaki başarısızlığınız karşısında ümitsizliğe kapılmayın. Zaman içindeki unutmada başarısız olduğunuz hatalar ebediyet içinde unutulacaktır. Ruhaniyetinizin sahip olduğu yükleri, sürecinizin bir kâinat kadar genişleyişi halinde, nihai sonunuzun çok uzun vadeli bir bakışına hızlı bir biçimde sahip olarak atın.

156:5.8 (1739.3) Do not become discouraged by the discovery that you are human. Human nature may tend toward evil, but it is not inherently sinful. Be not downcast by your failure wholly to forget some of your regrettable experiences. The mistakes which you fail to forget in time will be forgotten in eternity. Lighten your burdens of soul by speedily acquiring a long-distance view of your destiny, a universe expansion of your career.

    Aklın kusursuzluklarıyla veya bedenin istekleriyle ruhunuzun değerini ölçme hatasına düşmeyin. Tekil bir talihsiz insan yaşanmışlığını ortak baz olarak ne ruhu ne de onun nihai sonunu yargılayın. Ruhsal nihai sonunuz, yalnızca ruhsal arzularınız ve amaçlarınız tarafından belirlenmektedir.

156:5.9 (1739.4) Make not the mistake of estimating the soul’s worth by the imperfections of the mind or by the appetites of the body. Judge not the soul nor evaluate its destiny by the standard of a single unfortunate human episode. Your spiritual destiny is conditioned only by your spiritual longings and purposes.

    Din, Tanrı-bilen insanın evrimleşir haldeki ölümsüz ruhunun ayrıcalıklı ruhsal deneyimidir; ancak, ahlaki güç ve ruhsal enerji, zorlu toplumsal durumlarla yüzleşmede ve karmaşık ekonomik sorunları çözmede kullanılabilecek güçlü kuvvetlerdir. Bu ahlaki ve ruhsal bahşedilmişlikler, insan yaşamının her bir düzeyini daha zengin ve daha anlamlı hale getirmektedir.

156:5.10 (1739.5) Religion is the exclusively spiritual experience of the evolving immortal soul of the God-knowing man, but moral power and spiritual energy are mighty forces which may be utilized in dealing with difficult social situations and in solving intricate economic problems. These moral and spiritual endowments make all levels of human living richer and more meaningful.

    Sizler, yalnızca sizleri sevmekte olanları sevmeyi öğrenirseniz dar görüşlü ve basit bir hayatı yaşama nihai sonuna sahip olursunuz. İnsan derin sevgisi gerçekten de karşılıklı olabilir; ancak, kutsal derin sevgi, yalnızca vererek tüm tatminini elde etmektedir. Bir yaratılmışın doğasında ne kadar az sevgi varsa, kendisi o kadar fazla sevgiye ihtiyaç duymaktadır; ve, kutsal derin sevgi bu türden ihtiyacı gidermek için o kadar fazla sevgi vermektedir. Sevgi hiçbir zaman kendi çıkarının peşine düşmemektedir, ve sevgi kişiye kendisi tarafından bahşedilememektedir. Kutsal derin sevgi hiçbir zaman kendi başına hareket edemez; o her zaman bencil-olmayan bir biçimde bahşedilmek zorundadır.

156:5.11 (1739.6) You are destined to live a narrow and mean life if you learn to love only those who love you. Human love may indeed be reciprocal, but divine love is outgoing in all its satisfaction-seeking. The less of love in any creature’s nature, the greater the love need, and the more does divine love seek to satisfy such need. Love is never self-seeking, and it cannot be self-bestowed. Divine love cannot be self-contained; it must be unselfishly bestowed.

    Krallık inananları, doğruluğun belirli bir utgunluğuna karşı, ruhun bütünüyle verildiği bir inanış halinde, açık bir inanca sahip olmalıdır. Krallığı inşa edenler, ebedi kurtuluşun müjdesinin taşıdığı gerçeklikten şüphe etmez halde bulunmalıdırlar. İnananlar artan bir biçimde, maddi mevcudiyetin vermiş olduğu cesaret kırıcı rahatsızlıklardan kaçan halde — yaşamın aceleci akışından bir adım kenara atmayı öğrenmek zorunda iken, bir yandan, ibadetsel bir-bütün hale gelerek ruhu canlandırmalı, akla ilham vermeli ve ruhaniyeti yenilemeliler.

156:5.12 (1739.7) Kingdom believers should possess an implicit faith, a whole-souled belief, in the certain triumph of righteousness. Kingdom builders must be undoubting of the truth of the gospel of eternal salvation. Believers must increasingly learn how to step aside from the rush of life — escape the harassments of material existence — while they refresh the soul, inspire the mind, and renew the spirit by worshipful communion.

    Tanrı-bilen bireyler, talihsizlik karşısında cesaretlerini yitirmemekte ve hayal kırıklıkları karşısında ümitsizliğe kapılmamaktadır. İnananlar, tamamiyle maddi olan büyük çaplı değişikliklerin sonucunda gelen tüm umudu yitirme halinden muaftırlar. Ebedi yaşamın adayları, fani yaşamın beklenmeyen tüm iniş-çıkışları ve rahatsızlık verici etkileri ile mücadele etmenin canlandırıcı ve yapıcı bir yönteminin uygulayıcılarıdır. Gerçek bir inananın yaşamış olduğu her bir gün, doğru olaşan şeyi yapmayı daha kolay bulmaktadır.

156:5.13 (1739.8) God-knowing individuals are not discouraged by misfortune or downcast by disappointment. Believers are immune to the depression consequent upon purely material upheavals; spirit livers are not perturbed by the episodes of the material world. Candidates for eternal life are practitioners of an invigorating and constructive technique for meeting all of the vicissitudes and harassments of mortal living. Every day a true believer lives, he finds it easier to do the right thing.

    Ruhsal yaşam kudretli bir biçimde, gerçek olan bireyin kendisine duymuş olduğu saygıyı arttırmaktadır. Ancak, bireyin kendisine duymuş olduğu saygı, benliğe duyulan hayranlık değildir. Benlik saygısı her zaman, kişinin akranlarına duymuş olduğu derin sevgi ve onlara göstermiş olduğu hizmet ile eş güdüm halindedir. Komşunuzu sevme düzeyinizden daha çok kendinize saygı duymanız mümkün değildir; bir kişinin kendisi, diğeri için yetkinlik ölçüsüdür.

156:5.14 (1740.1) Spiritual living mightily increases true self-respect. But self-respect is not self-admiration. Self-respect is always co-ordinate with the love and service of one’s fellows. It is not possible to respect yourself more than you love your neighbor; the one is the measure of the capacity for the other.

    Günler ilerledikçe, her gerçek inanan, akranlarını ebedi gerçekliğin derin sevgisine çekmede daha kabiliyetli hale gelmektedir. İyiliği insanlara açığa çıkarmada düne kıyasla bugün daha becerikli değil misiniz? Bu yıl geçen yıla kıyasla doğruluğun daha iyi bir tavsiyecisi değil misiniz? Aç ruhları ruhsal krallığa yönlendirme tekniğinizde artan bir biçimde yaratıcı değil misiniz?

156:5.15 (1740.2) As the days pass, every true believer becomes more skillful in alluring his fellows into the love of eternal truth. Are you more resourceful in revealing goodness to humanity today than you were yesterday? Are you a better righteousness recommender this year than you were last year? Are you becoming increasingly artistic in your technique of leading hungry souls into the spiritual kingdom?

    Sahip olduğunuz idealler ebedi kurtuluşunuzu teminat altına alacak kadar yüksek iken, düşünceleriniz, sizleri fani akranlarınız ile olan birlikteliğinizde yeryüzü üzerinde yararlı bir vatandaş haline getirecek kadar gündelik hayata uygulanabilir halde mi? Ruhaniyet bakımından, sizlerin vatandaşlığı cennet içindedir; beden bakımından, hepiniz dünyasal krallıkların vatandaşları olmaya devam etmektesiniz. Maddi olan şeylerin hakkını Sezar’a, ruhsal olan şeylerin hakkını Tanrı’ya verin.

156:5.16 (1740.3) Are your ideals sufficiently high to insure your eternal salvation while your ideas are so practical as to render you a useful citizen to function on earth in association with your mortal fellows? In the spirit, your citizenship is in heaven; in the flesh, you are still citizens of the earth kingdoms. Render to the Caesars the things which are material and to God those which are spiritual.

    Evrimleşen ruhun ruhsal yetkinliğinin ölçüsü, sizlerin gerçekliğe olan inancınız ve insanlar için beslemiş olduğunuz derin sevgidir; ancak, insani olan karakterinizin gücünün ölçüsü, kin beslemeyi reddedişiniz ve derin keder karşısında umudunuzu yitirmeye karşı koyma yetkinliğinizdir. Yenilme, içinde gerçek benliğinizi dürüst bir biçimde görebileceğiniz gerçek bir aynadır.

156:5.17 (1740.4) The measure of the spiritual capacity of the evolving soul is your faith in truth and your love for man, but the measure of your human strength of character is your ability to resist the holding of grudges and your capacity to withstand brooding in the face of deep sorrow. Defeat is the true mirror in which you may honestly view your real self.

    Yaşınız ilerledikçe ve krallığın olaylarında daha deneyimli hale geldikçe, sorunlu faniler ile olan ilişkilerinizde ne yaptığınızı daha çok bilir ve inatçı birlikteliklerinizle olan yaşamınızda daha mı hoşgörülü hale geliyorsunuz? Hassas durumlarda dikkatli bir biçimde hareket etmek, toplumsal tahterevallinin dayanak noktasıdır; ve, hoşgörü, büyük bir ruhaniyetin ayırt edici işaretidir. Eğer sizler nadir bulunan ve büyüleyici bahşedilmişlikleri elinizde bulunduruyorsanız, günler ilerledikçe sizler, gereksiz nitelikteki tüm toplumsal anlaşmazlıklardan kaçınmadaki kıymetli çabalarınızda oldukça dikkatli hale gelip, bu konuda uzmanlaşacaksınız. Bu türden bilge ruhlar; duygusal uyumun yoksunluğundan muzdarip olan, olgunlaşmayı reddeden ve şükranlıkla yaşlanmaya karşı koyanların tümünde bir ölçüde sorunun kökeninden fazlasıyla kaçmada yetkindirler.

156:5.18 (1740.5) As you grow older in years and more experienced in the affairs of the kingdom, are you becoming more tactful in dealing with troublesome mortals and more tolerant in living with stubborn associates? Tact is the fulcrum of social leverage, and tolerance is the earmark of a great soul. If you possess these rare and charming gifts, as the days pass you will become more alert and expert in your worthy efforts to avoid all unnecessary social misunderstandings. Such wise souls are able to avoid much of the trouble which is certain to be the portion of all who suffer from lack of emotional adjustment, those who refuse to grow up, and those who refuse to grow old gracefully.

    Gerçekliği duyurmada ve müjdeyi ilan etmedeki çabalarınızın tümünde içtensizlikten ve adaletsizlikten kaçının. Kazanılmamış herhangi tanınmanın ardına düşmeyin, ve hak edilmemiş herhangi bir duygudaşlığı elde etme arzusunda bulunmayın. Derin sevgiyi hem kutsal hem de, sizleri terk etmelerinden bağımsız olarak, insani olan kaynaklardan herhangi bir kısıtlama olmaksızın alın, ve bunun karşılığında yine herhangi bir kısıtlama olmaksızın derinden sevin. Ancak, onurla ve övgüyle ilişkili olan diğer her şeyde yalnızca, size gerçekten ait olanı arayın.

156:5.19 (1740.6) Avoid dishonesty and unfairness in all your efforts to preach truth and proclaim the gospel. Seek no unearned recognition and crave no undeserved sympathy. Love, freely receive from both divine and human sources regardless of your deserts, and love freely in return. But in all other things related to honor and adulation seek only that which honestly belongs to you.

    Tanrı’nın bilincinde olan fani, kesin bir biçimde kurtuluşa aittir; o, yaşamdan korkmamaktadır; o dürüst ve tutarlıdır. O, kaçınılmaz olan sıkıntıya nasıl cesur bir biçimde göğüs gereceğini bilmektedir; o, kaçılmaz olan zorlukla karşılaşıldığında, şikâyette bulunmaz haldedir.

156:5.20 (1740.7) The God-conscious mortal is certain of salvation; he is unafraid of life; he is honest and consistent. He knows how bravely to endure unavoidable suffering; he is uncomplaining when faced by inescapable hardship.

    Gerçek inanan, yalnızca engellenmiş olduğu için iyi şeyleri yapmadan yorgun düşmemektedir. Zorluk, gerçekliğin sevgilisinin tutkusunu keskinleştirirken, zorluklar yalnızca, yılmaz krallık inşacısının kararlılığını arttırmaktadır.

156:5.21 (1740.8) The true believer does not grow weary in well-doing just because he is thwarted. Difficulty whets the ardor of the truth lover, while obstacles only challenge the exertions of the undaunted kingdom builder.

    Ve, İsa onlara, Tire’den ayrılmaya hazırlanmalarından önce başka birçok şeyin öğretisinde bulunmuştu.

156:5.22 (1740.9) And many other things Jesus taught them before they made ready to depart from Tyre.

    Tire’den Celile Denizi bölgesine geri dönmek için ayrıldığı günün öncesi İsa, birlikteliklerini bir araya toplayıp, on iki öğreti-yayıcısından, kendisinin ve on iki havarinin kullanmak üzere oldukları güzergâhtan farklı bir yoldan geri dönmelerini istemişti. Ve, öğreti-yayıcılarının burada İsa’dan ayrılmalarından sonra onlar bir kez daha kendisi ile bu kadar yakından ilişki içinde bulunmamışlardı.

156:5.23 (1740.10) The day before Jesus left Tyre for the return to the region of the Sea of Galilee, he called his associates together and directed the twelve evangelists to go back by a route different from that which he and the twelve apostles were to take. And after the evangelists here left Jesus, they were never again so intimately associated with him.

6. Fenike’den Geri Dönüş  

6. The Return from Phoenicia

    24 Temmuz’da, Pazar günü öğlen suları, İsa ve on ikili, sahil boyunca güney yönünde Potolemais’e giden bir biçimde, güney Tire’de bulunan Yusuf’un evinden ayrıldı. Burada onlar, ikamet etmekte bulunan inananlardan meydana gelmiş bir kafileye umut verici sözleri ifade ederek, bir gün geçirdiler.

156:6.1 (1741.1) About noon on Sunday, July 24, Jesus and the twelve left the home of Joseph, south of Tyre, going down the coast to Ptolemais. Here they tarried for a day, speaking words of comfort to the company of believers resident there. Peter preached to them on the evening of July 25.

    Salı günü onlar, Tiberya yolu üzerinden, denizi çevreleyen karanın doğu iç kısmından yakındaki Yotapata giden bir biçimde, Potolemais’den ayrılmışlardı. Çarşamba günü onlar Yotapata’da durmuş olup, krallığın şeylerine dair inananlara ilave eğitimde bulunmuşlardı. Perşembe günü onlar, Ramah üzerinden, Nasıra-Lübnan Dağı patika yolunda kuzey yönünden Zebulun kasabasına giden bir biçimde, Yotapata’dan ayrılmışlardı. Onlar Cuma günü Ramah’ta buluşmalar düzenleyip, Şabat’ı burada geçiren bir biçimde kalmaya devam etmişlerdi. Onlar Zebulun’a Cuma günü, Temmuz’un 31’inde, ulaşmışlardı; burada onlar bu günün akşamı bir buluşma düzenlemiş olup, ertesi sabah ayrılmışlardı.

156:6.2 (1741.2) On Tuesday they left Ptolemais, going east inland to near Jotapata by way of the Tiberias road. Wednesday they stopped at Jotapata and instructed the believers further in the things of the kingdom. Thursday they left Jotapata, going north on the Nazareth-Mount Lebanon trail to the village of Zebulun, by way of Ramah. They held meetings at Ramah on Friday and remained over the Sabbath. They reached Zebulun on Sunday, the 31st, holding a meeting that evening and departing the next morning.

    Zebulun’dan ayrılarak onlar, Gişhala yakınındaki Mecdel-Sidon kavşağına seyahat etmişlerdi; ve, buradan onlar, Davud Zübeyde ile buluşmak için anlaşmış oldukları, ve krallığın müjdesinin duyuruluşu emeğinde atılması gereken bir sonraki adım hakkında tavsiye almayı amaçladıkları yer olan, güney Kapernaum’da kalan, Celile gölünün batı sahillerindeki Gennesaret için yollarını tutmuşlardı.

156:6.3 (1741.3) Leaving Zebulun, they journeyed over to the junction with the Magdala-Sidon road near Gischala, and thence they made their way to Gennesaret on the western shores of the lake of Galilee, south of Capernaum, where they had appointed to meet with David Zebedee, and where they intended to take counsel as to the next move to be made in the work of preaching the gospel of the kingdom.

    Davud ile olan kısa bir görüşme süreci içinde onlar, içlerinde bulundukları an içerisinde birçok önderin Keresa yakınındaki gölün karşı kıyısında bir araya gelmiş olduğunu öğrenmişlerdi; ve, bunun uyarınca tam da bu akşam bir tekne kendilerini gölün karşısına taşıdı. Bir gün boyunca onlar sessiz bir biçimde tepelerde istirahat etmiş olup, ertesi gün, Üstün’ün bir sefer beş bin kişiyi beslemiş olduğu yakındaki parka hareket etmişlerdi. Burada onlar üç gün boyunca istirahat etmiş olup, Kapernaum ve onun çevresinde ikamet etmekte olan bir zamanlar sayılamayacak düzeydeki inananlardan arta kalan bireyler halindeki, yaklaşık olarak elli erkek ve kadının katıldığı, günlük görüşmeleri düzenlemişlerdi.

156:6.4 (1741.4) During a brief conference with David they learned that many leaders were then gathered together on the opposite side of the lake near Kheresa, and accordingly, that very evening a boat took them across. For one day they rested quietly in the hills, going on the next day to the park, near by, where the Master once fed the five thousand. Here they rested for three days and held daily conferences, which were attended by about fifty men and women, the remnants of the once numerous company of believers resident in Capernaum and its environs.

    Fenike konukluğu dönemi olarak İsa Kapernaum ve Celile’den uzakta bulunurken, düşmanları, tüm hareketin parçalanmış olduğu varsayımında bulunmuş olup, İsa’nın aceleci bir biçimde geri çekilişinin kendisinin tamamiyle korkudan endişe kapılıp artık bir daha geri dönüp kendilerini rahatsız etmeyeceğine işaret ettiği sonucuna varmışlardı. Öğretilerine olan tüm etkin karşıtlık neredeyse tamamen dinmişti. İnananlar kamu buluşmalarını bir kez daha düzenlemeye başlamaktaydılar; ve, orada, müjde inananlarının çok yakın bir zaman içinde geçmiş olduğu büyük elekten kalan sınanmış ve gerçek kurtulanların kademeli ama etkin bir birlikteliği orta çıkmaktaydı.

156:6.5 (1741.5) While Jesus was absent from Capernaum and Galilee, the period of the Phoenician sojourn, his enemies reckoned that the whole movement had been broken up and concluded that Jesus’ haste in withdrawing indicated he was so thoroughly frightened that he would not likely ever return to bother them. All active opposition to his teachings had about subsided. The believers were beginning to hold public meetings once more, and there was occurring a gradual but effective consolidation of the tried and true survivors of the great sifting through which the gospel believers had just passed.

    Hirodes’in kardeşi olan Filip, İsa’nın yarı-gönüllü inananı haline gelmiş olup, Üstün’ün kendi nüfuz alanında yaşamaya ve emeklerinde bulunmaya özgür olduğu haberini göndermişti.

156:6.6 (1741.6) Philip, the brother of Herod, had become a halfhearted believer in Jesus and sent word that the Master was free to live and work in his domains.

    Musevi insanlarının tümüne ait sinagogları İsa’nın ve onun tüm takipçilerinin öğretilerine kapatma emri, kâtipler ve Ferisiler üzerinde ters bir etki yaratmıştı. İsa’nın kendisini bir tartışma konusu olmaktan çıkarması üzerine derhal, tüm Musevi insanları arasında bir tepki meydana geldi; orada, Kudüs’deki Ferisiler ve Sanhedrin önderlerine karşı büyük bir karşıtlık bulunmaktaydı. Sinagog yöneticilerinin çoğu sinagoglarını gizlice, bu öğretmenlerin Yahya’nın destekçileri olduğu ve İsa’nın takipçileri olmadığını duyuran bir biçimde, Abner ve onun birlikteliklerine açmışlardı.

156:6.7 (1741.7) The mandate to close the synagogues of all Jewry to the teachings of Jesus and all his followers had worked adversely upon the scribes and Pharisees. Immediately upon Jesus’ removing himself as an object of controversy, there occurred a reaction among the entire Jewish people; there was general resentment against the Pharisees and the Sanhedrin leaders at Jerusalem. Many of the rulers of the synagogues began surreptitiously to open their synagogues to Abner and his associates, claiming that these teachers were followers of John and not disciples of Jesus.

    Hirodes Antipa bile, İsa’nın kardeşi Filip’in bölgesinde gölün karşı kıyısında konaklamakta olduğunu öğrenmesi üzerine bir değişim yaşamıştı; o Filip’e, Celile’de tutuklanması içim emirleri imzalamış olmasına rağmen, bu şekilde Perea’da yakalanmasına izin vermediğini, böylece, Celile’nin dışında kaldığı sürece İsa’nın rahatsız edilmeyeceğini işaret eden haberi göndermişti; ve, o bu aynı emri, Kudüs’deki Museviler’e aktarmıştı.

156:6.8 (1741.8) Even Herod Antipas experienced a change of heart and, on learning that Jesus was sojourning across the lake in the territory of his brother Philip, sent word to him that, while he had signed warrants for his arrest in Galilee, he had not so authorized his apprehension in Perea, thus indicating that Jesus would not be molested if he remained outside of Galilee; and he communicated this same ruling to the Jews at Jerusalem.

    Ve, bu, Üstün Fenike görevinden geri döndüğünde ve yeryüzü üzerindeki görevinin bu son ve büyük öneme sahip yılı için dağılmış, sınanmış ve ağır kayıplara uğramış kuvvetlerini yeniden düzenlemeye başladığı, M.S. 29 yılında, Ağustos’un ilk gününde yaşananlardı.

156:6.9 (1742.1) And that was the situation about the first of August, A.D. 29, when the Master returned from the Phoenician mission and began the reorganization of his scattered, tested, and depleted forces for this last and eventful year of his mission on earth.

    Savaş durumu; Üstün ve onun birliktelikleri, insanların akıllarında ikamet etmekte olan yaşayan Tanrı’nın ruhaniyetine ait din olarak, yeni bir dinin duyurusuna başlamaya hazırlandığında açık bir biçimde tekrar ortaya çıkmıştı.

156:6.10 (1742.2) The issues of battle are clearly drawn as the Master and his associates prepare to begin the proclamation of a new religion, the religion of the spirit of the living God who dwells in the minds of men.





Back to Top