URANTİA’NIN KİTABI’NA - 148. Makale
Bethsayda’da Öğreti-Yayıcılarının Eğitimi

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım IV. İsa’nın Hayatı ve Öğretileri



    MAYIS AYI’nın 3’ünden Ekim’in 3’üne kadar, İsa ve havarisel kafile, Bethsayda’daki Zübeyde’nin evinde kalmıştı. Bu beş aylık kurak dönem boyunca devasa ölçekte bir kamp, İsa’nın büyüyen ailesini içine almak için fazlaca genişlemiş bulunan Zübeyde ailesi malikânesi yakınındaki deniz kenarında idare edilmişti. Gerçeklik arayanlardan, iyileşme adaylarından ve bağlanmışların meraklı olanlarından oluşan sayıları sürekli değişmekteki bir topluluğun ikamet etmiş bulunduğu, bu deniz kenarındaki kampın nüfusu, beş yüz ila bin beş yüz arasında değişiklik göstermekteydi. Bu çadır şehir, Alpheus ikizlerinin kendisine yardımlarını sunmuş olduğu, Davud Zübeyde’nin genel yüksek denetimi altındaydı. Kamp, genel idaresine ek olarak düzeni ve temizliği ile bir örnekti. Farklı türdeki hastalar ayrılmış olup, Elman ismindeki bir Suriyeli olan, inanan bir doktorun yüksek denetimi altındaydı.

148:0.1 (1657.1) FROM May 3 to October 3, A.D. 28, Jesus and the apostolic party were in residence at the Zebedee home at Bethsaida. Throughout this five months’ period of the dry season an enormous camp was maintained by the seaside near the Zebedee residence, which had been greatly enlarged to accommodate the growing family of Jesus. This seaside camp, occupied by an ever-changing population of truth seekers, healing candidates, and curiosity devotees, numbered from five hundred to fifteen hundred. This tented city was under the general supervision of David Zebedee, assisted by the Alpheus twins. The encampment was a model in order and sanitation as well as in its general administration. The sick of different types were segregated and were under the supervision of a believer physician, a Syrian named Elman.

    Bu süreç boyunca havariler, deniz kenarındaki konaklamanın tüketimi için tuttuklarını kar karşılığında Davud’a veren bir biçimde, haftada en azından bir gün balık tutmaya gitmekteydiler. Bu şekilde elde edilen kaynaklar topluluk hazinesine devredilmekteydi. On ikili her ayda bir hafta, aileleri veya arkadaşları ile vakit geçirme hakkına sahiplerdi.

148:0.2 (1657.2) Throughout this period the apostles would go fishing at least one day a week, selling their catch to David for consumption by the seaside encampment. The funds thus received were turned over to the group treasury. The twelve were permitted to spend one week out of each month with their families or friends.

    Her ne kadar Andreas havarisel etkinliklerin genel yönetimini sürdürmüş olsa da, Petrus, öğreti-yayıcıları okulunun bütüncül idaresinden sorumluydu. Havarilerin tümü her öğle öncesi, öğreti-yayıcılarını eğitme toplulukları üzerinde kendilerine düşen sorumluluğu yerine getirmiş olup, hem öğretmenler hem de öğrenciler öğleden sonraları insanlara öğretimde bulunmuştu. Akşam yemeğinden sonra, haftada beş gece olmak üzere, havariler, öğreti-yayıcılarının yararına soru dersleri düzenlemişlerdi. Haftada bir kez İsa, bir önceki oturumlardan cevaplanmamış olarak kalmış sorulara cevap veren bir biçimde, bu soru saatine başkanlık etmişti.

148:0.3 (1657.3) While Andrew continued in general charge of the apostolic activities, Peter was in full charge of the school of the evangelists. The apostles all did their share in teaching groups of evangelists each forenoon, and both teachers and pupils taught the people during the afternoons. After the evening meal, five nights a week, the apostles conducted question classes for the benefit of the evangelists. Once a week Jesus presided at this question hour, answering the holdover questions from previous sessions.

    Beş ay içerisinde birkaç bin kişi bu kampa gelip gitmişti. Roma İmparatorluğu’nun her bir tarafından ve Fırat’ın doğusunda kalan yerlerden gelen ilgili insanlar müdavim katılımcılardı. Bu, Üstün’ün öğretisinin en uzun süre ikamet etmiş ve en iyi düzenlenmiş olduğu süreçti. İsa’nın doğrudan ailesi bu dönemin büyük bir kısmını ya Nasıra’da ya da Kana’da geçirmişti.

148:0.4 (1657.4) In five months several thousand came and went at this encampment. Interested persons from every part of the Roman Empire and from the lands east of the Euphrates were in frequent attendance. This was the longest settled and well-organized period of the Master’s teaching. Jesus’ immediate family spent most of this time at either Nazareth or Cana.

    Kamp, havarisel ailenin olduğu gibi, ortak amaçların bir araya getirmiş olduğu bir cemiyet olarak idare edilmemekteydi. Davud Zübeyde, her ne kadar bir kez bile olsun bir tek kişi dahi içeri alınmadan geri gönderilmemiş olsa da, bu büyük çadır kentin kendi kendisini idare eden bir girişim haline gelmesi amacıyla idare etmişti. Bu sürekli değişmekte olan kamp, Petrus’un öğreti-yayıcıları eğitim okulunun onun katılımcılarına sunmuş olduğu olmazsa olmaz imkândı.

148:0.5 (1657.5) The encampment was not conducted as a community of common interests, as was the apostolic family. David Zebedee managed this large tent city so that it became a self-sustaining enterprise, notwithstanding that no one was ever turned away. This ever-changing camp was an indispensable feature of Peter’s evangelistic training school.

1. Tanrı-Elçileri’nin Yeni Bir Okulu  

1. A New School of the Prophets

    Petrus, Yakub ve Andreas; İsa tarafından tasarlanmış bulunan, öğreti-yayıcılarının okuluna başvurmuş olanların kabulüne onay veren heyet üyeleriydi. Roma dünyasının ve, Hindistan’a kadar uzanan bir biçimde, Doğu’nun her bir ırkı ve millet üyesi, öğrenciler arasında tanrı-elçilerinin bu yeni okulunda temsil edilmişti. Bu okul, öğrenme ve uygulamadan meydana gelmiş bir izlence uyarınca idare edilmişti. Öğle öncesi boyunca ne öğrenmişse öğrenciler, öğleden sonrası deniz kenarındaki kalabalığa onları öğretmişlerdi. Akşam yemeğinden sonra onlar gayrı-resmi bir biçimde hem öğleden öncesi öğrenim hem de öğleden sonrası öğretim hakkında konuşmaktaydılar.

148:1.1 (1657.6) Peter, James, and Andrew were the committee designated by Jesus to pass upon applicants for admission to the school of evangelists. All the races and nationalities of the Roman world and the East, as far as India, were represented among the students in this new school of the prophets. This school was conducted on the plan of learning and doing. What the students learned during the forenoon they taught to the assembly by the seaside during the afternoon. After supper they informally discussed both the learning of the forenoon and the teaching of the afternoon.

    Havarisel öğretmenlerden her biri, krallığın müjdesine dair kendi görüşünü öğretmişti. Onlar, tam da aynı şekilde öğretide bulunmak için hiçbir çabada bulunmamışlardı; orada, din-kuramsal inanç savlarına ait standart hale getirilmiş veya dogmasal bir bütünlükte oluşturulmuş formülselleştirme bulunmamaktaydı. Her ne kadar onların hepsi aynı gerçekliği öğretmiş olsa da, her bir havari Üstün’e ait kendi bireysel yorumunu sunmuştu. Ve, İsa; kendisinin haftalık soru saatlerinde müjdenin bu birçok ve farklılık gösteren görüşlerini her seferinde uyumlaştırmış ve eş güdümsel hale getirmiş olarak, krallığın şeylerine ait kişisel deneyimin bu çeşitlilik gösteren sunumunu korumuştu. Öğretim hususlarındaki kişisel özgürlüğün bu oldukça yüksek düzeyine rağmen, Şimon Petrus, öğreti-yayıcılarının okulunun sahip olduğu din-kuramında egemen olma eğilimi göstermişti. Petrus’dan sonra, Yakub Zübeyde en büyük etkide bulunmuştu.

148:1.2 (1658.1) Each of the apostolic teachers taught his own view of the gospel of the kingdom. They made no effort to teach just alike; there was no standardized or dogmatic formulation of theologic doctrines. Though they all taught the same truth, each apostle presented his own personal interpretation of the Master’s teaching. And Jesus upheld this presentation of the diversity of personal experience in the things of the kingdom, unfailingly harmonizing and co-ordinating these many and divergent views of the gospel at his weekly question hours. Notwithstanding this great degree of personal liberty in matters of teaching, Simon Peter tended to dominate the theology of the school of evangelists. Next to Peter, James Zebedee exerted the greatest personal influence.

    Deniz kenarında bu beş ay boyunca eğitilmiş olan yüz ve daha fazla öğreti-yayıcısı, (Abner’in ve Yahya havarilerininki dışındaki) daha sonraki yetmiş müjde öğretmeni ve duyurucusundan bir araya getirilmiş kaynağı sunmuştu. Öğreti-yayıcıları okulu, on ikilinin sahip olduğu gibi aynı düzeyde eş ortaklığa sahip değildi.

148:1.3 (1658.2) The one hundred and more evangelists trained during this five months by the seaside represented the material from which (excepting Abner and John’s apostles) the later seventy gospel teachers and preachers were drawn. The school of evangelists did not have everything in common to the same degree as did the twelve.

    Bu öğreti-yayıcıları, her ne kadar müjdeyi öğretmiş ve duyurmuş olsalar da, krallığın yetmiş ileticileri olarak İsa tarafından daha sonra atanana ve yetkilendirilene kadar inananları vaftiz etmemişlerdi. Buradaki gün batımı olayında iyileştirilen büyük sayıdaki insan topluluğu içinde yalnızca yedi kişi öğreti-yayıcıları öğrencileri arasında bulunmaktaydı. Kapernaumlu soylu kişinin oğlu, Petrus’un okulunda müjde hizmeti için eğitilmiş olanlar arasındaydı.

148:1.4 (1658.3) These evangelists, though they taught and preached the gospel, did not baptize believers until after they were later ordained and commissioned by Jesus as the seventy messengers of the kingdom. Only seven of the large number healed at the sundown scene at this place were to be found among these evangelistic students. The nobleman’s son of Capernaum was one of those trained for gospel service in Peter’s school.

2. Bethsayda Hastanesi  

2. The Bethsaida Hospital

    Deniz kenarındaki kamp ile ilişkili olarak, Suriyeli doktor, Elman, yirmi beş genç kadından ve on iki erkekten meydana gelen bir birliğin yardımı ile birlikte; krallığın ilk hastanesi olarak görülmesi gereken örgütlenmeyi dört ay boyunca düzenlemiş olup, onu idare etmişti. Ana çadır kentin güneyinden kısa bir uzaklıkta konumlanmış olarak, bu revirde onlar, dua ve inanç cesaretlendirişinden meydana gelen ruhsal uygulamalara ek olarak bilinen her türlü maddi yöntemler uyarınca hastaları iyileştirmişti. İsa, hastaların bu kampını haftada üç seferden az olmayan bir biçimde ziyaret etmiş olup, her sıkıntı çeken ile kişisel iletişimde bulunmuştu. Bildiğimiz kadarıyla, bu revirden düzelme gösterdiği için veya iyileşmiş olarak taburcu olan bin hasta ve sıkıntı içindeki kişi arasında hiçbir kişide, tarafınızdan adlandırıldığı biçimiyle doğa-üstü iyileşmenin mucizeleri gerçekleşmemişti. Buna rağmen, yarar görmüş bu bireylerin çok büyük bir çoğunluğu, İsa’nın kendilerini iyileştirmiş olduğunu duyurmaktan kendilerini bir an olsun almadı.

148:2.1 (1658.4) In connection with the seaside encampment, Elman, the Syrian physician, with the assistance of a corps of twenty-five young women and twelve men, organized and conducted for four months what should be regarded as the kingdom’s first hospital. At this infirmary, located a short distance to the south of the main tented city, they treated the sick in accordance with all known material methods as well as by the spiritual practices of prayer and faith encouragement. Jesus visited the sick of this encampment not less than three times a week and made personal contact with each sufferer. As far as we know, no so-called miracles of supernatural healing occurred among the one thousand afflicted and ailing persons who went away from this infirmary improved or cured. However, the vast majority of these benefited individuals ceased not to proclaim that Jesus had healed them.

    Elman’ın hastaları için, hizmeti ile ilişkili olarak İsa tarafından gerçekleştirilmiş olan iyileştirmelerin büyük bir çoğunluğu, gerçekten de, mucizeleri gerçekleştirmeye benzer görünümdedir; ancak, bizlere, onların yalnızca, hizmetinin korkuyu uzaklaştırdığı ve endişeyi yok ettiği güçlü, olumlu ve iyiliksever bir kişiliğin doğrudan ve ilham verici etkisi altında bulunan beklenti içindeki ve inancın üzerinde hâkim olduğu kişilerin deneyimlerinde ortaya çıkabilecek olan, akıl ve ruhaniyete ait dönüşümler oldukları bilgisi verilmiştir.

148:2.2 (1658.5) Many of the cures effected by Jesus in connection with his ministry in behalf of Elman’s patients did, indeed, appear to resemble the working of miracles, but we were instructed that they were only just such transformations of mind and spirit as may occur in the experience of expectant and faith-dominated persons who are under the immediate and inspirational influence of a strong, positive, and beneficent personality whose ministry banishes fear and destroys anxiety.

    Elman ve onun birliktelikleri, “kötü ruhaniyetler tarafından ele geçirilme” hususunda bu hasta olanlara gerçeği öğretmeye çabalamıştı; ancak, onlar çok az ölçüde başarılı olabilmişti. Fiziksel hastalığa ve zihinsel bozukluğa, rahatsızlık içerisindeki kişinin aklındaki veya bedenindeki, tarafınızdan adlandırıldığı biçimiyle temiz-olmayan ruhaniyetin ikametinin sebep olabileceği inancı neredeyse herkes tarafından benimsenen bir görüştü.

148:2.3 (1658.6) Elman and his associates endeavored to teach the truth to these sick ones concerning the “possession of evil spirits,” but they met with little success. The belief that physical sickness and mental derangement could be caused by the dwelling of a so-called unclean spirit in the mind or body of the afflicted person was well-nigh universal.

    Hasta ve sıkıntı içindeki olanlarla gerçekleştirmiş olduğu tüm iletişimi içinde, konu iyileştirmenin bir yöntemine veya hastalığın bilinmeyen nedenlerinin açığa çıkarılışına geldiğinde, İsa; Urantia vücutlaşımı girişimine başlamadan öncesinde kendisine Cennet abisi, Emanuel tarafından verilmiş olan yönergeleri göz ardı etmemişti. Yine de, hasta olanlara yardımda bulunanlar, İsa’nın inanca ve hasta ve sıkıntı içindekilerin kendine olan güvenine ilham kaynağı oluş biçimini gözlemleyerek birçok yararlı dersi öğrenmişlerdi.

148:2.4 (1659.1) In all his contact with the sick and afflicted, when it came to the technique of treatment or the revelation of the unknown causes of disease, Jesus did not disregard the instructions of his Paradise brother, Immanuel, given ere he embarked upon the venture of the Urantia incarnation. Notwithstanding this, those who ministered to the sick learned many helpful lessons by observing the manner in which Jesus inspired the faith and confidence of the sick and suffering.

    Kamp, soğuk algınlığı ve ateşteki artış döneminin geçmesinden kısa bir süre önce dağılmıştı.

148:2.5 (1659.2) The camp disbanded a short time before the season for the increase in chills and fever drew on.

3. Yaratıcı’nın Vermiş Olduğu Görev  

3. The Father’s Business

    Bu süreç boyunca İsa, bir düzineden daha az bir sefer boyunca kampta kamu hizmeti yönetmiş olup, Celiledeki ikinci kamu duyuru turnesi üzerinde yeni eğitilmiş bulunan öğreti-yayıcıları ile birlikte ayrılmalarından öncesi ikinci Şabat olarak, Kapernaum sinagogunda yalnızca bir kez konuşmada bulunmuştu.

148:3.1 (1659.3) Throughout this period Jesus conducted public services at the encampment less than a dozen times and spoke only once in the Capernaum synagogue, the second Sabbath before their departure with the newly trained evangelists upon their second public preaching tour of Galilee.

    Vaftizinden beri Üstün, Bethsayda’daki öğreti-yayıcılarının eğitim kampının bu süreci boyunca bu kadar yalnız başına kalmamıştı. Ne zaman havarilerden bir tanesi cesaretini toplayıp, İsa’ya neden aralarından bu kadar fazla bir süre boyunca ayrı olduğunu sormaya giriştiğinde, o her seferinde kendisinin “Baba’nın görevi üzerinde” olduğu yanıtını vermişti.

148:3.2 (1659.4) Not since his baptism had the Master been so much alone as during this period of the evangelists’ training encampment at Bethsaida. Whenever any one of the apostles ventured to ask Jesus why he was absent so much from their midst, he would invariably answer that he was “about the Father’s business.”

    Ayrı kalmış olduğu bu süreçler boyunca İsa’ya, yalnızca havarilerden ikisi eşlik etmekteydi. O öncesinden; Petrus’u, Yakub’u ve Yahya’yı geçici olarak kendisinin kişisel refakatçileri görevlerinden, yüzden fazla olan yeni öğreti-yayıcı adaylarını eğitme çalışmalarına onların da katılabilmeleri için serbest bırakmıştı. Üstün, Yaratıcı’nın görevi için tepelere gitmeyi arzuladığında, o zaman zarfında boş bulunabilecek havarilerden herhangi ikisini kendisine eşlik etmek için çağırırdı. Bu şekilde on ikilinin her biri, İsa ile olan yakın birliktelik ve daha yakından iletişim için bir olanağı memnuniyetle deneyimlemişti.

148:3.3 (1659.5) During these periods of absence, Jesus was accompanied by only two of the apostles. He had released Peter, James, and John temporarily from their assignment as his personal companions that they might also participate in the work of training the new evangelistic candidates, numbering more than one hundred. When the Master desired to go to the hills about the Father’s business, he would summon to accompany him any two of the apostles who might be at liberty. In this way each of the twelve enjoyed an opportunity for close association and intimate contact with Jesus.

    Bu anlatının içerdiği amaçlar doğrultusunda açığa çıkarılmamış bulunsa da, tepelerdeki bu yalnız dönemlerin birçoğu boyunca Üstün’ün, evren hususlarından sorumlu olan baş yöneticilerinin birçoğu ile doğrudan ve yönetimsel bir birliktelik içerisinde bulunduğu çıkarımını yapmaya yönlendirilmiş bir konumdayız. Vaftiz zamanından başlayarak bahse konu zamana kadar evrenimizin bu vücutlaştırılmış Egemeni, sürekli olarak, evren idaresinin belirli fazlarının idaresinde artan bir biçimde ve bilinç dâhilinde etkin hale gelmişti. Ve, bizler her zaman, bir biçimde onun doğrudan birlikteliklerine açığa çıkarılmamış olarak, yeryüzünün olaylarına olan azalmış katılımın bu haftaları boyunca İsa’nın; uçsuz bucaksız bir evrenin idaresi ile görevlendirilmiş bulunan yüksek ruhaniyet uslarının yönlendirilişine katılmış olduğu ve insan İsa’nın bu türden etkinlikleri “Babasının görevi” olarak tanımlamayı tercih ettiği görüşünü beslemiş bulunmaktayız.”

148:3.4 (1659.6) It has not been revealed for the purposes of this record, but we have been led to infer that the Master, during many of these solitary seasons in the hills, was in direct and executive association with many of his chief directors of universe affairs. Ever since about the time of his baptism this incarnated Sovereign of our universe had become increasingly and consciously active in the direction of certain phases of universe administration. And we have always held the opinion that, in some way not revealed to his immediate associates, during these weeks of decreased participation in the affairs of earth he was engaged in the direction of those high spirit intelligences who were charged with the running of a vast universe, and that the human Jesus chose to designate such activities on his part as being “about his Father’s business.”

    Birçok sefer, İsa saatler boyunca yalnız olduğunda, ancak havarilerinden ikisi yakın bir konumda bulunduğunda, havariler; her ne kadar onun hiçbir söylemediğini duymuş olsalar da, İsa’nın çehre ve mimiklerinin hızlı ve pek çok değişik geçirdiğini gözlemlemişlerdi. Ne de onlar, bazılarının daha sonraki bir sefer şahit oldukları gibi, Üstünleri ile muhtemel bir biçimde iletişim halinde bulunabilecek göksel varlıkların görünebilir herhangi bir dışavurumunu gözlemlememişlerdi.

148:3.5 (1659.7) Many times, when Jesus was alone for hours, but when two of his apostles were near by, they observed his features undergo rapid and multitudinous changes, although they heard him speak no words. Neither did they observe any visible manifestation of celestial beings who might have been in communication with their Master, such as some of them did witness on a subsequent occasion.

4. Kötülük, Günah ve Haksızlık  

4. Evil, Sin, and Iniquity

    Zübeyde bahçesinin herkesten uzak ve ayrılmış bir köşesinde, kendisiyle konuşmayı arzu etmekte olan bireyler ile her hafta iki akşam özel görüşmelerde bulunması İsa’nın âdetiydi. Bu akşam konuşmalarının bir tanesinde, Tomas Üstün’e özel olarak şu soruyu yöneltmişti: “Krallığa girmek için insanların ruhaniyetten doğması neden gerekli bir şeydir? Şeytanın denetiminden kaçmak için yeniden doğmak gerekli bir şey midir? Üstün, kötülük nedir?” İsa bu soruları duyduğunda, Tomas’a şunu söylemişti:

148:4.1 (1659.8) It was the habit of Jesus two evenings each week to hold special converse with individuals who desired to talk with him, in a certain secluded and sheltered corner of the Zebedee garden. At one of these evening conversations in private Thomas asked the Master this question: “Why is it necessary for men to be born of the spirit in order to enter the kingdom? Is rebirth necessary to escape the control of the evil one? Master, what is evil?” When Jesus heard these questions, he said to Thomas:

    “Kötülüğü şeytan ile, daha doğru bir ifade ile haksızlık yapan ile karıştırma hatasına düşme. Şeytan olarak adlandırmış olduğun kişi, Babamın ve onun sadık Evlatlarının idaresine karşı kasti isyan yoluna bilerek girmiş yüksek bir yönetici biçiminde, benlik-sevgisinin bir evladıdır. Ancak, hâlihazırda ben bu günahkâr isyankârları bozguna uğratmış bulunmaktayım. Aklında, Yaratıcı ve onun evrenine dair bu farklı tutumları bir kesinliğe kavuştur. Hiçbir zaman, şu kanunların Yaratıcı’nın iradesi ile olan ilişkisini unutma:

148:4.2 (1660.1) “Do not make the mistake of confusing evil with the evil one, more correctly the iniquitous one. He whom you call the evil one is the son of self-love, the high administrator who knowingly went into deliberate rebellion against the rule of my Father and his loyal Sons. But I have already vanquished these sinful rebels. Make clear in your mind these different attitudes toward the Father and his universe. Never forget these laws of relation to the Father’s will:

    “Kötülük, Yaratıcı’nın iradesi olarak kutsal kanuna bilinçsiz ve amaçlanmamış bir biçimde gerçekleşen karşı geliştir. Kötülük benzer bir biçimde, Yaratıcı’nın idaresine olan bağlılığın kusurluluğunun ölçüsüdür.

148:4.3 (1660.2) “Evil is the unconscious or unintended transgression of the divine law, the Father’s will. Evil is likewise the measure of the imperfectness of obedience to the Father’s will.

    “Günah, Yaratıcı’nın idaresi olarak kutsal kanuna bilinçli, isteyerek ve kasti bir biçimde gerçekleşen karşı geliştir. Günah, kutsal bir biçimde yönlendirilmeye ve ruhsal bir biçimde doğrutulmaya olan isteksizliğin ölçüsüdür.

148:4.4 (1660.3) “Sin is the conscious, knowing, and deliberate transgression of the divine law, the Father’s will. Sin is the measure of unwillingness to be divinely led and spiritually directed.

    “Haksızlık, Yaratıcı’nın iradesi olarak kutsal kanuna irade göstererek, kararlı ve devamlı bir biçimde gerçekleşen karşı geliştir. Haksızlık, Yaratıcı’ya ait olan kişilik kurtuluşunun sevgi dolu tasarımının ve Evlatlar’a ait günahlardan arınışın merhamet sahibi hizmetinin devamlı reddinin ölçüsüdür.

148:4.5 (1660.4) “Iniquity is the willful, determined, and persistent transgression of the divine law, the Father’s will. Iniquity is the measure of the continued rejection of the Father’s loving plan of personality survival and the Sons’ merciful ministry of salvation.

    “Doğası gereği, ruhaniyetten yeniden doğuşundan önce, fani insan, içkin kötülük eğilimlerine tabidir; ancak, davranışa ait bu türden doğal kusurluluklar, ne günah ne de haksızlıktır. Fani insan, Cennet içindeki Yaratıcı’nın sahip olduğu kusursuzluğa olan uzun yükselişine daha yeni başlar halde bulunmaktadır. Doğal bahşedilmişlikler içerisinde kusurlu veya diğer bir değişle henüz tamamlanmamış bulunmak günah olan bir şey değildir. İnsan gerçekten de kötülüğün etkisi altında bulunmaktadır; ancak, o, günahın ve tamamen haksızlıktan meydana gelen yaşamın yollarını isteyerek ve bilinçli bir biçimde tercih etmedikçe, hiçbir biçimde şeytanın çoğu değildir. Kötülük, bu dünyanın doğal düzeni içinde içkin bir konumdadır; ancak, günah, ruhsal aydınlıktan zipzifiri karanlığa düşmüş olanlar tarafından bu dünyaya getirilmiş bilinçli isyana ait bir tutumudur.

148:4.6 (1660.5) “By nature, before the rebirth of the spirit, mortal man is subject to inherent evil tendencies, but such natural imperfections of behavior are neither sin nor iniquity. Mortal man is just beginning his long ascent to the perfection of the Father in Paradise. To be imperfect or partial in natural endowment is not sinful. Man is indeed subject to evil, but he is in no sense the child of the evil one unless he has knowingly and deliberately chosen the paths of sin and the life of iniquity. Evil is inherent in the natural order of this world, but sin is an attitude of conscious rebellion which was brought to this world by those who fell from spiritual light into gross darkness.

    “Yunanlılar’ın inanç-savları ve Farslılar’ın hataları nedeniyle senin kafan karışmış haldedir, Tomas. Sen; kötülüğün ve günahın ilişkilerini, yeryüzü üzerindeki insanlığı kusursuz bir Âdem’den başlayarak hızlı bir biçimde, günah nedeniyle, insanın mevcut hor görülesi düzeyine alçalır gördüğün için anlamamaktasın. Ancak, sen, Âdem’in oğlu olan, Kabil’in Nod topraklarına gidip kendisine bir eş aldığını açığa çıkaran kaydın anlamını kavramayı neden reddetmektesin? Ve, sen, Tanrı’ya ait oğulların eşlerini insanlara ait kızlardan seçişlerini resmeden kaydın anlamını yorumlamayı neden reddetmektesin?

148:4.7 (1660.6) “You are confused, Thomas, by the doctrines of the Greeks and the errors of the Persians. You do not understand the relationships of evil and sin because you view mankind as beginning on earth with a perfect Adam and rapidly degenerating, through sin, to man’s present deplorable estate. But why do you refuse to comprehend the meaning of the record which discloses how Cain, the son of Adam, went over into the land of Nod and there got himself a wife? And why do you refuse to interpret the meaning of the record which portrays the sons of God finding wives for themselves among the daughters of men?

    “İnsanlar, gerçekten de, doğaları gereği kötüdür; ancak, bu, doğrudan bir biçimde onların günahkâr oldukları anlamına gelmemektedir. Yeniden doğum — ruhaniyetin vaftizi olarak — kötülükten kurtulmak için temel derecede önemli olup, cennetin krallığına giriş için gereklidir; ancak, bunlardan hiçbiri, insanın Tanrı’ya ait bir evlat olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Ne de, potansiyel kötülüğün bu içkin mevcudiyeti; insanın bir biçimde cennet içindeki Babası tarafından gizemli bir biçimde ayrı düştüğünün ve böylece bilinmeyen, yabancı, veya diğer bir değişle üvey bir çocuk olarak onun Babası tarafından resmi nüfusa geçirilmeyi arzuladığı anlamına gelmemektedir. Tüm bu düşünceler, ilk başta, sizlerin Yaratıcı’ya dair yanlış anlayışınızdan ve daha sonra da, insanın kökenine, doğasına ve nihai sonuna dair bilgisizliğinizden kaynağını almaktadır.

148:4.8 (1660.7) “Men are, indeed, by nature evil, but not necessarily sinful. The new birth — the baptism of the spirit — is essential to deliverance from evil and necessary for entrance into the kingdom of heaven, but none of this detracts from the fact that man is the son of God. Neither does this inherent presence of potential evil mean that man is in some mysterious way estranged from the Father in heaven so that, as an alien, foreigner, or stepchild, he must in some manner seek for legal adoption by the Father. All such notions are born, first, of your misunderstanding of the Father and, second, of your ignorance of the origin, nature, and destiny of man.

    “Yunanlılar ve diğerleri sizlere, insanın tanrısal kusursuzluktan düzenli bir biçimde bilinmeze veya diğer bir değişle yok olmaya düşmekte olduğunu öğretegelmiştir; ben sizlere, krallığa girerek, insanın kesin bir biçimde ve kuşkusuz olarak Tanrı’ya ve kutsal kusursuzluğa yükselmekte olduğunu göstermek için gelmiş bulunmaktayım. Ebedi Tanrı’nın iradesinin kutsal ve ruhsal ideallerinin altında bir düzeyde kalan her varlık, potansiyel olarak kötüdür; ancak, bu türden varlıklar, bırakınız haksız olmayı, hiçbir biçimde günahkâr değildir.

148:4.9 (1660.8) “The Greeks and others have taught you that man is descending from godly perfection steadily down toward oblivion or destruction; I have come to show that man, by entrance into the kingdom, is ascending certainly and surely up to God and divine perfection. Any being who in any manner falls short of the divine and spiritual ideals of the eternal Father’s will is potentially evil, but such beings are in no sense sinful, much less iniquitous.

    “Tomas, içinde şunun yazılmış olduğu, Yazıtlarda bu bahisteki şeyleri okumadın mı?: ‘Sizler, sizlerin Tanrısı olan Koruyucu’nun çocuklarısınız.’ ‘Ben onun babası, o benim çocuğum olacaktır.’ ‘Ben onu benim çocuğum olarak seçmiş bulunmaktayım — ben onun Babası olacağım.’ ‘Oğullarımı uzaklardan, kızlarımı yeryüzünün dört bir tarafından getirin; benim ismim ile çağrılmakta olan her bir kişiyi bile, zira ben onları ihtişamım için yarattım.’ ‘Sizler, yaşayan Tanrı’nın evlatlarısınız.’ ‘Tanrı’nın ruhaniyetine sahip olanlar, gerçekten de, Tanrı’nın evlatlarıdır.’ Doğadan gelen çocukta insan babasının maddi bir kısmı bulunmaktaysa da, krallığın her inanç evladı içinde cennetsel Yaratıcı’nın ruhsal bir parçası bulunmaktadır.”

148:4.10 (1661.1) “Thomas, have you not read about this in the Scriptures, where it is written: ‘You are the children of the Lord your God.’ ‘I will be his Father and he shall be my son.’ ‘I have chosen him to be my son — I will be his Father.’ ‘Bring my sons from far and my daughters from the ends of the earth; even every one who is called by my name, for I have created them for my glory.’ ‘You are the sons of the living God.’ ‘They who have the spirit of God are indeed the sons of God.’ While there is a material part of the human father in the natural child, there is a spiritual part of the heavenly Father in every faith son of the kingdom.”

    Tüm bunları ve daha da fazlasını İsa Tomas’a söylemişti; ve, her ne kadar İsa kendisini “Baba’ya geri dönene kadar bu hususlar hakkında diğerlerine bahsetme” biçiminde uyarmış olmasına rağmen, havari anlatılanların çoğunu kavramıştı. Ve, Tomas, Üstün bu dünyadan ayrılana kadar bu görüşmeden bahsetmemişti.

148:4.11 (1661.2) All this and much more Jesus said to Thomas, and much of it the apostle comprehended, although Jesus admonished him to “speak not to the others concerning these matters until after I shall have returned to the Father.” And Thomas did not mention this interview until after the Master had departed from this world.

5. Çekilen Sıkıntının Taşıdığı Amaç  

5. The Purpose of Affliction

    Bahçedeki bu özel görüşmelerin bir diğerinde, Nathanyel İsa’ya şunu sormuştu: “Üstünümüz, her ne kadar ben, senin iyileştirmeyi her anda herkese uygulamayı reddedişinin nedenini anlamaya başlasam da, cennet içindeki sevgi dolu Babanın yeryüzü üzerindeki çocuklarının bu kadar büyük bir kısmının bu kadar fazla sıkıntıdan muzdarip oluşuna izin verme nedenini hala anlayamamaktayım.” Üstün, şunu söyleyen bir biçimde, Nathanyel’e cevap verdi:

148:5.1 (1661.3) At another of these private interviews in the garden Nathaniel asked Jesus: “Master, though I am beginning to understand why you refuse to practice healing indiscriminately, I am still at a loss to understand why the loving Father in heaven permits so many of his children on earth to suffer so many afflictions.” The Master answered Nathaniel, saying:

    “Nathanyel, sizler ve diğer birçok kişi; bu dünyanın doğal düzeninin, birçok sefer Yaratıcı’nın iradesine olan belirli isyankâr ihanetkarların günahkâr serüvenleri tarafından bozulmuş olduğunu kavramayışınız nedeniyle bu türden kafa karışıklığı içinde bulunmaktadır. Ve, ben, bu şeyleri yerli yerine koymanın bir başlangıcını oluşturmak için gelmiş bulunmaktayım. Ancak, evrenin bu kısmını eski yollara geri döndürmek ve böylece insanların çocuklarını günah ve isyanın ilave yüklerinden serbest bırakmak için birçok çağın geçmesi gerekecektir. Kötülüğün mevcudiyeti tek başına insanın yükselişi için yeterli bir sınavdır — günah, kurtuluş için olmazsa olmaz nitelikte değildir.

148:5.2 (1661.4) “Nathaniel, you and many others are thus perplexed because you do not comprehend how the natural order of this world has been so many times upset by the sinful adventures of certain rebellious traitors to the Father’s will. And I have come to make a beginning of setting these things in order. But many ages will be required to restore this part of the universe to former paths and thus release the children of men from the extra burdens of sin and rebellion. The presence of evil alone is sufficient test for the ascension of man — sin is not essential to survival.

    “Ancak, benim evladım, Yaratıcı’nın bilinçli bir biçimde kendi çocuklarına acı çektirmekte olmadığını bilmelisin. İnsan, kutsal iradenin daha iyi yollarında yürümeyi kararlı bir biçimde reddedişinin bir sonucu olarak gereksiz acıyı kendisine getirmektedir. Sıkıntı, kötülük bakımından potansiyel niteliktedir; ancak, onun büyük bir kısmı, günah ve haksızlık nedeniyle ortaya çıkmıştır. Bu dünya üzerinde olağanın dışında birçok şey gerçekleşmiş olup, düşünmekte olan her insanın şahit olduğu acı ve sıkıntı sahneleri karşısında şaşkınlık içine düşmesi garip bir şey değildir. Ancak, bir şeyden emin olabilirsiniz: “Yaratıcı sıkıntıyı, yanlış bir eylem için keyfi bir cezalandırılış olarak göndermemektedir. Kötülüğün içermiş olduğu engeller ve kusurlar içkin niteliktedir; günahın cezaları kaçınılmazdır; haksızlığın getirmiş olduğu yok edici sonuçlar durdurulamaz bütünlüktedir. İnsan, kendisinin seçmiş olduğu yaşamın doğal sonucu olan sıkıntılar için Tanrı’yı suçlamamalıdır; ne de insan, bu dünyada yaşanılmakta olduğu gibi hayatın bir parçası olan deneyimler için şikâyette bulunmalıdır. Fani insanın kararlı ve tutarlı bir biçimde yeryüzü üzerindeki varlığının iyileşmesi için çalışması Yaratıcı’nın iradesidir. Usun uygulanışı insanı, olumsuz yeryüzüsel deneyimlerinin çoğunun üstesinden gelmede yetkin kılacaktır.

148:5.3 (1661.5) “But, my son, you should know that the Father does not purposely afflict his children. Man brings down upon himself unnecessary affliction as a result of his persistent refusal to walk in the better ways of the divine will. Affliction is potential in evil, but much of it has been produced by sin and iniquity. Many unusual events have transpired on this world, and it is not strange that all thinking men should be perplexed by the scenes of suffering and affliction which they witness. But of one thing you may be sure: The Father does not send affliction as an arbitrary punishment for wrongdoing. The imperfections and handicaps of evil are inherent; the penalties of sin are inevitable; the destroying consequences of iniquity are inexorable. Man should not blame God for those afflictions which are the natural result of the life which he chooses to live; neither should man complain of those experiences which are a part of life as it is lived on this world. It is the Father’s will that mortal man should work persistently and consistently toward the betterment of his estate on earth. Intelligent application would enable man to overcome much of his earthly misery.

    “Nathanyel; çok katmanlı maddi sorunlarını çözmeye koyulmaya daha iyi hazırlanmaları ve bunu gerçekleştirmeye daha güçlü ilham duymaları amacıyla, insanların ruhsal sorunları çözmede yardımcı olmak ve bu şekilde onların akıllarını hızlı çalışır hale getirmek bizlerin görevidir. Yazıtları okumuş olarak senin deneyimlemekte olduğun kafa karışıklığını bilmekteyim. Haddinden fazla sıklıkla orada, bilgisiz insanın anlamakta başarısız olduğu her şeyin sorumluluğunu Tanrı’ya atfetme eğilimi süregelmiştir. Yaratıcı, kavramakta başarısız olabileceğiniz her şey için kişisel olarak sorumlu değildir. Kutsal bir emre masumane veya kasıtlı bir biçimde karşı gelmiş olmanız sonrasında kendisinin emriyle oluşturulmuş adil ve bilge kanunun birinin size sadece tesadüfen zarar vermiş olması nedeniyle Yaratıcı’nın sevgisinden şüphe duymayın.

148:5.4 (1662.1) “Nathaniel, it is our mission to help men solve their spiritual problems and in this way to quicken their minds so that they may be the better prepared and inspired to go about solving their manifold material problems. I know of your confusion as you have read the Scriptures. All too often there has prevailed a tendency to ascribe to God the responsibility for everything which ignorant man fails to understand. The Father is not personally responsible for all you may fail to comprehend. Do not doubt the love of the Father just because some just and wise law of his ordaining chances to afflict you because you have innocently or deliberately transgressed such a divine ordinance.

    “Ancak, Nathanyel, eğer bir kavrayan gözle okuduğunda Yazıtlar’da seni eğitecek pek çok şey daha bulunmaktadır. Şunun yazılmış olduğunu hatırlamıyor musun: “Benim evladım, Koruyucu’nun cezalandırışını aşağı görme; ne de onun düzeltişinden yılgın düş; zira, Koruyucu, düzelttiğini derinden sevmektedir, tıpkı babanın çok sevmekte olduğu evladını düzeltişi gibi.’ ‘Koruyucu isteyerek acı çektirmez.’ ‘Başıma sıkıntı gelmeden önce, doğru yoldan ayrılmıştım, ancak şimdi kanuna uyuyorum. Sıkıntı, aracılığı ile kutsal emirleri öğrenebildiğim için, benim için iyi olan bir şeydir.’ ‘Ben senin acılarını biliyorum. Ebedi Tanrı senin sığınağınken, bu sığınağın temelinde sonsuza kadar uzanan kollar bulunmaktadır.’ ‘Koruyucu aynı zamanda, sorun zamanlarında istirahatın bir cenneti olarak, ezilmişlerin bir sığınağıdır.’ ‘Koruyucu, sıkıntı yatağı üzerinde bu kişiyi güçlendirecektir; Koruyucu hastayı unutmayacaktır.’ ‘Bir baba çocukları için nasıl merhamet gösterirse, Koruyucu kendisinden korkanlara dair o kadar merhamet sahibidir. O sizin bedeninizi bilmektedir; sizlerin bir toz olduğunu hatırlamaktadır.’ ‘O kalbi kırılmışları iyileştirmekte, onların yaralarını sarmaktadır.’ ‘O; fakirin umudu, sıkıntısı içinde ihtiyacı olanların kuvveti, fırtınadan korunmak için bir sığınak ve yok edici sıcaklıktan kaçınmak için bir gölgedir.’ ‘O güçsüze güç verir ve hiçbir kudreti olmayanların gücünü arttırır.’ ‘O incinmiş bir sazlık otunu kırmayacak, yanan keteni söndürmeyecektir.’ ‘Sıkıntının sularından geçerken, ben sizlerle birlikte olacağım; ve, düşmanlığın nehirleri sel olup üzerinize geldiğinde, sizleri yalnız bırakmayacağım.’ ‘O beni kalbi kırılmışları sarmak, esirlere özgürlüğü duyurmak ve yas tutanların hepsine teselli olmak için gönderdi.’ ‘Sıkıntı çekmede düzeltici olan bir şey bulunmaktadır; acılar topraktan gelmemektedir.’”

148:5.5 (1662.2) “But, Nathaniel, there is much in the Scriptures which would have instructed you if you had only read with discernment. Do you not remember that it is written: ‘My son, despise not the chastening of the Lord; neither be weary of his correction, for whom the Lord loves he corrects, even as the father corrects the son in whom he takes delight.’ ‘The Lord does not afflict willingly.’ ‘Before I was afflicted, I went astray, but now do I keep the law. Affliction was good for me that I might thereby learn the divine statutes.’ ‘I know your sorrows. The eternal God is your refuge, while underneath are the everlasting arms.’ ‘The Lord also is a refuge for the oppressed, a haven of rest in times of trouble.’ ‘The Lord will strengthen him upon the bed of affliction; the Lord will not forget the sick.’ ‘As a father shows compassion for his children, so is the Lord compassionate to those who fear him. He knows your body; he remembers that you are dust.’ ‘He heals the brokenhearted and binds up their wounds.’ ‘He is the hope of the poor, the strength of the needy in his distress, a refuge from the storm, and a shadow from the devastating heat.’ ‘He gives power to the faint, and to them who have no might he increases strength.’ ‘A bruised reed shall he not break, and the smoking flax he will not quench.’ ‘When you pass through the waters of affliction, I will be with you, and when the rivers of adversity overflow you, I will not forsake you.’ ‘He has sent me to bind up the brokenhearted, to proclaim liberty to the captives, and to comfort all who mourn.’ ‘There is correction in suffering; affliction does not spring forth from the dust.’”

6. Sıkıntı Çekmeye dair Yanlış Anlaşılma —
Eyüp Üzerine Söyleşi  

6. The Misunderstanding of Suffering —
Discourse on Job

    Aynı zamanda Yahya’nın da İsa’ya, görünürde masum olan bu kadar çok kişinin birçok hastalıktan ızdırap çekişinin ve birçok sıkıntıyı deneyimleyişinin nedenini sorması Bethsayda’daki bu aynı akşam gerçekleşmişti. Yahya’nın sorularına cevap verişinde, diğer birçok şey arasında, Üstün şunları söylemişti:

148:6.1 (1662.3) It was this same evening at Bethsaida that John also asked Jesus why so many apparently innocent people suffered from so many diseases and experienced so many afflictions. In answering John’s questions, among many other things, the Master said:

    “Beni evladım, sizler, düşmanlığın anlamını veya diğer bir değişle ızdırabın amacını anlamıyorsunuz. Eyüp’ün acılarını konu alan Yazıtlar hikâyesi olarak — İbrani edebiyatının başyapıtını okumadınız mı? Bu muhteşem bilmecenin, Koruyucu’nun uşağının sahip olduğu maddi servete dair anlatı ile başlamakta olduğunu hatırlamıyor musunuz? Sizler; Eyüp’ün, çocuklarla, refahla, soylulukla, toplumsal konumla, sağlıkla ve bu zamansal yaşam içinde insanın değer verdiği her şey ile bahşedilmiş olduğunu oldukça iyi hatırlarsınız. İbrahim’in geleneksel öğretilerine göre, bu türden maddi servet, kutsal iltimasın kanıtı için tamamiyle yeterli bir nitelikteydi. Ancak, bu türden maddi iyelikler ve zamansal servetler, Tanrı’nın iltimasını göstermemektedir. Cennet içindeki benim Babam, zengini olduğu kadar fakiri sevmektedir; o, hiçbir insanı ayırt etmemektedir.

148:6.2 (1662.4) “My son, you do not comprehend the meaning of adversity or the mission of suffering. Have you not read that masterpiece of Semitic literature — the Scripture story of the afflictions of Job? Do you not recall how this wonderful parable begins with the recital of the material prosperity of the Lord’s servant? You well remember that Job was blessed with children, wealth, dignity, position, health, and everything else which men value in this temporal life. According to the time-honored teachings of the children of Abraham such material prosperity was all-sufficient evidence of divine favor. But such material possessions and such temporal prosperity do not indicate God’s favor. My Father in heaven loves the poor just as much as the rich; he is no respecter of persons.

    “Her ne kadar kutsal yasaya karşı gelişi er veya geç cezalandırışın hasadı takip edecek olsa da, ve insanlar kesin bir biçimde ektiklerini nihai olarak biçecek olsalar da, sizler, insanların çekmiş oldukları sıkıntıların her zaman onun öncesinden gelmekte olan günahın bir cezalandırılışı olmadığını bilmelisiniz. Hem Eyüp hem de onun arkadaşları, yaşamış oldukları kafa karışıklarına gerçek bir cevap bulmada başarısız oldular. Ve, mevcut an içerisinde memnuniyetle deneyimlemiş olduğunuz ışıkla birlikte sizler, neredeyse hiçbir biçimde, bu benzersiz bilmece içinde rol oynayan unsurlara ne Şeytan’ı ne de Tanrı’yı atfedemezsiniz. Her ne kadar, Eyüp, sıkıntı vasıtasıyla, ussal sorunlarının giderilişini veya felsefi zorluklarının çözümünü bulamamışsa da, o büyük zaferleri elde etmişti; din-kuramsal savunmalarının çöküşünün tam karşısında bile o, üzerinde içten bir biçimde ‘kendimden utanıyorum’ diyebildiği ruhsal doruklara yükselmişti; bunun sonrasında, orada kendisine, bir Tanrı’ya dair kavrayışın getirmiş olduğu kurtuluş bahşedilmişti. Böylece, her ne kadar acı çekişi yanlış anlamış olsa da Eyüp, ahlaki anlayışın ve ruhsal kavrayışın insan-ötesi düzlemine yükselmişti. Acı çekmekte olan hizmetkâr Tanrı’ya ait bir kavrayışı elde ettiği zaman, tüm insan anlayışı üzerinde egemen olan bir ruh huzuru ortaya çıkmaktadır.

148:6.3 (1663.1) “Although transgression of divine law is sooner or later followed by the harvest of punishment, while men certainly eventually do reap what they sow, still you should know that human suffering is not always a punishment for antecedent sin. Both Job and his friends failed to find the true answer for their perplexities. And with the light you now enjoy you would hardly assign to either Satan or God the parts they play in this unique parable. While Job did not, through suffering, find the resolution of his intellectual troubles or the solution of his philosophical difficulties, he did achieve great victories; even in the very face of the breakdown of his theological defenses he ascended to those spiritual heights where he could sincerely say, ‘I abhor myself’; then was there granted him the salvation of a vision of God. So even through misunderstood suffering, Job ascended to the superhuman plane of moral understanding and spiritual insight. When the suffering servant obtains a vision of God, there follows a soul peace which passes all human understanding.

    “Eyüp’ün arkadaşlarından ilki olan, Elifaz, güçlü bir biçimde acı çekmekte olandan; tüm sıkıntıları içinde, varlığı döneminde diğerlerine salık vermiş olduğu gibi aynı cesareti göstermesini talep etmişti. Bu sahte teselli verici şöyle söylemişti: “Dinine güven, Eyüp; doğru olanın değil, ahlaksız olan kişinin sıkıntı çektiğini hatırla. Bu cezalandırışı hak etmiş olmalısın, aksi halde şu anda sıkıntı çekiyor olmazdın. Ahlaksız olanın gerçekte hiçbir zaman belini doğrultamayacağını biliyorsun. Her neyse, görünen o ki insan sıkıntı çekmenin nihai sonuna sahiptir, ve muhtemelen Koruyucu seni sadece kendi iyiliğin için cezalandırmaktadır.’ Garip Eyüp’ün, insanın acı çekişi sorunsalına karşı bu türden bir yorumdan fazla teselli bulamayışına şaşmamak gerek.

148:6.4 (1663.2) “The first of Job’s friends, Eliphaz, exhorted the sufferer to exhibit in his afflictions the same fortitude he had prescribed for others during the days of his prosperity. Said this false comforter: ‘Trust in your religion, Job; remember that it is the wicked and not the righteous who suffer. You must deserve this punishment, else you would not be afflicted. You well know that no man can be righteous in God’s sight. You know that the wicked never really prosper. Anyway, man seems predestined to trouble, and perhaps the Lord is only chastising you for your own good.’ No wonder poor Job failed to get much comfort from such an interpretation of the problem of human suffering.

    “Ancak, onun ikinci arkadaşı olan, Bildad’ın tavsiyesi, bu zamanların kabul edilmiş din-kuramının bakış açısından sağlam olsa da, daha da bile umutsuzluk vericiydi. Şunu söylemişti, Bildad: ‘Tanrı adaletsiz olamaz. Senin çocukların, yok oldukları için, günahkâr olmalıdırlar; sen hata yapıyor olmalısın, aksi halde bu kadar acı çekmezdin. Ve, eğer sen gerçekten doğruysan, Tanrı kesin bir biçimde seni sıkıntılarından kurtaracaktır. Her Şeye Gücü Yeten’in yalnızca ahlaksızı yok edişi olarak, Tanrı’nın insan ile olan ilişkilerinin tarihinden bir şeyler öğrenmelisin.’

148:6.5 (1663.3) “But the counsel of his second friend, Bildad, was even more depressing, notwithstanding its soundness from the standpoint of the then accepted theology. Said Bildad: ‘God cannot be unjust. Your children must have been sinners since they perished; you must be in error, else you would not be so afflicted. And if you are really righteous, God will certainly deliver you from your afflictions. You should learn from the history of God’s dealings with man that the Almighty destroys only the wicked.’

    “Ve, bunun sonrasında, şunu söyleyen bir biçimde, Eyüp’ün arkadaşlarına nasıl cevap vermiş olduğunu hatırlayın: ‘Tanrı’nın yardım için benim çığlığımı duymadığını çok iyi biliyorum. Tanrı nasıl adil olup aynı zamanda da benim suçsuzluğumu bu kadar tamamiyle görmezden gelir? Her Şeye Gücü Yeten’e başvurmaktan hiçbir sonuç alamayacağımı öğrenmekteyim. Ahlaksız tarafından iyinin idam edilişini Tanrı’nın hoş görmekte olduğunu kavrayamıyor musunuz? Ve, insan bu kadar zayıf olduğu için, onun, her şeye gücü yeten bir Tanrı’nın bağışlaması için ne kadar bir şansı olabilir ki? Tanrı beni, şu andaki ben olarak yarattı; ve, o bana bu şekilde gücünü doğrulttuğunda, ben yalnızca savunmasız halde bulunabilirim. Ve, yalnızca bu acınası halde sıkıntı çekmem için Tanrı beni neden de yarattı ki?’

148:6.6 (1663.4) “And then you remember how Job replied to his friends, saying: ‘I well know that God does not hear my cry for help. How can God be just and at the same time so utterly disregard my innocence? I am learning that I can get no satisfaction from appealing to the Almighty. Cannot you discern that God tolerates the persecution of the good by the wicked? And since man is so weak, what chance has he for consideration at the hands of an omnipotent God? God has made me as I am, and when he thus turns upon me, I am defenseless. And why did God ever create me just to suffer in this miserable fashion?’

    “Ve, arkadaşlarının tavsiyeleri ve kendi aklında yer teşkil etmiş hatalı Tanrı düşünceleri karşısında Eyüp’ün tutumuna kim karşı koyabilir ki? Eyüp’ün; bir insan Tanrısı’nı arzu etmiş olduğunu, ve, insanın fani düzeyini bilen ve adil olanın sıklıkla uzun Cennet yükselişine ait bu ilk yaşamın bir parçası olarak masumiyet içinde acı çekişini anlamakta olan bir kutsal Varlık ile bütünlük içinde bulunma açlığını çekmiş olduğunu görmüyor musunuz? Bu nedenle İnsan Evladı; beden içinde, bundan böyle Eyüp’ün sıkıntılarını çekmek zorunda kalacakların tümünü teselli etmeye ve onları bir parça olsun rahatlatmaya yetkin olabilen bir hayatı yaşamak için Tanrı tarafından onun yanından gönderilmiştir.

148:6.7 (1663.5) “And who can challenge the attitude of Job in view of the counsel of his friends and the erroneous ideas of God which occupied his own mind? Do you not see that Job longed for a human God, that he hungered to commune with a divine Being who knows man’s mortal estate and understands that the just must often suffer in innocence as a part of this first life of the long Paradise ascent? Wherefore has the Son of Man come forth from the Father to live such a life in the flesh that he will be able to comfort and succor all those who must henceforth be called upon to endure the afflictions of Job.

    “Eyüp’ün üçüncü arkadaşı olan, Zofar bunun sonrasında, şunları söylediğinde, daha da az teselli edici sözleri ifade etmişti: ‘Bu şekilde acı çekmekte olduğunu görür halde, sen, doğru olduğunu söylemekle budalalık etmektesin. Ancak, ben, Tanrı’nın yollarını kavramanın imkânsız olduğunu kabul ediyorum. Muhtemeldir ki, tüm acıların içinde bir gizli amaç bulunmaktadır.’ Ve, Eyüp üç arkadaşını da dinlediğinde, ‘anneden dünyaya gelmiş olan insanın, birkaç günlük olduğu ve yaşamının her türlü sıkıntı ile dolu olduğu’ gerçeğini özrü olarak kullanarak, Tanrı’ya doğrudan bir biçimde yardım için başvurdu.’

148:6.8 (1663.6) “Job’s third friend, Zophar, then spoke still less comforting words when he said: ‘You are foolish to claim to be righteous, seeing that you are thus afflicted. But I admit that it is impossible to comprehend God’s ways. Perhaps there is some hidden purpose in all your miseries.’ And when Job had listened to all three of his friends, he appealed directly to God for help, pleading the fact that ‘man, born of woman, is few of days and full of trouble.’

    “Bunun sonrasında, arkadaşları ile ikinci görüşme başladı. Elifaz, suçlar ve alaycı bir biçimde, daha da müsamahasız hale geldi. Bildad, Eyüp’ün arkadaşlarını hor görüşünü karşısında kızgınlaştı. Zofar, kasvete davet eder tavsiyesini yineledi. Eyüp arkadaşlarına dair daha çok iğrenici duygular besler hale gelmiş ve Tanrı’ya bir kez daha başvurmuştu; ve, bu aşamada o, arkadaşlarının felsefesini oluşturan ve kendi dini tutumunda bile saklı konumda bulunmuş olan adetsizliğin Tanrısı’na karşı adil bir Tanrı’ya itirazda bulunmuştu. Bir sonraki aşamada Eyüp, maddi mevcudiyetin içerdiği haksızlıkların daha adil bir biçimde düzeltilebileceği gelecek bir yaşamın tesellisine sığınmıştı. Bunun sonrasında, onun kalbinde, inancı ve kuşkusu arasında büyük bir mücadele kopmuştu. Nihai olarak, bu acı çeken insan, yaşamın ışığını görmeye başlar; onun eziyet çektirilmiş ruhu, umut ve cesaretin yeni doruklarına yükselir; o acı çekmeyi sürdürebilir, ve hatta ölebilir, ancak onun aydınlanmış ruhunun dilinden bu aşamada zaferin şu haykırışı dökülür: ‘Kurtarıcım yaşıyor!’

148:6.9 (1664.1) “Then began the second session with his friends. Eliphaz grew more stern, accusing, and sarcastic. Bildad became indignant at Job’s contempt for his friends. Zophar reiterated his melancholy advice. Job by this time had become disgusted with his friends and appealed again to God, and now he appealed to a just God against the God of injustice embodied in the philosophy of his friends and enshrined even in his own religious attitude. Next Job took refuge in the consolation of a future life in which the inequities of mortal existence may be more justly rectified. Failure to receive help from man drives Job to God. Then ensues the great struggle in his heart between faith and doubt. Finally, the human sufferer begins to see the light of life; his tortured soul ascends to new heights of hope and courage; he may suffer on and even die, but his enlightened soul now utters that cry of triumph, ‘My Vindicator lives!’

    “Eyüp, ebeveynlerini cezalandırmak için Tanrı’nın çocuklara sıkıntı çektirdiğine dair inanç-savına karşı geldiğinde tamamiyle doğruydu. Eyüp, Tanrı’nın doğru olduğunu kabul etmeye her daim hazır bulunmuştu; ancak, o, Ebedi’nin kişisel karakterine dair ruhu tatmin edecek bir açığa çıkarılışın arzusunu duymuştu. Ve, bu, bizlerin yeryüzü üzerindeki görevidir. Artık acı çekmekte olan faniler bir daha, Tanrı’nın derin sevgisini bilmenin ve cennet içindeki Yaratıcı’nın merhametini anlamanın vermiş olduğu teselliden alıkonulmamalıdır. Tanrı’ya dair bu fazla düşünülmeden gerçekleştirilmiş konuşma ifade edilmiş olduğu dönem için ihtişamlı bir kavramsallaşma niteliğinde bulunsa da, sizler hâlihazırda, Yaratıcı’nın kendisini bu şekilde açığa çıkarmadığını öğrenmiş konumdasınız; bunun yerine, Tanrı, şunu söyleyen bir biçimde, insan kalbi içinde sessizce, ince bir sesle konuşur: ’Yol burası; buradan yürü.’ Tanrı’nın içinizde ikamet etmekte olduğunu kavramıyor musunuz, sizleri kim olduğu hale getirmek için şu anda kim halinde oluşunuza dönüşmüş bulunduğunu!”

148:6.10 (1664.2) “Job was altogether right when he challenged the doctrine that God afflicts children in order to punish their parents. Job was ever ready to admit that God is righteous, but he longed for some soul-satisfying revelation of the personal character of the Eternal. And that is our mission on earth. No more shall suffering mortals be denied the comfort of knowing the love of God and understanding the mercy of the Father in heaven. While the speech of God spoken from the whirlwind was a majestic concept for the day of its utterance, you have already learned that the Father does not thus reveal himself, but rather that he speaks within the human heart as a still, small voice, saying, ‘This is the way; walk therein.’ Do you not comprehend that God dwells within you, that he has become what you are that he may make you what he is!”

    Bunun sonrasında, İsa şu nihai ifadelerde bulunmuştu: “Cennet içindeki Yaratıcı, insanların çocuklarına isteyerek acı çektirmemektedir. İnsan, ilk başta, zamana ait kazarlardan ve olgun olmayan fiziksel bir mevcudiyetin taşımış olduğu kötülük kusurluluklarından muzdarip olmaktadır. Bunun sonrasında, o, ışık ve yaşamın kanunlarına karşı gelme olarak — günahın durdurulamaz sonuçlarından muzdarip olmaktadır. Ve, nihai olarak, insan, yeryüzü üzerinde cennettin doğru olan idaresine karşı isyanda haksız kararlılığının hasadını toplamaktadır. Ancak, insanın acıları, kutsal yargının kişisel nitelikte gerçekleşen bir ziyareti değildir. İnsan, zamansal acılarını azaltmak için fazlaca şeyi yapabilecek olup, bunu gerçekleştirecektir de. Ancak, bir seferde ve tamamen, Tanrı’nın insana şeytana uyduğu acı çektirdiğine dair hurafeden kurtulunmalıdır. Eyüp’ün kitabını, yalnızca, iyi insanların bile dürüstçe bir biçimde akıllarından geçirebildikleri Tanrı’ya dair ne kadar çok yanlış düşüncenin varlığını keşfetmek için irdeleyin; ve, bunun sonrasında, bu türden yanlış öğretilere rağmen acılar içinde sıkıntı çeken Eyüp’ün bile tesellinin ve kurtuluşun Tanrısını bulmuş olduğuna dikkatlice bakın. En sonunda onun inancı, iyileştirici bağışlama ve sonsuza kadar süren doğruluk olarak Yaratıcı’dan yağdırılan yaşamın ışığını görmek için sıkıntının bulutlarını dağıtabilmişti.”

148:6.11 (1664.3) Then Jesus made this final statement: “The Father in heaven does not willingly afflict the children of men. Man suffers, first, from the accidents of time and the imperfections of the evil of an immature physical existence. Next, he suffers the inexorable consequences of sin — the transgression of the laws of life and light. And finally, man reaps the harvest of his own iniquitous persistence in rebellion against the righteous rule of heaven on earth. But man’s miseries are not a personal visitation of divine judgment. Man can, and will, do much to lessen his temporal sufferings. But once and for all be delivered from the superstition that God afflicts man at the behest of the evil one. Study the Book of Job just to discover how many wrong ideas of God even good men may honestly entertain; and then note how even the painfully afflicted Job found the God of comfort and salvation in spite of such erroneous teachings. At last his faith pierced the clouds of suffering to discern the light of life pouring forth from the Father as healing mercy and everlasting righteousness.”

    Yahya kalbinde, bu sözler üzerinde birçok gün boyunca uzun uzun düşünmüştü. Onun ölümden sonraki bütüncül yaşamı, bahçedeki Üstün ile gerçekleştirmiş olduğu bu konuşmanın bir sonucu olarak dikkate değer bir biçimde değişti; ve, o, daha sonraki dönemlerde, olağan insan acılarının kaynağına, doğasına ve amacına dair diğer havarilerin bakış açısını değiştirmeye sebep olmak için birçok şey yapmıştı. Ancak, Yahya, Üstün ayrılana kadar bu görüşmeden hiçbir zaman bahsetmemişti.

148:6.12 (1664.4) John pondered these sayings in his heart for many days. His entire afterlife was markedly changed as a result of this conversation with the Master in the garden, and he did much, in later times, to cause the other apostles to change their viewpoints regarding the source, nature, and purpose of commonplace human afflictions. But John never spoke of this conference until after the Master had departed.

7. Felçli Ele Sahip Adam  

7. The Man with the Withered Hand

    Celile’deki ikinci duyuru turnesi içinde havarilerin ve öğreti-yayıcılarının yeni birliğinin ayrılışından önce, ikinci Şabat, İsa, “Doğru Yaşamın Sevinçleri” üzerine Kapernaum sinagogunda konuşma gerçekleştirmişti. İsa konuşmasını bitirdiğinde, iyileşme arzulayan bir biçimde, bedeninin bir uzvunu kaybetmiş, topallamakta olan, hasta ve sıkıntı içindekilerden oluşan büyük bir topluluk etrafını çevrelemişti. Aynı zamanda bu topluluk içinde havariler, yeni öğreti-yayıcılarının çoğu ve Kudüs’den gelmekte olan Farisi hafiyeler bulunmaktaydı. İsa nereye gitmişse (Babasının görevi için tepelerde oluşu dışında) altı Kudüs hafiyesi kesin bir biçimde kendisini takip etmekteydi.

148:7.1 (1664.5) The second Sabbath before the departure of the apostles and the new corps of evangelists on the second preaching tour of Galilee, Jesus spoke in the Capernaum synagogue on the “Joys of Righteous Living.” When Jesus had finished speaking, a large group of those who were maimed, halt, sick, and afflicted crowded up around him, seeking healing. Also in this group were the apostles, many of the new evangelists, and the Pharisaic spies from Jerusalem. Everywhere that Jesus went (except when in the hills about the Father’s business) the six Jerusalem spies were sure to follow.

    İsa insanlara konuşmak için ayağa kalkarken, gizlice izler haldeki Farisilerin önderi, felçli ele sahip bir adamı İsa’ya yaklaşmak ve Şabat günü iyileşmenin yasal mı olacağını yoksa başka bir gün mü yardım alması gerektiğini kendisine sorması için ikna etmişti. İsa bu adamı gördüğünde, sözlerini duyduğunda ve onun Farisiler tarafından gönderilmiş olduğunu anladığında, şunu söyledi: “Şimdi ben sana bir soru sorarken şöyle beri gel. Eğer bir koyuna sahip olsaydın ve o Şabat günü bir çukura düşseydi, aşağı uzanıp, elini tutup, onu kaldırır mıydın? Bu türden şeyleri Şabat günü yapmak yasaya uygun mudur?” Ve, adam cevapladı: “Evet, Üstünümüz, Şabat günü böyle iyi şeyleri yapmak yasaldır.” Bunun sonrasında, İsa, herkese hitap eden bir biçimde, şunu söylemişti: “Hangi amaçla bu kişiyi benim mevcudiyetime göndermiş olduğunuzu biliyorum. Eğer beni Şabat günü merhamet gösterme cazibesine düşürebilirseniz, benim yasaya karşı gelişime bir kanıt bulacaksınız. Sessizlik içinde hepiniz, Şabat günü dahi, talihsiz koyunu kuyudan çıkarmanın yasal olduğundan hem fikir oldunuz; ve, ben sizleri, Şabat günü yalnızca hayvanlara değil aynı zamanda insanlara da sevgi dolu iyiliği göstermenin yasal olduğuna şahit olmaya çağırıyorum. Bir insan bir koyundan ne kadar da fazla değere sahiptir! Ben, Şabat günü insanlara iyi davranmanın yasal olduğunu duyuruyorum.” Ve, onların hepsi İsa’nın karşısında sessizlik içerisinde dururlarken, İsa, felçli ele sahip olan adama hitap eden bir biçimde, şunu söyledi: “Yanımda ayakta dur da herkes seni görebilsin. Ve, şimdi, Şabat günü iyilikte bulunmanın benim Babamın iradesi olduğunu bilebildiğin için, eğer iyileşmek için inanca sahipsen, senden elini uzatmanı istiyorum.”

148:7.2 (1665.1) The leader of the spying Pharisees, as Jesus stood talking to the people, induced a man with a withered hand to approach him and ask if it would be lawful to be healed on the Sabbath day or should he seek help on another day. When Jesus saw the man, heard his words, and perceived that he had been sent by the Pharisees, he said: “Come forward while I ask you a question. If you had a sheep and it should fall into a pit on the Sabbath day, would you reach down, lay hold on it, and lift it out? Is it lawful to do such things on the Sabbath day?” And the man answered: “Yes, Master, it would be lawful thus to do well on the Sabbath day.” Then said Jesus, speaking to all of them: “I know wherefore you have sent this man into my presence. You would find cause for offense in me if you could tempt me to show mercy on the Sabbath day. In silence you all agreed that it was lawful to lift the unfortunate sheep out of the pit, even on the Sabbath, and I call you to witness that it is lawful to exhibit loving-kindness on the Sabbath day not only to animals but also to men. How much more valuable is a man than a sheep! I proclaim that it is lawful to do good to men on the Sabbath day.” And as they all stood before him in silence, Jesus, addressing the man with the withered hand, said: “Stand up here by my side that all may see you. And now that you may know that it is my Father’s will that you do good on the Sabbath day, if you have the faith to be healed, I bid you stretch out your hand.”

    Ve, bu kişi felçli elini tamamen uzattığında, eli bütünüyle sağlıklı hale geldi. İnsanlar Farisilere dönmek istedi ama İsa, şunu söyleyen bir biçimde, onlardan sakinliklerini korumalarını talep etti: “Ben daha henüz sizlere, yaşam kurtarmak olarak, Şabat günü iyilikte bulunmanın iyi olduğunu söyledim ama ben sizlere zarar vermeyi ve öldürme arzusuna yenik düşmeyi öğretmedim.” Sinirlenen Farisiler oradan ayrıldı; ve, Şabat günü olmasına rağmen, derhal Tiberya’ya yetişip, İsa’ya karşı Hirodesçiler’i müttefikler olarak teminat altına almak için kendisinin sinirini ayağa kaldırmak amacıyla her şeyi yapan bir biçimde, Hirodes’in tavsiyesine başvurdular. Ancak, Hirodes; onlara, şikâyetlerini Kudüs’e taşımalarını tavsiye eden bir biçimde, İsa’ya karşı önlem almayı reddetti.

148:7.3 (1665.2) And as this man stretched forth his withered hand, it was made whole. The people were minded to turn upon the Pharisees, but Jesus bade them be calm, saying: “I have just told you that it is lawful to do good on the Sabbath, to save life, but I did not instruct you to do harm and give way to the desire to kill.” The angered Pharisees went away, and notwithstanding it was the Sabbath day, they hastened forthwith to Tiberias and took counsel with Herod, doing everything in their power to arouse his prejudice in order to secure the Herodians as allies against Jesus. But Herod refused to take action against Jesus, advising that they carry their complaints to Jerusalem.

    Bu, düşmanlarının zorlayışına karşı olarak İsa tarafından gerçekleştirilmiş olan bir mucizenin ilkiydi. Ve, Üstün, bu tarafınızdan-adlandırıldığı-biçimiyle mucizeyi; sahip olduğu iyileşme gücünün bir gösterisi olarak değil, Şabat din dinlencesini, insanlığın tümü üzerinde anlamsız sınırlandırmalardan meydana gelen güçlü düzeyde bir esaret haline getirmeye karşı etkin bir itiraz olarak gerçekleştirmişti. Bu kişi, şükran ve doğruluğun bir yaşamının peşi sıra izlemiş olduğu iyileştirilmişlerden biri haline gelen bir biçimde, bir taş ustası olarak işine geri dönmüştü.

148:7.4 (1665.3) This is the first case of a miracle to be wrought by Jesus in response to the challenge of his enemies. And the Master performed this so-called miracle, not as a demonstration of his healing power, but as an effective protest against making the Sabbath rest of religion a veritable bondage of meaningless restrictions upon all mankind. This man returned to his work as a stone mason, proving to be one of those whose healing was followed by a life of thanksgiving and righteousness.

8. Bethsayda’daki Son Hafta  

8. Last Week at Bethsaida

    Bethsayda’daki konukluklarının son haftasında, Kudüs hafiyeleri, İsa ve onun öğretilerine dair tutumlarında fazlasıyla görüş ayrılığına düşer hale gelmişlerdi. Bu Farisilerin üçü, görmüş ve duymuş oldukları şeyler karşısında devasa bir biçimde etkilenmişlerdi. Bu arada, Kudüs’de, Sanhedrin heyetinin genç ve nüfuz sahibi bir üyesi olan, İbrahim, İsa’nın öğretilerine kamuya açık bir biçimde destek vermiş olup, Abner tarafından Siloam gölcüğünde vaftiz edilmişti. Kudüs’ün tamamı bu olayla çalkalanmaktaydı, ve ulaklar, hafiyelik yapmakta olan altı Farisiyi geri çağıran bir biçimde, doğrudan Bethsayda’ya gönderilmişlerdi.

148:8.1 (1665.4) The last week of the sojourn at Bethsaida the Jerusalem spies became much divided in their attitude toward Jesus and his teachings. Three of these Pharisees were tremendously impressed by what they had seen and heard. Meanwhile, at Jerusalem, Abraham, a young and influential member of the Sanhedrin, publicly espoused the teachings of Jesus and was baptized in the pool of Siloam by Abner. All Jerusalem was agog over this event, and messengers were immediately dispatched to Bethsaida recalling the six spying Pharisees.

    Celile’ye gerçekleştirilmiş bir önceki turda krallık için kazanılmış bulunan Yunanlı filozof, İskenderiye’nin belli başlı varlıklı Musevileri ile geri dönmüştü; ve, bir kez daha onlar İsa’yı, hastalar için bir revirhaneye ek olarak felsefe ve dinin ortak bir okulunu kurmak amacıyla şehirlerine gelmesi için davet etmişlerdi. Ancak, İsa, kibar bir biçimde bu daveti geri çevirmişti.

148:8.2 (1666.1) The Greek philosopher who had been won for the kingdom on the previous tour of Galilee returned with certain wealthy Jews of Alexandria, and once more they invited Jesus to come to their city for the purpose of establishing a joint school of philosophy and religion as well as an infirmary for the sick. But Jesus courteously declined the invitation.

    Yaklaşık olarak bu zaman zarfında Bethsayda kampına, Kirmet isimli Bağdat’dan gelmekte olan bir trans tanrı-elçisi uğramıştı. Bu varsayılan peygamber, trans halinde iken tuhaf rüyaları görmekte olup, uykusu bölündüğünde inanılması güç şeyler görmekteydi. O, kampta dikkate değer düzeyde rahatsızlık yaratmıştı; ve, Şimon Zelotes, kendi kendisini kandırmakta olan bu taklitçi ile, herkesten ziyade, kaba kuvvet ile ilgilenme eğilimi içindeydi; ancak, İsa, araya girmiş olup, bir kaç gün boyunca bu kişiye bütüncül özgürlüğü verdi. Onun duyurusunu duymuş olanların hepsi, yakın bir süre içinde, bu kişinin öğretisinin krallığın müjdesinin hissedildiği kadar temelli olmadığının farkına varmıştı. Bu kişi kısa süre içinde, kendisiyle birlikte yalnızca yarım düzine dengeli olmayan ve ne yapacağı belirsiz ruhu alan bir biçimde, Bağdat’a geri döndü. Ancak, İsa’nın Bağdat peygamberi için araya girmesinden önce, kendi kendisini görevlendirmiş bir heyetin yardımı ile birlikte, Davud Zübeyde, Kirmet’i göle götürmüş olup, onu tekrar eden bir biçimde suya batırıp çıkardıktan sonra — kendisine ait kampı örgütleyişi ve inşa edişi olarak — geldiği yere gitmesini tavsiye etmişti.

148:8.3 (1666.2) About this time there arrived at the Bethsaida encampment a trance prophet from Bagdad, one Kirmeth. This supposed prophet had peculiar visions when in trance and dreamed fantastic dreams when his sleep was disturbed. He created a considerable disturbance at the camp, and Simon Zelotes was in favor of dealing rather roughly with the self-deceived pretender, but Jesus intervened and allowed him entire freedom of action for a few days. All who heard his preaching soon recognized that his teaching was not sound as judged by the gospel of the kingdom. He shortly returned to Bagdad, taking with him only a half dozen unstable and erratic souls. But before Jesus interceded for the Bagdad prophet, David Zebedee, with the assistance of a self-appointed committee, had taken Kirmeth out into the lake and, after repeatedly plunging him into the water, had advised him to depart hence — to organize and build a camp of his own.

    Bu aynı günde, Beth-Marion isimli bir Fenike kadını, o kadar köktenci hale geldi ki aklını yitirdi; su üzerinde yürümeyi denemesi sonucu neredeyse boğulur hale geldikten sonra, arkadaşları tarafından buradan uzaklaştırıldı.

148:8.4 (1666.3) On this same day, Beth-Marion, a Phoenician woman, became so fanatical that she went out of her head and, after almost drowning from trying to walk on the water, was sent away by her friends.

    İnancını yeni değiştirmiş olan Farisi İbrahim, sahip olduğu tüm dünyasal şeyleri havarisel hazineye vermiş olup, bu katkı, yeni eğitilmiş olan yüz öğreti-yayıcısının doğrudan gönderilişinin mümkün kılınmasına fazlasıyla katkıda bulundu. Andreas hâlihazırda kampın kapatılışını duyurmuştu; ve, herkes, ya evlerine gitmeye yâda Celile’ye olan öğreti-yayıcılarını takip etmeye hazırdı.

148:8.5 (1666.4) The new Jerusalem convert, Abraham the Pharisee, gave all of his worldly goods to the apostolic treasury, and this contribution did much to make possible the immediate sending forth of the one hundred newly trained evangelists. Andrew had already announced the closing of the encampment, and everybody prepared either to go home or else to follow the evangelists into Galilee.

9. Felçlinin İyileştirilişi  

9. Healing the Paralytic

    Ekim’in 1’i, Cuma öğleden sonrası, İsa havariler, öğreti-yayıcıları ve dağıtılan kampın diğer önde gelenleri ile son buluşmasını düzenlerken, ve Zübeyde evinin geniş ve büyük giriş odasında bu kalabalığın ön saflarında Kudüs’den gelmekte olan altı Farisi oturmuş halde iken, İsa’nın yeryüzü yaşamının tümü içerisinde en garip ve en benzersiz yaşanmışlıklardan bir tanesi ortaya çıkmıştı. Üstün, bu zaman zarfında, yağmurlu mevsim boyunca bu türden kalabalıkları ağırlamak için inşa edilmiş bulunan, bu geniş odada ayakta durarak konuşmaktaydı. Ev tamamiyle, İsa’nın konuşmasının bir parçasını yakalamak için can kulağı ile dinlemekte olan insanların geniş bir buluşması ile çevrelenmişti.

148:9.1 (1666.5) On Friday afternoon, October 1, when Jesus was holding his last meeting with the apostles, evangelists, and other leaders of the disbanding encampment, and with the six Pharisees from Jerusalem seated in the front row of this assembly in the spacious and enlarged front room of the Zebedee home, there occurred one of the strangest and most unique episodes of all Jesus’ earth life. The Master was, at this time, speaking as he stood in this large room, which had been built to accommodate these gatherings during the rainy season. The house was entirely surrounded by a vast concourse of people who were straining their ears to catch some part of Jesus’ discourse.

    Ev bu şekilde insanla dolu iken ve istekli dinleyiciler tarafından tamamen çevrelenmişken, uzun zamandır felçli bulunan bir adam, arkadaşları tarafından küçük bir oturak üzerinde güneydeki Kapernaum’dan taşınmıştı. Bu felçli, İsa’nın Bethsayda’dan ayrılmak üzere olduğunu duymuş olup, oldukça yakın bir süre içinde sağlığına kavuşturulmuş olan taş ustası Aaron ile konuşmuş halde, iyileşmeyi arayabileceği yer olan İsa’nın mevcudiyetine taşınmaya karar vermişti. Onun arkadaşları, hem ön hem de arka kapılardan Zübeyde’nin evine girmeye çalışmıştı; ancak, haddinden çok fazla sayıdaki kişi bir araya toplanmış haldeydi. Ancak, felçli yenilgiyi kabul etmeyi reddetmekteydi; o arkadaşlarına, aracılığıyla İsa’nın konuşmakta olduğu odanın çatısına çıkacakları merdivenleri getirmelerini emretti; ve, kiremitleri yerlerinden söktükten sonra, onlar cüretkâr bir biçimde, koltuğu üzerindeki hasta adamı Üstün’ün hemen önündeki yere inene kadar alçaltmıştı. İsa onların ne yapmış olduklarını gördüğünde, konuşmasına ara vermişti; bu arada da, odada kendisiyle birlikte bulunan kişiler, hasta kişi ve onun arkadaşlarının azmi karşısında şaşkınlık içinde kalmışlardı. Felçli kişi şunu söylemişti: “Üstünümüz, öğretini bölmek istemezdim ama sağlığıma kavuşmakta kararlıyım. Ben, iyileşmeni alan ve sonra derhal öğretini unutanlardan değilim. Ben, cennetin krallığında hizmet verebilmek için sağlığıma kavuşmak istiyorum.” Bu aşamada, bu kişinin yaşamış olduğu rahatsızlık hayatını yanlış idame ettirişi nedeniyle gerçekleşmiş olsa da, İsa, onun inancını gören bir biçimde, felçliye şunu söylemişti: “Evladım, korkma; günahların bağışlanmıştır. İnancın seni kurtaracaktır.”

148:9.2 (1666.6) While the house was thus thronged with people and entirely surrounded by eager listeners, a man long afflicted with paralysis was carried down from Capernaum on a small couch by his friends. This paralytic had heard that Jesus was about to leave Bethsaida, and having talked with Aaron the stone mason, who had been so recently made whole, he resolved to be carried into Jesus’ presence, where he could seek healing. His friends tried to gain entrance to Zebedee’s house by both the front and back doors, but too many people were crowded together. But the paralytic refused to accept defeat; he directed his friends to procure ladders by which they ascended to the roof of the room in which Jesus was speaking, and after loosening the tiles, they boldly lowered the sick man on his couch by ropes until the afflicted one rested on the floor immediately in front of the Master. When Jesus saw what they had done, he ceased speaking, while those who were with him in the room marveled at the perseverance of the sick man and his friends. Said the paralytic: “Master, I would not disturb your teaching, but I am determined to be made whole. I am not like those who received healing and immediately forgot your teaching. I would be made whole that I might serve in the kingdom of heaven.” Now, notwithstanding that this man’s affliction had been brought upon him by his own misspent life, Jesus, seeing his faith, said to the paralytic: “Son, fear not; your sins are forgiven. Your faith shall save you.”

    Kudüs’den gelen Farisiler, kendileri ile birlikte oturmakta olan diğer kâtipler ve yasa uzmanlarıyla, İsa tarafından gerçekleştirilmiş bu duyuruyu işittiklerinde, kendilerine şunları söylemeye başlamışlardı: “Bu adam nasıl böyle konuşmaya cüret eder? Bu türden sözlerin dine hakaret olduğunu anlamıyor mu? Tanrı’dan başka kim günahı affedebilir?” İsa ruhunda, akılları içinde ve aralarında onların bu nedensellikte düşündüklerini gören bir halde, şunu söyleyen bir biçimde, onlara dönük konuşmaya başlamıştı: “Kalplerinizde neden bu şekilde düşünüyorsunuz? Siz kim oluyorsunuz da benim üzerimde karar veriyorsunuz? Bu felçliye günahın bağışlandı, yâda, ayağa kalk, yatağını topla ve yürü demem arasındaki fark da nedir? Ancak, tüm bunların hepsine şahit olan sizler, İnsan Evladı’nın yeryüzü üzerinde günahları bağışlamak için güce ve yetkiye sahip olduğunu nihai olarak bilesiniz diye, bu sıkıntı içindeki kişiye, Ayağa kalk, yatağını topla ve kendi evine git diyeceğim.” Ve, İsa böyle konuştuğunda, felçli ayağa kalkmış olup, diğerleri onun önünü açarken, herkesin gözü önünde çıkıp gitti. Ve, bu şeyleri görmüş olanlar hayretler içine düşmüşlerdi. Petrus kalabalığı dağıtırken, birçokları, bu türden garip olayları daha öncesinde hiç görmemiş olduklarını itiraf eden bir biçimde, Tanrı’ya dua edip, onu yüceltmişti.

148:9.3 (1667.1) When the Pharisees from Jerusalem, together with other scribes and lawyers who sat with them, heard this pronouncement by Jesus, they began to say to themselves: “How dare this man thus speak? Does he not understand that such words are blasphemy? Who can forgive sin but God?” Jesus, perceiving in his spirit that they thus reasoned within their own minds and among themselves, spoke to them, saying: “Why do you so reason in your hearts? Who are you that you sit in judgment over me? What is the difference whether I say to this paralytic, your sins are forgiven, or arise, take up your bed, and walk? But that you who witness all this may finally know that the Son of Man has authority and power on earth to forgive sins, I will say to this afflicted man, Arise, take up your bed, and go to your own house.” And when Jesus had thus spoken, the paralytic arose, and as they made way for him, he walked out before them all. And those who saw these things were amazed. Peter dismissed the assemblage, while many prayed and glorified God, confessing that they had never before seen such strange happenings.

    Ve, yaklaşık olarak bu zaman zarfında Sanhedrin heyetine ait ulaklar, altı hafiyenin Kudüs’e geri dönmelerini emretmek için varmıştı. Onlar bu iletiyi duyduklarında, kendileri arasında dürüstçe gerçekleşmiş bir konuşmaya tutuşmuşlardı; ve, görüşmelerini tamamladıktan sonra, hafiyelerin başı ve onun iki birlikteliği Kudüs’e ulaklar ile geri dönerken, hafiyelik yapmakta olan Farisilerin üçü İsa’ya olan inançlarını itiraf etmişti; ve, onlar, derhal göle giden bir biçimde, Petrus tarafından vaftiz edilmiş olup, krallığın çocukları olarak havariler tarafından aralarına kabul edilmişlerdi.

148:9.4 (1667.2) And it was about this time that the messengers of the Sanhedrin arrived to bid the six spies return to Jerusalem. When they heard this message, they fell to earnest debate among themselves; and after they had finished their discussions, the leader and two of his associates returned with the messengers to Jerusalem, while three of the spying Pharisees confessed faith in Jesus and, going immediately to the lake, were baptized by Peter and fellowshipped by the apostles as children of the kingdom.





Back to Top