URANTİA’NIN KİTABI’NA - 128. Makale
İsa’nın Öncül Erişkinliği

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım IV. İsa’nın Hayatı ve Öğretileri



    NASIRALI İSA erişkin yaşamının öncül yıllarına adım atarken, öncesinde, dünya üzerinde olağan ve ortalama bir insan yaşamı yaşamış olup, bu yaşamı yaşamaya devam etmiştir. İsa bu dünyaya, tıpkı diğer çocukların geldiği gibi gelmişti; o, ebeveynlerini tercih etmeye herhangi bir biçimde müdahil olmamıştı. O kesin bir biçimde tam da bu dünyayı, fani bedenin sureti içerisindeki vücutlaşımı olarak, üzerinde yedinci ve son bahşedilişini gerçekleştirmek için gezegen olarak seçmişti; ancak, bunun dışında o bu dünyaya, tıpkı diğer fanilerin bu ve benzer dünyalar üzerinde gerçekleştirdiği gibi, âlemin bir çocuğu olarak büyüyen ve çevresinin getirdiği inişli-çıkışlı koşullarla mücadele ederek, doğal bir biçimde bu dünyaya giriş yapmıştır.

128:0.1 (1407.1) AS JESUS of Nazareth entered upon the early years of his adult life, he had lived, and continued to live, a normal and average human life on earth. Jesus came into this world just as other children come; he had nothing to do with selecting his parents. He did choose this particular world as the planet whereon to carry out his seventh and final bestowal, his incarnation in the likeness of mortal flesh, but otherwise he entered the world in a natural manner, growing up as a child of the realm and wrestling with the vicissitudes of his environment just as do other mortals on this and on similar worlds.

    Her zaman, Urantia üzerinde Mikâil’in bahşedilişinin iki katmanlı amacını göz önünde bulundurun:

128:0.2 (1407.2) Always be mindful of the twofold purpose of Michael’s bestowal on Urantia:

    1. Nebadon’da ki sahip olduğu egemenliğin tamamlanışı olarak, fani beden içinde bir insan yaratılmışının bütüncül hayatını yaşama deneyimi üzerinde üstünlük kurmak.

128:0.3 (1407.3) 1. The mastering of the experience of living the full life of a human creature in mortal flesh, the completion of his sovereignty in Nebadon.

    2. Kâinatın Yaratıcısı’nın zaman ve mekân dünyaları üzerindeki fani sakinler için açığa çıkarılışı ve bahse konu bu fanileri Kâinatın Yaratıcısı’nın daha iyi bir anlayışına daha etkin bir biçimde yönlendirme.

128:0.4 (1407.4) 2. The revelation of the Universal Father to the mortal dwellers on the worlds of time and space and the more effective leading of these same mortals to a better understanding of the Universal Father.

    Tüm diğer yaratılmış yararları ve evren faydaları, fani bahşedilişin bu ana amaçları karşısında sonuçsal olarak ortaya çıkmış olup, ikinci derecede öneme sahiptir.

128:0.5 (1407.5) All other creature benefits and universe advantages were incidental and secondary to these major purposes of the mortal bestowal.

1. Yirmi Birinci Yaş (M.S. 15.yıl)  

1. The Twenty-First Year (A.D. 15)

    Erişkin yaşlara erişmesiyle birlikte, İsa, tüm ciddiyetiyle ve bütüncül öz bilinciyle; kendisinin ussal yaratılmışlarının en alt türünün sahip olduğu yaşama dair bilgi üzerinde üstünlük kurma deneyiminin tamamlanma görevine, böylece nihai ve bütüncül bir biçimde kendi yarattığı evrenin koşulsuz yöneticiliğinin hakkını kazanışına başlamıştı. O, çifte doğasını bütünüyle yerine getirmenin bu muhteşem görevine adım atmıştı. Ancak, o hâlihazırda, Nasıralı İsa olarak — bu iki doğayı etkin bir biçimde bir bütün haline getirmiş haldeydi.

128:1.1 (1407.4) With the attainment of adult years Jesus began in earnest and with full self-consciousness the task of completing the experience of mastering the knowledge of the life of his lowest form of intelligent creatures, thereby finally and fully earning the right of unqualified rulership of his self-created universe. He entered upon this stupendous task fully realizing his dual nature. But he had already effectively combined these two natures into one — Jesus of Nazareth.

    Yeşu bin Yusuf oldukça iyi bir biçimde; kadından doğmuş, fani bir insan olarak bir insanoğlu olduğunu bilmekteydi. Bu, İnsanın Evladı olarak seçmiş bulunduğu ilk unvanda görülmektedir. O gerçekten de, beden ve kandan oluşmaktaydı; ve, mevcut an içerisinde bile, bir evrenin nihai sonları üzerinde egemenlik yönetim makamında otururken, o hala, çok fazlasıyla hak ederek kazanmış olduğu unvanların arasında İnsanın Evladı’nınkini taşımaktadır. Kâinatın Yaratıcısı’nın — Yaratan Evlat olarak — yaratıcı Sözü’nün, “bedene büründürüldüğü ve Urantia üzerinde âlemin bir insanı olarak ikamet ettirildiği” kelimenin tam anlamıyla doğrudur. O emek verdi, yorgun düştü, dinlendi ve uyudu. O, acıktı ve bu tür arzularını yiyecekle tatmin etti; o, susadı ve susuzluğunu suyla giderdi. O, insan hislerini ve duygularını başından sonuna kadar deneyimledi; o, “tıpkı sizlerin şu an yaşadığı gibi, her bakımdan sınandı;” ve, o, acı çekip, ölümle yüzleşti.

128:1.2 (1407.5) Joshua ben Joseph knew full well that he was a man, a mortal man, born of woman. This is shown in the selection of his first title, the Son of Man. He was truly a partaker of flesh and blood, and even now, as he presides in sovereign authority over the destinies of a universe, he still bears among his numerous well-earned titles that of Son of Man. It is literally true that the creative Word — the Creator Son — of the Universal Father was “made flesh and dwelt as a man of the realm on Urantia.” He labored, grew weary, rested, and slept. He hungered and satisfied such cravings with food; he thirsted and quenched his thirst with water. He experienced the full gamut of human feelings and emotions; he was “in all things tested, even as you are,” and he suffered and died.

    O; tıpkı âlemin diğer fanilerinin gerçekleştirdiği gibi, bilgiyi öğrendi, deneyim kazandı ve bu ikisini bilgeliğe dönüştürdü. Vaftizine kadar, o, kendisinin herhangi bir doğa-ötesi güçten yararlanmasına izin vermedi. O; Yusuf ve Meryem’in bir evladı olarak kalıtımsal insan kazanımlarının bir parçası olmayan hiçbir aracı kullanmadı.

128:1.3 (1407.6) He obtained knowledge, gained experience, and combined these into wisdom, just as do other mortals of the realm. Until after his baptism he availed himself of no supernatural power. He employed no agency not a part of his human endowment as a son of Joseph and Mary.

    İnsan-öncesi mevcudiyetinin sahip oldukları nitelikler hususunda ise, o, kendisini tamamen bunlardan mahrum kıldı. Kamu görevinin başlangıcından önce onun insanlara ve olaylara dair bilgisi tamamiyle, kendi bireysel doğası ile sınırlıydı. O, insanlar arasında gerçek bir insandı.

128:1.4 (1408.1) As to the attributes of his prehuman existence, he emptied himself. Prior to the beginning of his public work his knowledge of men and events was wholly self-limited. He was a true man among men.

    Şu sonsuza kadar ve tüm ihtişamıyla gerçektir: “Bizler, zayıflıklarımıza dair his ile duygulanabilecek yüksek bir yöneticiye sahibiz. Bizler, her yönden sınanmış ve cezp edilmiş, ancak yine de günahsız çıkmış olan, bir Egemen’e sahibiz.” Ve, kendisi bizzat, acı çekmiş, sınanmış ve zorlanmış olduğu için, kafası karışmış ve sıkıntıya düşmüş olanları anlamaya ve onlara hizmet etmeye çok fazlasıyla yetkindir.

128:1.5 (1408.2) It is forever and gloriously true: “We have a high ruler who can be touched with the feeling of our infirmities. We have a Sovereign who was in all points tested and tempted like as we are, yet without sin.” And since he himself has suffered, being tested and tried, he is abundantly able to understand and minister to those who are confused and distressed.

    Nasıralı marangoz bu aşamada, önünde uzanmakta olan görevi bütünüyle anlamıştı; ancak, o, sahip olduğu insan hayatını doğal akışı içerisinde yaşamayı tercih etmişti. Ve, bu hususların bazılarında o, tıpkı şu ifadelerin kayda geçirildiği gibi, gerçekten de sahip olduğu fani yaratılmışlara örnek konumundadır: “Birbirleriniz ile olan ilişkilerinizde tutumunuzu, Tanrı’nın doğasına ait olmuş olsa da, Tanrı’ya olan eşliğini kendi yararına kullanmamış olan Mesih İsa gibi takının. Ancak, o kendisini çok az öneme sahip kılıp, bir yaratılmışın bedenini kendisine biçerek, insanlığın suretinde doğdu. Ve, bir insan olarak böyle ortaya çıkarak, o, alçak gönüllülüğünü sergileyip, ölüme, hatta çarmıhtaki ölüme, tabi haline geldi.”

128:1.6 (1408.3) The Nazareth carpenter now fully understood the work before him, but he chose to live his human life in the channel of its natural flowing. And in some of these matters he is indeed an example to his mortal creatures, even as it is recorded: “Let this mind be in you which was also in Christ Jesus, who, being of the nature of God, thought it not strange to be equal with God. But he made himself to be of little import and, taking upon himself the form of a creature, was born in the likeness of mankind. And being thus fashioned as a man, he humbled himself and became obedient to death, even the death of the cross.”

    O fani hayatını; “bedenin günlerinde, tüm kötülükten kurtarmaya yetkin olan O’na, oldukça sıkça dualarını ve ricalarını, güçlü duygularla ve gözyaşlarıyla bile, sunmuş, ve, duaları inanmış olduğu için etkili olmuş biri olarak,” insan ailesinin tüm diğerlerinin yaşayabileceği gibi kendi fani hayatını yaşamıştı. Bu nedenle, kardeşleri üzerinde bağışlayıcı ve anlayışlı bir egemen yönetici haline gelebilmesi için, her bakımdan onlar gibi yapılması gerekmişti.

128:1.7 (1408.4) He lived his mortal life just as all others of the human family may live theirs, “who in the days of the flesh so frequently offered up prayers and supplications, even with strong feelings and tears, to Him who is able to save from all evil, and his prayers were effective because he believed.” Wherefore it behooved him in every respect to be made like his brethren that he might become a merciful and understanding sovereign ruler over them.

    Sahip olduğu insan doğasından, o hiçbir zaman kuşku duymadı; o, bariz olup, bilincinde her daim mevcuttu. Ancak, sahip olduğu kutsal doğasına dair, orada her zaman, en azından vaftizinin gerçekleştiği ana kadar gerçek olmak üzere, kuşku ve varsayıma yer bulunmuştu. Kutsallığı benliği içinde fark edişi, yavaş, ve, insan bakış açısından, doğal nitelikte görünen evrimsel bir açığa çıkarılıştı. Kutsallığın bu açığa çıkarılışı ve benlik içindeki farkındalığı, Kudüs’de, henüz on üç yaşını doldurmamışken, insan mevcudiyetinin ilk doğa-üstü olayı ile başlamıştı; ve, bu, sahip olduğu kutsal doğanın benliği içinde farkına varışını yerine getirme deneyimi, hizmet ve öğretimden oluşan kamu sürecinin başlangıcını simgeleyen olay olarak, Ürdün vadisinde Yahya tarafından gerçekleştirilen vaftizi sırasında yaşanılmışlık olarak, beden içindeyken ikinci doğa-üstü deneyiminin zamanında tamamlanmıştı.

128:1.8 (1408.5) Of his human nature he was never in doubt; it was self-evident and always present in his consciousness. But of his divine nature there was always room for doubt and conjecture, at least this was true right up to the event of his baptism. The self-realization of divinity was a slow and, from the human standpoint, a natural evolutionary revelation. This revelation and self-realization of divinity began in Jerusalem when he was not quite thirteen years old with the first supernatural occurrence of his human existence; and this experience of effecting the self-realization of his divine nature was completed at the time of his second supernatural experience while in the flesh, the episode attendant upon his baptism by John in the Jordan, which event marked the beginning of his public career of ministry and teaching.

    Biri on üçüncü yaşı ve diğeri vaftizi olmak üzere, bahse konu iki göksel ziyaret arasında, bu vücutlaşmış Yaratan Evlat’ın yaşamında, doğa-üstü veya insan-üstü hiçbir şey ortaya çıkmamıştı. Buna rağmen, Beytüllahim’in bebeği, Nasıra’nın ufaklığı, delikanlısı ve erişkini, gerçekte, bir evreninin vücutlaşmış Yaratanı’idi; ancak, o hiçbir zaman, bir kez dahi olsun, bu gücün zerresini dahi kullanmamıştır; ne de, o, koruyucu yüksek meleğininki dışında, insan hayatını yaşamaya başlamasından Yahya tarafından gerçekleştirilen vaftizinin gününe kadar, göksel kişiliklerinin yönlendirişine başvurmuştur. Ve, buna böylece şahitlik etmiş olanlar olarak bizler, neden bahsettiğimizi çok iyi bilmekteyiz.

128:1.9 (1408.6) Between these two celestial visitations, one in his thirteenth year and the other at his baptism, there occurred nothing supernatural or superhuman in the life of this incarnated Creator Son. Notwithstanding this, the babe of Bethlehem, the lad, youth, and man of Nazareth, was in reality the incarnated Creator of a universe; but he never once used aught of this power, nor did he utilize the guidance of celestial personalities, aside from that of his guardian seraphim, in the living of his human life up to the day of his baptism by John. And we who thus testify know whereof we speak.

    Ama yine de, beden içindeki yaşamının tüm bu yılları boyunca, o gerçek anlamıyla kutsaldı. O gerçekte, Cennet Yaratıcısı’nın bir Yaratan Evladı’idi. Egemenlik erişiminin bir parçası olan fani deneyimi bütünüyle kazanımının teknik olarak tamamlanışından sonra, kendisini kamu sürecine bir kez verdiğinde, kendisinin Tanrı’nın Evladı olduğunu herkese açık bir biçimde kabul etmekten çekinmemişti. O şunu duyurmaktan çekinmemişti: “Ben Alfa ve Omega, başlangıç ve bitiş, ilk ve sonum.” O, daha sonraki yıllarda; İhtişam’ın Koruyucusu, bir Evrenin Yöneticisi, tüm yaratımın Koruyucu Tanrısı, İsrail’in Kutsal Kişisi, her şeyin Koruyucusu, bizimin Koruyucumuz ve bizim Tanrımız, bizler ile beraber olan Tanrı, ismi her ismin üzerinde ve her dünyada var olan, bir evrenin Her-Şeye-Gücü-Yeterliliği, bu yaratımın Evren Aklı, bilgelik ve bilginin tüm zenginliklerinin bünyesinde barındığı Kişi, bütünlüğü her şeyi bütüncül kılan O, ebedi Tanrı’nın ebedi Sözü, her şeyden önce var olmuş olan ve benliğinde her şeyin varlığına sahip olduğu kişi, göklerin ve yeryüzünün Yaratanı, bir evrenin Kollayıcısı, tüm yeryüzünün Hâkim’i, ebedi yaşamın Sağlayıcısı, Gerçek Önder, dünyaların Kurtarıcısı, kurtuluşumuzun Rehberi isimleri ile çağrıldığında hiçbir itirazda bulunmamıştı.

128:1.10 (1408.7) And yet, throughout all these years of his life in the flesh he was truly divine. He was actually a Creator Son of the Paradise Father. When once he had espoused his public career, subsequent to the technical completion of his purely mortal experience of sovereignty acquirement, he did not hesitate publicly to admit that he was the Son of God. He did not hesitate to declare, “I am Alpha and Omega, the beginning and the end, the first and the last.” He made no protest in later years when he was called Lord of Glory, Ruler of a Universe, the Lord God of all creation, the Holy One of Israel, the Lord of all, our Lord and our God, God with us, having a name above every name and on all worlds, the Omnipotence of a universe, the Universe Mind of this creation, the One in whom are hid all treasures of wisdom and knowledge, the fullness of Him who fills all things, the eternal Word of the eternal God, the One who was before all things and in whom all things consist, the Creator of the heavens and the earth, the Upholder of a universe, the Judge of all the earth, the Giver of life eternal, the True Shepherd, the Deliverer of the worlds, and the Captain of our salvation.

    O hiçbir zaman; tamamiyle insan olan yaşamından, bu dünya üzerindeki ve tüm diğer dünyalar için, insanlık içinde, ve insanlık için, ve insanlığa olan kutsallık hizmetinin öz bilincine varışının daha sonraki yıllarına olan gelişiminin sonrasında, kendisine yakıştırılan bahse konu bu unvanların hiçbirine itirazda bulunmamıştı. Bir seferinde Emanuel olarak çağrıldığında, o sadece şunu söyledi: “Ben o değilim, o benim büyük ağabeyim.”

128:1.11 (1409.1) He never objected to any of these titles as they were applied to him subsequent to the emergence from his purely human life into the later years of his self-consciousness of the ministry of divinity in humanity, and for humanity, and to humanity on this world and for all other worlds. Jesus objected to but one title as applied to him: When he was once called Immanuel, he merely replied, “Not I, that is my elder brother.”

    Her zaman, dünya üzerinde daha büyük bir yaşama olan gelişiminden sonra bile, İsa, gökteki Yaratıcı’nın iradesine itaatkâr bir biçimde tabiydi.

128:1.12 (1409.2) Always, even after his emergence into the larger life on earth, Jesus was submissively subject to the will of the Father in heaven.

    Vaftizinden sonra, o, samimi inananlarının ve minnettar takipçilerinin kendisine ibadet etmesine izin vermede sakınca görmedi. Fakirlikle boğuşurken ve elleriyle ailesi için yaşam ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla emek verirken bile, bir Tanrı Evladı oluşuna dair farkındalık büyümekteydi; o, göklerin, ve, üzerinde özünden farklı bir biçimde o anda insan mevcudiyetini yaşamakta olduğu tam da bu dünyanın yaratanı olduğunu bilmekteydi. Ve, büyük ve gözlerini çevirmiş seyreder halde olan evren boyunca göksel varlıkların birlikleri benzer bir biçimde, Nasıra’nın bu insanının kendilerinin çok derinden sevdikleri Egemeni ve Yaratan-babası olduğunu bilmekteydi. Bu yıllar boyunca, Nebadon evreni soluğunu tutmuş beklemekteydi; tüm göksel gözler devamlı bir biçimde, Filistin’de olmak üzere — Urantia’ya odaklanmıştı.

128:1.13 (1409.3) After his baptism he thought nothing of permitting his sincere believers and grateful followers to worship him. Even while he wrestled with poverty and toiled with his hands to provide the necessities of life for his family, his awareness that he was a Son of God was growing; he knew that he was the maker of the heavens and this very earth whereon he was now living out his human existence. And the hosts of celestial beings throughout the great and onlooking universe likewise knew that this man of Nazareth was their beloved Sovereign and Creator-father. A profound suspense pervaded the universe of Nebadon throughout these years; all celestial eyes were continuously focused on Urantia — on Palestine.

    Bu yıl, İsa, Hamursuz’u kutlamak için Yusuf ile birlikte Kudüs’e çıkmıştı. Öncesinden kutsama için Yakup’u mabede götürmüş olarak, o, Yusuf’u götürmeyi görevi olarak görmekteydi. İsa, ailesi ile olan ilişkilerinde herhangi bir düzeyde iltiması hiçbir zaman sergilememişti. O Yusuf ile birlikte Kudüs’e, her zamanki Ürdün vadisi yolu üzerinden gitmişti; ancak, o, Nasıra’ya, Amathus’un içinden geçen, doğu Ürdün yolundan geri dönmüştü. Ürdün vadisinden aşağıya inerken, İsa, Yusuf’a Musevi tarihini anlatmıştı; ve, geri dönüş yolunda ona, geleneksel olarak nehrin bu doğu bölgelerinde ikamet etmiş olan saygın Ruben, Gad ve Gilead kabilelerinin deneyimlerinden bahsetmişti.

128:1.14 (1409.4) This year Jesus went up to Jerusalem with Joseph to celebrate the Passover. Having taken James to the temple for consecration, he deemed it his duty to take Joseph. Jesus never exhibited any degree of partiality in dealing with his family. He went with Joseph to Jerusalem by the usual Jordan valley route, but he returned to Nazareth by the east Jordan way, which led through Amathus. Going down the Jordan, Jesus narrated Jewish history to Joseph and on the return trip told him about the experiences of the reputed tribes of Ruben, Gad, and Gilead that traditionally had dwelt in these regions east of the river.

    Yusuf İsa’ya, kendisinin yaşam görevine dair önde gelen birçok soru sormuştu; ancak, bu sorunların çoğuna İsa söyle yanıt vermişti: “Vaktim henüz gelmedi.” Buna rağmen, bu içten söyleşilerde, Yusuf’un, ileriki yılların heyecan verici olayları boyunca hatırlamış olduğu birçok söz ağızdan çıkmıştı. Yusuf ile birlikte, İsa Hamursuz’u, Kudüs’de bu şölen anma törenlerine katılırken âdeti haline gelmiş olarak, Bethani’de üç arkadaşıyla birlikte geçirmişti.

128:1.15 (1409.5) Joseph asked Jesus many leading questions concerning his life mission, but to most of these inquiries Jesus would only reply, “My hour has not yet come.” However, in these intimate discussions many words were dropped which Joseph remembered during the stirring events of subsequent years. Jesus, with Joseph, spent this Passover with his three friends at Bethany, as was his custom when in Jerusalem attending these festival commemorations.

2. Yirmi İkinci Yaş (M.S. 16.yıl)  

2. The Twenty-Second Year (A.D. 16)

    Bu yıl; İsa’nın erkek ve kız kardeşlerinin, ergenliğin sorunlarına ve ona uyum sağlamaya özgün zorluklarla ve sıkıntılarla karşılaşmış olduğu birkaç seneden bir tanesiydi. İsa bu aşamada, yaşları yediden başlayıp on sekize kadar uzanan erkek ve kız kardeşlere sahipti; ve, İsa’nın vaktinin büyük bir kısmını, onların ussal ve duygusal yaşamlarının yeni uyanışlarına kendilerini uyumlu hale getirmelerine yardımcı olmak almaktaydı. O böylece, küçük erkek ve kız kardeşlerinin yaşamlarında açığa çıkar hale gelirken, ergenliğin sorunlarıyla uğraşmak zorundaydı.

128:2.1 (1409.6) This was one of several years during which Jesus’ brothers and sisters were facing the trials and tribulations peculiar to the problems and readjustments of adolescence. Jesus now had brothers and sisters ranging in ages from seven to eighteen, and he was kept busy helping them to adjust themselves to the new awakenings of their intellectual and emotional lives. He had thus to grapple with the problems of adolescence as they became manifest in the lives of his younger brothers and sisters.

    Bu yıl, Şimon, okuldan mezun olup, taş ustası Yakup olan, İsa’nın eski çocukluk oyun arkadaşı ve her-daim koruyucusu ile çalışmaya başlamıştı. Birkaç aile toplantısının sonucunda, erkeklerin hepsinin marangozluk işini seçmesinin bilgece olmadığına karar verilmişti. Ticaret alanlarını çeşitlendirerek, bir binanın tamamını yapmak için iş almaya hazır hale gelebilecekleri düşünülmüştü. Tekrar edilmesi gerekirse, onların hepsi iş bakımından yoğun değillerdi, çünkü onların üçü tam zamanlı bir biçimde marangoz olarak çalışmaktaydı.

128:2.2 (1410.1) This year Simon graduated from school and began work with Jesus’ old boyhood playmate and ever-ready defender, Jacob the stone mason. As a result of several family conferences it was decided that it was unwise for all the boys to take up carpentry. It was thought that by diversifying their trades they would be prepared to take contracts for putting up entire buildings. Again, they had not all kept busy since three of them had been working as full-time carpenters.

    İsa bu yıl, ev dekorasyonu ve mobilya yapımında çalışmaya devam etti; ancak, zamanının büyük bir kısmını, kervan tamir atölyesinde geçirdi. Yakup, atölyede kendisiyle dönüşümlü bir biçimde çalışmaya başlamaktaydı. Bu yılın sonuna doğru, marangozculuk işi Nasıra’da durgunlaştığında, İsa, Yakup’u tamir atölyesinin ve Yusuf’u ev tezgâhının başına geçirip, bir demir ustasıyla birlikte çalışmak için Seforis’in yolunu tuttu. O metallerle altı ay çalışıp, örs üzerinde dikkate değer bir beceriyi kazandı.

128:2.3 (1410.2) Jesus continued this year at house finishing and cabinetwork but spent most of his time at the caravan repair shop. James was beginning to alternate with him in attendance at the shop. The latter part of this year, when carpenter work was slack about Nazareth, Jesus left James in charge of the repair shop and Joseph at the home bench while he went over to Sepphoris to work with a smith. He worked six months with metals and acquired considerable skill at the anvil.

    Seforis’de yeni işini almasından önce, İsa; dönemsel aile toplantılarının bir tanesini düzenleyip, tüm ciddiyetiyle, bu zaman zarfında daha yeni on sekizinci yaşına girmiş olan, Yakup’u ailenin vekil başı konumuna getirdi. O; kardeşine içten desteğin ve bütüncül işbirliğinin sözünü verip, ailenin her üyesinden Yakup’a olan bağlılığın resmi yeminlerini talep etti. Bu günden itibaren, Yakup; İsa’nın haftalık ödemelerini kardeşine gerçekleştirdiği biçimde, ailesi için tüm mali sorumluluğu üstlendi. İsa bir daha Yakup’un ellerinden dinginleri almadı. Seforis’de çalışırken, gerektiğinde eve her gece yürüyebilirdi; ancak, o bilinçli bir biçimde, hava ve diğer şeyleri gerekçe göstererek evden uzak kaldı; ancak, onun gerçek güdüsü, aile sorumluluğunu üstlenmede Yakup ve Yusuf’u hazırlamaktı. İsa, ailesinden ayrılışının yavaş sürecine başlamış haldeydi. Her Şabat, İsa Nasıra’ya geri dönmekteydi; ve, zaman zaman hafta içleri boyunca gerektiğinde bunu, yeni tasarımının işleyişini görmek, tavsiyede bulunmak ve yararlı önerileri sunmak için gerçekleştirmekteydi.

128:2.4 (1410.3) Before taking up his new employment at Sepphoris, Jesus held one of his periodic family conferences and solemnly installed James, then just past eighteen years old, as acting head of the family. He promised his brother hearty support and full co-operation and exacted formal promises of obedience to James from each member of the family. From this day James assumed full financial responsibility for the family, Jesus making his weekly payments to his brother. Never again did Jesus take the reins out of James’s hands. While working at Sepphoris he could have walked home every night if necessary, but he purposely remained away, assigning weather and other reasons, but his true motive was to train James and Joseph in the bearing of the family responsibility. He had begun the slow process of weaning his family. Each Sabbath Jesus returned to Nazareth, and sometimes during the week when occasion required, to observe the working of the new plan, to give advice and offer helpful suggestions.

    Altı ay boyunca vaktinin büyük bir kısmını Seforis’de geçirmek, Musevi-olmayan hayat görüşü ile daha iyi tanışır hale gelmesinin yeni bir olanağını sundu. O; Musevi-olmayanlar ile çalıştı, onlar ile birlikte yaşadı, ve her olası biçimde, Musevi-olmayanların yaşam alışkanlıklarının ve düşünce yapılarının yakın ve detaylı bir irdeleyişinde bulundu.

128:2.5 (1410.4) Living much of the time in Sepphoris for six months afforded Jesus a new opportunity to become better acquainted with the gentile viewpoint of life. He worked with gentiles, lived with gentiles, and in every possible manner did he make a close and painstaking study of their habits of living and of the gentile mind.

    Hirodes Antipa’nın evi olan bu şehirdeki ahlaki ölçütler, Nasıra kervan şehrininkilerden bile o kadar alt bir düzeydeydi ki, Seforis’de altı aylık konukluğundan sonra İsa, Nasıra’ya geri dönmek için bir gerekçe bulmayı yadırgamadı. Beraber çalıştığı topluluk, hem Seforis’de hem de yeni şehir Tiberyas’da kamu işlerine girmek üzere olup, İsa, Hirodes Antipa’nın yüksek denetimi altında herhangi bir işe alımla uzaktan yakından ilgisinin bulunmasına isteksizdi. Ve, orada bunlara da ek olarak, Nasıra’ya geri dönmeyi kendisi için, İsa’nın görüşüne göre, bilgece kılan başka nedenler de bulunmaktaydı. Tamir atölyesine geri döndüğünde, aile olaylarının kişisel yönetimini bir daha üstlenmedi. O; Yakup ile birliktelik halinde atölyede çalışmış olup, olabildiği kadar Yakup’un evin yönetimine devam etmesine izin verdi. Yakup’un aile giderlerini idaresi ve ev bütçesini yönetimi, sekteye uğramadan devam etmişti.

128:2.6 (1410.5) The moral standards of this home city of Herod Antipas were so far below those of even the caravan city of Nazareth that after six months’ sojourn at Sepphoris Jesus was not averse to finding an excuse for returning to Nazareth. The group he worked for were to become engaged on public work in both Sepphoris and the new city of Tiberias, and Jesus was disinclined to have anything to do with any sort of employment under the supervision of Herod Antipas. And there were still other reasons which made it wise, in the opinion of Jesus, for him to go back to Nazareth. When he returned to the repair shop, he did not again assume the personal direction of family affairs. He worked in association with James at the shop and as far as possible permitted him to continue oversight of the home. James’s management of family expenditures and his administration of the home budget were undisturbed.

    Ailesinin olaylarına olan etkin katılımından nihai çekilişinin zemini, İsa, tam da bu türden bilgece ve akılcı planlama ile gerçekleştirdi. Yakup ailesinin vekil başı olarak, evlenişinden tam da iki yıl öncesinde gerçekleşmiş olarak — iki yıllık deneyime sahip olduğunda, Yusuf hane kaynaklarının yönetimine getirilmiş olup, kendisine evin genel idare görevi verilmişti.

128:2.7 (1410.6) It was by just such wise and thoughtful planning that Jesus prepared the way for his eventual withdrawal from active participation in the affairs of his family. When James had had two years’ experience as acting head of the family — and two full years before he (James) was to be married — Joseph was placed in charge of the household funds and intrusted with the general management of the home.

3. Yirmi Üçüncü Yaş (M.S. 17.yıl)  

3. The Twenty-Third Year (A.D. 17)

    Bu yıl mali baskı, dördü de çalıştığı için az da olsa hafiflemişti. Miryam, süt ve tereyağının satışından dikkate değer düzeyde gelir elde etmişti; Marta hâlihazırda, uzman bir dokumacı haline gelmişti. Tamir atölyesinin satın alınan tutarının üçte birinden fazlası ödenmişti. Koşulları öyle bir durumdaydı ki, İsa, Şimon’u Kudüs’e Hamursuz için götürmek için üç haftalığına çalışmaya ara verebilmişti; ve, bu, babasının ölümünden beri günlük çalışmadan uzaklaşmayı memnuniyetle deneyimlediği en uzun süreçti.

128:3.1 (1411.1) This year the financial pressure was slightly relaxed as four were at work. Miriam earned considerable by the sale of milk and butter; Martha had become an expert weaver. The purchase price of the repair shop was over one third paid. The situation was such that Jesus stopped work for three weeks to take Simon to Jerusalem for the Passover, and this was the longest period away from daily toil he had enjoyed since the death of his father.

    Onlar Kudüs’e Dekapolis üzerinden ve Pella, Gerasa, Philadelphia, Heşbon ve Eriha içinden geçerek seyahat ettiler. Onlar Nasıra’ya; Lida, Yopa, Kaysera’dan teğet geçerek böylece Karmel Dağı etrafından Ptolemais’e ve oradan da Nasıra’ya ulaşan bir biçimde sahil yolundan geri döndüler. Bu seyahat, İsa’yı, Kudüs bölgesinin kuzey Filistin bölümünün tamamına oldukça aşina kıldı.

128:3.2 (1411.2) They journeyed to Jerusalem by way of the Decapolis and through Pella, Gerasa, Philadelphia, Heshbon, and Jericho. They returned to Nazareth by the coast route, touching Lydda, Joppa, Caesarea, thence around Mount Carmel to Ptolemais and Nazareth. This trip fairly well acquainted Jesus with the whole of Palestine north of the Jerusalem district.

    Philadelphia’da, İsa ve Şimon; Nasıra ikilisi için, Kudüs’deki ana merkezinde durmalarında ısrarcı olacak kadar büyük bir beğeniyi zamanla beslemiş olan Şamlı bir tüccar ile tanışmışlardı. Şimon tapınakta katılımını gerçekleştirirken, İsa vaktinin büyük bir kısmını dünya olaylarına oldukça hâkim bu çok iyi eğitimli ve çok gezmiş olan insanla konuşmakla harcamıştı. Bu tüccar, dört binden fazla kervan devesine sahipti; o, tüm Roma dünyası üzerinde ticari ilişkilere sahip olmuş olup, bu aşamada Roma’ya yolu üzerindeydi. O İsa’ya, Şam’a gelmesini ve onun sahip olduğu Doğu ithalat işine girmesini teklif etti; ancak, İsa, bahse konu bu dönemde ailesinden bu kadar uzak bir yere gitmeyi gerekçelendirememekteydi. Ancak, eve geri dönüş yolculuğunda, İsa; kervan yolcuları ve kervancıbaşları tarafından bahsedilişini çok sıklıkla duyduğu ülkeler olarak, bu uzak şehirler hakkında ve hatta Uzak Batı ve Uzak Doğu’nun daha da ücra ülkeleri üzerine fazlasıyla düşünmüştü.

128:3.3 (1411.3) At Philadelphia Jesus and Simon became acquainted with a merchant from Damascus who developed such a great liking for the Nazareth couple that he insisted they stop with him at his Jerusalem headquarters. While Simon gave attendance at the temple, Jesus spent much of his time talking with this well-educated and much-traveled man of world affairs. This merchant owned over four thousand caravan camels; he had interests all over the Roman world and was now on his way to Rome. He proposed that Jesus come to Damascus to enter his Oriental import business, but Jesus explained that he did not feel justified in going so far away from his family just then. But on the way back home he thought much about these distant cities and the even more remote countries of the Far West and the Far East, countries he had so frequently heard spoken of by the caravan passengers and conductors.

    Şimon, Kudüs’e olan ziyaretinden fazlasıyla keyif almıştı. O olması gerektiği gibi, emrin yeni erkek evlatlarının Hamursuz kutsanışında İsrail ulusuna kabul edilmişti. Şimon Hamursuz törenlerine katılırken, İsa ziyaretçilerin kalabalıklarına karışıp, Museviliği sonradan tercih etmiş sayısız Musevi-olmayan inanan ile birçok ilgi çekici kişisel görüş alışverişlerinde bulunmuştu.

128:3.4 (1411.4) Simon greatly enjoyed his visit to Jerusalem. He was duly received into the commonwealth of Israel at the Passover consecration of the new sons of the commandment. While Simon attended the Passover ceremonies, Jesus mingled with the throngs of visitors and engaged in many interesting personal conferences with numerous gentile proselytes.

    Galiba, tüm bu iletişimleri içinde en dikkate değeri, Stefan ismindeki bir genç Helenist ile olandı. Bu genç adam Kudüs’e gerçekleştirmiş olduğu ilk ziyaretinde bulunup, Hamursuz haftasının Perşembe öğleden sonrası İsa ile buluşma imkânına sahip olmuştu. Her ikisi de Aşmonayim sarayına bakan bir biçimde etrafta gezinirlerken, İsa; birbirlerine ilgi duymalarıyla sonuçlanan ve yaşamın işleyişine ek olarak gerçek Tanrı ve ona ibadet hakkında dört saatlik bir söyleşiye yol açan gündelik konuşmayı başlattı. Stefan, İsa’nın söyledikleri tarafından çok büyük bir biçimde etkilenmişti; o, hiçbir zaman İsa’nın sözlerini unutmadı.

128:3.5 (1411.5) Perhaps the most notable of all these contacts was the one with a young Hellenist named Stephen. This young man was on his first visit to Jerusalem and chanced to meet Jesus on Thursday afternoon of Passover week. While they both strolled about viewing the Asmonean palace, Jesus began the casual conversation that resulted in their becoming interested in each other, and which led to a four-hour discussion of the way of life and the true God and his worship. Stephen was tremendously impressed with what Jesus said; he never forgot his words.

    Ve, bu kişi, daha sonra İsa’nın öğretilerinin bir inananı haline gelmiş, ve bu öncül müjdeyi duyurmadaki cüretkârlığı kızgın Museviler tarafından ölene kadar taşlanmasıyla sonuçlanmış aynı Stefan’idi. Stefan’ın, kendi bakışından yeni müjdeyi duyuruşundaki olağanüstü cüretkârlığın bir kısmı, İsa ile öncül fikir alışverişinin doğrudan sonucuydu. Ancak, Stefan, bir on beş sene önce konuşmuş olduğu Celileli’nin; dünyanın Kurtarıcısı olarak daha sonra duyurmuş olduğu, kendisi için çok yakın zamanda öleceği, böylece yeni evrimleşen Hıristiyan inancının ilk şehidi olacağı, aynı kişi olduğunu ufacık dahi olsa hiçbir zaman aklının ucundan geçirmedi. Stefan, Musevi mabedine saldırının bedeli olarak kendi yaşamından vazgeçtiğinde, orada, Tarsuslu bir vatandaş olan Şaul isminde biri durmaktaydı. Ve, Şaul, bu Yunanlı’nın inancı için nasıl ölebildiğini gördüğünde, kalbinde, Stefan’ın uğruna öldüğü amacı üstlenmesine nihai olarak yol açan duygular doğmuştu; daha sonra, o, Hıristiyan dininin tek kurucusu olarak görülmeyecek olsa bile en azından kesinlikle onun filozofu olan, kararlı ve yenilmez Pavlus haline gelmişti.

128:3.6 (1411.6) And this was the same Stephen who subsequently became a believer in the teachings of Jesus, and whose boldness in preaching this early gospel resulted in his being stoned to death by irate Jews. Some of Stephen’s extraordinary boldness in proclaiming his view of the new gospel was the direct result of this earlier interview with Jesus. But Stephen never even faintly surmised that the Galilean he had talked with some fifteen years previously was the very same person whom he later proclaimed the world’s Savior, and for whom he was so soon to die, thus becoming the first martyr of the newly evolving Christian faith. When Stephen yielded up his life as the price of his attack upon the Jewish temple and its traditional practices, there stood by one named Saul, a citizen of Tarsus. And when Saul saw how this Greek could die for his faith, there were aroused in his heart those emotions which eventually led him to espouse the cause for which Stephen died; later on he became the aggressive and indomitable Paul, the philosopher, if not the sole founder, of the Christian religion.

    Hamursuz haftasından sonra Pazar günü, Şimon ve İsa, Nasıra’ya olan geri dönüş yolculuklarına başladılar. Şimon, bu yolculukta İsa’nın ona öğretmiş olduğu şeyi hiçbir zaman unutmadı. O her zaman İsa’yı sevmişti, ancak bu aşamada baba-kardeşini tanımaya başladığını hissetmekteydi. Onlar; şehir dışına doğru hareket ederlerken ve yol kenarında yiyeceklerini hazırlarken, çok samimice gerçekleşen konuşmalarda bulunmuşlardı. Onlar eve Perşembe öğleni ulaştılar, ve Şimon aileyi, deneyimlerini anlatarak gece geç saatlere kadar uyanık tuttu.

128:3.7 (1412.1) On the Sunday after Passover week Simon and Jesus started on their way back to Nazareth. Simon never forgot what Jesus taught him on this trip. He had always loved Jesus, but now he felt that he had begun to know his father-brother. They had many heart-to-heart talks as they journeyed through the country and prepared their meals by the wayside. They arrived home Thursday noon, and Simon kept the family up late that night relating his experiences.

    Meryem; İsa’nın Kudüs’de vaktinin büyük bir kısmını “yabancıları, özellikle uzak ülkelerden gelenleri, ziyaret ederek” geçirmiş oluşuna dair Şimon’un yaşananları anlatımı karşısında fazlasıyla üzülmüştü. İsa’nın ailesi hiçbir zaman; onun insanlara olan büyük ilgisini, onları ziyaret etmeye, yaşam biçimlerini öğrenmeye ve ne düşündüklerini keşfetmeye dair sahip olduğu güçlü dürtüyü anlayamamıştı.

128:3.8 (1412.2) Mary was much upset by Simon’s report that Jesus spent most of the time when in Jerusalem “visiting with the strangers, especially those from the far countries.” Jesus’ family never could comprehend his great interest in people, his urge to visit with them, to learn about their way of living, and to find out what they were thinking about.

    Gittikçe artan bir biçimde, Nasıra ailesi, doğrudan ve insani sorunları ile fazlasıyla meşgul hale gelmişti; İsa’nın gelecekteki görevi hakkında hiç de sıklıkla bahsedilmemekte, ve onun kendisi, gelecek süreci hakkında oldukça nadiren konuşmaktaydı. Annesi seyrek olarak, İsa’nın söz verilmiş bir çocuk olduğunu düşünmekteydi. O yavaşça, İsa’nın dünya üzerinde herhangi bir kutsal görevi yerine getirecek oluşu düşüncesini terk etmekteydi; yine de, bazen onun inancı, çocuk doğmadan önce Cebrail’in ziyaretini durup hatırladığında yeniden canlanmaktaydı.

128:3.9 (1412.3) More and more the Nazareth family became engrossed with their immediate and human problems; not often was mention made of the future mission of Jesus, and very seldom did he himself speak of his future career. His mother rarely thought about his being a child of promise. She was slowly giving up the idea that Jesus was to fulfill any divine mission on earth, yet at times her faith was revived when she paused to recall the Gabriel visitation before the child was born.

4. Şam Olayı  

4. The Damascus Episode

    Bu yılın son dört ayını İsa, Kudüs’e olan yolu üzerinde ilk olarak Philadelphia’da tanışmış olduğu tüccarın misafiri konumunda Şam’da geçirmişti. Bu tüccarın bir temsilcisi, Nasıra’dan geçerken İsa’yı aramış olup, ona Şam’a kadar eşlik etmişti. Bu yarı-Musevi tüccar olağanüstü ölçekteki bir parayı, Şam’da dini felsefenin bir okulunun kurulmasına adamayı teklif etmişti. O, İskenderiye’ninkini alt edecek bir öğrenme merkezini oluşturmayı planlamıştı. Ve, o; İsa’nın derhal, bu yeni projenin başı haline gelmesine hazırlık amacıyla, dünyanın eğitim merkezlerine uzun süreli bir gezide bulunmaya başlamasını teklif etti. Bu İsa’nın, tamamiyle insan olan sürecinin gidişatında en başından sonuna kadar karşılaşmış olduğu en büyük cezp edici tekliflerden bir tanesiydi.

128:4.1 (1412.4) The last four months of this year Jesus spent in Damascus as the guest of the merchant whom he first met at Philadelphia when on his way to Jerusalem. A representative of this merchant had sought out Jesus when passing through Nazareth and escorted him to Damascus. This part-Jewish merchant proposed to devote an extraordinary sum of money to the establishment of a school of religious philosophy at Damascus. He planned to create a center of learning which would out-rival Alexandria. And he proposed that Jesus should immediately begin a long tour of the world’s educational centers preparatory to becoming the head of this new project. This was one of the greatest temptations that Jesus ever faced in the course of his purely human career.

    Yakın bir zaman içinde bu tüccar, İsa’nın karşısına, bu yeni tasarlanmış okulu desteklemeye razı olmuş on iki kişiden oluşan bir tüccar ve bankacı topluluğunu getirdi. İsa öne sürülen okula karşı derin bir ilgiyi göstermiş olup, düzenlenişindeki tasarlamada onlara yardım etti; ancak o her zaman, diğer ve teker teker dile dökülmemiş fakat bu gelişimin öncesinden gelen sorumluluklarının bu türden çok büyük bir girişimin yönetimini kabul etmesine engel olacağını korkarak belirtti. Kabul etmesi durumunda onun bağışçısı olacağı kişi ısrarcıydı; ve, o evinde İsa’yı belirli bir çeviri işi için cömert bir biçimde işe almışken, kendisi ve eşine ek olarak erkek ve kız çocukları, sunulmuş olan bu onuru kabul etmesi için İsa’yı ikna etmeye çalışmışlardı. Ancak, İsa, buna rıza göstermezdi. O dünya üzerindeki görevinin, öğrenim kurumları tarafından desteklenecek bir şey olmadığını çok iyi bilmekteydi; o kendisini, her ne kadar iyi niyetli olursa olsun, en küçük derecede bile “insanların heyetleri tarafından” yönlendirilmeye bağlı kılmaması gerektiğini bilmekteydi.

128:4.2 (1412.5) Presently this merchant brought before Jesus a group of twelve merchants and bankers who agreed to support this newly projected school. Jesus manifested deep interest in the proposed school, helped them plan for its organization, but always expressed the fear that his other and unstated but prior obligations would prevent his accepting the direction of such a pretentious enterprise. His would-be benefactor was persistent, and he profitably employed Jesus at his home doing some translating while he, his wife, and their sons and daughters sought to prevail upon Jesus to accept the proffered honor. But he would not consent. He well knew that his mission on earth was not to be supported by institutions of learning; he knew that he must not obligate himself in the least to be directed by the “councils of men,” no matter how well-intentioned.

    Önderliğini sergilemiş oluşundan sonra bile, Kudüs dini önderleri tarafından reddedilmiş olan, o, Şam’ın ticaret adamları ve bankacıları tarafından üstün bir öğretmen olarak tanınmakta ve saygıyla karşılanmaktaydı; ve, tüm bunların hepsi, Nasıra’nın belirsiz ve bilinmeyen marangozu olduğunda gerçekleşmekteydi.

128:4.3 (1412.6) He who was rejected by the Jerusalem religious leaders, even after he had demonstrated his leadership, was recognized and hailed as a master teacher by the businessmen and bankers of Damascus, and all this when he was an obscure and unknown carpenter of Nazareth.

    O hiçbir zaman, ailesine bu teklif hakkında bahsetmedi; ve, bu yılın sonu kendisini Nasıra’da, sanki o Şam arkadaşlarının yüceltici sıfatları tarafından hiç cezp edilmemiş gibi, gündelik sorumluluklarını yerine getiren bir konumda bulmuştu. Ne de Şam’ın bu insanları bir kez dahi olsun; Musevi toplumunun tamamını alt üst etmiş olan daha sonrasında Kapernaum’un vatandaşı haline gelmiş kişi ile, bir araya geldiğinde servetlerinin alabilecek olduğu onuru reddetmeye cüret etmiş olan Nasıra’nın eski marangozunu ilişkilendirmişlerdi.

128:4.4 (1412.7) He never spoke about this offer to his family, and the end of this year found him back in Nazareth going about his daily duties just as if he had never been tempted by the flattering propositions of his Damascus friends. Neither did these men of Damascus ever associate the later citizen of Capernaum who turned all Jewry upside down with the former carpenter of Nazareth who had dared to refuse the honor which their combined wealth might have procured.

    İsa, olabilecek en akıllı ve bilinçli bir biçimde; yaşamında gerçekleşen çeşitli olayları, dünyanın gözlerinde, tek bir bireyin faaliyetleri ile ilişkilendirilecek hale gelmemesi için kendisinden soyutlamaya çabalamıştı. Daha sonraki yıllarda birçok kez, o, İskenderiye ile yarışacak bir okulu Şam’da kurma imkânının reddetmiş olan tuhaf Celile’nin tam da bu hikâyesinin anlatımını dinlemişti.

128:4.5 (1413.1) Jesus most cleverly and intentionally contrived to detach various episodes of his life so that they never became, in the eyes of the world, associated together as the doings of a single individual. Many times in subsequent years he listened to the recital of this very story of the strange Galilean who declined the opportunity of founding a school in Damascus to compete with Alexandria.

    Dünyasal deneyiminin belirli yönlerini ayrıştırmaya amaçladığında, aklında olan hedeflerinden biri; ilerideki nesillerin, yaşamış ve öğretmiş olduğu gerçekliğe tabi olma yerine öğretmene derin saygı beslemesine neden olacak, bu türden çok yönlü ve göz kamaştırıcı süreci inşa etmeyi önlemekti. İsa, öğretilerinden başka yöne ilgiyi çekecek, böyle bir insan kazanım geçmişini inşa etmek istememekteydi. O çok öncül bir biçimde; dünya duyurmayı amaçladığı krallığın müjdesine rakip hale gelebilecek, takipçilerinin kendi kişiliği hakkında bir din oluşturma cazibesine kapılacağını görmüştü. Bunun uyarınca o tutarlı bir biçimde, çok önemli olaylara sahne olmuş süreci boyunca, öğretilerini duyurma yerine öğretmeni yüceltmenin bu doğal insan eğilimine hizmet eder biçimde kullanılabileceğini düşündüğü her şeyi baskılamayı amaçlamıştı.

128:4.6 (1413.2) One purpose which Jesus had in mind, when he sought to segregate certain features of his earthly experience, was to prevent the building up of such a versatile and spectacular career as would cause subsequent generations to venerate the teacher in place of obeying the truth which he had lived and taught. Jesus did not want to build up such a human record of achievement as would attract attention from his teaching. Very early he recognized that his followers would be tempted to formulate a religion about him which might become a competitor of the gospel of the kingdom that he intended to proclaim to the world. Accordingly, he consistently sought to suppress everything during his eventful career which he thought might be made to serve this natural human tendency to exalt the teacher in place of proclaiming his teachings.

    Bu aynı güdü aynı zamanda, dünya üzerinde çeşitlenmiş yaşamına ait çeşitli dönemler boyunca farklı unvanlarla tanınmasına neden izin verdiğini açıklamaktadır. Tekrar edilmesi gerekirse, o; dürüst yargılarına tezat oluşturan bir biçimde kendisine inanmalarıyla sonuçlanacak haksız hiçbir baskıcı etkiyi, ailesi ve diğerlerinin üzerine getirmek istememişti. O her zaman, insan aklının yersiz veya diğer bir değişle adil olmayan faydasından yararlanmaya karşı çıkmıştı. O; kalpleri, kendi öğretilerinde açığa çıkarılmış ruhsal gerçekliklere karşılık göstermeden, insanların kendisine inanmalarını istememekteydi.

128:4.7 (1413.3) This same motive also explains why he permitted himself to be known by different titles during various epochs of his diversified life on earth. Again, he did not want to bring any undue influence to bear upon his family or others which would lead them to believe in him against their honest convictions. He always refused to take undue or unfair advantage of the human mind. He did not want men to believe in him unless their hearts were responsive to the spiritual realities revealed in his teachings.

    Bu yılın sonuna doğru Nasıra evinin idaresi, oldukça pürüzsüz bir biçimde ilerlemekteydi. Çocuklar büyümekte olup, Meryem İsa’nın evden uzakta oluşuna alışkın hale gelmekteydi. İsa, doğrudan kişisel harcamaları için yalnızca küçük bir miktarı kendisinde tutarak, ailenin bakımı amacıyla kazandıklarını Yakup’a teslim etmeye devam etmişti.

128:4.8 (1413.4) By the end of this year the Nazareth home was running fairly smoothly. The children were growing up, and Mary was becoming accustomed to Jesus’ being away from home. He continued to turn over his earnings to James for the support of the family, retaining only a small portion for his immediate personal expenses.

    Yıllar ilerledikçe, bu insanın dünya üzerindeki bir Tanrı Evladı olduğunun farkına varmak daha zor hale geldi. O, insanlar arasında tıpkı başka bir insan olarak, fazlasıyla âlemin bir olağan bireyi haline gelmiş görünüme sahipti. Ve, gökteki Yaratıcı tarafından, bahşedilmenin tam da bu şekilde gerçekleşmesi emredilmişti.

128:4.9 (1413.5) As the years passed, it became more difficult to realize that this man was a Son of God on earth. He seemed to become quite like an individual of the realm, just another man among men. And it was ordained by the Father in heaven that the bestowal should unfold in this very way.

5. Yirmi Dördüncü Yaş (M.S. 18.yıl)  

5. The Twenty-Fourth Year (A.D. 18)

    Bu, İsa’nın aile sorumluluğundan olan göreceli sorumluluğunun ilk yılıydı. Yakup, İsa’nın danışma ve mali konulurdaki yardımıyla, evin idaresinde oldukça başarılıydı.

128:5.1 (1413.6) This was Jesus’ first year of comparative freedom from family responsibility. James was very successful in managing the home with Jesus’ help in counsel and finances.

    Bu yılın Hamursuzu’nu takip eden hafta, İskenderiye’den genç bir adam; yılın daha sonrasındaki bir tarihte, İsa ve İskenderiye Musevileri’nin bir topluluğu arasında Filistin sahil bölgesindeki bir yerde gerçekleşecek biçimde, bir buluşma düzenlemek için Nasıra’ya geldi. Bu toplantı Haziran’ın ortası için belirlenmiş olup, İsa; başlangıçsal bir teklif olarak ana sinagoglarının hazzanına yardımcı konumunda çalışmasını öneren bir biçimde, bir dini öğretmen halinde şehirlerinde kendisini ortaya sermesini güçlü bir şekilde talep etmiş olan İskenderiye’nin başta gelen beş Musevisi ile buluşmak için Kaysera’ya gitti.

128:5.2 (1413.7) The week following the Passover of this year a young man from Alexandria came down to Nazareth to arrange for a meeting, later in the year, between Jesus and a group of Alexandrian Jews at some point on the Palestinian coast. This conference was set for the middle of June, and Jesus went over to Caesarea to meet with five prominent Jews of Alexandria, who besought him to establish himself in their city as a religious teacher, offering as an inducement to begin with, the position of assistant to the chazan in their chief synagogue.

    Bu heyetin sözcüsü, İskenderiye’nin, dünyanın tümü için Musevi kültürünün ana merkezi haline gelme nihai sonuna sahip olduğunu açıkladı; Musevi olaylarının Helenistik kolunun, Babil düşünce okulunu neredeyse tamamiyle saf dışı bırakmış olduğunu söyledi. Onlar İsa’ya, Kudüs’de ve Filistin’in tamamında isyanın her yerde kendisini göstermekte olan serzeniş seslerinin varlığını hatırlattı; ve, Filistin Musevileri’nin herhangi bir isyanının milli intihara denk düşeceğini, Roma’nın demir yumruğunun isyanı üç ayda bastıracağını, buna ek olarak, Kudüs’ün yok olacağını ve mabedin yıkılacağını, taşın taş üstünde kalmayacak oluşunu kesin bir dille ifade ederek onu ikna etmeye çalıştı.

128:5.3 (1414.1) The spokesmen for this committee explained to Jesus that Alexandria was destined to become the headquarters of Jewish culture for the entire world; that the Hellenistic trend of Jewish affairs had virtually outdistanced the Babylonian school of thought. They reminded Jesus of the ominous rumblings of rebellion in Jerusalem and throughout Palestine and assured him that any uprising of the Palestinian Jews would be equivalent to national suicide, that the iron hand of Rome would crush the rebellion in three months, and that Jerusalem would be destroyed and the temple demolished, that not one stone would be left upon another.

    İsa, onların söylemek istedikleri her şeyi dinleyip, duymuş oldukları güven için onlara teşekkür etti; ve, İskenderiye’yi gitmeyi reddederek, özetle, “Vaktim henüz gelmedi” dedi. Onlar, İsa’ya bahşetmeyi amaçlamış oldukları onura onun göstermiş olduğu kayıtsızlık karşısında şaşkına dönmüşlerdi. İsa’dan ayrılmadan önce, onlar kendisine; İskenderiye arkadaşlarının saygısının bir simgesi olarak ve Kaysera’ya onlar ile birlikte görüşmek için gelişi nedeniyle harcadığı vakit ve yol giderlerini telafi etmek amacıyla bir kese sunmuştu. Ancak, o benzer bir biçimde, şunu söyleyip parayı reddetti: “Yusuf’un evi hiçbir zaman sadaka kabul etmedi; ben güçlü kollara sahip ve kardeşlerim çalışabilir oldukça, bizler başka birinin ekmeğini yiyemeyiz.”

128:5.4 (1414.2) Jesus listened to all they had to say, thanked them for their confidence, and, in declining to go to Alexandria, in substance said, “My hour has not yet come.” They were nonplused by his apparent indifference to the honor they had sought to confer upon him. Before taking leave of Jesus, they presented him with a purse in token of the esteem of his Alexandrian friends and in compensation for the time and expense of coming over to Caesarea to confer with them. But he likewise refused the money, saying: “The house of Joseph has never received alms, and we cannot eat another’s bread as long as I have strong arms and my brothers can labor.”

    Mısır’dan gelen arkadaşları evin yolunu tuttu; ve, ilerleyen yıllarda, Filistin’de öyle bir gürültü koparan Kapernaumlu gemi ustasına dair söylentileri duyduklarında, çok azı onun, İskenderiye’de büyük bir öğretmen olma davetini bir kılı dahi kıpırdamadan reddetmiş olan bu Beytüllahim bebeği ve tuhaf bir biçimde hareket eden bu aynı Celile erişkini olduğunu çıkarmıştı.

128:5.5 (1414.3) His friends from Egypt set sail for home, and in subsequent years, when they heard rumors of the Capernaum boatbuilder who was creating such a commotion in Palestine, few of them surmised that he was the babe of Bethlehem grown up and the same strange-acting Galilean who had so unceremoniously declined the invitation to become a great teacher in Alexandria.

    İsa, Nasıra’ya geri döndü. Bu yılın geride kalan kısmı, tüm sürecinin en dikkate değer olaysız geçen altı ayı olmuştu. O, çözülmesi gereken sorunların ve üzerinden gelinmesi gereken zorlukların olağan gidişatından olan bu geçici arayı memnuniyetle deneyimlemişti. O; gökteki Yaratıcısı ile fazlasıyla birlikte olup, insan aklı üzerindeki üstünlüğünde devasa bir ilerlemede bulundu.

128:5.6 (1414.4) Jesus returned to Nazareth. The remainder of this year was the most uneventful six months of his whole career. He enjoyed this temporary respite from the usual program of problems to solve and difficulties to surmount. He communed much with his Father in heaven and made tremendous progress in the mastery of his human mind.

    Ancak, zaman ve mekânın dünyalarında insan olayları, uzunca bir süre boyunca pürüzsüz olarak gitmemekteydi. Aralık ayında, Yakup; Nasıralı genç bir kadın olan, Esta’ya fazlasıyla âşık olduğunu, eğer düzenlenirse belli bir zaman zarfında onunla evlenmek istediğini açıklayarak, İsa ile özel bir konuşmada bulundu. Yakup; Yusuf’un yakın bir zaman içinde on sekiz yaşına geleceği, ve, ailenin vekil başı olarak hizmet verme şansına sahip olmasının kardeşi için iyi bir deneyim olacağı gerçeğini vurguladı. İsa, arada kalan zaman zarfında evin yönetimi için Yusuf’u yerinde bir biçimde eğitmesi karşılığında, iki yıl sonra geçerli olacak şekilde Yakup’un evliliğine onay verdi.

128:5.7 (1414.5) But human affairs on the worlds of time and space do not run smoothly for long. In December James had a private talk with Jesus, explaining that he was much in love with Esta, a young woman of Nazareth, and that they would sometime like to be married if it could be arranged. He called attention to the fact that Joseph would soon be eighteen years old, and that it would be a good experience for him to have a chance to serve as the acting head of the family. Jesus gave consent for James’s marriage two years later, provided he had, during the intervening time, properly trained Joseph to assume direction of the home.

    Ve, bu aşamada bir şeyler olmaya başlamıştı — havada evlilik vardı. Yakup’un evliliği için İsa’nın onayını almadaki başarısı, Miryam’ın ağabey-babasına planları hakkında yaklaşmasında kendisine cesaret verdi. Şimdi Yakup ve Yusuf’un iş arkadaşı, bir zamanlar kendi kendisini İsa’nın koruyucusu olarak belirlemiş, genç taş ustası Yakob, uzunca bir süredir Miryam’ın elini evlilikte tutmayı arzulamıştı. Miryam planlarını İsa’nın önüne serdiğinde, İsa; Yakup’un Miryam için resmi bir talepte bulunmak amacıyla gelmesini isteyip, Marta’nın en büyük kız kardeş olarak kendisinin sorumluluklarını üstlenmeye yetkin hale geldiğini Miryam hisseder hissetmez, evlilik için mutluluklarını dileyeceği sözünü verdi.

128:5.8 (1414.6) And now things began to happen — marriage was in the air. James’s success in gaining Jesus’ assent to his marriage emboldened Miriam to approach her brother-father with her plans. Jacob, the younger stone mason, onetime self-appointed champion of Jesus, now business associate of James and Joseph, had long sought to gain Miriam’s hand in marriage. After Miriam had laid her plans before Jesus, he directed that Jacob should come to him making formal request for her and promised his blessing for the marriage just as soon as she felt that Martha was competent to assume her duties as eldest daughter.

    İsa; evde olduğunda haftada üç kez akşam okulunda öğretimde bulunmaya, sıklıkla Şabat günü sinagogda Yazıtları okumaya, annesiyle ziyaretlerde bulunmaya, çocuklara bir şeyler öğretmeye, ve genel olarak kendisini, İsrail ulusu içinde Nasıra’nın değerli ve saygılı bir vatandaşı olarak davranır kılmaya devam etti.

128:5.9 (1414.7) When at home, he continued to teach the evening school three times a week, read the Scriptures often in the synagogue on the Sabbath, visited with his mother, taught the children, and in general conducted himself as a worthy and respected citizen of Nazareth in the commonwealth of Israel.

6. Yirmi Beşinci Yaş (M.S. 19.yıl)  

6. The Twenty-Fifth Year (A.D. 19)

    Bu yıl; Nasıra ailesinde her şey en iyi şekilde başlamış olup, Marta’nın Ruth için yapmak zorunda olduğu belirli bir görev dışında, çocukların tümünün olağan okul dönemini bitirmelerine şahit oldu.

128:6.1 (1415.1) This year began with the Nazareth family all in good health and witnessed the finishing of the regular schooling of all the children with the exception of certain work which Martha must do for Ruth.

    İsa; insanlığın, Âdem’in döneminden beri dünya üzerinde ortaya çıkmış en gürbüz ve seçkin örneklerinden bir tanesiydi. Onun fiziksel gelişimi muhteşemdi. Onun aklı etkin, keskin ve derindi — çağdaşlarının ortalama aklına kıyasla, devasa ölçeklerde gelişmiş haldeydi — ve, onun ruhaniyeti gerçekten de insansı biçimde kutsaldı.

128:6.2 (1415.2) Jesus was one of the most robust and refined specimens of manhood to appear on earth since the days of Adam. His physical development was superb. His mind was active, keen, and penetrating — compared with the average mentality of his contemporaries, it had developed gigantic proportions — and his spirit was indeed humanly divine.

    Ailenin mali durumu, Yusuf’un mal varlığının yok oluşundan beri en iyi düzeydeydi. Son ödemeler, kervan tamir atölyesi için yapılmış haldeydi; onların hiç kimseye borcu bulunmamaktaydı, ve senelerdir ilk kez, belli bir miktar kaynak artmıştı. Bu gerçekleşirken, ve öncesinde diğer kardeşlerini ilk Hamursuz törenleri için Kudüs’e götürmüş olduğu için, İsa, (sinagog okulundan daha henüz mezun olmuş) Yude’ye mabede olan ilk ziyaretinde eşlik etmeye karar verdi.

128:6.3 (1415.3) The family finances were in the best condition since the disappearance of Joseph’s estate. The final payments had been made on the caravan repair shop; they owed no man and for the first time in years had some funds ahead. This being true, and since he had taken his other brothers to Jerusalem for their first Passover ceremonies, Jesus decided to accompany Jude (who had just graduated from the synagogue school) on his first visit to the temple.

    Onlar Kudüs’e çıkıp, kardeşini Samarya’nın içinden geçirirse sorun çıkabileceğinden çekinerek, Ürdün vadisi üzerinden aynı yoldan geri döndüler. Hâlihazırda Nasıra’da Yude, güçlü vatansever eğilimleri ile birlikte sabırsız eğilimi nedeniyle birkaç kez ufak çaplı olaya karışmıştı.

128:6.4 (1415.4) They went up to Jerusalem and returned by the same route, the Jordan valley, as Jesus feared trouble if he took his young brother through Samaria. Already at Nazareth Jude had got into slight trouble several times because of his hasty disposition, coupled with his strong patriotic sentiments.

    Onlar Kudüs’e beklenen sürede varmış olup, mabede olan ilk hareketleri üzerinde, Bethanili Lazarus ile buluşma imkânı yakaladıklarında, tam da mabedin görünüşü ruhunun en derinlerine kadar Yude’yi fazlasıyla etkileyip onu heyecanlandırdı. İsa Lazarus ile konuşurken ve Hamursuz’u ortak kutlamaları için düzenlemelerde bulunmaya çalışırken, Yude hepsi için gerçek bir sorun çıkarmaya başladı. Hemen yakında, geçmekte olan bir Musevi kızı hakkında belli bir uygunsuz yorumda bulunmuş olan bir Roma muhafızı durmaktaydı. Yude aşırı sinirden kıpkırmızı kesildi, ve, bu türden bir uygunsuzluğu onaylamayışını doğrudan bir biçimde askerin duyabileceği şekilde ifade etmekte hiç de yavaş davranmadı. Bu dönemde Roma askeri birlikleri, Musevilerin gösterebilecekleri saygısızlığa karşılık gelebilecek her şeyde oldukça hassaslardı; böylece, muhafız hiç vakit kaybetmeden Yude’yi tutukladı. Bu, genç vatanseverin kaldırabileceğinden çok daha fazlaydı; ve, İsa’nın uyarıcı bir bakış ile onu ikaz edebilmesinden önce, hepsinin kötü bir durumu sadece daha da kötü yapan bir biçimde, ifade edemeyeceği Roma-karşıtı hislerini hiç sakınmadan gerçekleştirdiği bir haykırış dilinden çıkarmış oldu. Yude, yanında İsa ile birlikte, hemen doğrudan askeri hapishaneye götürüldü.

128:6.5 (1415.5) They arrived at Jerusalem in due time and were on their way for a first visit to the temple, the very sight of which had stirred and thrilled Jude to the very depths of his soul, when they chanced to meet Lazarus of Bethany. While Jesus talked with Lazarus and sought to arrange for their joint celebration of the Passover, Jude started up real trouble for them all. Close at hand stood a Roman guard who made some improper remarks regarding a Jewish girl who was passing. Jude flushed with fiery indignation and was not slow in expressing his resentment of such an impropriety directly to and within hearing of the soldier. Now the Roman legionnaires were very sensitive to anything bordering on Jewish disrespect; so the guard promptly placed Jude under arrest. This was too much for the young patriot, and before Jesus could caution him by a warning glance, he had delivered himself of a voluble denunciation of pent-up anti-Roman feelings, all of which only made a bad matter worse. Jude, with Jesus by his side, was taken at once to the military prison.

    İsa, Yude için olabilecek en yakın duruşma zamanını elde etmeyi, bu olmaz ise, o akşam Hamursuz kutlamasına onun salıverilmesini sağlamaya çabaladı; ancak, o, bu girişimlerinde başarısız oldu. Bir sonraki gün Kudüs’de bir “büyük kutsal buluşma” olduğu için, Romalılar bile, bir Musevi’ye karşı getirilecek olan suçlamaları görüşmeye cüret edemezlerdi. Bunun uyarınca, Yude, tutuklanmasından sonraki, ikinci günün sabahına kadar zindanda kalmaya devam etti; ve, İsa, hapishanede onunla birlikte kaldı. Onlar mabette, kanunun evlatlarının İsrail’in bütüncül vatandaşlığına olan kabul töreninde mevcut bulunmamışlardı. Yude; üyesi bulunduğu ve içinde çok faal olduğu vatansever örgüt olan Zeolotlar’ın adına kendisine verilmiş propaganda görevi ile ilişkili olarak bir Hamursuz dönemi Kudüs’de bir daha bulunacağı zaman kadar, birkaç yıl boyunca bu resmi törenden geçmeyecekti.

128:6.6 (1415.6) Jesus endeavored to obtain either an immediate hearing for Jude or else his release in time for the Passover celebration that evening, but he failed in these attempts. Since the next day was a “holy convocation” in Jerusalem, even the Romans would not presume to hear charges against a Jew. Accordingly, Jude remained in confinement until the morning of the second day after his arrest, and Jesus stayed at the prison with him. They were not present in the temple at the ceremony of receiving the sons of the law into the full citizenship of Israel. Jude did not pass through this formal ceremony for several years, until he was next in Jerusalem at a Passover and in connection with his propaganda work in behalf of the Zealots, the patriotic organization to which he belonged and in which he was very active.

    Hapiste ikinci günlerinin ertesi sabahı, İsa, Yude adına askeri hâkimin karşısına çıktı. Kardeşinin küçüklüğü için özürde bulunarak ve onun tutuklanmasıyla sonuçlanmış olayın kışkırtıcı doğasına dair ilave nitelikte açıklayıcı ancak adil bir ifade ile İsa meseleyi öyle bir biçimde sundu ki, hâkim, genç Musevi’nin şiddetli taşkınlığı için kabul edilebilir belli bir gerekçesi olabileceği yönünde görüşünü bildirdi. Kendisinin bu tür sabırsızlık yüzünden tekrar suçlu duruma düşmemesi hususunda Yude’yi uyarmasından sonra, o İsa’ya şunları söyleyerek davayı sonlandırdı: “Gözünü ufaklıktan ayırmamakla iyi ederdin; onun, hepiniz için fazlasıyla sorun çıkarma potansiyeli var.” Ve, Roma hâkimi, doğruyu söylemişti. Yude İsa için dikkate değer düzeyde sorun yaratmıştı; ve, her zaman orada — düşüncesizliği ve bilgesizce gerçekleştirdiği vatansever taşkınlıkları nedeniyle resmi makamlar ile yaşanılmış çatışmalar halinde — bu nitelikte sorun var olmaya devam etmişti.

128:6.7 (1415.7) The morning following their second day in prison Jesus appeared before the military magistrate in behalf of Jude. By making apologies for his brother’s youth and by a further explanatory but judicious statement with reference to the provocative nature of the episode which had led up to the arrest of his brother, Jesus so handled the case that the magistrate expressed the opinion that the young Jew might have had some possible excuse for his violent outburst. After warning Jude not to allow himself again to be guilty of such rashness, he said to Jesus in dismissing them: “You had better keep your eye on the lad; he’s liable to make a lot of trouble for all of you.” And the Roman judge spoke the truth. Jude did make considerable trouble for Jesus, and always was the trouble of this same nature — clashes with the civil authorities because of his thoughtless and unwise patriotic outbursts.

    İsa ve Yude gece için Bethani’ye yürüyerek hareket etmişler, onlara Hamursuz yemeği için verdikleri buluşma sözüne neden uyamadıklarını açıklamışlar, ertesi gün ise Nasıra için dönüş yoluna koyulmuşlardı. İsa ailesine, küçük kardeşinin Kudüs’deki tutuklanmasından bahsetmedi; ancak, o Yude ile, geri dönüşlerinin yaklaşık olarak üç hafta sonrasında bu olay hakkında uzunca bir konuşmada bulundu. İsa ile bu konuşmadan sonra, Yude’nin kendisi olayı aileye söyledi. O hiçbir zaman, bu zorlu deneyimin tamamı boyunca ağabey-babasının sergilemiş olduğu sabrı ve tahammülü unutmadı.

128:6.8 (1416.1) Jesus and Jude walked over to Bethany for the night, explaining why they had failed to keep their appointment for the Passover supper, and set out for Nazareth the following day. Jesus did not tell the family about his young brother’s arrest at Jerusalem, but he had a long talk with Jude about this episode some three weeks after their return. After this talk with Jesus Jude himself told the family. He never forgot the patience and forbearance his brother-father manifested throughout the whole of this trying experience.

    Bu, kendi ailesinin herhangi bir üyesi için katıldığı son Hamursuz’ idi. Artan bir biçimde İnsan’ın Evladı, kendi beden ve kanı ile olan yakın ilişkileminden ayrılmaya başlamaktaydı.

128:6.9 (1416.2) This was the last Passover Jesus attended with any member of his own family. Increasingly the Son of Man was to become separated from close association with his own flesh and blood.

    Bu yıl, derin düşünce aralıkları sıklıkla, Ruth ve onun oyun arkadaşları tarafından kesilmekteydi. Ve, her zaman İsa; dünya ve evren için olan gelecek görevi üzerindeki düşünüşünü, Kudüs’e olan çeşitli ziyaretlerinde yaşamış oldukları şeyleri anlatışından hiçbir zaman yorulmayan bu küçüklerin çocuksu neşesi ve taptaze mutluluğunu paylaşabilmesi için ertelemeye hazırdı. Onlar aynı zamanda, İsa’nın hayvanlar ve doğa hakkındaki hikâyelerinden büyük bir keyif duymaktaydı.

128:6.10 (1416.3) This year his seasons of deep meditation were often broken into by Ruth and her playmates. And always was Jesus ready to postpone the contemplation of his future work for the world and the universe that he might share in the childish joy and youthful gladness of these youngsters, who never tired of listening to Jesus relate the experiences of his various trips to Jerusalem. They also greatly enjoyed his stories about animals and nature.

    Çocuklar her zaman tamir atölyesinde çok iyi karşılanmaktaydı. İsa, atölyenin yanı başına kumlar, bloklar ve kayalar koymuştu; ve, küme küme çocuklar, kendilerini eğlendirmek için buraya akın etmekteydi. Oyunlarından sıkıldıklarında, daha kendine güvenir olanları atölyeyi gizli gizli kolaçan ederdi; ve, eğer atölye sahibi meşgul değilse, cesaretlerini toplayan biçimde içeri gidip şunları söylerlerdi: “Yeşu amca, dışarı gel ve bize uzun bir hikâye anlat.” Bunun ardından, onlar İsa’yı, karşısındaki yerde yarı daire olmuş çocuklar ile birlikte atölyenin köşesindeki meşhur kaya üzerine oturtana kadar ellerinden çekiştirerek dışarı çıkartırlardı. Ve, Yeşu Amcaları’ndan küçük çocuklar böyle keyif almaktaydılar. Onlar gülmeyi, ve kalpten gülmeyi öğrenmekteydiler. Çocukların en küçük olanlarının bir veya ikisinin, İsa hikâyelerini anlatırken onun mimiklerine büyülenmiş bir şekilde bakan bir biçimde, dizlerinin üzerine çıkıp, orada oturması adet olmuştu. Çocuklar İsa’yı derinden sevmişti, ve İsa çocukları derinden sevmişti.

128:6.11 (1416.4) The children were always welcome at the repair shop. Jesus provided sand, blocks, and stones by the side of the shop, and bevies of youngsters flocked there to amuse themselves. When they tired of their play, the more intrepid ones would peek into the shop, and if its keeper were not busy, they would make bold to go in and say, “Uncle Joshua, come out and tell us a big story.” Then they would lead him out by tugging at his hands until he was seated on the favorite rock by the corner of the shop, with the children on the ground in a semicircle before him. And how the little folks did enjoy their Uncle Joshua. They were learning to laugh, and to laugh heartily. It was customary for one or two of the smallest of the children to climb upon his knees and sit there, looking up in wonderment at his expressive features as he told his stories. The children loved Jesus, and Jesus loved the children.

    Arkadaşları için; İsa’nın nasıl bu kadar ani ve bütüncül bir biçimde siyaset, felsefe ve dine ait derin söyleşilerden, beş ila on yaşında değişen bu küçük çocukların rahat ve neşeli oyunculuğuna geçebildiğine dair, onun ussal etkinliklerinin kapsamını kavramaları zordu. Daha fazla boş zamana sahip olan bir biçimde erkek ve kız kardeşleri büyüdükçe, ve torunlar gelmeden önce, bu küçüklere çok fazla bir ilgi göstermişti.

128:6.12 (1416.5) It was difficult for his friends to comprehend the range of his intellectual activities, how he could so suddenly and so completely swing from the profound discussion of politics, philosophy, or religion to the lighthearted and joyous playfulness of these tots of from five to ten years of age. As his own brothers and sisters grew up, as he gained more leisure, and before the grandchildren arrived, he paid a great deal of attention to these little ones. But he did not live on earth long enough to enjoy the grandchildren very much.

7. Yirmi Altıncı Yaş (M.S. 20.yıl)  

7. The Twenty-Sixth Year (A.D. 20)

    Bu yıl başlarken, Nasıralı İsa artan bir biçimde, potansiyel gücün geniş bir kapsamına sahip olduğunun bilincine vardı. Ancak, o benzer bir biçimde, bu gücün, en azından vakti gelene kadar, İnsan Evladı olan kişiliği tarafından kullanmamasına gerektiğine tamamen ikna olmuştu.

128:7.1 (1416.6) As this year began, Jesus of Nazareth became strongly conscious that he possessed a wide range of potential power. But he was likewise fully persuaded that this power was not to be employed by his personality as the Son of Man, at least not until his hour should come.

    Bu zaman zarfında, o, kendisinin gökteki Babası ile olan ilişkisi hakkında çok az düşündü fakat ondan çok az bahsetti. Ve, şunu söylediğinde, tüm bu düşünmenin sonucu tepebaşındaki duasında bir seferinde ifade edildiği gibi: “Kim olduğumdan ve hangi gücü taşıyıp taşımadığımdan bağımsız olarak, Cennet Yaratıcım’ın iradesine her zaman bağlı oldum, ve her zaman bağlı olacağım.” Ve yine de, bu insan Nasıra etrafında işe gelir giderken, uçsuz bucaksız bir evren ile ilişkili olarak — “kendisinde bilgeliğin ve bilginin tüm hazinelerinin saklı olduğu” kelimenin tam anlamıyla doğruydu.

128:7.2 (1417.1) At this time he thought much but said little about the relation of himself to his Father in heaven. And the conclusion of all this thinking was expressed once in his prayer on the hilltop, when he said: “Regardless of who I am and what power I may or may not wield, I always have been, and always will be, subject to the will of my Paradise Father.” And yet, as this man walked about Nazareth to and from his work, it was literally true — as concerned a vast universe — that “in him were hidden all the treasures of wisdom and knowledge.”

    Tüm bu yıl, aile olayları Yude haricinde pürüzsüz bir biçimde ilerlerdi. Yıllar boyunca Yakup; çalışan biçimde yerleşik yaşama adım atma eğiliminde bulunmayan, ne de aile giderlerinin kendisine ait payı için hesaba katılabilen, en küçük kardeşi ile sorun yaşamıştı. Her ne kadar evde yaşarsa da, ailenin idaresi için kendisine düşen kısmı kazanmada vicdani bir biçimde hareket etmemekteydi.

128:7.3 (1417.2) All this year the family affairs ran smoothly except for Jude. For years James had trouble with his youngest brother, who was not inclined to settle down to work nor was he to be depended upon for his share of the home expenses. While he would live at home, he was not conscientious about earning his share of the family upkeep.

    İsa, bir barış insanıydı; ve, zaman zaman onun yüzü, Yude’nin kavgacı eylemleri ve vatansever nitelikli sayısız taşkınlıkları nedeniyle kızarmıştı. Yakup ve Yusuf ondan ayrılma yanlısıydı, ancak İsa buna izin vermezdi. Sabırları çok ciddi bir biçimde zorlandığı zaman, o yalnızca şunu tavsiye etti: “Sabırlı olun. Tavsiyenizde bilgeli ve yaşamlarınızda doğru olun ki, küçük kardeşiniz ilk önce doğru yolu öğrenebilsin, daha sonra bu yolda sizleri takip etme zorunluluğu hissetsin.” İsa’nın bilge ve sevgi dolu tavsiyesi ailede gerçekleşebilecek bir kopmayı önledi; onlar beraber yaşamaya devam ettiler. Ancak, Yude, evlenene kadar aklı başında haline hiçbir zaman getirilememişti.

128:7.4 (1417.3) Jesus was a man of peace, and ever and anon was he embarrassed by Jude’s belligerent exploits and numerous patriotic outbursts. James and Joseph were in favor of casting him out, but Jesus would not consent. When their patience would be severely tried, Jesus would only counsel: “Be patient. Be wise in your counsel and eloquent in your lives, that your young brother may first know the better way and then be constrained to follow you in it.” The wise and loving counsel of Jesus prevented a break in the family; they remained together. But Jude never was brought to his sober senses until after his marriage.

    Meryem nadiren, İsa’nın gelecek görevi hakkında konuşmaktaydı. Bu konu ne zaman kendisine açıldığında, İsa yalnızca “Vaktim henüz gelmedi” şeklinde yanıt vermekteydi. İsa ailesini, kişiliğinin dolaylı mevcudiyetine olan bağlılığından ayırmanın zorlu görevini neredeyse tamamlamış haldeydi. O hızlı bir biçimde; insanlara olan gerçek hizmetinin daha etkin girişine başlamak amacıyla bu Nasıra evinden düzen içinde ayrılacağı gün için hazırlanmaktaydı.

128:7.5 (1417.4) Mary seldom spoke of Jesus’ future mission. Whenever this subject was referred to, Jesus only replied, “My hour has not yet come.” Jesus had about completed the difficult task of weaning his family from dependence on the immediate presence of his personality. He was rapidly preparing for the day when he could consistently leave this Nazareth home to begin the more active prelude to his real ministry for men.

    Yedinci bahşedilişinde İsa’nın ana görevinin, Nebadon egemenliğini elde etme olarak, yaratılmış deneyiminin kazanılması olduğu gerçeğini hiçbir zaman gözden kaçırmayın. Ve, tam da bu deneyimin elde edilişinde, o, Cennetin Yaratıcısı’nın en yüksek derecedeki açığa çıkarılışını Urantia’ya ve onun içinde bulunduğu bütün yerel evrene gerçekleştirmişti. Bu amaçların sonucu olarak gerçekleşmiş bir biçimde, o aynı zamanda, bu dönemde Lucifer isyanı ile ilişkili konumda bulunan bu gezegenin karmaşık hale gelmiş olaylarını çözme sorumluluğunu üstlenmiştir.

128:7.6 (1417.5) Never lose sight of the fact that the prime mission of Jesus in his seventh bestowal was the acquirement of creature experience, the achievement of the sovereignty of Nebadon. And in the gathering of this very experience he made the supreme revelation of the Paradise Father to Urantia and to his entire local universe. Incidental to these purposes he also undertook to untangle the complicated affairs of this planet as they were related to the Lucifer rebellion.

    Bu yıl, İsa, olağandan fazla boş zamanı keyifle deneyimlemiş olup, tamir atölyesinin idaresinde Yakup’u ve ev olaylarının yönetiminde Yusuf’u hazırlamaya daha fazla zaman ayırmıştı. Meryem, İsa’nın onlardan ayrılmak için hazırlanmakta olduğunu hissetti. Kendilerini bırakıp nereye gidecekti? Ne yapmak için bu gerçekleştirecekti? O neredeyse, İsa’nın Mesih olduğuna dair düşüncesini bırakmış haldeydi. Meryem, İsa’yı anlamamaktaydı; o yalın bir ifade ile, en büyük oğlunu kavrayamamaktaydı.

128:7.7 (1417.6) This year Jesus enjoyed more than usual leisure, and he devoted much time to training James in the management of the repair shop and Joseph in the direction of home affairs. Mary sensed that he was making ready to leave them. Leave them to go where? To do what? She had about given up the thought that Jesus was the Messiah. She could not understand him; she simply could not fathom her first-born son.

    İsa bu yıl zamanının büyük bir kısmını, ailesinin bireysel üyeleri ile geçirdi. İsa onları, uzun ve sıklıkla gerçekleşen tepebaşı ve şehir dışı gezintilerine çıkarmaktaydı. Hasattan önce, o Yude’yi, Nasıra’nın güneyinde bulunan çiftçi amcasının yanına götürdü; ancak, Yude, hasattan sonra uzunca bir süre boyunca orada kalmaya devam etmedi. Yude buradan kaçmıştı, ve Şimon daha sonra onu göldeki balıkçılarla bulmuştu. Şimon onu eve getirdiğinde, İsa kaçak ufaklıkla yaşananlar hakkında konuştu; Yude bir balıkçı olmak istediği için, İsa kendisiyle Mecdel’e kadar gidip, onu, balıkçı olan bir akrabasının gözetimine verdi; ve, Yude, oldukça iyi bir biçimde ve bu zaman zarfından evliliğine kadar düzenli bir biçimde çalışmıştı; ve, o, evliliğinden sonra da bir balıkçı olmaya devam etmişti.

128:7.8 (1417.7) Jesus spent a great deal of time this year with the individual members of his family. He would take them for long and frequent strolls up the hill and through the countryside. Before harvest he took Jude to the farmer uncle south of Nazareth, but Jude did not remain long after the harvest. He ran away, and Simon later found him with the fishermen at the lake. When Simon brought him back home, Jesus talked things over with the runaway lad and, since he wanted to be a fisherman, went over to Magdala with him and put him in the care of a relative, a fisherman; and Jude worked fairly well and regularly from that time on until his marriage, and he continued as a fisherman after his marriage.

    En sonunda, İsa’nın tüm erkek kardeşlerinin yaşam mesleklerini seçtiği ve onun içinde kendilerini ispatladıkları gün gelmişti. Bu aşama, İsa’nın evden olan ayrılışı için hazırlanmaktaydı.

128:7.9 (1418.1) At last the day had come when all Jesus’ brothers had chosen, and were established in, their lifework. The stage was being set for Jesus’ departure from home.

    Kasım ayında, çifte düğün gerçekleşti. Yakup ve Esta, ve, Meryem ve Yakob evlendi. Bu gerçekten de sevinç dolu bir olaydı. Meryem bile, arada sırada İsa’nın ayrılmaya hazırlık yaptığını fark edişi dışında, daha da mutluydu. O, büyük bir belirsizliğin altında ızdırap çekmekteydi: bir çocuk iken yapmış olduğu gibi onunla bir otursa ve her şeyi özgürce konuşsa ne de güzel olurdu, ancak İsa, tutarlı bir biçimde, konuşmamasını sürdürmekteydi; geleceği hakkında o çok derin bir biçimde sessizdi.

128:7.10 (1418.2) In November a double wedding occurred. James and Esta, and Miriam and Jacob were married. It was truly a joyous occasion. Even Mary was once more happy except every now and then when she realized that Jesus was preparing to go away. She suffered under the burden of a great uncertainty: If Jesus would only sit down and talk it all over freely with her as he had done when he was a boy, but he was consistently uncommunicative; he was profoundly silent about the future.

    Yakup ve gelin eşi Esta, Esta’nın babasının hediyesi olan, kasabanın batı yakasında güzel küçük bir eve taşınmıştı. Yakup annesinin evine yardım etmeyi sürdürdüğünde, payına düşen miktar evliliği nedeniyle iye bölünmüştü; ve, Yusuf resmi olarak, İsa tarafından ailenin başına getirilmişti. Yude bu aşamada, her ay kendi payına düşen kaynağı aslına oldukça uygun bir biçimde eve göndermekteydi. Yakup ve Miryam’ın evlilikleri, Yude üzerinde oldukça iyi bir etkiye sahip oldu; ve, o, çifte evlilikten sonraki gün, balık sahaları için evden ayrıldığında, “üzerime düşen görevi tamamiyle yerine getireceğim, ve gerekirse daha da fazlasını yapacağım” hususunda kendisine güvenebileceğine dair Yusuf’a güvence verdi.

128:7.11 (1418.3) James and his bride, Esta, moved into a neat little home on the west side of town, the gift of her father. While James continued his support of his mother’s home, his quota was cut in half because of his marriage, and Joseph was formally installed by Jesus as head of the family. Jude was now very faithfully sending his share of funds home each month. The weddings of James and Miriam had a very beneficial influence on Jude, and when he left for the fishing grounds, the day after the double wedding, he assured Joseph that he could depend on him “to do my full duty, and more if it is needed.” And he kept his promise.

    Miryam, baba Yakob’un kendi babalarıyla birlikte toprağa verilişiyle, oğul Yakob’un evinde, Meryem’in evinin yanında yaşadı. Marta evde Miryam’ın yerini aldı; ve, yeni düzen, yıl sona ermeden pürüzsüz bir biçimde işlemekteydi.

128:7.12 (1418.4) Miriam lived next door to Mary in the home of Jacob, Jacob the elder having been laid to rest with his fathers. Martha took Miriam’s place in the home, and the new organization was working smoothly before the year ended.

    Çifte düğünün ertesi günü, İsa, Yakup ile önemli bir görüşmede bulundu. O Yakup’a, özel bir biçimde, evden ayrılmaya hazırlanmakta olduğunu söyledi. İsa tamir atölyesinin tüm iyeliğini Yakup’a sunmuş olup, Yusuf’un evinin reisliğini resmi bir biçimde ve tüm ciddiyetiyle kendisinden ayırıp, oldukça dokunaklı bir biçimde kardeşi Yakup’u “babamın evinin reisi ve koruyucu olarak” atadı. İsa; tamir atölyesi hediyesi karşılığında, Yakup’un bundan böyle ailenin tüm mali sorumluluğunu üstleneceğini, böylece gelecekte gerçekleşecek bu hususlardaki tüm sorumluluktan kendisinin azat olduğunu, belirten gizli bir anlaşmayı kaleme alıp, her ikisi de imzaladı. Anlaşma imzalandıktan sonra, bütçe, ailenin mevcut giderleri İsa’nın gelecekteki herhangi bir katkısı olmadan karşılanabilecek şekilde düzenlendikten sonra, İsa Yakup’a şunu söyledi: “Ama, benim oğlum, vaktimin geleceği ana kadar sana her ay bir şeyler göndermeye devam edeceğim, ancak sana gönderdiklerim senin tarafından şartlar gerektiğinde kullanılacak. Benim gönderdiğim kaynakları, uygun düştüğünü gördükçe aile ihtiyaçları veya zevkleri için kullan. Onlardan hastalık durumunda faydalan veya ailenin herhangi bir bireysel üyesinin başına gelebilecek beklenmeyen acil durum koşullarını karşılamak için kullan.”

128:7.13 (1418.5) The day after this double wedding Jesus held an important conference with James. He told James, confidentially, that he was preparing to leave home. He presented full title to the repair shop to James, formally and solemnly abdicated as head of Joseph’s house, and most touchingly established his brother James as “head and protector of my father’s house.” He drew up, and they both signed, a secret compact in which it was stipulated that, in return for the gift of the repair shop, James would henceforth assume full financial responsibility for the family, thus releasing Jesus from all further obligations in these matters. After the contract was signed, after the budget was so arranged that the actual expenses of the family would be met without any contribution from Jesus, Jesus said to James: “But, my son, I will continue to send you something each month until my hour shall have come, but what I send shall be used by you as the occasion demands. Apply my funds to the family necessities or pleasures as you see fit. Use them in case of sickness or apply them to meet the unexpected emergencies which may befall any individual member of the family.”

    Ve, böylece İsa, Yaratıcısı’nın görevini yerine getirmek üzere kamuya çıkışından önce, erişkin yaşamının ikinci ve evden-ayrı fazına giriş yapmak için hazırlanmıştı.

128:7.14 (1418.6) And thus did Jesus make ready to enter upon the second and home-detached phase of his adult life before the public entrance upon his Father’s business.





Back to Top