URANTİA’NIN KİTABI’NA - 121. Makale
Mikâil’in Bahşedildiğindeki Dönemler

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım IV. İsa’nın Hayatı ve Öğretileri



Paper 121
The Times of Michael’s Bestowal

    AİT olduğumuz düzeyin yönetimdeki başı ve kaydın Melçizedek unsuru tarafından ortak bir biçimde sağlanan bir biçimde, Urantia Yarı-Ölümlüleri’nin Birleşmiş Kardeşliği’nin on iki üyesinden oluşan bir heyetin yüksek denetimi altında hareket eden bir biçimde, ben; Havari Andreas’a bir zamanlar verilmiş ikincil yardımcı-ölümlü olup, benim düzeyime ait dünya yaratılmışları tarafından gözlemlendiği biçimiyle ve benim geçici koruyuculuğuma ait olan insan öznesi tarafından daha sonrasında kısmi bir biçimde kaydedildiği gibi, Nasıralı İsa’nın yaşam etkileşimlerine ait anlatımı kayda geçirmek için görevlendirilmiş bulunmaktayım. Üstünü’nün arkasında yazılı kayıtları bırakmaktan oldukça bilinçli olarak nasıl kaçındığını bilen bir biçimde, Andreas, yazılı anlatımına ait nüshaları çoğaltmayı çok kararlı bir biçimde reddetti. İsa’nın diğer havarilerindeki benzer tutum fazlasıyla, Müjdeler’in yazımını geciktirdi.

121:0.1 (1332.1) ACTING under the supervision of a commission of twelve members of the United Brotherhood of Urantia Midwayers, conjointly sponsored by the presiding head of our order and the Melchizedek of record, I am the secondary midwayer of onetime attachment to the Apostle Andrew, and I am authorized to place on record the narrative of the life transactions of Jesus of Nazareth as they were observed by my order of earth creatures, and as they were subsequently partially recorded by the human subject of my temporal guardianship. Knowing how his Master so scrupulously avoided leaving written records behind him, Andrew steadfastly refused to multiply copies of his written narrative. A similar attitude on the part of the other apostles of Jesus greatly delayed the writing of the Gospels.

1. Mesih’den Sonraki Birinci Yüzyılda Batı  

1. The Occident of the First Century after Christ

    İsa, ruhsal yozlaşmanın bir çağı boyunca bu dünyaya gelmedi; onun doğduğu zamanda, Urantia, daha önceki tüm Âdem-sonrası dönemde tanık olunmamış veya Âdem’den beri hiçbir dönem içinde deneyimlenmemiş, ruhsal düşüncenin ve dini yaşamın bu türden bir canlanışını deneyimlemekteydi. Mikâil Urantia üzerinde vücutlaştığında, bu dünya Yaratan Evlat’ın bahşedilişi için, daha öncesinde hüküm sürememiş veya bu dönemden beri tekrar elde edilememiş en uygun koşulu sunmuştu. Bu dönemlerin hemen önceki çağlarında Yunan kültürü ve Yunan dili, Batı boyunca ve yakın Doğu’ya yayılmış haldeydi; ve, kökenleri bakımından yarı Batılı ve yarı Doğulu bir biçimde bir Levant ırkı olarak Museviler, hem Doğu ve hem de Batı’ya bu yeni dinin etkili yayılımı için bu türden kültürel ve dilsel koşulları kullanmaya olası en yüksek derecede uygun olan topluluktu. Bu en elverişli koşullar, Romalılar tarafından gerçekleştirilen Akdeniz dünyasının hoşgörülü siyasi yönetimi tarafından daha da gelişmişti.

121:1.1 (1332.2) Jesus did not come to this world during an age of spiritual decadence; at the time of his birth Urantia was experiencing such a revival of spiritual thinking and religious living as it had not known in all its previous post-Adamic history nor has experienced in any era since. When Michael incarnated on Urantia, the world presented the most favorable condition for the Creator Son’s bestowal that had ever previously prevailed or has since obtained. In the centuries just prior to these times Greek culture and the Greek language had spread over Occident and near Orient, and the Jews, being a Levantine race, in nature part Occidental and part Oriental, were eminently fitted to utilize such cultural and linguistic settings for the effective spread of a new religion to both East and West. These most favorable circumstances were further enhanced by the tolerant political rule of the Mediterranean world by the Romans.

    Dünya etkilerinin bu bütüncül bileşimi, en iyi; kendisi bir Roma vatandaşıyken, Yunan dilinde bir Musevi Mesih’in müjdesini duyurmuş olan, İbranilere ait bir İbrani olarak dini kültür içinde bulunan Pavlus’un etkinlikleri tarafından sergilenmektedir.

121:1.2 (1332.3) This entire combination of world influences is well illustrated by the activities of Paul, who, being in religious culture a Hebrew of the Hebrews, proclaimed the gospel of a Jewish Messiah in the Greek tongue, while he himself was a Roman citizen.

    İsa’nın dönemine ait medeniyetin benzeri, Batı içinde bu günlerden önce veya onlardan beri görülmemiştir. Avrupa medeniyeti, olağanüstü bir üç-katmanlı etki altında bütünleşmiş ve eş-güdümsel halde bulunmaktaydı:

121:1.3 (1332.4) Nothing like the civilization of the times of Jesus has been seen in the Occident before or since those days. European civilization was unified and co-ordinated under an extraordinary threefold influence:

    1. Romalı siyasi ve toplumsal sistemleri.

121:1.4 (1332.5) 1. The Roman political and social systems.

    2. Antik Yunan dili ve kültürü — ve bir ölçüye kadar onun felsefesi.

121:1.5 (1332.6) 2. The Grecian language and culture — and philosophy to a certain extent.

    3. Musevi dini ve ahlaki öğretilerinin hızlı bir biçimde yayılan etkisi.

121:1.6 (1332.7) 3. The rapidly spreading influence of Jewish religious and moral teachings.

    İsa doğduğunda, bütün Akdeniz dünyası bütünleşmiş bir imparatorluktu. İyi yollar, dünya tarihinde ilk kez olarak, birçok büyük merkezi birbirine bağlamıştı. Denizler korsanlardan temizlenmiş olup, ticaret ve seyahatin büyük bir dönemi tüm hızıyla gelişmekteydi. Avrupa, İsa’dan sonraki on dokuzuncu yüzyıla kadar seyahat ve ticaretin bu türden bir başka dönemini bir daha memnuniyetle deneyimlemedi.

121:1.7 (1332.8) When Jesus was born, the entire Mediterranean world was a unified empire. Good roads, for the first time in the world’s history, interconnected many major centers. The seas were cleared of pirates, and a great era of trade and travel was rapidly advancing. Europe did not again enjoy another such period of travel and trade until the nineteenth century after Christ.

    Yunan-Roma dünyasının iç barışına ve görünen refahına rağmen, imparatorluğun sakinlerinin büyük bir çoğunluğu ussal bayağılığa ve fakirliğe düşmüştü. Az sayıdaki daha üst sınıf zengindi; sefil ve yoksul bırakılmış daha alttaki bir sınıf, insanlığın en alt düzeyinden meydana gelmekteydi. Orada bu günlerde, mutlu ve varlıklı orta sınıf bulunmamaktaydı; o, Roma toplumu içinde yeni ortaya çıkışını gerçekleştirmiş bir konumdaydı.

121:1.8 (1333.1) Notwithstanding the internal peace and superficial prosperity of the Greco-Roman world, a majority of the inhabitants of the empire languished in squalor and poverty. The small upper class was rich; a miserable and impoverished lower class embraced the rank and file of humanity. There was no happy and prosperous middle class in those days; it had just begun to make its appearance in Roman society.

    Genişleyen Roma ve Aşkani devletleri arasındaki ilk mücadeleler, Suriye’nin Romalılar’ın ellerinde kalışıyla, bu dönemin yakın geçmişi içinde sonuçlanmış bir konumdaydı. İsa’nın döneminde, Filistin ve Suriye; hem Doğu’ya ve hem de Batı’ya uzanan araziler arasındaki refahın, göreceli barışın ve geniş ticari etkileşimin bir sürecini memnuniyetle deneyimlemekteydi.

121:1.9 (1333.2) The first struggles between the expanding Roman and Parthian states had been concluded in the then recent past, leaving Syria in the hands of the Romans. In the times of Jesus, Palestine and Syria were enjoying a period of prosperity, relative peace, and extensive commercial intercourse with the lands to both the East and the West.

2. Musevi Topluluğu  

2. The Jewish People

    Museviler; aynı zamanda Babillileri, Finiklileri ve Roma’nın daha yakın düşmanları olan Kartacalıları içine alan bir biçimde, eski Sami ırkının bir parçalarıydılar. Mesih’den sonraki birinci yüzyılın başlarında, Museviler, Sami topluluklarının en etkili topluluğuydu; ve, onlar, bu dönemde ticaret için yönetilmiş ve düzenlenmiş olarak, dünyada alışılmadık bir coğrafi konumu kaplamış duruma gelmişlerdi.

121:2.1 (1333.3) The Jews were a part of the older Semitic race, which also included the Babylonians, the Phoenicians, and the more recent enemies of Rome, the Carthaginians. During the fore part of the first century after Christ, the Jews were the most influential group of the Semitic peoples, and they happened to occupy a peculiarly strategic geographic position in the world as it was at that time ruled and organized for trade.

    Antik dönemlerin milletlerini bağlayan büyük yolların çoğu Filistin’den geçmekte olup, bu nedenle o, üç kıtanın buluşma yeri, veya diğer bir değişle kesişim noktası, haline gelmişti. Babil’in, Asur’un, Mısır’ın, Suriye’nin, Yunanistan’ın, Aşkani’nin ve Roma’nın seyahat doğrultuları, ticaret ağları ve orduları birbirini takip eden bir biçimde Filistin’e yayılmıştı. Tarihin en başından beri, Doğu’dan birçok karavan hattı; gemilerin yüklerini tüm deniz hatları boyunca Batı’ya buradan taşıdıkları yer olan, Akdeniz’in doğu ucundaki birkaç iyi deniz limanına bu bölgenin bir kısmı boyunca geçmekteydi. Ve, bu karavan trafiğinin yarıdan fazlası, Celile’deki Nasıra küçük kasabası içinden ve onun yakınından geçmekteydi.

121:2.2 (1333.4) Many of the great highways joining the nations of antiquity passed through Palestine, which thus became the meeting place, or crossroads, of three continents. The travel, trade, and armies of Babylonia, Assyria, Egypt, Syria, Greece, Parthia, and Rome successively swept over Palestine. From time immemorial, many caravan routes from the Orient passed through some part of this region to the few good seaports of the eastern end of the Mediterranean, whence ships carried their cargoes to all the maritime Occident. And more than half of this caravan traffic passed through or near the little town of Nazareth in Galilee.

    Her ne kadar Filistin Musevi dini kültürünün evi ve Hıristiyanlık’ın doğum yeri olmuş olsa da, Museviler; birçok ülkede ikamet eden ve Roma ve Aşkani devletlerinin her vilayetinde ticaret faaliyeti gerçekleştiren bir biçimde, dünyaya yayılmışlardı.

121:2.3 (1333.5) Although Palestine was the home of Jewish religious culture and the birthplace of Christianity, the Jews were abroad in the world, dwelling in many nations and trading in every province of the Roman and Parthian states.

    Yunanistan bir dil ve kültür sağlamış, Roma yollar inşa etmiş ve bir imparatorluk halinde bütünleşmişti; ancak, iki yüzden fazla sinagogla ve Roma dünyası boyunca dört bir tarafa dağılmış çok düzenli dini cemiyetleri ile Museviler’in yayılışı, içinde cennet krallığının yeni müjdesinin ilk kabulünü bulduğu ve buradan daha sonrasında dünyanın en uzak uçlarına yayıldığı, kültürel merkezleri sağlamıştı.

121:2.4 (1333.6) Greece provided a language and a culture, Rome built the roads and unified an empire, but the dispersion of the Jews, with their more than two hundred synagogues and well-organized religious communities scattered hither and yon throughout the Roman world, provided the cultural centers in which the new gospel of the kingdom of heaven found initial reception, and from which it subsequently spread to the uttermost parts of the world.

    Her Musevi Sinagogu, “dindar” veya diğer bir değişle “Tanrı-korkusu-olan” insanlar biçiminde Musevi-olmayan inanç sahibi kişilerden oluşan bir azınlık topluluğunu hoş görmüştü; ve, Pavlus, dinini Hıristiyanlık’a değiştiren öncül inananların büyük bir çoğunluğunu Musevi dinini sonradan tercih etmişlerin bu azınlık topluluğu arasından gerçekleştirmişti. Kudüs’teki tapınakta bile, Musevi-olmayanların işaretini taşıyan binaya sahipti. Orada, Kudüs’ün ve Antakya’nın sahip oldukları kültürü, alış-verişi ve ibadeti arasında çok yakın bir bağ bulunmaktaydı. Antakya’da, Pavlus’un takipçileri ilk olarak “Hıristiyanlar” olarak adlandırılmıştı.

121:2.5 (1333.7) Each Jewish synagogue tolerated a fringe of gentile believers, “devout” or “God-fearing” men, and it was among this fringe of proselytes that Paul made the bulk of his early converts to Christianity. Even the temple at Jerusalem possessed its ornate court of the gentiles. There was very close connection between the culture, commerce, and worship of Jerusalem and Antioch. In Antioch Paul’s disciples were first called “Christians.”

    Musevi tapınağının Kudüs’de merkezileşmesi tek bir seferde; tek-tanrılı dinlerinin kurtuluşuna dair sırrı, ve, tüm milletlerin tek bir Tanrısı’na ve tüm fanilerin Yaratıcısı’na dair yeni ve genişlemiş bir kavramsallaşmanın dünyasını besleme ve onu herkese yayma sözü anlamına geldi. Kudüs’de tapınak hizmeti, Musevi-olmayan devlet yönetimine ait derebeylerinin ve ırksal zorba yöneticilerinin olağan ilerleyişinin bir çöküşü karşısında, dini nitelikteki kültürel bir kavramsallaşmanın kurtuluşunu temsil etti.

121:2.6 (1333.8) The centralization of the Jewish temple worship at Jerusalem constituted alike the secret of the survival of their monotheism and the promise of the nurture and sending forth to the world of a new and enlarged concept of that one God of all nations and Father of all mortals. The temple service at Jerusalem represented the survival of a religious cultural concept in the face of the downfall of a succession of gentile national overlords and racial persecutors.

    Bu dönemin Musevi topluluğu, her ne kadar Roma derebeyliği yönetimi altında bulunuyor olmuş olsa da, özerk yönetimin dikkate değer bir düzeyini memnuniyetle deneyimlemişti; ve, onların kalpleri, Yehuda Makabi ve ondan sonra gelen on varisi tarafından yerine getirilmiş bağımsızlığın bu dönemin çok yakın zamanında gerçekleştirilmiş kahramansal kazanımlarını hatırlayan bir biçimde, uzun zamandır beklenmekte olan Mesih olarak, daha da büyük bir kurtarıcının ansızın ortaya çıkışının beklenişiyle atıyordu.

121:2.7 (1334.1) The Jewish people of this time, although under Roman suzerainty, enjoyed a considerable degree of self-government and, remembering the then only recent heroic exploits of deliverance executed by Judas Maccabee and his immediate successors, were vibrant with the expectation of the immediate appearance of a still greater deliverer, the long-expected Messiah.

    Museviler’in krallığı halindeki Filistin’in kurtuluş sırrı; bir yarı-bağımsız devlet olarak, Suriye ve Mısır arasındaki seyahatin Filistin yolununkine ek olarak Doğu ve Batı arasındaki karavan hatlarının batı ana duraklarının denetimini sağlamayı amaçlamış olan, Roma hükümetinin yurtdışı siyasasında saklıydı. Roma, Levant’da bu bölgeler içindeki büyümesini gelecekte engelleyebilecek herhangi bir gücün ortaya çıkmasını istemiyordu. Selevkos Suriyesi ve Ptolemaios Mısırı’nı birbirine düşürmeyi amaç edinmiş oyun siyasası, Filistin’in ayrı ve bağımsız bir devlet olarak desteklenişini gerektirmekteydi. Mısır’ın güçsüzleştirilişi olarak Roma siyasasına ek olarak Selevkoslar’ın Aşkaniler’in güçlenmesinden önce ilerleyen bir biçimde gerçeklemiş zayıflayışı; Museviler’in küçük ve gücü olmayan bir topluluğunun birkaç nesil boyunca, hem kuzeyde Selevkoslar’a hem de güneyde Ptolemaioslar'a karşı bağımsızlığını nasıl idare edebildiğini açıklamaktadır. Çevredeki ve daha güçlü toplulukların siyasi yönetiminden şans eseri gerçekleşmiş bu özgürlüğü ve bağımsızlığı, Museviler; Yahveh’in doğrudan müdahalesi biçiminde, kendilerin “seçilmiş topluluk” oldukları gerçeğiyle ilişkilendirdiler. Irksal üstünlüğün bu türden bir tutumu, nihai olarak arazilerine düşen Roma derebeyliği düzenine katlanmayı kendileri için çok daha fazla zor kıldı. Ancak, bu üzücü gerçekleşmede bile, Museviler dünya görevlerinin ruhsal olduğunu, siyasi olmadığını, öğrenmeyi reddettiler.

121:2.8 (1334.2) The secret of the survival of Palestine, the kingdom of the Jews, as a semi-independent state was wrapped up in the foreign policy of the Roman government, which desired to maintain control of the Palestinian highway of travel between Syria and Egypt as well as the western terminals of the caravan routes between the Orient and the Occident. Rome did not wish any power to arise in the Levant which might curb her future expansion in these regions. The policy of intrigue which had for its object the pitting of Seleucid Syria and Ptolemaic Egypt against each other necessitated fostering Palestine as a separate and independent state. Roman policy, the degeneration of Egypt, and the progressive weakening of the Seleucids before the rising power of Parthia, explain why it was that for several generations a small and unpowerful group of Jews was able to maintain its independence against both Seleucidae to the north and Ptolemies to the south. This fortuitous liberty and independence of the political rule of surrounding and more powerful peoples the Jews attributed to the fact that they were the “chosen people,” to the direct interposition of Yahweh. Such an attitude of racial superiority made it all the harder for them to endure Roman suzerainty when it finally fell upon their land. But even in that sad hour the Jews refused to learn that their world mission was spiritual, not political.

    Museviler, İsa döneminde boyunca olağandışı bir biçimde endişeli ve kuşkucuydu; çünkü onlar bu dönemde, Roma yöneticilerinin güvenini kurnaz yollardan elde ederek Yahudiye’nin derebeyliğini ele geçirmiş bir konumda bulunan Edomlu Hirodes olarak bir yabancı tarafından yönetilmektelerdi. Ve, her ne kadar Hirodes Musevi törensel adetlerine olan bağlılığını ilan etmişse de, birçok duyulmamış tanrı için tapınak inşa etmeye girişmişti.

121:2.9 (1334.3) The Jews were unusually apprehensive and suspicious during the times of Jesus because they were then ruled by an outsider, Herod the Idumean, who had seized the overlordship of Judea by cleverly ingratiating himself with the Roman rulers. And though Herod professed loyalty to the Hebrew ceremonial observances, he proceeded to build temples for many strange gods.

    Hirodes’in Roman yöneticileri ile olan dostane ilişkileri; Musevi seyahati için dünyayı güvenilir kılmış olup, böylece, Roma İmparatorluğu’na ek olarak anlaşmalı dış ülkelerin uzak kısımlarına bile Museviler’in cennet krallığının bu yeni müjdesi ile artış gösteren yayılışları için zemin hazırladı. Hirodes’in hükümranlığı aynı zamanda, İbrani ve Helenistik felsefelerin daha fazla karışımına çok daha fazla katkıda bulundu.

121:2.10 (1334.4) The friendly relations of Herod with the Roman rulers made the world safe for Jewish travel and thus opened the way for increased Jewish penetration even of distant portions of the Roman Empire and of foreign treaty nations with the new gospel of the kingdom of heaven. Herod’s reign also contributed much toward the further blending of Hebrew and Hellenistic philosophies.

    Hirodes, Filistin’in medeni dünyanın kesişim noktası hale gelmesinde daha fazla yardımda bulunmuş olan, Kaysera limanını inşa etti. O M.S. 4. yılda hayatını yitirmiş olup, onun oğlu Hirodes Antipa, İsa’nın gençliği ve M.S. 39. yıla kadar süren hizmeti boyunca Celile ve Perea’yı yönetti. Antipa, tıpkı babası gibi, büyük bir inşacıydı. O, Seforis’in önemli ticaret merkezine ek olarak, Celile’deki birçok şehri yeniden inşa etti.

121:2.11 (1334.5) Herod built the harbor of Caesarea, which further aided in making Palestine the crossroads of the civilized world. He died in 4 B.C., and his son Herod Antipas governed Galilee and Perea during Jesus’ youth and ministry to A.D. 39. Antipas, like his father, was a great builder. He rebuilt many of the cities of Galilee, including the important trade center of Sepphoris.

    Celileliler’e, Kudüs dini yöneticileri ve hahami öğretmenler tarafından bütüncül hoşgörüyle bakılmamaktalardı. Celile unsurları, İsa doğduğu zaman Musevi-olmayanlardan daha yabancı konumdalardı.

121:2.12 (1334.6) The Galileans were not regarded with full favor by the Jerusalem religious leaders and rabbinical teachers. Galilee was more gentile than Jewish when Jesus was born.

3. Musevi-Olmayanlar Arasındaki Yaşam  

3. Among the Gentiles

    Her ne kadar Roma devletinin toplumsal ve ekonomik durumu en yüksek düzeyinde bulunmasa da, geniş çaplı iç huzur ve refah, Mikâil’in bahşedilişi için yardımcı nitelikteydi. Mesih’den sonraki ilk çağda, Akdeniz dünyasının toplumu, kesin hatlarla çizilmiş beş tabakadan oluşmaktaydı:

121:3.1 (1334.7) Although the social and economic condition of the Roman state was not of the highest order, the widespread domestic peace and prosperity was propitious for the bestowal of Michael. In the first century after Christ the society of the Mediterranean world consisted of five well-defined strata:

    1. Asiller. Ayrıcalıklı ve yönetici topluluklar olarak, para ve devlet gücüne sahip üst sınıflar.

121:3.2 (1335.1) 1. The aristocracy. The upper classes with money and official power, the privileged and ruling groups.

    2. Ticaret toplulukları. Büyük ihracatçılar ve ihracatçılar halindeki — uluslararası tüccarlardan oluşan ticaret ile uğraşanlar olarak, tüccar prensler ve bankerler.

121:3.3 (1335.2) 2. The business groups. The merchant princes and the bankers, the traders — the big importers and exporters — the international merchants.

    3. Küçük orta-sınıf. Her ne kadar bu topluluk gerçekten de küçük halde bulunmuşsa da, o; oldukça etkili olup, çeşitli el sanatlarında ve ticari faaliyetlerinde bu toplulukları teşvik etmeye devam etmiş olan öncül Hıristiyan kilisesinin ahlaki omurgasını oluşturmuştur. Museviler arasında Ferisiler’in çoğu, tüccarların bu sınıfına aitti.

121:3.4 (1335.3) 3. The small middle class. Although this group was indeed small, it was very influential and provided the moral backbone of the early Christian church, which encouraged these groups to continue in their various crafts and trades. Among the Jews many of the Pharisees belonged to this class of tradesmen.

    4. Özgür emekçi sınıfı. Bu topluluk, neredeyse hiçbir toplumsal ayrıcalığa sahip değildi. Her ne kadar onlar sahip oldukları özgürlüklerinden gurur duymuş olsalar da, köle emeği ile mücadele etmek zorunda bırakıldıkları için kendilerine büyük zararda bulunabilen konumdalardı. Daha üst sınıftakiler, “çoğalım amaçları” dışında yararsız olarak tanıyan bir biçimde, hor gören gözlerle bakmışlardı.

121:3.5 (1335.4) 4. The free proletariat. This group had little or no social standing. Though proud of their freedom, they were placed at great disadvantage because they were forced to compete with slave labor. The upper classes regarded them disdainfully, allowing that they were useless except for “breeding purposes.”

    5. Köleler. Roma devletinin yarı nüfusu, kölelerdi; birçoğu üstün bireyler olup, özgür emekçiler ve hatta ticaret insanları arasındaki yerlerini hızlı bir biçimde aldı. Onların büyük bir kısmı, ya vasat veya oldukça alt düzeyde bulunmaktaydı.

121:3.6 (1335.5) 5. The slaves. Half the population of the Roman state were slaves; many were superior individuals and quickly made their way up among the free proletariat and even among the tradesmen. The majority were either mediocre or very inferior.

    Kölelik, hatta üstün toplulukların bile köleliği, Roma’nın askeri başarılarının bir özelliğiydi. Sahibin kölesi üzerindeki gücü koşulsuzdu. Öncül Hıristiyan kilisesi fazlasıyla, alt sınıflardan ve bu kölelerden oluşmuştu.

121:3.7 (1335.6) Slavery, even of superior peoples, was a feature of Roman military conquest. The power of the master over his slave was unqualified. The early Christian church was largely composed of the lower classes and these slaves.

    Üstün köleler sıklıkla, yevmiye almakta ve parasını biriktirerek kazandıklarıyla özgürlüğünü satın alabilmekteydi. Bu türden özgürleşmiş kölelerin çoğu; devlet yönetimi, dini kurumlar ve ticaret dünyasında üst konumlara yükseldiler. Ve, tam da tür olasılıklar; öncül Hıristiyan kilisesinin, köleliğin üzerinde değişimde bulunmuş bu türüne oldukça hoşgörüyle bakmasına neden olmuştu.

121:3.8 (1335.7) Superior slaves often received wages and by saving their earnings were able to purchase their freedom. Many such emancipated slaves rose to high positions in state, church, and the business world. And it was just such possibilities that made the early Christian church so tolerant of this modified form of slavery.

    Mesih’den sonraki ilk yüzyılda, Roma İmparatorluğu’nda geniş çaplı hiçbir toplumsal sorun bulunmamaktaydı. Alt sınıfın büyük bir kesimi kendilerini, şans eseri doğmuş oldukları sınıfa ait bir biçimde görmektelerdi. Orada her zaman, aracılığıyla yetenekli ve yetkin bireylerin Roma toplumunun alt tabakasından yüksek tabakasına yükselebilecek açık kapı bulunmaktaydı; ancak, insanlar genellikle, sahip oldukları toplumsal düzeylerden memnunlardı. Onlar, sınıf bilincine sahip değillerdi; ne de, bu sınıfsal farklılıkları adil olmayan veya yanlış biçimde değerlendirmektelerdi. Hristiyanlık hiçbir biçimde, ezilmiş sınıfların sefaletlerini iyileştirme ana gayesine sahip bir ekonomik hareket değildi.

121:3.9 (1335.8) There was no widespread social problem in the Roman Empire in the first century after Christ. The major portion of the populace regarded themselves as belonging in that group into which they chanced to be born. There was always the open door through which talented and able individuals could ascend from the lower to the higher strata of Roman society, but the people were generally content with their social rank. They were not class conscious, neither did they look upon these class distinctions as being unjust or wrong. Christianity was in no sense an economic movement having for its purpose the amelioration of the miseries of the depressed classes.

    Her ne kadar kadın, Roma İmparatorluğu boyunca, Filistin’deki sınırlandırılmış konumuna kıyasla daha fazla özgürlüğü memnuniyetle deneyimlemiş olsa da, Museviler’in aile sadakati ve doğal şefkati Musevi-olmayan dünyanınkinden çok daha öte bir düzeydeydi.

121:3.10 (1335.9) Although woman enjoyed more freedom throughout the Roman Empire than in her restricted position in Palestine, the family devotion and natural affection of the Jews far transcended that of the gentile world.

4. Musevi-Olmayanların Sahip Olduğu Felsefe  

4. Gentile Philosophy

    Musevi-olmayanlar, ahlaki bir açıdan, Museviler’e göre bir ölçüde daha alt düzeydeydiler; ancak, soylu Musevi-olmayanların kalplerinde, bünyesinde Hıristiyanlığın tohumunu yeşertmenin ve ahlaki karakterin ve ruhsal kazanımın cömert bir hasadını ortaya çıkarmanın mümkün olduğu, doğal iyiliğin ve olası insan şefkatinin cömert toprağı mevcut haldeydi. Musevi-olmayan dünya, bu zamanlar; az veya çok Yunanlılar’ın öncül Plâtonculuğu’ndan kökenini almış dört büyük felsefenin egemenliği altındaydı. Bu felsefe okulları şunlardı:

121:4.1 (1335.10) The gentiles were, from a moral standpoint, somewhat inferior to the Jews, but there was present in the hearts of the nobler gentiles abundant soil of natural goodness and potential human affection in which it was possible for the seed of Christianity to sprout and bring forth an abundant harvest of moral character and spiritual achievement. The gentile world was then dominated by four great philosophies, all more or less derived from the earlier Platonism of the Greeks. These schools of philosophy were:

    1. Epikürcü. Bu düşünce okulu, mutluluğun arayışına adanmıştı. Daha iyi Epikürcüler, cinsel aşırılıklara düşmemişlerdi. En azından bu öğreti, Romalıları kaderciliğin daha ölümcül bir türünden kurtarmaya yardımcı oldu; bu düşünce insanlara, dünyasal düzeylerini yükseltmek için bir şeyler yapmalarını öğretti. O etkin bir biçimde, bilgisizlikten kaynaklanan hurafe inancı ile mücadele etti.

121:4.2 (1335.11) 1. The Epicurean. This school of thought was dedicated to the pursuit of happiness. The better Epicureans were not given to sensual excesses. At least this doctrine helped to deliver the Romans from a more deadly form of fatalism; it taught that men could do something to improve their terrestrial status. It did effectually combat ignorant superstition.

    2. Stoacı. Stoacılık, daha iyi sınıfların üstün düzeydeki felsefesiydi. Stoacılar, doğanın tümüne egemen olan Nedensel-Kader’in bir denetimine inandılar. Onlar, insanın ruhunun kutsal olduğunu öğrettiler; bu ruh, fiziksel doğanın sahip olduğu kötü bedende hapsolmuştu. İnsanın ruhu, Tanrı ile olan biçimde, doğayla uyumlu içinde yaşayarak özgürlüğe erişmekteydi; böylelikle, erdem, onun ödülü olarak kendiliğinden gelmekteydi. Stoacılık; ideallerin bu dönemden beri hiçbir zaman, felsefenin tamamiyle insan kökenli olan sisteminin ötesine geçemediği bir biçimde, yüce bir ahlaka yükselmişti. Stoacılar kendilerini “Tanrı’nın doğumu” olarak duyurmuşsalar da, onu tanımada ve böylelikle onu bulmada başarısız oldular. Stoacılık, bir felsefe olarak varlığını korumaya devam etti; o hiçbir zaman, bir din haline gelemedi. Onun takipçileri, Kâinatsal Akıl’ın ahengine sahip oldukları akılları uyumlaştırmayı amaçladı; ancak, onlar, sevgi dolu bir Yaratıcı’nın çocukları olarak kendilerini tahayyül etmede başarısız oldular. Pavlus; “Ben, bugün hangi konumdaysam onunla yetinmem gerektiğini öğrendim” cümlelerini yazdığında, Stoacılığa oldukça keskin bir biçimde meyletmişti.

121:4.3 (1336.1) 2. The Stoic. Stoicism was the superior philosophy of the better classes. The Stoics believed that a controlling Reason-Fate dominated all nature. They taught that the soul of man was divine; that it was imprisoned in the evil body of physical nature. Man’s soul achieved liberty by living in harmony with nature, with God; thus virtue came to be its own reward. Stoicism ascended to a sublime morality, ideals never since transcended by any purely human system of philosophy. While the Stoics professed to be the “offspring of God,” they failed to know him and therefore failed to find him. Stoicism remained a philosophy; it never became a religion. Its followers sought to attune their minds to the harmony of the Universal Mind, but they failed to envisage themselves as the children of a loving Father. Paul leaned heavily toward Stoicism when he wrote, “I have learned in whatsoever state I am, therewith to be content.”

    3. Kinik. Her ne kadar Kinikler felsefelerini Atinalılar’ın Diyojeni’ne bağlasalar da, sahip oldukları öğretinin büyük bir kısmını Maçiventa Melçizedeği’nin öğretilerinden arta kalanlardan elde etmişlerdi. Kinikçilik daha öncesinde, bir felsefeden ziyade bir din halindeydi. En azından Kinikler, dini-felsefelerini daha demokratik hale getirdiler. Tarlalarda ve pazarlarda, onlar sürekli bir biçimde; “eğer isterse insanın kendisini kurtarabileceği” biçimindeki öğretilerini duyurdular. Onlar; basit olanın erdem olduğunu duyurup, insanların ölümle korkusuzca buluşmasını talep etti. Bu gezgin Kinik duyurucuları, daha sonraki Hıristiyan din-yayıcıları için ruhsal bakımdan aç olan nüfusu hazırlamaya fazlasıyla katkıda bulunmuştu. Onların yaygın duyuru tasarımı, Pavlus’un Mektupları’nın şablonunu takip eden, ve onun sitilini gözeten bütünlükteydi.

121:4.4 (1336.2) 3. The Cynic. Although the Cynics traced their philosophy to Diogenes of Athens, they derived much of their doctrine from the remnants of the teachings of Machiventa Melchizedek. Cynicism had formerly been more of a religion than a philosophy. At least the Cynics made their religio-philosophy democratic. In the fields and in the market places they continually preached their doctrine that “man could save himself if he would.” They preached simplicity and virtue and urged men to meet death fearlessly. These wandering Cynic preachers did much to prepare the spiritually hungry populace for the later Christian missionaries. Their plan of popular preaching was much after the pattern, and in accordance with the style, of Paul’s Epistles.

    4. Kuşkucu. Kuşkuculuk; bilginin aldatıcı, kesin yargıya varmanın ve emin olmanın imkânsız nitelikte bulunduğunu savundu. O; tamamiyle dışlayıcı tutum olup, hiçbir zaman yaygın hale gelmedi.

121:4.5 (1336.3) 4. The Skeptic. Skepticism asserted that knowledge was fallacious, and that conviction and assurance were impossible. It was a purely negative attitude and never became widespread.

    Bu felsefeler, yarı-dini nitelikteydiler; onlar sıklıkla canlandırıcı, etiksel ve soylulaştırıcıydı; ancak onlar genellikle, olağan insanların üstündeydi. Kinikçilik’in olası hariçselliği dışında, bu felsefeler, güçlü ve bilge içindi; fakir ve güçsüzü bile kapsayacak kurtuluş dinleri değillerdi.

121:4.6 (1336.4) These philosophies were semireligious; they were often invigorating, ethical, and ennobling but were usually above the common people. With the possible exception of Cynicism, they were philosophies for the strong and the wise, not religions of salvation for even the poor and the weak.

5. Musevi-Olmayanların Sahip Oldukları Dinler  

5. The Gentile Religions

    Daha önceki çağlar boyunca, din başat bir biçimde, kabile veya milletin bir olayı olmuştu; o sıklıkla gerçekleşen bir biçimde, bireyin ilgilenmesini gerektiren bir durum olmamıştı. Tanrılar, kabilsel veya milletseldi, kişisel değildi. Bu türden dini sistemler, ortalama insanın bireysel nitelikli ruhsal aidiyetlikleri için çok az tatmini sağlamaktaydı.

121:5.1 (1336.5) Throughout preceding ages religion had chiefly been an affair of the tribe or nation; it had not often been a matter of concern to the individual. Gods were tribal or national, not personal. Such religious systems afforded little satisfaction for the individual spiritual longings of the average person.

    İsa’nın döneminde Batı’nın dinleri şunları da içine almaktaydı:

121:5.2 (1336.6) In the times of Jesus the religions of the Occident included:

    1. Put inançları. Bunlar, Helen ve Latin mitolojilerinin, kahramanlıklarının ve geleneklerinin bir bileşimiydi.

121:5.3 (1336.7) 1. The pagan cults. These were a combination of Hellenic and Latin mythology, patriotism, and tradition.

    2. İmparator ibadeti. Devletin simgesi olarak insanın ilahlaştırılışına Museviler ve öncül Hıristiyanlar tarafından ciddi bir biçimde karşı gelinmiş olup, bu doğrudan bir biçimde, Roma hükümeti tarafından her iki din kurumunun da daha sert bir biçimde cezalandırılmasına yol açmıştı.

121:5.4 (1336.8) 2. Emperor worship. This deification of man as the symbol of the state was very seriously resented by the Jews and the early Christians and led directly to the bitter persecutions of both churches by the Roman government.

    3. Astroloji. Babil’in sahip olduğu bu sözde bilim, Yunan-Roma İmparatorluğu boyunca bir dine doğru gelişti. Yirminci yüzyılda bile insan bütünüyle, bu hurafesel inanıştan kurtarılamamıştır.

121:5.5 (1337.1) 3. Astrology. This pseudo science of Babylon developed into a religion throughout the Greco-Roman Empire. Even in the twentieth century man has not been fully delivered from this superstitious belief.

    4. Gizem dinleri. Ruhsal bakımdan bu kadar aç olan bir dünyaya; olağan insanların kalplerini kazanmış ve onlara bireysel kurtuluşun sözünü vermiş, Levant’dan gelen yeni ve yabancı dinler biçiminde gizem inançlarının bir seli vurdu. Bu dinler hızlı bir biçimde, Yunan-Roma dünyasının daha alt sınıflarının kabul edilmiş inanışı haline geldi. Ve, onlar; bu günlerin bilgisiz ancak ruhsal bakımdan aç olan ortalama insanını da içine alan bir biçimde, herkesin kurtuluşu için ussal ve derin bir sunuşta bulunan ilgili çekici bir din-kuramını beraberinde taşıyan bir konumdaki, İlahiyat’ın görkemli bir kavramsallaşımı sunmuş olan kıyas edilemeyecek düzeyde üstün Hıristiyan öğretilerinin hızlıca yayılımının zemin hazırlanışına fazlasıyla katkıda bulundu.

121:5.6 (1337.2) 4. The mystery religions. Upon such a spiritually hungry world a flood of mystery cults had broken, new and strange religions from the Levant, which had enamored the common people and had promised them individual salvation. These religions rapidly became the accepted belief of the lower classes of the Greco-Roman world. And they did much to prepare the way for the rapid spread of the vastly superior Christian teachings, which presented a majestic concept of Deity, associated with an intriguing theology for the intelligent and a profound proffer of salvation for all, including the ignorant but spiritually hungry average man of those days.

    Gizem dinleri; milli inanışların sonunu hazırlamış olup, sayısız kişisel inancın doğumuna sebebiyet verdi. Gizemler çok fazla sayıdaydı, ancak onların hepsi şunlar tarafından nitelenmekteydi:

121:5.7 (1337.3) The mystery religions spelled the end of national beliefs and resulted in the birth of the numerous personal cults. The mysteries were many but were all characterized by:

    1. Bir gizem olarak bir mitsel efsane — isimlerinin kökeninden alanlar. Bir kural olarak bu gizem; bir süreliğine, Pavlus’un Hristiyanlık inancını yeşertmesiyle aynı dönemde gerçekleşmiş olan, ve onunla çekişen, Mitraizm’in öğretileri tarafından sergilendiği gibi, belirli bir tanrının yaşamı, ve ölümü, ve hayata geri dönüşünün hikâyesiyle ilgiliydi.

121:5.8 (1337.4) 1. Some mythical legend, a mystery — whence their name. As a rule this mystery pertained to the story of some god’s life and death and return to life, as illustrated by the teachings of Mithraism, which, for a time, were contemporary with, and a competitor of, Paul’s rising cult of Christianity.

    2. Bu gizemler millet-dışı ve ırklar-arasıydı. Onlar; dini kardeşliklerin ve sayısız mezhep cemiyetlerinin ortaya çıkışına temel oluşturan bir biçimde, kişisel ve kardeşsel nitelikteydi.

121:5.9 (1337.5) 2. The mysteries were nonnational and interracial. They were personal and fraternal, giving rise to religious brotherhoods and numerous sectarian societies.

    3. Onlar, hizmetleri bakımından, inanca kabulün detaylı törenleri ve ibadetin dikkate etkileyici ayinsel adetleri tarafından nitelenmekteydi.

121:5.10 (1337.6) 3. They were, in their services, characterized by elaborate ceremonies of initiation and impressive sacraments of worship. Their secret rites and rituals were sometimes gruesome and revolting.

    4. Ancak, törenlerinin doğası ve aşırılıklarının derecesi ne olursa olsun, bu gizemler, her durumda, sahip oldukları adanmış bireyleri; “ölümden sonraki kurtuluş olarak kötülükten kurtulmaya ek olarak keder ve köleliğin bu dünyasının ötesindeki şen âlemlerde kalıcı yaşam biçiminde, özgürleşmenin sözünü vermişti.

121:5.11 (1337.7) 4. But no matter what the nature of their ceremonies or the degree of their excesses, these mysteries invariably promised their devotees salvation, “deliverance from evil, survival after death, and enduring life in blissful realms beyond this world of sorrow and slavery.”

    Ancak, İsa’nın öğretilerini bu gizemlerle karıştırmanın hatasına düşmeyin. Gizemlerin yaygınlığı; insanın kurtuluş için arayışını, böylece kişisel din ve bireysel doğruluk için gerçek bir açlığı ve susuzluğu temsil eden bir biçimde, açığa çıkarmaktadır. Her ne kadar bahse konu gizemler bu arzuyu yeterince tatmin etmede başarısız olmuş olsa da, yaşamın ekmeğini ve onun suyunu bu dünyaya gerçek anlamıyla getirmiş olan İsa’nın ilerideki ortaya çıkışı için zemin hazırlamıştır.

121:5.12 (1337.8) But do not make the mistake of confusing the teachings of Jesus with the mysteries. The popularity of the mysteries reveals man’s quest for survival, thus portraying a real hunger and thirst for personal religion and individual righteousness. Although the mysteries failed adequately to satisfy this longing, they did prepare the way for the subsequent appearance of Jesus, who truly brought to this world the bread of life and the water thereof.

    Pavlus; gizem dinlerinin daha iyi türlerine olan geniş kapsamlı bağlılığı kullanmanın bir çabası içinde, dinini olası biçimde değiştirecek olanların geniş bir sayısına daha kabul edilebilir kılan şekilde, İsa’nın öğretileri üzerinde belirli uyumlaştırıcı düzenlemelerde bulundu. Ancak, Pavlus’un İsa’nın öğretileri üzerindeki tavizkar değişikliği (Hristiyanlık dini), bu gizemlere göre şu açılardan daha üstündü:

121:5.13 (1337.9) Paul, in an effort to utilize the widespread adherence to the better types of the mystery religions, made certain adaptations of the teachings of Jesus so as to render them more acceptable to a larger number of prospective converts. But even Paul’s compromise of Jesus’ teachings (Christianity) was superior to the best in the mysteries in that:

    1. Pavlus, bir etik kurtuluşu biçiminde, kötülükten ahlaksal bir arınmayı öğretti. Hristiyanlık yeni bir yaşamı işaret edip, yeni bir ideali duyurdu. Pavlus, büyüsel ayinlerinden ve büyüleyici nitelikteki törensel etkinliklerden ayrıldı.

121:5.14 (1337.10) 1. Paul taught a moral redemption, an ethical salvation. Christianity pointed to a new life and proclaimed a new ideal. Paul forsook magic rites and ceremonial enchantments.

    2. Hristiyanlık, insan sorununun nihai çözümlerini ile mücadele eden bir din sundu; zira, o, yalnızca kaderden ve hatta ölümden olan özgürleşimi sunmadı, aynı zamanda ebedi kurtuluş niteliklerinde olan doğru bir karakterin elde edilişi sonrasında günahtan olan kurtuluşun sözünde bulundu.

121:5.15 (1337.11) 2. Christianity presented a religion which grappled with final solutions of the human problem, for it not only offered salvation from sorrow and even from death, but it also promised deliverance from sin followed by the endowment of a righteous character of eternal survival qualities.

    3. Gizemler, mitler üzerine inşa edilmişlerdi. Pavlus’un duyurduğu haliyle Hristiyanlık, tarihsel bir gerçeklik üzerine kurulmuştu: Tanrı’nın Evladı olarak Mikâil’in insanlık üzerine olan bahşedilişi.

121:5.16 (1338.1) 3. The mysteries were built upon myths. Christianity, as Paul preached it, was founded upon a historic fact: the bestowal of Michael, the Son of God, upon mankind.

    Musevi-olmayanlar arasında ahlak, doğrudan bir biçimde, ne felsefe nede din ile ilişkili nitelikteydi. Filistin’in dışında, dine ait bir din adamının ahlaki bir yaşamın öncülüğünde bulunmasının beklenmesi, insanların her zaman akıllarına gelen şey olmamıştı. Musevi dini, ve daha sonra İsa’nın öğretileri, ve sonradan Pavlus’un evrimleşen Hıristiyanlığı; dindarların her ikisine de önem vermesini ısrar eden bir biçimde, bir elini ahlaki değerleri ve diğerini etik kuralları için sıvazlamış ilk Avrupa dinleriydi.

121:5.17 (1138.2) Morality among the gentiles was not necessarily related to either philosophy or religion. Outside of Palestine it not always occurred to people that a priest of religion was supposed to lead a moral life. Jewish religion and subsequently the teachings of Jesus and later the evolving Christianity of Paul were the first European religions to lay one hand upon morals and the other upon ethics, insisting that religionists pay some attention to both.

    Felsefenin bu türden tamamlanmamış sistemlerinin egemenliği altında bulunan ve dinin bu türden karmaşık inançları tarafından kafa karışıklığına uğramış haldeki, insanların bu türden bir nesline doğru İsa, Filistin’de doğmuştu. Ve, bu aynı nesle o daha sonra, Tanrı ile olan evlatlık olarak — kişisel dine ait kendi müjdesini vermişti.

121:5.18 (1338.3) Into such a generation of men, dominated by such incomplete systems of philosophy and perplexed by such complex cults of religion, Jesus was born in Palestine. And to this same generation he subsequently gave his gospel of personal religion — sonship with God.

6. Musevi Dini  

6. The Hebrew Religion

    Mesih’den önceki ilk çağın sonuna doğru Kudüs’ün dini düşüncesi; Yunan kültürel öğretilerden ve hatta Yunan felsefesinden devasa biçimde etkilenmiş ve bir ölçüde değişikliğe uğramış haldeydi. İbrani düşüncesinin Doğu ve Batı okulları arasındaki uzun süredir gerçekleşmiş çekişmede, Kudüs, ve Batı’nın geri kalanı, ve Levant’ın geneli, Batı Musevi veya diğer bir değişle dönüşüme uğramış Helenistik bakış açısını benimsedi.

121:6.1 (1338.4) By the close of the first century before Christ the religious thought of Jerusalem had been tremendously influenced and somewhat modified by Greek cultural teachings and even by Greek philosophy. In the long contest between the views of the Eastern and Western schools of Hebrew thought, Jerusalem and the rest of the Occident and the Levant in general adopted the Western Jewish or modified Hellenistic viewpoint.

    İsa’nın döneminde, Filistin’de üç dil hüküm sürmüştü: Alt tabakadaki geniş halk topluluğu Aramice’nin bir dilini; din adamları ve hahamlar İbrani dilini; Museviler’in eğitim görmüş sınıfları ve daha iyi tabakası genel olarak Yunancayı konuşmuştu. İskenderiye’de İbrani yazıtlarının Yunanca’ya olan öncül çevirisi, hiç de az olmayan bir ölçekte, Musevi kültürü ve din-kuramının Yunan ayağına ait ileride gerçekleşecek egemenliğine neden olmuştu. Ve, Hıristiyan öğretmenlerinin yazıları, yakın bir zaman içinde, aynı dilde ortaya çıkacaktı. Yahudiliğin rönesansı, İbrani yazıtlarının Yunanca’dan olan çevirisinden başlar. Bu; daha sonra, Pavlus’un, Doğu yerine Batı’ya doğru Hıristiyan inancını yöneltişini belirleyen hayati bir etki olmuştu.

121:6.2 (1338.5) In the days of Jesus three languages prevailed in Palestine: The common people spoke some dialect of Aramaic; the priests and rabbis spoke Hebrew; the educated classes and the better strata of Jews in general spoke Greek. The early translation of the Hebrew scriptures into Greek at Alexandria was responsible in no small measure for the subsequent predominance of the Greek wing of Jewish culture and theology. And the writings of the Christian teachers were soon to appear in the same language. The renaissance of Judaism dates from the Greek translation of the Hebrew scriptures. This was a vital influence which later determined the drift of Paul’s Christian cult toward the West instead of toward the East.

    Her ne kadar Helenleşmiş Musevi inanışları, Epikürcülerin öğretileri tarafından çok az ölçüde etkilenmiş olsa da, onlar; Plato’nun felsefesi ve Stoacılar’ın bireyi reddeden savları tarafından oldukça maddi biçimde etkilenmişlerdi. Stoacılığın kendine bulduğu büyük kanal, örneksel biçimde, Makabiler’in Dördüncü Kitabı tarafından sergilenmektedir; hem Platonik ve hem de Stoacı savların dışarıdan olan katılımı, örneksel olarak, Süleyman’ın Bilgeliği’nde sergilenmektedir. Helenleşmiş Museviler; derinden saygı duydukları Aristocu felsefe ile beraber İbrani din-kuramına uyumda hiçbir zorluk çekmedikleri bu türden bir mecazi yorumu, İbrani yazıtlarına getirdiler. Ancak, bütün bunların hepsi; dini inanış ve uygulamanın bütüncül ve oldukça tutarlı bir sistemine doğru Yunan felsefesini ve İbrani din-kuramını uyumlaştırmaya ve bir düzene oturtturmaya girişmiş olan İskenderiyeli Philon tarafından bu sorunlara el atılıncaya kadar, yıkıcı kafa karışıklığına neden olmuştu. Ve, bu; İsa’nın yaşadığı ve öğretisinde bulunduğu zamanda Filistin’de hâkim olan, ve Pavlus’un Hıristiyanlığa dair kendisinin daha gelişmiş ve aydınlatıcı inancını üzerinde inşa etmek için temel olarak kullandığı, Yunan Felsefesi ve İbrani din-kuramının bu bileşimine ait daha sonraki öğretiydi.

121:6.3 (1338.6) Though the Hellenized Jewish beliefs were very little influenced by the teachings of the Epicureans, they were very materially affected by the philosophy of Plato and the self-abnegation doctrines of the Stoics. The great inroad of Stoicism is exemplified by the Fourth Book of the Maccabees; the penetration of both Platonic philosophy and Stoic doctrines is exhibited in the Wisdom of Solomon. The Hellenized Jews brought to the Hebrew scriptures such an allegorical interpretation that they found no difficulty in conforming Hebrew theology with their revered Aristotelian philosophy. But this all led to disastrous confusion until these problems were taken in hand by Philo of Alexandria, who proceeded to harmonize and systemize Greek philosophy and Hebrew theology into a compact and fairly consistent system of religious belief and practice. And it was this later teaching of combined Greek philosophy and Hebrew theology that prevailed in Palestine when Jesus lived and taught, and which Paul utilized as the foundation on which to build his more advanced and enlightening cult of Christianity.

    Philon, büyük bir öğretmendi; Musa’dan beri, Batı dünyasının sahip olduğu etik ve dini düşünce üzerinde bu türden derin bir etkide bulunabilmiş bir insan yaşamamıştı. Etik ve dini öğretilerin çağdaş sistemleri içindeki daha iyi etkenlerin bileşimi temel alındığında, öne çıkan şu yedi insan öğretmeni yaşamıştır: Sethart, Musa, Zerdüşt, Lao-tse, Buda, Philon ve Pavlus.

121:6.4 (1338.7) Philo was a great teacher; not since Moses had there lived a man who exerted such a profound influence on the ethical and religious thought of the Occidental world. In the matter of the combination of the better elements in contemporaneous systems of ethical and religious teachings, there have been seven outstanding human teachers: Sethard, Moses, Zoroaster, Lao-tse, Buddha, Philo, and Paul.

    Yunan mitik felsefe ile Romalı Stoacı savları İbraniler’in yasasal din-kuramı ile birleştirmeye dair bir çabadan doğan Philon’un çoğu, ancak hepsini içermeyen nitelikteki, tutarsızlıklarını Pavlus tanımış olup, Hıristiyan-öncesi temel din-kuramından bilgece bir biçimde arındırdı. Philon; Pavlus’un, Yunan din-kuramında uzun bir süreden beridir değişmez konumda bulunmuş olan Cennet Kutsal Üçlemesi’ne dair kavramsallaşmaya daha bütüncül bir biçimde geri dönüşü için zemin hazırladı. Yalnızca tek bir hususta, Pavlus, Philon’a ayak uydurmada veya İskenderiye’nin bu zengin ve eğitim görmüş Musevisi’nin öğretilerinin ötesine geçmede başarısız oldu; bu ise, günahlardan arınmaya dair savdı; Philon, yalnızca kanın akıtılmasıyla bağışlamanın savından devre dışı kalacağını öğretti. O aynı zamanda muhtemelen içten içe, Düşünce Düzenleyicileri’nin gerçekliğine ve mevcudiyetine Pavlus’dan daha net bir biçimde gördü. Ancak, Pavlus’un, kalıtımsal suçluluğa ve içkin kötülüğe dair savları ve onlardan olan kurtuluşu biçiminde ilk günaha dair kuramı; İbrani din-kuramı, Philon’un felsefesi ve İsa’nın öğretileri ile çok az ortak noktaya sahip olan bir biçimde, köken bakımından kısmi olarak Mitraik’di.

121:6.5 (1339.1) Many, but not all, of Philo’s inconsistencies resulting from an effort to combine Greek mystical philosophy and Roman Stoic doctrines with the legalistic theology of the Hebrews, Paul recognized and wisely eliminated from his pre-Christian basic theology. Philo led the way for Paul more fully to restore the concept of the Paradise Trinity, which had long been dormant in Jewish theology. In only one matter did Paul fail to keep pace with Philo or to transcend the teachings of this wealthy and educated Jew of Alexandria, and that was the doctrine of the atonement; Philo taught deliverance from the doctrine of forgiveness only by the shedding of blood. He also possibly glimpsed the reality and presence of the Thought Adjusters more clearly than did Paul. But Paul’s theory of original sin, the doctrines of hereditary guilt and innate evil and redemption therefrom, was partially Mithraic in origin, having little in common with Hebrew theology, Philo’s philosophy, or Jesus’ teachings. Some phases of Paul’s teachings regarding original sin and the atonement were original with himself.

    İsa’nın dünyasal yaşamına ait anlatımların sonuncusu olarak Yuhanna İncili; Batı topluluklarına sunulmuş olup, hikâyesini, aynı zamanda Philon’un öğretilerine ait takipçileri olan daha sonraki İskenderiye Hıristiyanlarının bakış açısının ışığı altında sunmuştur.

121:6.6 (1339.2) The Gospel of John, the last of the narratives of Jesus’ earth life, was addressed to the Western peoples and presents its story much in the light of the viewpoint of the later Alexandrian Christians, who were also disciples of the teachings of Philo.

    Yaklaşık olarak Mesih’in yaşadığı zamanda, İskenderiye’de Museviler’e dair tuhaf biçimde ortaya çıkmış eski hislere dönen bir değişiklik gerçekleşti; ve, bu eski Musevi kalesinden, binlercesinin kovulduğu Roma’ya kadar bile genişleyen bir biçimde, zulmün kindar bir dalgası yayıldı. Ancak, bu türden yanlış temsilin hareketi kısa süreli oldu; oldukça yakın bir zaman içinde imparatorluk yönetimi tamamiyle, imparatorluk boyunca Museviler’in kısıtlanan özgürlüklerini eski haline getirdi.

121:6.7 (1339.3) At about the time of Christ a strange reversion of feeling toward the Jews occurred in Alexandria, and from this former Jewish stronghold there went forth a virulent wave of persecution, extending even to Rome, from which many thousands were banished. But such a campaign of misrepresentation was short-lived; very soon the imperial government fully restored the curtailed liberties of the Jews throughout the empire.

    Geniş dünyanın tamamı boyunca, Museviler, ticaret veya baskı nedeniyle kendilerini her nereye dağılmış olarak bulsalar, kalplerini tek bir yürek biçiminde Kudüs’de kutsal tapınakta tuttular. Musevi din-kuramı; her ne kadar birkaç kez belirli Babil öğretmenlerinin zamansal müdahalesi tarafından unutulmaktan kurtarılmışsa da, Kudüs’de yorumlandığı ve yerine getirildiği bütünlükte varlığını sürdürebilmişti.

121:6.8 (1339.4) Throughout the whole wide world, no matter where the Jews found themselves dispersed by commerce or oppression, all with one accord kept their hearts centered on the holy temple at Jerusalem. Jewish theology did survive as it was interpreted and practiced at Jerusalem, notwithstanding that it was several times saved from oblivion by the timely intervention of certain Babylonian teachers.

    Bu dağılmış Museviler’in iki buçuk milyonluk kadar geniş bir nüfusu, sahip oldukları milli nitelikteki dini festivallerin kutlanışı için Kudüs’e gelmeyi adet edinmişlerdi. Ve, Doğu (Babilli) ve Batı (Helenik) Musevileri’nin din-kuramsal veya felsefi farklılıkları ne olursa olsun, onların hepsi; Kudüs’de, ibadetlerinin merkezi olarak ve Mesih’in gelişini sürekli dört gözle bekler biçimde görüş birliğindeydiler.

121:6.9 (1339.5) As many as two and one-half million of these dispersed Jews used to come to Jerusalem for the celebration of their national religious festivals. And no matter what the theologic or philosophic differences of the Eastern (Babylonian) and the Western (Hellenic) Jews, they were all agreed on Jerusalem as the center of their worship and in ever looking forward to the coming of the Messiah.

7. Museviler ve Musevi-Olmayanlar  

7. Jews and Gentiles

    İsa’nın döneminde, Museviler; kökenlerine, tarihlerine ve nihai sonlarına dair istikrara kavuşmuş bir kavramsallaşmaya ulaşmış haldelerdi. Onlar, kendileri ve Musevi-olmayan dünya arasındaki ayrımın keskin bir duvarını inşa etmiş haldelerdi. Onlar; kanun mektubuna ibadet etmekte olup, kökenlerine dair aslı bulunmayan gurura dayanmış bir biçimde kendisini haklı gören tutumun bir türünün cazibesine kapılmışlardı. Onlar, söz verilmiş Mesih’e dair temelsiz düşüceler oluşturmuş haldelerdi; ve, bu beklentilerin çoğu, milli ve ırksal tarihlerinin bir parçası olarak gelecek bir Mesih’i hayal etmişti. Bu günlerin İbranileri için Musevi din-kuramı, sonsuza kadar sabitlenmiş bir biçimde geri dönülemez bir bütünlükte oluşumunu tamamlamıştı.

121:7.1 (1339.6) By the times of Jesus the Jews had arrived at a settled concept of their origin, history, and destiny. They had built up a rigid wall of separation between themselves and the gentile world; they looked upon all gentile ways with utter contempt. They worshiped the letter of the law and indulged a form of self-righteousness based upon the false pride of descent. They had formed preconceived notions regarding the promised Messiah, and most of these expectations envisaged a Messiah who would come as a part of their national and racial history. To the Hebrews of those days Jewish theology was irrevocably settled, forever fixed.

    Hoşgörü ve iyiliğe dair İsa’nın öğretileri ve uygulamaları; Museviler’in, başkası olarak gördükleri diğer topluluklara karşı uzun geçmişi olan tutumlarına tezat oluşturmaktaydı. Nesiller boyunca Museviler; dış dünyaya karşı, insanların ruhsal kardeşliği hakkında Üstün’ün öğretilerini kabul etmelerini imkânsız kılmış olan bir tutum beslemiş konumdaydı. Onlar; Yahveh’i Musevi-olmayanlar ile eşit düzeyde paylaşmaya gönülsüz olup, benzer bir biçimde, bu türden yeni ve tuhaf savları öğreten birini Tanrı’nın Evladı olarak kabul etmeye gönülsüzlerdi.

121:7.2 (1339.7) The teachings and practices of Jesus regarding tolerance and kindness ran counter to the long-standing attitude of the Jews toward other peoples whom they considered heathen. For generations the Jews had nourished an attitude toward the outside world which made it impossible for them to accept the Master’s teachings about the spiritual brotherhood of man. They were unwilling to share Yahweh on equal terms with the gentiles and were likewise unwilling to accept as the Son of God one who taught such new and strange doctrines.

    Yazıcılar, Ferisiler ve din-adamlığı; Roma siyasi yönetimininkinden kıyaslanamayacak derecede daha gerçek olan bir esaret biçiminde, Musevileri ayinciliğin ve yasalsılığın çok kötü bir esareti altında tuttu. İsa’nın zamanındaki Museviler, yalnızca kanuna olan taabiyette tutulmamaktalardı, onlar aynı zamanda eşit bir biçimde, kişisel ve toplumsal yaşamın her alanına giren ve onu işgal eden geleneklerin kölesel taleplerine bağlı kılınmışlardı. Davranışın bu çok detaylı yönetmelikleri, her sadık Musevi’yi merkezine alıp, onun üzerinde üstünlük kurdu; ve, kutsal geleneklerini görmezden gelmeye cüret etmiş ve toplumsal davranışın uzunca bir süredir onurlandırılagelen yönetmeliklerine küçük gözle bakmaya cesaret etmiş nüfuslarından birisini hiç vakit kaybetmeden reddetmeleri şaşılacak bir durum değildi. Onlar neredeyse hiçbir biçimde, Baba İbrahim’in kendisi tarafından emredilmiş olarak gördükleri dogmalarla çatışmakta tereddüt göstermemiş birinin öğretilerini onaylayan gözle bakamazlardı.

121:7.3 (1340.1) The scribes, the Pharisees, and the priesthood held the Jews in a terrible bondage of ritualism and legalism, a bondage far more real than that of the Roman political rule. The Jews of Jesus’ time were not only held in subjugation to the law but were equally bound by the slavish demands of the traditions, which involved and invaded every domain of personal and social life. These minute regulations of conduct pursued and dominated every loyal Jew, and it is not strange that they promptly rejected one of their number who presumed to ignore their sacred traditions, and who dared to flout their long-honored regulations of social conduct. They could hardly regard with favor the teachings of one who did not hesitate to clash with dogmas which they regarded as having been ordained by Father Abraham himself. Moses had given them their law and they would not compromise.

    Mesih’den sonraki ilk çağ içerisinde, yazıcılar olarak tanınmış öğretmenler tarafından konunun sözlü yorumlanışı, yazılı kanunun kendisinden daha yüksek bir yönetici güç halinde gelmiş konumdaydı. Ve, tüm bunların hepsi, Museviler’in belirli dini önderlerinin, yeni bir müjdenin kabul edilişine karşı insanları bir araya toplamasını kolay hale getirdi.

121:7.4 (1340.2) By the time of the first century after Christ the spoken interpretation of the law by the recognized teachers, the scribes, had become a higher authority than the written law itself. And all this made it easier for certain religious leaders of the Jews to array the people against the acceptance of a new gospel.

    Bu koşullar, Museviler’in; dini özgürlüğün ve ruhsal bağımsızlığın yeni müjdesinin ileticileri olarak kutsal nihai sonlarını yerine getirmelerini imkânsız kıldı. Onlar, geleneğin zincirlerini kıramamışlardı. Yeremya, “insanların kalplerinde yazılacak olan kanundan” bahsetmiş; Zülkifi, “insanın ruhu içinde yaşayacak yeni ruhaniyetin” bir mevcudiyetinden söz etmişti; ve, Zebur, Tanrı’nın “temiz bir kalp yaratması ve doğru bir ruhaniyeti yenilemesi” için dua etmekteydi. Ancak, iyi işlerin ve kanuna olan kölesel bağlılığın Musevi dini gelenekselci eylemsizliğe ait durağanlığın kurbanı haline gelmekten kaçamadığında, dini evrimin devinimi batı doğrultusunda Avrupalı insan topluluklarına doğru geçmişti.

121:7.5 (1340.3) These circumstances rendered it impossible for the Jews to fulfill their divine destiny as messengers of the new gospel of religious freedom and spiritual liberty. They could not break the fetters of tradition. Jeremiah had told of the “law to be written in men’s hearts,” Ezekiel had spoken of a “new spirit to live in man’s soul,” and the Psalmist had prayed that God would “create a clean heart within and renew a right spirit.” But when the Jewish religion of good works and slavery to law fell victim to the stagnation of traditionalistic inertia, the motion of religious evolution passed westward to the European peoples.

    Ve, böylece farklı bir topluluk; Yunanlılar’ın felsefesini bünyesinde taşıyan bir öğreti sisteminden, Romalılar’ın kanunundan, İbraniler’in ahlakından, ve, Pavlus tarafından oluşturuluşuna ek olarak İsa’nın öğretilerine dayanan nitelikteki kişilik temizliği ve ruhsal özgürlüğünün müjdesinden meydana gelmiş, gelişmiş bir din kuramını dünyaya taşımak için davet edilmişti.

121:7.6 (1340.4) And so a different people were called upon to carry an advancing theology to the world, a system of teaching embodying the philosophy of the Greeks, the law of the Romans, the morality of the Hebrews, and the gospel of personality sanctity and spiritual liberty formulated by Paul and based on the teachings of Jesus.

    Pavlus’un Hristiyanlık inanışı, bir Musevi doğum lekesi olarak sahip olduğu ahlakı sergiledi. Museviler tarihi, Yahveh’in ürünü halindeki — Tanrı’nın yazgısı olarak gördü. Yunanlılar yeni öğretiye, ebedi yaşamın daha kesin kavramsallaşmaları getirdiler. Pavlus’un savları; din-kuramsal ve felsefesi bakımdan, yalnızca İsa’nın öğretileri tarafından değil aynı zamanda Plato ve Philon’dan etkilenmişti. Etik değerler bakımından o, yalnızca Mesih’den değil aynı zamanda Stoacılar tarafından da ilham almıştı.

121:7.7 (1340.5) Paul’s cult of Christianity exhibited its morality as a Jewish birthmark. The Jews viewed history as the providence of God — Yahweh at work. The Greeks brought to the new teaching clearer concepts of the eternal life. Paul’s doctrines were influenced in theology and philosophy not only by Jesus’ teachings but also by Plato and Philo. In ethics he was inspired not only by Christ but also by the Stoics.

    İsa’nın müjdesi, Pavlus’un Antakya Hıristiyanlığı bünyesinde barındığı biçimiyle, şu öğretiler ile karışmış hale geldi:

121:7.8 (1340.6) The gospel of Jesus, as it was embodied in Paul’s cult of Antioch Christianity, became blended with the following teachings:

    1. Yahudiliğe dinlerini değiştirmiş olan Yunanlılar’ın, ebedi yaşama dair kavramsallaşmalarının bazılarına ek olarak, nedensel felsefi düşünüşleri.

121:7.9 (1340.7) 1. The philosophic reasoning of the Greek proselytes to Judaism, including some of their concepts of the eternal life.

    2. Özellikle, belirli bir tanrı tarafından gerçekleştirilmiş feda etme vasıtasıyla günahlardan arınmaya, kötülükten özgürleşmeye ve kurtuluşa dair Mitrasal savlar olarak, varlığını sürdürmekte olan gizem mitlerinin çekici öğretileri.

121:7.10 (1340.8) 2. The appealing teachings of the prevailing mystery cults, especially the Mithraic doctrines of redemption, atonement, and salvation by the sacrifice made by some god.

    3. Yerleşmiş Musevi dininin güçlü yapıdaki ahlakı.

121:7.11 (1340.9) 3. The sturdy morality of the established Jewish religion.

    Akdeniz Roma İmparatorluğu, Aşkani krallığı ve İsa’nın dönemindeki komşu insan topluluklarının tümü; dünyanın coğrafyası, gökbilimi, sağlığı ve hastalığı hakkında ham ve ilkel düşüncelere sahiplerdi, ve, doğal olarak onlar, Nasıralı marangozun yeni ve şaşkınlık verici duyurularıyla hayrete düşmüşlerdi. İyi ve kötü olarak ruhaniyetlerin ele geçirmesi, yalnızca insan varlıkları için geçerli değildi; ancak, her taş ve ağaç birçokları tarafından, ruhaniyetler tarafından ele geçirilmiş olarak görülmüştü. Bu, büyülenmiş bir çağdı; ve, herkes mucizelere, yaygın olarak gerçekleşmiş oluşumlar biçiminde inanmışlardı.

121:7.12 (1341.1) The Mediterranean Roman Empire, the Parthian kingdom, and the adjacent peoples of Jesus’ time all held crude and primitive ideas regarding the geography of the world, astronomy, health, and disease; and naturally they were amazed by the new and startling pronouncements of the carpenter of Nazareth. The ideas of spirit possession, good and bad, applied not merely to human beings, but every rock and tree was viewed by many as being spirit possessed. This was an enchanted age, and everybody believed in miracles as commonplace occurrences.

8. Daha Önceki Yazılı Kayıtlar  

8. Previous Written Records

    Tarafımıza verilmiş emirle tutarlı bir biçimde, olabildiği kadar bizler; Urantia üzerinde İsa’nın yaşamı ile ilgili mevcut olan kayıtları kullanıp, onları bir ölçüde eş güdümsel hale getirmeye çabalamış bulunmaktayız. Bizler; her ne kadar Havari Andreas’ın kayıp kaydına olan erişimi memnuniyetle gerçekleştirmiş olsak ve (başta onun şu anki Kişileştirilmiş Düzenleyicisi olarak) Mikâil’in bahşedilişi döneminde dünya üzerinde olan göksel varlıkların geniş bir yardımcı birliğinin katılımından yararlanmış bulunsak da, tarafınızdan adlandırıldığı şekliyle Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’nın Müjdeleri’ni de aynı zamanda kullanmak bizlerin amacı olmuştu.

121:8.1 (1341.2) As far as possible, consistent with our mandate, we have endeavored to utilize and to some extent co-ordinate the existing records having to do with the life of Jesus on Urantia. Although we have enjoyed access to the lost record of the Apostle Andrew and have benefited from the collaboration of a vast host of celestial beings who were on earth during the times of Michael’s bestowal (notably his now Personalized Adjuster), it has been our purpose also to make use of the so-called Gospels of Matthew, Mark, Luke, and John.

    Bu Yeni Ahit kayıtları, kaynağını şu takip eden yaşanmışlıklardan almıştı:

121:8.2 (1341.3) These New Testament records had their origin in the following circumstances:

    1. Markos’un Müjdesi. Yuhanna Markos, (Andreas’ın notları bir kenara bırakıldığında) İsa’nın yaşamının en öncül, en kısa ve en basit kaydını yazmıştı. O; Üstün’ü, insanlar arasında insan olarak, bir hizmetkâr biçiminde sunmuştu. Her ne kadar Markos, tasvir ettiği sahnelerin çoğunda orada bulunmuş bir genç olsa da, onun kaydı gerçekte Simun Petrus’a göre Müjde’idi. O, öncül bir biçimde Petrus ile birliktelik kurmuştu; bunu daha sonra Pavlus ile gerçekleştirmişti. Markos, bu kaydı; Petrus’un başlangıçsal yazıları ve Roma’da bulunan kilisenin içten talebi üzerine kaleme almıştı. Üstün’ün, dünya üzerinde ve beden içinde bulunurken öğretilerinin yazıya geçirilmesini çok tutarlı bir biçimde nasıl reddettiğini bilir halde, Markos; havariler ve önde gelen diğer takipçiler gibi, onları kaleme almada gönülsüzdü. Ancak, Petrus, Roma’da bulunan kilisenin bu türden yazılı bir anlatımın yardımına ihtiyaç duyduğunu hisseti; ve, Markos, onun hazırlanışa girişmeye razı oldu. Markos, Petrus’un M.S. 67. yılda hayatını yitirişinden önce birçok not almış olup, yazısına, Petrus tarafından onaylanmış bir taslak uyarınca ve Roma’da bulunan kilise için, Petrus’un ölümünden sonra yakın bir süreç içinde başladı. Müjde, M.S. 68. yılın sonuna yakın tamamlanmıştı. Markos, onu tamamen kendi hafızasından ve Petrus’un hatırladıklarından yazmıştı. Bu kayıt, bu zamandan beri kayda değer bir biçimde; metinden alınmış sayısız paragraf, ve, ilk kez kopyalanmasından önce ilk el yazmasından kaybolan özgün Müjde’nin son beşte birlik kısmının yerine eklenen daha sonraki bazı hususlar olarak, değiştirilmişti. Markos tarafından gerçekleştirilmiş bu kayıt, Andreas’ın ve Matta’nın notları ile beraber, İsa’nın yaşamını ve öğretilerini resmetmeyi amaçlamış, daha sonra ortaya çıkmış tüm Müjde anlatılarının yazılı temeliydi.

121:8.3 (1341.4) 1. The Gospel by Mark. John Mark wrote the earliest (excepting the notes of Andrew), briefest, and most simple record of Jesus’ life. He presented the Master as a minister, as man among men. Although Mark was a lad lingering about many of the scenes which he depicts, his record is in reality the Gospel according to Simon Peter. He was early associated with Peter; later with Paul. Mark wrote this record at the instigation of Peter and on the earnest petition of the church at Rome. Knowing how consistently the Master refused to write out his teachings when on earth and in the flesh, Mark, like the apostles and other leading disciples, was hesitant to put them in writing. But Peter felt the church at Rome required the assistance of such a written narrative, and Mark consented to undertake its preparation. He made many notes before Peter died in A.D. 67, and in accordance with the outline approved by Peter and for the church at Rome, he began his writing soon after Peter’s death. The Gospel was completed near the end of A.D. 68. Mark wrote entirely from his own memory and Peter’s memory. The record has since been considerably changed, numerous passages having been taken out and some later matter added at the end to replace the latter one fifth of the original Gospel, which was lost from the first manuscript before it was ever copied. This record by Mark, in conjunction with Andrew’s and Matthew’s notes, was the written basis of all subsequent Gospel narratives which sought to portray the life and teachings of Jesus.

    2. Matta’nın Müjdesi. Tarafınızdan adlandırıldığı biçimiyle Matta’ya göre Müjde, Musevi Hıristiyanları’nın eğitimi için yazılmış olan Üstün’ün yaşamına dair kayıttır. Bu kaydın yazarı, sürekli olarak; İsa’nın yaşamında, onun yaptığı şeylerin çoğunun, “peygamber tarafından ifade edilmiş şeylerin aynen yerine gelişi” olduğunu göstermeyi amaçlamaktadır. Matta’nın Müjdesi İsa’yı; kanun ve peygamberler için büyük bir saygıda bulunur biçimde resmederek, Davud’un bir evladı olarak tasvir eder.

121:8.4 (1341.5) 2. The Gospel of Matthew. The so-called Gospel according to Matthew is the record of the Master’s life which was written for the edification of Jewish Christians. The author of this record constantly seeks to show in Jesus’ life that much which he did was that “it might be fulfilled which was spoken by the prophet.” Matthew’s Gospel portrays Jesus as a son of David, picturing him as showing great respect for the law and the prophets.

    Havari Matta, bu Müjde’yi yazmamıştı. Bu Müjde; eserinde, yalnızca gerçekleşmiş bahse konu olaylara dair Matta’nın kişisel hatırlayışından değil, aynı zamanda, Matta’nın, çarmıha gerilişinden hemen sonra İsa’nın sözlerinden oluşturduğu belirli bir kayıttan da faydalanmış, takipçilerinden biri olarak İsidoros tarafından yazılmıştı. Matta tarafından bu kayıt, Aramice dilinde yazılmıştı; İsidoros, Yunanca’da yazmıştı. Bu yaratımı Matta’ya mal etmede hiçbir aldatma amacı bulunmamaktaydı. Bu dönemlerde, öğrencilerin bu şekilde öğretmenlerini onurlandırmaları adettendi.

121:8.5 (1341.6) The Apostle Matthew did not write this Gospel. It was written by Isador, one of his disciples, who had as a help in his work not only Matthew’s personal remembrance of these events but also a certain record which the latter had made of the sayings of Jesus directly after the crucifixion. This record by Matthew was written in Aramaic; Isador wrote in Greek. There was no intent to deceive in accrediting the production to Matthew. It was the custom in those days for pupils thus to honor their teachers.

    Matta’nın özgün kaydı, İsidoros’un dini yayma amacı güden duyurulara katılmak için Kudüs’den ayrılışından hemen önce, M.S. 40. yılda yenilenmişti ve kendi yazılarına eklenmişti. O; son nüshanın M.S. 416. yılda bir Suriye manastırında yanarak yok olduğu biçimde, şahsi bir kayıttı.

121:8.6 (1342.1) Matthew’s original record was edited and added to in A.D. 40 just before he left Jerusalem to engage in evangelistic preaching. It was a private record, the last copy having been destroyed in the burning of a Syrian monastery in A.D. 416.

    İsidoros; Kudüs’den, Matta’nın notlarının bir nüshasını Pella’ya beraberinde alarak, Titus’un orduları tarafından şehrin kuşatılışının ardından, M.S. 70. yılda ayrıldı. 71 yılında, Pella’da yaşarken, İsidoros, Matta’ya göre Müjde’yi yazdı. O da, Markos’un anlatısının ilk dörtte beşlik kısmına sahipti.

121:8.7 (1342.2) Isador escaped from Jerusalem in A.D. 70 after the investment of the city by the armies of Titus, taking with him to Pella a copy of Matthew’s notes. In the year 71, while living at Pella, Isador wrote the Gospel according to Matthew. He also had with him the first four fifths of Mark’s narrative.

    3. Luka’nın Müjdesi. Pisidya’da Antakyalı doktor olarak Luka, Pavlus’un dinine geçen bir Musevi-olmayan kişiydi; o, Üstün’ün yaşamına dair oldukça farklı bir hikâye yazmıştı. O, Pavlus’u takip etmeye ve İsa’nın yaşamı ve öğretilerini öğrenmeye başlamıştı M.S. 47. yılda başlamıştı. Luka; kaydında, bu gerçekleri Pavlus ve diğerlerinden toplamış bir biçimde, “Koruyucu İsa Mesih’in şükranının” çoğunu muhafaza etmektedir. Luka Üstün’ü, “haraç kesenlerin ve günahkârların dostu” olarak temsil etmektedir. O, aldığı birçok notu Pavlus’un ölümünden sonra kadar oluşturmamıştı. Luka, Ahaya’da 82. yılda yazımını gerçekleştirmişti. O; Mesih ve Hıristiyanlık’ın tarihini konu alan üç kitabı tasarlamıştı, ancak o M.S. 90. yılda “Havarilerin Eylemleri” isimli bu eserlerin ikincisini tamamlayışından hemen önce yaşamını yitirdi.

121:8.8 (1342.3) 3. The Gospel by Luke. Luke, the physician of Antioch in Pisidia, was a gentile convert of Paul, and he wrote quite a different story of the Master’s life. He began to follow Paul and learn of the life and teachings of Jesus in A.D. 47. Luke preserves much of the “grace of the Lord Jesus Christ” in his record as he gathered up these facts from Paul and others. Luke presents the Master as “the friend of publicans and sinners.” He did not formulate his many notes into the Gospel until after Paul’s death. Luke wrote in the year 82 in Achaia. He planned three books dealing with the history of Christ and Christianity but died in A.D. 90 just before he finished the second of these works, the “Acts of the Apostles.”

    Müjdesi’nin bir araya getirilişi için kaynak hususunda Luka ilk olarak, Pavlus tarafından kendisine aktarıldığı biçimiyle İsa’nın yaşamına dair hikâyeye dayandı. Luka’nın Müjdesi, böylelikle, belirli açılardan Paul’a göre Müjde’dir. Ancak, Luka, bilginin diğer kaynaklarına sahipti. O; yalnızca, kayıt altına almış olduğu İsa’nın yaşamına ait sayısız yaşanmışlığa şahit olanların çok fazla sayıdaki kişisiyle görüşmemişti, aynı zamanda, İsidorus’un anlatımı olarak Matta’nın Müjdesi’nin beş kısmından ilk dördünün nüshasına, ve, Cedes isimli bir inanan tarafından Antakya’da M.S. 78. yılda gerçekleştirilmiş kısa bir kayda da beraberinde sahipti. Luka aynı zamanda, Havari Andreas tarafından yazılmış olduğu söylenen bazı notların kesilmiş ve üzerinde çok fazla değişikliğe gidilmiş bir nüshasına sahipti.

121:8.9 (1342.4) As material for the compilation of his Gospel, Luke first depended upon the story of Jesus’ life as Paul had related it to him. Luke’s Gospel is, therefore, in some ways the Gospel according to Paul. But Luke had other sources of information. He not only interviewed scores of eyewitnesses to the numerous episodes of Jesus’ life which he records, but he also had with him a copy of Mark’s Gospel, that is, the first four fifths, Isador’s narrative, and a brief record made in the year A.D. 78 at Antioch by a believer named Cedes. Luke also had a mutilated and much-edited copy of some notes purported to have been made by the Apostle Andrew.

    4. Yuhanna’nın Müjdesi. Yuhanna’ya göre Müjde; İsa’nın Yahudiye’de ve Kudüs çevresinde, diğer kayıtlarda barınmayan, çalışmalarının çoğunu anlatmaktadır. Bu, tarafınızdan adlandırıldığı biçimiyle, Zebedi’nin evladı olan Yuhanna’ya göre Müjde’idi; ve, her ne kadar Yuhanna onu yazmamışsa da, onun yazılmasına ilham kaynağı olmuştur. İlk yazılışından beri, Yuhanna’nın kendisi tarafından yazılan bir biçimde gözükmesi için üzerinde birkaç kez üzerinde değişikliğe gidilmiştir. Bu kayıt yazıldığında, Yuhanna diğer Müjdeler’e sahipti; ve, o, birçok şeyin çıkarıldığını görmüştü; böylelikle, o, M.S. 101. yılda, Kayserya’dan gelen bir Yunanlı Musevi olarak yardımcısı Nathan’ı, yazmaya başlaması için teşvik etmişti. Yuhanna kaynağını, anılarından ve hali hazırda mevcut olan üç kayda atıfta bulunarak sağlamıştı. O, kendisine ait hiçbir yazılı kayda sahip değildi. “İlk Yuhanna” olarak bilinen Mektup; Yuhanna’nın kendisi tarafından, Nathan’ın kendi yönlendirişi altında gerçekleşmiş olduğu eserin bir ön sözüydü.

121:8.10 (1342.5) 4. The Gospel of John. The Gospel according to John relates much of Jesus’ work in Judea and around Jerusalem which is not contained in the other records. This is the so-called Gospel according to John the son of Zebedee, and though John did not write it, he did inspire it. Since its first writing it has several times been edited to make it appear to have been written by John himself. When this record was made, John had the other Gospels, and he saw that much had been omitted; accordingly, in the year A.D. 101 he encouraged his associate, Nathan, a Greek Jew from Caesarea, to begin the writing. John supplied his material from memory and by reference to the three records already in existence. He had no written records of his own. The Epistle known as “First John” was written by John himself as a covering letter for the work which Nathan executed under his direction.

    Tüm bu yazarlar; gördükleri, hatırladıkları veya onun hakkında öğrendikleri biçimiyle, ve, bu geçmiş olaylara dair kavramsallaşmalarının Pavlus’un Hristiyanlık din-kuramını daha sonraki kabul edişleriyle etkilendiği şekliyle, İsa’ya ait dürüst tasvirleri sundular. Ve, bu kayıtlar, kusursuz olmayan niteliklerine rağmen, yaklaşık iki bin yıldır Urantia tarihinin gidişatını değiştirmeye yeterli olmuştur.

121:8.11 (1342.6) All these writers presented honest pictures of Jesus as they saw, remembered, or had learned of him, and as their concepts of these distant events were affected by their subsequent espousal of Paul’s theology of Christianity. And these records, imperfect as they are, have been sufficient to change the course of the history of Urantia for almost two thousand years.

    [Takdim: Nasıralı İsa’nın öğretilerini yeniden dile getirme ve onun yaptıklarını yeniden anlatma görevini yerine getirirken, ben, özgür bir biçimde, kaydın ve gezegensel tüm kaynaklarından yararlandım. Benim ana güdüm; yalnızca, mevcut an içinde yaşayan insanların nesilleri için aydınlatıcı olmayan, ancak aynı zamanda, gelecek nesillerin tümü için yararlı olabilecek bir kaydı hazırlamak olmuştur. Benim için kullanılabilir nitelikteki çok geniş bilgi havuzundan, ben, bu amacın yerine getirilmesi için en uygun olanlarını seçmiş bulunmaktayım. Olabildiği kadar, ben; bilgimi, tamamiyle insan olan kaynaklardan elde etmiş bulunmaktayım. Yalnızca bu kaynaklar başarısız olduğunda, ben; insan-ötesi olan bahse konu kaynaklara başvurmak zorunda kaldım. İsa’nın yaşamı ve öğretilerine ait düşünceler ve kavramsallaşmalar, bir insan aklı tarafından kabul edilebilir bir biçimde ifade edildiğinde, ben hiç değişmeksizin, bu türden bariz insan düşünce şablonlarını tercih ettim. Her ne kadar, ben kelimesel ifademi, Üstün’ün yaşam ve öğretilerinin gerçek anlamı ve doğru niteliğine dair bizlerin kavramsallaşmasına daha iyi uyum sağlaması için ayarlamayı amaç edinmiş olsam da, tüm anlatımlarında mevcut insan kavramsallaşmasına ve düşünce şablonuna bağlı kaldım. Ben; insan aklı içinde kökeni olan bu kavramsallaşmaların, tüm diğer insan akılları için daha kabul edilebilir ve yardımcı olacağını çok iyi bilmekteyim. İnsan kayıtlarında ve insan ifadelerinde gerekli kavramsallaşmaları bulmada yetkin olamadığımda, bir sonraki aşamada, yarı-ölümlüler olarak benim dünya yaratılmışları düzeyimin hafıza kaynaklarına başvurmak zorunda kaldım. Ve, bilginin bu ikincil kaynağı yetersiz kaldığında, ben tereddüt etmeden, bilginin gezegen-ötesi kaynaklarına başvurmak zorunda kaldım.

121:8.12 (1343.1) [Acknowledgment: In carrying out my commission to restate the teachings and retell the doings of Jesus of Nazareth, I have drawn freely upon all sources of record and planetary information. My ruling motive has been to prepare a record which will not only be enlightening to the generation of men now living, but which may also be helpful to all future generations. From the vast store of information made available to me, I have chosen that which is best suited to the accomplishment of this purpose. As far as possible I have derived my information from purely human sources. Only when such sources failed, have I resorted to those records which are superhuman. When ideas and concepts of Jesus’ life and teachings have been acceptably expressed by a human mind, I invariably gave preference to such apparently human thought patterns. Although I have sought to adjust the verbal expression the better to conform to our concept of the real meaning and the true import of the Master’s life and teachings, as far as possible, I have adhered to the actual human concept and thought pattern in all my narratives. I well know that those concepts which have had origin in the human mind will prove more acceptable and helpful to all other human minds. When unable to find the necessary concepts in the human records or in human expressions, I have next resorted to the memory resources of my own order of earth creatures, the midwayers. And when that secondary source of information proved inadequate, I have unhesitatingly resorted to the superplanetary sources of information.

    Toplamış olduğum bu andıç ve ondan — Havari Andreas’ın kaydına ait hafızaya ek olarak olmak üzere — elde etmiş olduğum İsa’nın yaşam ve öğretileri; İsa’nın döneminden, bu açığa çıkarılışların, daha doğrusu bu yeniden anlatılışların kaleme alındığı bu ana kadar dünya üzerinde yaşamış olan iki binden fazla insan varlığından bir araya getirilmiş İsa’nın öğretilerine ait düşünce mücevherlerini ve üstün kavramsallaşmalarını içine almaktadır. Açığa çıkarıma izni yalnızca, insan kaydı ve kavramsallaşmaları yeterli bir düşünce şablonu sağlayamadığında kullanılmıştır. Benim açığa çıkarma görevim; tamamiyle insan kaynakları içinde gereken kavramsal ifadeyi bulma çabalarımda başarısız olduğumu ispatlayabileceğim ana kadar, hem bilgiye hem de ifadeye ait insan-ötesi kaynaklara başvurmamı yasaklamıştır.

121:8.13 (1343.2) The memoranda which I have collected, and from which I have prepared this narrative of the life and teachings of Jesus — aside from the memory of the record of the Apostle Andrew — embrace thought gems and superior concepts of Jesus’ teachings assembled from more than two thousand human beings who have lived on earth from the days of Jesus down to the time of the inditing of these revelations, more correctly restatements. The revelatory permission has been utilized only when the human record and human concepts failed to supply an adequate thought pattern. My revelatory commission forbade me to resort to extrahuman sources of either information or expression until such a time as I could testify that I had failed in my efforts to find the required conceptual expression in purely human sources.

    Her ne kadar, birliktelik içinde bulunduğum akran on bir yarı-ölümlünün işbirliği içinde ve kaydın Melçizedek yüksek denetimi altında olarak, ben, bu anlatımı, onun etkin düzenlenişine dair kavramsallaşmam doğrultusunda ve onun doğrudan ifadesine dair tercihimin sonucu olarak tasvir etmiş bulunsam da, yine de, bu şekilde kullanmış olduğum düşüncelerin büyük çoğunluğu ve hatta etkili ifadelerin bazıları bile, kökenlerini, bu girişimin gerçekleştiği anda bile hala yaşamakta olan kişilere kadar, aradaki nesiller boyunca dünya üzerinde yaşamış birçok ırkın insanlarının sahip olduğu akıllardan almaktadır. Birçok açıdan, ben daha çok, özgün bir anlatıcı yerine bir derleyici ve düzenleyici olarak hizmet etmiş bulunmaktayım. Ben tereddüt etmeden; İsa’nın yaşamına ait en etkin tasviri yaratacak ve onun benzersiz öğretilerini en etkili nitelikte yardımcı ve evrensel olarak canlandırıcı kelime tercihleriyle yeniden ifade etmemde beni yetkin hale getirecek, tercihen insan kökenli, bu düşünceleri ve kavramları ödünç almış bulunmaktayım. Urantia’nın Birleşmiş Yarı-Ölümlülerin Kardeşliği adına, ben; dünya üzerinde İsa’nın yaşamını yeniden ifade edişimizin daha detaylı açıklanışında bu noktadan itibaren kullanılmış olan kaydın ve kavramsallaşmanın tüm kaynaklarına olan minnettarlığımızı, olası en derin şükran duygularımla takdim etmekteyim.]

121:8.14 (1343.3) While I, with the collaboration of my eleven associate fellow midwayers and under the supervision of the Melchizedek of record, have portrayed this narrative in accordance with my concept of its effective arrangement and in response to my choice of immediate expression, nevertheless, the majority of the ideas and even some of the effective expressions which I have thus utilized had their origin in the minds of the men of many races who have lived on earth during the intervening generations, right on down to those who are still alive at the time of this undertaking. In many ways I have served more as a collector and editor than as an original narrator. I have unhesitatingly appropriated those ideas and concepts, preferably human, which would enable me to create the most effective portraiture of Jesus’ life, and which would qualify me to restate his matchless teachings in the most strikingly helpful and universally uplifting phraseology. In behalf of the Brotherhood of the United Midwayers of Urantia, I most gratefully acknowledge our indebtedness to all sources of record and concept which have been hereinafter utilized in the further elaboration of our restatement of Jesus’ life on earth.]





Back to Top