URANTİA’NIN KİTABI’NA - 78. Makale
Âdem Döneminden Sonra Eflatun Irkı

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım III. Urantia’nın Tarihi



Paper 78
The Violet Race after the Days of Adam

    İKİNCİ Cennet Bahçesi, neredeyse otuz bin yıl boyunca medeniyetin beşiğiydi. Mezopotamya içinde burada Âdem unsurları, dünyanın en uç noktalarına doğumlarını göndererek üstünlüklerini korudular; ve daha sonra Nod ve Sangik kabileleri ile bütünleşen bir biçimde onlar, And unsurları olarak tanındılar. Tarihi dönemlerin etkinliklerini başlatan ve Urantia üzerindeki kültürel ilerleyişi devasa bir biçimde hızlandıran bu erkek ve kadınlar bahse konu yerleşkeden gelmişlerdir.

78:0.1 (868.1) THE second Eden was the cradle of civilization for almost thirty thousand years. Here in Mesopotamia the Adamic peoples held forth, sending out their progeny to the ends of the earth, and latterly, as amalgamated with the Nodite and Sangik tribes, were known as the Andites. From this region went those men and women who initiated the doings of historic times, and who have so enormously accelerated cultural progress on Urantia.

    Bu makale; yaklaşık M.Ö. 35.000 yılında Âdem’in görevindeki başarısızlığından hemen sonra başlayan, Nod’unkilere ek olarak Sangik ırkları ile karıştıkları yıl olan yaklaşık M.Ö. 15.000 boyunca devam eden ve yaklaşık M.Ö. 2000 yıl önce gerçekleşmiş And insan topluluklarının kurulduğu ve Mezopotamya’daki ana yerleşkelerinden sonsuza kadar ayrıldıkları tarihle sonlanan eflatun ırkının gezegensel hikâyesini tasvir etmektedir.

78:0.2 (868.2) This paper depicts the planetary history of the violet race, beginning soon after the default of Adam, about 35,000 B.C., and extending down through its amalgamation with the Nodite and Sangik races, about 15,000 B.C., to form the Andite peoples and on to its final disappearance from the Mesopotamian homelands, about 2000 B.C.

1. Irksal ve Kültürel Dağılım  

1. Racial and Cultural Distribution

    Her ne kadar ırkların akıl ve ahlakları Âdem’in varış döneminde düşük bir düzeyde bulunmuş olsa da, fiziksel evrim Caligastia isyanının doğrudan zararlarından büyük ölçüde etkilenmeden ilerleyişini sürdürdü. Her ne kadar girişiminde kısmi bir biçimde başarısız olsa da, Âdem’in ırkların biyolojik düzeyine olan katkısı Urantia insan topluluklarını devasa bir biçimde üst düzeye yükseltmiştir.

78:1.1 (868.3) Although the minds and morals of the races were at a low level at the time of Adam’s arrival, physical evolution had gone on quite unaffected by the exigencies of the Caligastia rebellion. Adam’s contribution to the biologic status of the races, notwithstanding the partial failure of the undertaking, enormously upstepped the people of Urantia.

    Âdem ve Havva aynı zamanda; insan türünün toplumsal, ahlaki ve ussal ilerleyişi için önem taşıyan şeyleri gerçekleştirerek onlara büyük bir katkıda bulunmuştur; medeniyet, onların doğumlarının mevcudiyeti vasıtasıyla çok büyük bir ölçekte hızlanma göstermiştir. Ancak otuz beş bin yıl önce dünyanın büyük bir kesimi çok az bir kültürü bünyesinde barındırmaktaydı. Medeniyetin belirli merkezleri belli başlı birkaç yerde var olmuştu; ancak Urantia’nın büyük bir kısmı yabansı yaşamdan bitap düşmüştü. Irksal ve kültürel dağılımı şu biçimdeydi:

78:1.2 (868.4) Adam and Eve also contributed much that was of value to the social, moral, and intellectual progress of mankind; civilization was immensely quickened by the presence of their offspring. But thirty-five thousand years ago the world at large possessed little culture. Certain centers of civilization existed here and there, but most of Urantia languished in savagery. Racial and cultural distribution was as follows:

    1. Eflatun ırkı — Âdem unsurları ve Âdemoğlu toplulukları. Âdemsel kültürün başlıca merkezi, Fırat ve Dicle nehirlerinin oluşturduğu üçgen içinde konumlanan ikinci bahçe içerisindeydi; burası gerçekten de Batı ve Hint medeniyetlerinin beşiğiydi. Eflatun ırkının ikincil veya diğer bir değişle kuzey merkezi, Kopet dağları yakınındaki Hazar Gölü’nün güney kıyısının doğusuna doğru konumlanan bir biçimde Âdemoğlu ana yönetim yerleşkesiydi. Bu iki merkezden çevre yerleşkelere, ırkların tümünü tamamiyle anlık olarak hızlandırmış kültür ve yaşam plazması yayılmıştı.

78:1.3 (868.5) 1. The violet race — Adamites and Adamsonites. The chief center of Adamite culture was in the second garden, located in the triangle of the Tigris and Euphrates rivers; this was indeed the cradle of Occidental and Indian civilizations. The secondary or northern center of the violet race was the Adamsonite headquarters, situated east of the southern shore of the Caspian Sea near the Kopet mountains. From these two centers there went forth to the surrounding lands the culture and life plasm which so immediately quickened all the races.

    2. Sümer-öncesi topluluklar ve Nod unsurları. Orada aynı zamanda, ırmak ağızlarının bulunduğu yer yakınında Dalamatia dönemine ait tarihi kültürlerin kalıntıları da mevcuttu. İlerleyen bin yıllar boyunca bu topluluk kuzeydeki Âdem unsurları ile bütünüyle karışmış hale geldi; ancak onlar, Nod geleneklerini hiçbir zaman bütünüyle kaybetmediler. Doğu Akdeniz yerleşkeleri içinde ikamet eden çeşitli diğer Nod toplulukları, genel olarak, daha sonraki dönemlere ait genişleyen eflatun ırkına karışarak kimliklerini yitirdiler.

78:1.4 (868.6) 2. Pre-Sumerians and other Nodites. There were also present in Mesopotamia, near the mouth of the rivers, remnants of the ancient culture of the days of Dalamatia. With the passing millenniums, this group became thoroughly admixed with the Adamites to the north, but they never entirely lost their Nodite traditions. Various other Nodite groups that had settled in the Levant were, in general, absorbed by the later expanding violet race.

    3. Andon unsurları, Âdemoğlu yönetim merkezinin kuzeyinde ve doğusunda bulunan beş ila altı tane çoğunlukta bulundukları temsili yerleşkeyi idare ettiler. Onlar da, ayrık topluluklar halinde Avrasya boyunca özellikle dağlık bölgelerde varlıklarını sürdürerek, Türkistan boyunca dağılmış bir haldelerdi. Bu yerliler hala, İzlanda ve Grönland’a ek olarak Avrasya kıtasının kuzey bölgelerini ellerinde bulundurmaktaydılar; ancak onlar uzunca bir süre öncesinden beri, Avrupa düzlüklerinden mavi ırk tarafından ve uzak Asya’nın nehir vadilerinden genişleyen sarı ırk tarafından uzaklaştırılmış bir konumda bulunmaktaydılar.

78:1.5 (869.1) 3. The Andonites maintained five or six fairly representative settlements to the north and east of the Adamson headquarters. They were also scattered throughout Turkestan, while isolated islands of them persisted throughout Eurasia, especially in mountainous regions. These aborigines still held the northlands of the Eurasian continent, together with Iceland and Greenland, but they had long since been driven from the plains of Europe by the blue man and from the river valleys of farther Asia by the expanding yellow race.

    4. Kırmızı ırk, Âdem’in varışından elli bin yıldan fazla bir süre önce Asya’dan uzaklaştırılmış bir halde Amerika kıtalarında ikamet etmekteydiler.

78:1.6 (869.2) 4. The red man occupied the Americas, having been driven out of Asia over fifty thousand years before the arrival of Adam.

    5. Sarı ırk. Çin insan toplulukları, doğu Asya’nın denetiminde oldukça hâkim bir halde bulunmaktaydılar. Onların en gelişmiş yerleşim birimleri, Tibet’e komşu bölgeler içindeki bugünün Çin sınırlarının kuzeybatısında konumlanmıştı.

78:1.7 (869.3) 5. The yellow race. The Chinese peoples were well established in control of eastern Asia. Their most advanced settlements were situated to the northwest of modern China in regions bordering on Tibet.

    6. Mavi ırk. Mavi insanlar tüm Avrupa’ya yayılmışlardı; ancak onların daha yoğun kültür merkezleri bu dönemde, Akdeniz havzası ve kuzeybatı Avrupa’nın verimli vadilerinde konumlanmıştı. Neanderthaller’e olan baskın karışım, mavi ırkın kültürünü büyük ölçüde geriletmiş bir haldeydi; ancak buna rağmen bu ırk, Avrasya’nın evrimsel insan toplulukları içinde en savaşçı, maceraperest ve keşfedici birliktelikti.

78:1.8 (869.4) 6. The blue race. The blue men were scattered all over Europe, but their better centers of culture were situated in the then fertile valleys of the Mediterranean basin and in northwestern Europe. Neanderthal absorption had greatly retarded the culture of the blue man, but he was otherwise the most aggressive, adventurous, and exploratory of all the evolutionary peoples of Eurasia.

    7. Dravid-öncesi Hindistan. Dünya üzerindeki her ırkı içine alan biçimde fakat özellikle yeşil, turuncu ve siyah olanların baskınlığında — Hindistan içindeki ırkların karmaşık birlikteliği, diğer bölgelerde sahip olunanın biraz daha üst seviyesinde bulunan bir kültürü barındırdı.

78:1.9 (869.5) 7. Pre-Dravidian India. The complex mixture of races in India — embracing every race on earth, but especially the green, orange, and black — maintained a culture slightly above that of the outlying regions.

    8. Sahara medeniyeti. Çivit ırkının üstün kolları, şu an büyük Sahara çölü olarak adlandırılan bölge içerisinde en gelişmiş yerleşkelerine sahip oldular. Çivit-siyah ırk topluluğu, sular altında kalmış turuncu ve yeşil ırkların geniş ırk kollarını taşımışlardı.

78:1.10 (869.6) 8. The Sahara civilization. The superior elements of the indigo race had their most progressive settlements in what is now the great Sahara desert. This indigo-black group carried extensive strains of the submerged orange and green races.

    9. Akdeniz Havzası. Hindistan’ın dışarısında bulunan birbirine en çok karışmış ırk, bugün Akdeniz havzası olarak bilinen bölgede ikamet etmekteydi. Burada, kuzeydeki mavi insanlar ile güneydeki Sahara toplulukları buluşmuş ve doğudan katılan Nod ve Âdem unsurları ile karışmışlardı.

78:1.11 (869.7) 9. The Mediterranean basin. The most highly blended race outside of India occupied what is now the Mediterranean basin. Here blue men from the north and Saharans from the south met and mingled with Nodites and Adamites from the east.

    Bu anlatım, yaklaşık yirmi beş bin yıl öncesi olarak, eflatun ırkının büyük genişlemesinin başlangıcından önceki dünya resmiydi. Gelecek medeniyet ümidi, Mezopotamya ırmakları arasında ikinci bahçe içinde yatmaktaydı. Burada Güneybatı Asya içerisinde, Dalamatia zamanından ve Cennet Bahçesi döneminden kalabilmiş dünya düşüncelerinin ve olası en yüksek amaçlarının yayılma imkânı olarak büyük bir medeniyet olasılığı bulunmaktaydı.

78:1.12 (869.8) This was the picture of the world prior to the beginnings of the great expansions of the violet race, about twenty-five thousand years ago. The hope of future civilization lay in the second garden between the rivers of Mesopotamia. Here in southwestern Asia there existed the potential of a great civilization, the possibility of the spread to the world of the ideas and ideals which had been salvaged from the days of Dalamatia and the times of Eden.

    Âdem ve Havva, kısıtlı ama yetkin bir soyu gerilerinde bırakmıştı; ve Urantia üzerindeki göksel gözlemciler tedirgin bir biçimde, hatalı Maddi Erkek ve Kız Evlat’ın bu soylarının kendilerini nasıl aklayacaklarını görmeye koyulmuşlardı.

78:1.13 (869.9) Adam and Eve had left behind a limited but potent progeny, and the celestial observers on Urantia waited anxiously to find out how these descendants of the erring Material Son and Daughter would acquit themselves.

2. İkinci Bahçe İçindeki Âdem Unsurları  

2. The Adamites in the Second Garden

    Binlerce yıl süresince Âdem’in çocukları; güneydeki tarım ve sel-denetim sorunlarını çözerek, kuzeydeki savunma düzenlerini kusursuzlaştırarak ve ilk Cennet Bahçesi’nin ihtişamından kalan geleneklerini korumaya çabalayarak Mezopotamya ırmakları boyunca emek vermişlerdir.

78:2.1 (869.10) For thousands of years the sons of Adam labored along the rivers of Mesopotamia, working out their irrigation and flood-control problems to the south, perfecting their defenses to the north, and attempting to preserve their traditions of the glory of the first Eden.

    İkinci bahçenin önderliğinde sergilenen kahramanlık, Urantia tarihinin hayranlık uyandırıcı ve ilham verici destanlarından bir tanesini oluşturmaktadır. Bu muhteşem ruhlar, Âdemsel görevin amacı bir kez olsun dahi unutmadılar; ve böylelikle onlar, dünya ırklarına elçiler olarak düzenli bir akış içerisinde en seçkin erkek ve kız evlatlarını memnuniyetle gönderirken çevrelerinde bulunan ve alt düzeydeki kabilelerin etkilerine karşı cesurca göğüslerini siper etmişlerdir. Zaman zaman bu genişleme ana kültürleri için gerilemeyi beraberinde getirmekteydi; ancak bu üstün insan toplulukları her zaman kendilerini iyileştirmektelerdi.

78:2.2 (869.11) The heroism displayed in the leadership of the second garden constitutes one of the amazing and inspiring epics of Urantia’s history. These splendid souls never wholly lost sight of the purpose of the Adamic mission, and therefore did they valiantly fight off the influences of the surrounding and inferior tribes while they willingly sent forth their choicest sons and daughters in a steady stream as emissaries to the races of earth. Sometimes this expansion was depleting to the home culture, but always these superior peoples would rehabilitate themselves.

    Âdem unsurlarının medeniyet, toplum, ve kültürel düzeyi Urantia’nın evrimsel ırklarının genel seviyesinin çok üstündeydi. Yalnızca Van ve Amadon’a ek olarak Âdemoğlu unsurlarının eski yerleşkeleri arasında herhangi bir biçimde karşılaştırabilecek bir medeniyetin varlığı mevzu bahisti. Ancak ikinci Cennet Bahçesi’nin medeniyeti yapay bir yapıydı — bu medeniyet evrimleşerek bu düzeye ulaşmamıştı — ve bu nedenle olağan bir evrimsel düzeye ulaşana kadar kötüleşmeye mahkûmdu.

78:2.3 (870.1) The civilization, society, and cultural status of the Adamites were far above the general level of the evolutionary races of Urantia. Only among the old settlements of Van and Amadon and the Adamsonites was there a civilization in any way comparable. But the civilization of the second Eden was an artificial structure — it had not been evolved — and was therefore doomed to deteriorate until it reached a natural evolutionary level.

    Âdem ardında büyük bir ussal ve ruhsal kültürü bırakmıştı; ancak bu kültür mekanik araçlar bakımından gelişmemişti, çünkü her medeniyet, mevcut doğal kaynaklar, içkin ussal yetkinlik ve yaratıcı üretimi beraberinde getirecek yeterli düzeydeki dinlence ile sınırlıdır. Eflatun ırkının medeniyeti, Âdem’in mevcudiyetine ve ilk Cennet Bahçesi’nin geleneklerine dayanmaktaydı. Âdem’in ölümünden sonra ve bu geleneklerin her geçen bin yıl boyunca etkisinin azalma göstermesiyle beraber, Âdem unsurlarının kültürel düzeyi çevre insan toplulukları ve eflatun ırkının doğal bir biçimde evrimleşen kültürel yetkinlikleri ile birlikte karşılıklı bir dengeye erişene kadar sürekli olarak gerileme göstermiştir.

78:2.4 (870.2) Adam left a great intellectual and spiritual culture behind him, but it was not advanced in mechanical appliances since every civilization is limited by available natural resources, inherent genius, and sufficient leisure to insure inventive fruition. The civilization of the violet race was predicated on the presence of Adam and on the traditions of the first Eden. After Adam’s death and as these traditions grew dim through the passing millenniums, the cultural level of the Adamites steadily deteriorated until it reached a state of reciprocal balance with the status of the surrounding peoples and the naturally evolving cultural capacities of the violet race.

    Ancak Âdem unsurları M.Ö. 19.000 yılı civarında, nüfusu dört buçuk milyona erişen bir biçimde gerçek bir milletti; ve onlar hali hazırda, çevre insan topluluklarına doğumlarının dört milyonluk nüfusunu göndermiş bir konumdaydılar.

78:2.5 (870.3) But the Adamites were a real nation around 19,000 B.C., numbering four and a half million, and already they had poured forth millions of their progeny into the surrounding peoples.

3. Âdem Unsurlarının Öncül Genişlemesi  

3. Early Expansions of the Adamites

    Eflatun ırkı, birçok bin yıl boyunca barışı amaçlayan Cennet Bahçesi geleneklerini sürdürmüştü; bu durum gerçekleştirdikleri toprak fetihleri arasındaki uzun süreli gecikmeyi açıklamaktadır. Onlar nüfus fazlalığından olumsuz bir biçimde etkilendikleri zaman, savaşta bulunup daha fazla toprağı ele geçirmek yerine sakinlerini diğer ırklara öğretmenler olarak göndermişlerdi. Bu öncül göçlerin kültürel etkisi kalıcı değildi; ancak Âdem unsurlarına ait öğretmenler, tüccarlar ve kâşiflerin çevre topluluklara olan karışımı onlar için biyolojik düzeyde canlandırıcı bir etkiye sahipti.

78:3.1 (870.4) The violet race retained the Edenic traditions of peacefulness for many millenniums, which explains their long delay in making territorial conquests. When they suffered from population pressure, instead of making war to secure more territory, they sent forth their excess inhabitants as teachers to the other races. The cultural effect of these earlier migrations was not enduring, but the absorption of the Adamite teachers, traders, and explorers was biologically invigorating to the surrounding peoples.

    Âdem unsurlarının bazıları öncül bir biçimde, Nil vadisine doğru batı yönünde ilerledi; diğerleri ise Asya’ya doğru doğu yönünde mesafe kat ettiler, ancak bu unsurlar bir azınlık topluluğuydu. Daha sonraki dönemlerin geniş çaplı göçleri yaygın bir biçimde kuzeye ve buradan batıya doğru gerçekleşmişti. Çoğunlukla bu göçler kademeli olarak ortaya çıkmaktaydı; ancak onlar, daha fazla sayıdaki bireyin kuzeye hareketi ve daha sonra Hazar Gölü’nü etrafından dolaşarak Avrupa’ya doğru batı yönünde ilerlemesi biçiminde kademeli fakat sürekli bir biçimde kuzey yönünde gerçekleşen bir göçtü.

78:3.2 (870.5) Some of the Adamites early journeyed westward to the valley of the Nile; others penetrated eastward into Asia, but these were a minority. The mass movement of the later days was extensively northward and thence westward. It was, in the main, a gradual but unremitting northward push, the greater number making their way north and then circling westward around the Caspian Sea into Europe.

    Yaklaşık yirmi beş bin yıl önce Âdem unsurlarının saf soylarının birçoğu tamamiyle kuzey göç yolu üzerinde bulunmaktalardı. Ve kuzey yönünde ilerlerken, Türkistan’ı fethettikleri dönem civarında özellikle Nod unsurları olarak diğer ırklar ile bütünüyle karışana kadar giderek azalan bir biçimde Âdemsel kaldılar. En başından beri saf ırk koluna ait eflatun topluluklarının çok azı Avrupa veya Asya’nın derinliklerine doğru ilerlemişti.

78:3.3 (870.6) About twenty-five thousand years ago many of the purer elements of the Adamites were well on their northern trek. And as they penetrated northward, they became less and less Adamic until, by the times of their occupation of Turkestan, they had become thoroughly admixed with the other races, particularly the Nodites. Very few of the pure-line violet peoples ever penetrated far into Europe or Asia.

    M.Ö. yaklaşık 30.000 ile 10.000 yılları arasında güneybatı Asya’nın bütününde çığır açıcı ırksal birliktelikler meydana gelmekteydi. Türkistan’ın dağ sakinleri yiğit ve cebbar bir insan topluluğuydu. Hindistan’ın kuzeybatısına uzanan bir biçimde Van döneminin kültürü varlığını devam ettirmişti. Ve kültür ve kişiliğin bu üstün iki ırkı da, kuzeye doğru hareket eden Âdem unsurlarının baskınlığında onlara karışmıştır. Bu birleşim, birçok yeni düşüncenin benimsenmesiyle sonuçlanmıştır; bu oluşum medeniyetin ilerleyişini kolaylaştırmış olup sanat, bilim ve toplumsal kültürün tüm fazlarını büyük ölçüde ilerletmiştir.

78:3.4 (870.7) From about 30,000 to 10,000 B.C. epoch-making racial mixtures were taking place throughout southwestern Asia. The highland inhabitants of Turkestan were a virile and vigorous people. To the northwest of India much of the culture of the days of Van persisted. Still to the north of these settlements the best of the early Andonites had been preserved. And both of these superior races of culture and character were absorbed by the northward-moving Adamites. This amalgamation led to the adoption of many new ideas; it facilitated the progress of civilization and greatly advanced all phases of art, science, and social culture.

    Öncül Âdemsel göçler dönemi yaklaşık olarak M.Ö. 15.000 yılında sona erdiğinde, Avrupa ve merkezi Asya içinde Mezopotamya’dan bile daha fazla sayıda Âdem soyu hali hazırda ikamet etmekteydi. Avrupalı mavi ırk, büyük ölçüde çözülmüştü. Bugün Rusya ve Türkistan olarak adlandırılan yerleşkeler; Nod, Andon unsurlarına ek olarak kırmızı ve sarı Sangikler’e karışan Âdem insanlarının büyük bir nüfusu tarafından güney istikametleri boyunca iskân edilmişti. Güney Avrupa ve Akdeniz havzası, Âdem ırk kolunun az sayıdaki bir topluluğuna ek olarak — turuncu, yeşil ve çivit ırkları biçimindeki — Andon ve Sangik insan topluluklarının karma bir ırkı tarafından iskân edilmekteydi. Ön Asya’ya ek olarak merkez ve doğu Avrupa yerleşkeleri, başat olarak Andon unsurlarından meydana gelen kabileler tarafından tutulmaktaydı.

78:3.5 (871.1) As the period of the early Adamic migrations ended, about 15,000 B.C., there were already more descendants of Adam in Europe and central Asia than anywhere else in the world, even than in Mesopotamia. The European blue races had been largely infiltrated. The lands now called Russia and Turkestan were occupied throughout their southern stretches by a great reservoir of the Adamites mixed with Nodites, Andonites, and red and yellow Sangiks. Southern Europe and the Mediterranean fringe were occupied by a mixed race of Andonite and Sangik peoples — orange, green, and indigo — with a sprinkling of the Adamite stock. Asia Minor and the central-eastern European lands were held by tribes that were predominantly Andonite.

    Yaklaşık olarak bu dönemde Mezopotamya’dan gelenler tarafından büyük ölçüde güçlenmiş olan birbirine karışmış haldeki renkli bir ırk, Mısır’ı elinde bulundurup Fırat vadisinin yok olmaya yüz tutmuş kültürünü ele geçirmeye hazırlanmıştı. Siyah insan toplulukları Afrika içerisinde daha da güneye doğru ilerlemekte olup, kırmızı insanlar gibi neredeyse tecrit altında bulunmuş bir haldelerdi.

78:3.6 (871.2) A blended colored race, about this time greatly reinforced by arrivals from Mesopotamia, held forth in Egypt and prepared to take over the disappearing culture of the Euphrates valley. The black peoples were moving farther south in Africa and, like the red race, were virtually isolated.

    Sahara medeniyeti, kıtlık tarafından sekteye ve Akdeniz havzasının sebebiyet verdiği sel nedeniyle sekteye uğramış bir haldeydi. Mavi ırklar yine de, gelişmiş bir kültürü geliştirmekte başarısız oldular. Andon unsurları hala, Kuzey Kutbu ve merkezi Asya bölgelerine dağılmış bir haldeydi. Yeşil ve turuncu ırklar benzer bir biçimde yok olmuşlardı. Çivit ırkı, yavaş ancak uzun süren devamlı bir ırksal bozulmayı deneyimlemeye başlayacakları yer olan merkezi Asya’daki konumlarını güçlendirmektelerdi.

78:3.7 (871.3) The Saharan civilization had been disrupted by drought and that of the Mediterranean basin by flood. The blue races had, as yet, failed to develop an advanced culture. The Andonites were still scattered over the Arctic and central Asian regions. The green and orange races had been exterminated as such. The indigo race was moving south in Africa, there to begin its slow but long-continued racial deterioration.

    Hindistan’ın insan toplulukları ilerlemeyen bir medeniyet ile birlikte durağan bir konumda bulunurken, sarı insanlar merkezi Asya’daki elde ettikleri konumları sağlamlaştırmaktalardı; kahverengi ırk Büyük Okyanus’un yakın adaları üzerindeki medeniyet süreçlerine henüz giriş yapmamışlardı.

78:3.8 (871.4) The peoples of India lay stagnant, with a civilization that was unprogressing; the yellow man was consolidating his holdings in central Asia; the brown man had not yet begun his civilization on the near-by islands of the Pacific.

    Baskın mevsim değişiklikleri etkisiyle de belirlenmiş olan bu ırk dağılımı, Urantia medeniyetinin And toplulukları döneminin başlangıcı için dünya zemini hazırladı. Bu öncül göçler, M.Ö. 25.000 ile 15.000 yıl arasında olmak üzere on bin yıllık bir süreçten daha fazlası bir döneme uzanmıştır. Daha sonraki göçler veya diğer bir değişle And göçleri, yaklaşık M.Ö. 15.000 ile 6.000 arasındaki bir süreci kaplamıştır.

78:3.9 (871.5) These racial distributions, associated with extensive climatic changes, set the world stage for the inauguration of the Andite era of Urantia civilization. These early migrations extended over a period of ten thousand years, from 25,000 to 15,000 B.C. The later or Andite migrations extended from about 15,000 to 6000 B.C.

    Âdem unsurlarının öncül dalgalarının Avrasya üzerinden geçişleri o kadar uzun bir sürede gerçekleşti ki kültürleri geçiş sürecinde büyük ölçüde yok oldu. Sadece daha sonraki And unsurları, Mezopotamya’nın hangi ücra köşesinden olursa olsun Cennet Bahçesi kültürünü ellerinde bulundurmak için yeterli hızda göçlerini gerçekleştirmişti.

78:3.10 (871.6) It took so long for the earlier waves of Adamites to pass over Eurasia that their culture was largely lost in transit. Only the later Andites moved with sufficient speed to retain the Edenic culture at any great distance from Mesopotamia.

4. And Unsurları  

4. The Andites

    And ırkları, evrimsel insanlara ek olarak eflatun ırkının saf ırk kolu üyeleri ve Nod unsurlarının başat karışımlarıydılar. And unsurlarının modern ırklara kıyasla Âdem kanının çok daha büyük bir oranını genel olarak taşımakta oldukları bilinmelidir. And unsurları terimi çoğunlukla, ırksal kökeni sekizde bir ila altı da bir arasında eflatun kalıtımından gelen insanları tanımlamak için kullanılır. Çağdaş Urantia unsurları, hatta kuzeydeki beyaz ırklar bile, Âdem kalıtımının bu oranının çok daha azını taşımaktadırlar.

78:4.1 (871.7) The Andite races were the primary blends of the pure-line violet race and the Nodites plus the evolutionary peoples. In general, Andites should be thought of as having a far greater percentage of Adamic blood than the modern races. In the main, the term Andite is used to designate those peoples whose racial inheritance was from one-eighth to one-sixth violet. Modern Urantians, even the northern white races, contain much less than this percentage of the blood of Adam.

    Öncül And insan toplulukları; yirmi beş bin yıldan çok daha uzun bir süre önce Mezopotamya’ya komşu olan bölgelerde doğmuş olup, Âdem ve Nod unsurlarının bir karışımından meydana geldiler. İkinci bahçe, yok olmaktaki eflatun kökenine ait merkezi ortak farklı yerleşkeler tarafından çevrilmişti; ve bu ırksal kaynaşma merkezinin çevre kısımlarında And ırkı doğmuştu. Daha sonra, göç halindeki Âdem ve Nod unsurları Türkistan’ın bu dönemdeki verimli bölgelerine girdiklerinde, yakın zaman içerisinde buranın üst düzeyde bulunan sakinleriyle karışmışlardı; ve bunun sonucunda ortaya çıkan ırk karışımı, And türünü kuzey doğrultusunda genişletti.

78:4.2 (871.8) The earliest Andite peoples took origin in the regions adjacent to Mesopotamia more than twenty-five thousand years ago and consisted of a blend of the Adamites and Nodites. The second garden was surrounded by concentric circles of diminishing violet blood, and it was on the periphery of this racial melting pot that the Andite race was born. Later on, when the migrating Adamites and Nodites entered the then fertile regions of Turkestan, they soon blended with the superior inhabitants, and the resultant race mixture extended the Andite type northward.

    And unsurları her bakımdan, eflatun insanlarının saf nesillerinin yaşadığı dönemden beri Urantia üzerinde ortaya çıkmış en iyi ırk koluydu. Onlar; Âdem ve Nod ırklarının geride kalan hayattaki üyelerinin en yüksek türlerinin çoğuna ek olarak daha sonraki dönemlerin sarı, mavi ve yeşil insanlarının en iyi ırk kollarının bazılarından meydana gelmişlerdi.

78:4.3 (872.1) The Andites were the best all-round human stock to appear on Urantia since the days of the pure-line violet peoples. They embraced most of the highest types of the surviving remnants of the Adamite and Nodite races and, later, some of the best strains of the yellow, blue, and green men.

    Bu öncül And unsurları Aryan ırk koluna ait değillerdi; onlar bu ırk kolunun öncül üyeleriydiler. Onlar beyaz değillerdi; onlar beyaz öncesi ırkın üyeleriydiler. Onlar ne Batı ne de Doğu insanlarıydı. Ancak And kökeni; Avrupalı olarak tanımlanan türdeşliği genelleştiren, tarafınızdan adlandırılmış beyaz ırkların çok dilli karışımına kaynaklık sağlamaktadır.

78:4.4 (872.2) These early Andites were not Aryan; they were pre-Aryan. They were not white; they were pre-white. They were neither an Occidental nor an Oriental people. But it is Andite inheritance that gives to the polyglot mixture of the so-called white races that generalized homogeneity which has been called Caucasoid.

    Eflatun ırkının daha saf ırk kolları Âdem’in barışı arzulayan geleneğini korumaya devam etmiş bir halde bulunmaktalardı; bu durum, daha önceki ırk hareketlerinin neden daha çok barışçıl göçler şeklinde gerçekleştiğini açıklamaktadır. Ancak And unsurları bu dönemde kavgacı bir ırk haline gelmiş Nod ırk kollarıyla birleştiğinde, onların And soyları kendi dönemlerinde Urantia üzerinde yaşamış en usta ve akıllı askerler haline gelmişti. Bu dönemden itibaren Mezopotamya unsurlarının göçleri artan bir biçimde askeri içerik kazanıp, mevcut fetihlere daha çok benzer bir hal almıştı.

78:4.5 (872.3) The purer strains of the violet race had retained the Adamic tradition of peace-seeking, which explains why the earlier race movements had been more in the nature of peaceful migrations. But as the Adamites united with the Nodite stocks, who were by this time a belligerent race, their Andite descendants became, for their day and age, the most skillful and sagacious militarists ever to live on Urantia. Thenceforth the movements of the Mesopotamians grew increasingly military in character and became more akin to actual conquests.

    Bu And unsurları maceraperestlerdi; onlar kürek çekme eğilimine sahiplerdi. Kalıtımlarındaki Sangik veya Andon ırk etkisindeki bir artış onları bu eğilimden uzaklaştırıp olağan bir konuma getirmişti. Ancak böyleyken bile onların daha sonraki soyları, dünya etrafını dolaşana ve en uzak kıtayı keşfedene kadar bu isteklerinden hiçbir şekilde vazgeçmemişlerdi.

78:4.6 (872.4) These Andites were adventurous; they had roving dispositions. An increase of either Sangik or Andonite stock tended to stabilize them. But even so, their later descendants never stopped until they had circumnavigated the globe and discovered the last remote continent.

5. And Göçleri  

5. The Andite Migrations

    Yirmi bin yıl boyunca ikinci cennet bahçesi kültürü varlığını sürdürmeye devam etmişti; ancak bu kültür, Seth din adamlığı yenilendiğinde ve Amosad’ın önderliği parlak bir döneme giriş yaptığında, yaklaşık olarak M.Ö. 15.000’lere kadar düzenli bir gerileme süreci deneyimledi. Daha sonra Avrasya’nın tümüne yayılan medeniyetin büyük dalgaları, And topluluğunu meydana getiren komşu melez Nod unsurları ile Âdem insanlarının geniş ölçüdeki birlikteliği sonucunda gerçekleşmiş Cennet Bahçesi’nin büyük rönesansından hemen sonra ortaya çıktı.

78:5.1 (872.5) For twenty thousand years the culture of the second garden persisted, but it experienced a steady decline until about 15,000 B.C., when the regeneration of the Sethite priesthood and the leadership of Amosad inaugurated a brilliant era. The massive waves of civilization which later spread over Eurasia immediately followed the great renaissance of the Garden consequent upon the extensive union of the Adamites with the surrounding mixed Nodites to form the Andites.

    Bu And unsurları, Avrasya ve Kuzey Afrika boyunca yeni gelişmeleri başlattı. Mezopotamya’dan Doğu Türkistan boyunca And unsurlarının kültürü baskın bir haldeydi; ve Avrupa’ya yapılan düzenli göç hareketi, Mezopotamya’dan gelen yeni üyeler tarafından sürekli bir biçimde telafi edilmekteydi. Ancak Âdem’in melez soylarının dönemsel göçlerinin yakın sürede başladığı vakte kadar, And unsurlarından Mezopotamya’da ikamet eden bütüncül bir ırk olarak bahsetmek doğru olmaz. Bu dönemde ikinci bahçe içerisindeki ırklar bile öyle bir düzeyde birbirine karışmış haldeydi ki, onlar artık Âdem unsurları olarak görülememekteydi.

78:5.2 (872.6) These Andites inaugurated new advances throughout Eurasia and North Africa. From Mesopotamia through Sinkiang the Andite culture was dominant, and the steady migration toward Europe was continuously offset by new arrivals from Mesopotamia. But it is hardly correct to speak of the Andites as a race in Mesopotamia proper until near the beginning of the terminal migrations of the mixed descendants of Adam. By this time even the races in the second garden had become so blended that they could no longer be considered Adamites.

    Türkistan’ın medeniyeti, özellikle daha sonraki And atlıları olmak üzere Mezopotamya’dan yeni gelenler tarafından sürekli bir biçimde dirilmekte ve canlanmaktaydı. Hint-Avrupa dili olarak adlandırdığınız lisan, Türkistan’ın dağlık bölgelerinde oluş süreci içerisindeydi; bu dil, Âdemoğlu ve daha sonraki And unsurlarının dili ile birlikte bölgenin Andon lehçesinin bir karışımıydı. Birçok çağdaş dil; Avrupa ve Hindistan’a ek olarak Mezopotamya düzlüklerinin kuzey kuşağını elinde bulundurmuş bu merkezi Asya kabilelerinin öncül dilinden türemiştir. Bu tarihi dil Batı dillerine, Ari olarak adlandırılan bütüncül benzerlik temelini sağlamıştı.

78:5.3 (872.7) The civilization of Turkestan was constantly being revived and refreshed by the newcomers from Mesopotamia, especially by the later Andite cavalrymen. The so-called Aryan mother tongue was in process of formation in the highlands of Turkestan; it was a blend of the Andonic dialect of that region with the language of the Adamsonites and later Andites. Many modern languages are derived from this early speech of these central Asian tribes who conquered Europe, India, and the upper stretches of the Mesopotamian plains. This ancient language gave the Occidental tongues all of that similarity which is called Aryan.

    M.Ö. 12.000’lerde dünya And ırk kolunun üçte biri kuzey ve doğu Avrupa’da ikamet etmekteydi; ve Mezopotamya’dan yapılan ilerideki en son toplu göç gerçekleştiğinde bu hareketin son dalgalarının yüzde altmış beşi Avrupa’ya giriş yapmıştı.

78:5.4 (872.8) By 12,000 B.C. three quarters of the Andite stock of the world was resident in northern and eastern Europe, and when the later and final exodus from Mesopotamia took place, sixty-five per cent of these last waves of emigration entered Europe.

    And unsurları sadece Avrupa’ya değil kuzey Çin ve Hindistan’a da göç etmişlerdi; bunun yanı sıra birçok topluluk din elçileri, öğretmenler ve tüccarlar olarak dünyanın ücra köşelerine gitmektelerdi. Onlar dikkate değer bir ölçüde Sahara Sangik insanlarının kuzey topluluklarına katkıda bulunmuşlardı. Ancak en başından beri çok az sayıdaki öğretmen ve tüccar Afrika’da, Nil ırmak kaynaklarının ötesinde doğuya doğru hareket etmişti. Daha sonra melez And unsurları ve Mısırlılar, ekvator seviyesinin çok altında Afrika’nın doğu ve batı kıyılarının güneye uzanan sahillerini izlediler; ancak onlar Madagaskar’a ulaşamadılar.

78:5.5 (873.1) The Andites not only migrated to Europe but to northern China and India, while many groups penetrated to the ends of the earth as missionaries, teachers, and traders. They contributed considerably to the northern groups of the Saharan Sangik peoples. But only a few teachers and traders ever penetrated farther south in Africa than the headwaters of the Nile. Later on, mixed Andites and Egyptians followed down both the east and west coasts of Africa well below the equator, but they did not reach Madagascar.

    Bu And unsurları, Hindistan’ın — adlandırmış olduğunuz — Dravid ve — daha sonraki — Ari fatihleriydiler; ve onların merkezi Asya’daki mevcudiyeti, Turan topluluklarının atalarını büyük ölçüde canlandırmıştır. Bu ırkın birçok üyesi Doğu Türkistan ve Tibet üzerinden Çin’e hareket edip, daha sonraki Çin ırk koluna arzu edilen nitelikleri kazandırdı. Zaman zaman küçük topluluklar Japonya, Formoza, Batı Hint Adaları’na ek olarak — her ne kadar çok azı sahil yoluyla olsa da — güney Çin’e ulaştı.

78:5.6 (873.2) These Andites were the so-called Dravidian and later Aryan conquerors of India; and their presence in central Asia greatly upstepped the ancestors of the Turanians. Many of this race journeyed to China by way of both Sinkiang and Tibet and added desirable qualities to the later Chinese stocks. From time to time small groups made their way into Japan, Formosa, the East Indies, and southern China, though very few entered southern China by the coastal route.

    Bu ırkın yüz otuz iki üyesi Japonya’dan, küçük teknelerden bir araya gelmiş bir donanmayla yola çıkarak; nihai olarak Güney Amerika’ya varıp, Ant toplulukları yerlileri ile karışarak İnkalar’ın daha sonraki idarecilerinin kökenini oluşturmuşlardı. Onlar, karşılaştıkları birçok adada konaklayarak rahat geçen aşamalar sonucunda Büyük Okyanusu kat ettiler. Polinezya topluluk adaları bugünkünden daha fazla sayıda ve daha büyüktü; ve bu And denizcileri, kendilerini takip eden bazı diğer ırk üyeleri ile birlikte, geçiş sürecinde karşılaştıkları yerli toplulukları biyolojik olarak dönüşüme uğrattı. Medeniyetin gelişmekte olan birçok merkezi, And hareketinin bir sonucu olarak şu an sular altındaki adalarda yeşermişti. Paskalya Adası uzunca bir süre boyunca, bu kaybedilen topluluğun bir tanesinin dini ve idari bir merkeziydi. Ancak en başından beri, uzunca bir süredir Büyük Okyanus üzerinde seyahat eden And unsurlarının sadece yüz otuz ikisi Kuzey ve Güney Amerika’nın merkez bölgelerine ulaşabilmişti.

78:5.7 (873.3) One hundred and thirty-two of this race, embarking in a fleet of small boats from Japan, eventually reached South America and by intermarriage with the natives of the Andes established the ancestry of the later rulers of the Incas. They crossed the Pacific by easy stages, tarrying on the many islands they found along the way. The islands of the Polynesian group were both more numerous and larger then than now, and these Andite sailors, together with some who followed them, biologically modified the native groups in transit. Many flourishing centers of civilization grew up on these now submerged lands as a result of Andite penetration. Easter Island was long a religious and administrative center of one of these lost groups. But of the Andites who navigated the Pacific of long ago none but the one hundred and thirty-two ever reached the mainland of the Americas.

    And unsurlarının göç fetihleri, M.Ö. 8.000 ile 6.000 yılları arasında, son dağılımlarına kadar devam etti. Mezopotamya’dan büyük topluluklar halinde dağılırlarken, bir yanda çevre insan topluluklarını dikkate değer bir biçimde güçlendirirken diğer bir yanda anavatanlarındaki biyolojik kaynağı sürekli bir biçimde azaltmaktalardı. Ve seyahat ettikleri her millete mizah, sanat, macera, müzik ve üretim kazandırmışlardır. Kısa bir süreliğine olsa da onların mevcudiyeti en azından, daha eski ırkların dini inançlarını ve ahlaki uygulamalarını sıklıkla geliştirmişti. Ve böylelikle Mezopotamya kültürü yavaşça; Avrupa, Hindistan, Çin, Kuzey Afrika ve Büyük Okyanus adalarının tamamına yayılmıştı.

78:5.8 (873.4) The migratory conquests of the Andites continued on down to their final dispersions, from 8000 to 6000 B.C. As they poured out of Mesopotamia, they continuously depleted the biologic reserves of their homelands while markedly strengthening the surrounding peoples. And to every nation to which they journeyed, they contributed humor, art, adventure, music, and manufacture. They were skillful domesticators of animals and expert agriculturists. For the time being, at least, their presence usually improved the religious beliefs and moral practices of the older races. And so the culture of Mesopotamia quietly spread out over Europe, India, China, northern Africa, and the Pacific Islands.

6. Son And Göçleri  

6. The Last Andite Dispersions

    And unsurlarının son üç dalgası Mezopotamya’dan M.Ö. 8000 ile 6.000 yılları arasında büyük topluluklar halinde gerçekleşmişti. Bu üç büyük kültür dalgası; tepe kabilelerinin baskısı sonucunda doğu, düzlük sakinlerinin tacizleri sonucunda batı yönünde Mezopotamya’nın dışına itilmişti. Fırat nehri vadisi ve onun bitişiğindeki sakinler, birkaç doğrultuda gerçekleştirmiş oldukları en son toplu göçlerinde ilerlediler:

78:6.1 (873.5) The last three waves of Andites poured out of Mesopotamia between 8000 and 6000 B.C. These three great waves of culture were forced out of Mesopotamia by the pressure of the hill tribes to the east and the harassment of the plainsmen of the west. The inhabitants of the Euphrates valley and adjacent territory went forth in their final exodus in several directions:

    Onların yüzde altmış beşi onu elde etmek ve — mavi insanların ve daha önceki And unsurlarının karışımı olan — yeni yeni beliren beyaz ırklara karışmak için Avrupa’ya girdiler.

78:6.2 (873.6) Sixty-five per cent entered Europe by the Caspian Sea route to conquer and amalgamate with the newly appearing white races — the blend of the blue men and the earlier Andites.

    Seth din adamlığına ait bir topluluğa ek olarak onların yüzde onu, Elam yükseltileri boyunca İran yüksek düzlükleri ve Türkistan’a doğru doğu yönünde hareket etti. Onların soylarının birçoğu daha sonra, buradan kuzeye kadar uzanan bölgelerdeki Ari kardeşleri ile birlikte Hindistan’a itildi.

78:6.3 (873.7) Ten per cent, including a large group of the Sethite priests, moved eastward through the Elamite highlands to the Iranian plateau and Turkestan. Many of their descendants were later driven into India with their Aryan brethren from the regions to the north.

    Mezopotamya unsurlarının yüzde onu, sarı-And unsurları ile karıştıkları yer olan Doğu Türkistan’a girerek, kuzey göç hareketleri içinde doğuya doğru yönelmişlerdi. Bu ırksal birliktelikten meydana gelen yetkin doğumların çoğunluğu; daha sonra Çin’e girip, sarı ırkın kuzey biriminin doğrudan gelişimine büyük katkı sağlamıştır.

78:6.4 (874.1) Ten per cent of the Mesopotamians turned eastward in their northern trek, entering Sinkiang, where they blended with the Andite-yellow inhabitants. The majority of the able offspring of this racial union later entered China and contributed much to the immediate improvement of the northern division of the yellow race.

    Bu kaçış halindeki And unsurlarının yüzde onu, Arabistan boyunca ilerleyip Mısır’a girdiler.

78:6.5 (874.2) Ten per cent of these fleeing Andites made their way across Arabia and entered Egypt.

    Komşu kabile üyeleri ile evlenme zorundalığından onları özgür bırakan Dicle ve Fırat nehir ağızlarının çevresinde oldukça üstün bir kıyı kültürünün üyeleri, And unsurlarının yüzde beşi evlerini terk etmeyi reddetti. Bu topluluk, birçok üstün Nod ve Âdem ırk kolunun kurtuluşunu temsil etmişti.

78:6.6 (874.3) Five per cent of the Andites, the very superior culture of the coastal district about the mouths of the Tigris and Euphrates who had kept themselves free from intermarriage with the inferior neighboring tribesmen, refused to leave their homes. This group represented the survival of many superior Nodite and Adamite strains.

    And unsurları M.Ö. 6000’li yıllarda bu bölgeyi neredeyse tamamen terk etmiş bir haldeydi; her ne kadar soyları büyük ölçüde komşu Sangik ırkları ve Anadolu And unsurları ile karışmış olsa da, çok daha sonraki bir dönemde kuzey ve doğu istilacıları ile savaşmak için onlar burada hazır bulunmuşlardı.

78:6.7 (874.4) The Andites had almost entirely evacuated this region by 6,000 B.C., though their descendants, largely mixed with the surrounding Sangik races and the Andonites of Asia Minor, were there to give battle to the northern and eastern invaders at a much later date.

    İkinci cennet bahçesinin kültürel çağı, buraya olan komşu alt düzey ırk kollarının kademeli nüfuzuyla sona ermişti. Medeniyet, Mezopotamya’daki yaşam pınarının kurumasından çok uzun bir süre sonra gelişmeye ve ilerlemeye devam ettiği Nil ve Akdeniz adalarına doğru batı yönünde ilerlemiştir. Ve alt düzey insan topluluklarının bu denetlenmemiş akınları, yetkin olan geride kalmış ırk kollarını Mezopotamya’nın tamamından uzaklaştırmış kuzey barbarları tarafından buranın daha sonraki fethinin zeminini hazırlamıştır. Daha sonraki yıllarda bile bu kültürel tarihin kalıntısı, bu cahil ve görgüsüz istilacıların varlığına karşı koymuştur.

78:6.8 (874.5) The cultural age of the second garden was terminated by the increasing infiltration of the surrounding inferior stocks. Civilization moved westward to the Nile and the Mediterranean islands, where it continued to thrive and advance long after its fountainhead in Mesopotamia had deteriorated. And this unchecked influx of inferior peoples prepared the way for the later conquest of all Mesopotamia by the northern barbarians who drove out the residual strains of ability. Even in later years the cultured residue still resented the presence of these ignorant and uncouth invaders.

7. Mezopotamya’daki Seller  

7. The Floods in Mesopotamia

    Nehir sakinleri, belirli mevsimlerde nehir sularının kıyı şeritlerinde taşkınlığa sebebiyet vermesine alışkındı; bu dönemsel seller, yaşamlarında senelik olarak tekrar eden durumlardı. Ancak yeni tehlikeler, kuzeye doğru gerçekleşmekte olan ilerleyici yeryüzü değişikliklerinin bir sonucu olarak Mezopotamya vadisini tehdit etmekteydi.

78:7.1 (874.6) The river dwellers were accustomed to rivers overflowing their banks at certain seasons; these periodic floods were annual events in their lives. But new perils threatened the valley of Mesopotamia as a result of progressive geologic changes to the north.

    İlk Cennet Bahçesi’nin sular altında kalışından sonra binlerce yıl boyunca, Akdeniz’in doğu sahili çevresindeki ve Mezopotamya’nın kuzeybatısında ve kuzeydoğusundaki dağlar yükselmeye devam etti. Bu dağlık alanların yükselişi yaklaşık olarak M.Ö. 5000’li yıllarda büyük ölçüde hızlanma gösterdi; ve kuzey dağlarındaki kar yağışının büyük oranda artış göstermesiyle birlikte bu durum, Fırat vadisi boyunca her ilkbaharda beklenmedik sellerin meydana gelmesine sebebiyet verdi. Bu ilkbahar selleri, nehir bölgesi sakinlerinin doğu yükseltilerine doğru nihai olarak itilmesi derecesinde artan bir biçimde kötüleşme gösterdi. Yaklaşık bin yıl boyunca birçok şehir, bu geniş çaplı sel baskınları nedeniyle neredeyse tamamen boşaltılmıştı.

78:7.2 (874.7) For thousands of years after the submergence of the first Eden the mountains about the eastern coast of the Mediterranean and those to the northwest and northeast of Mesopotamia continued to rise. This elevation of the highlands was greatly accelerated about 5000 B.C., and this, together with greatly increased snowfall on the northern mountains, caused unprecedented floods each spring throughout the Euphrates valley. These spring floods grew increasingly worse so that eventually the inhabitants of the river regions were driven to the eastern highlands. For almost a thousand years scores of cities were practically deserted because of these extensive deluges.

    Yaklaşık beş bin yıl sonra Babil esareti altındaki Musevi din adamları kendi topluluklarının kökenini Âdem’e dayandırmaya çalışırlarken, bu hikâyeyi doğrulamada büyük bir zorluk yaşadılar; ve onlardan bir tanesi, bu çabadan vazgeçip Nuh’un seli zamanında tüm dünyanın kendi günahı içinde boğulmasına müsaade ederek İbrahim’i böylelikle Nuh’un hayatta kalan üç evladından bir tanesine doğrudan bir biçimde dayandırmakla daha tutarlı bir anlatıma ulaşılacağını düşündü.

78:7.3 (874.8) Almost five thousand years later, as the Hebrew priests in Babylonian captivity sought to trace the Jewish people back to Adam, they found great difficulty in piecing the story together; and it occurred to one of them to abandon the effort, to let the whole world drown in its wickedness at the time of Noah’s flood, and thus to be in a better position to trace Abraham right back to one of the three surviving sons of Noah.

    Dünya yüzeyinin tamamının bir dönem sular altında kaldığına dair tarihi anlatılar evrenseldir. Birçok ırk, eski çağlar boyunca dünya çapında gerçekleşmiş bir sele dair hikâyeye sığınmaktadır. Nuh’un, gemisinin ve selin İncil’deki hikâyesi, Babil esareti sürecinde gerçekleşen Musevi din adamlığının bir yaratımıdır. Urantia oluşturulduğundan beri tüm dünyayı içine alan bir sel hiçbir zaman ortaya çıkmamıştır. Dünya yüzeyinin tamamen sular altında kaldığı tek dönem, karanın ortaya çıkmaya başlamasından önceki Arkeozoyik çağlar sürecidir.

78:7.4 (875.1) The traditions of a time when water covered the whole of the earth’s surface are universal. Many races harbor the story of a world-wide flood some time during past ages. The Biblical story of Noah, the ark, and the flood is an invention of the Hebrew priesthood during the Babylonian captivity. There has never been a universal flood since life was established on Urantia. The only time the surface of the earth was completely covered by water was during those Archeozoic ages before the land had begun to appear.

    Ancak Nuh gerçekten yaşamıştır; o, Uyuk yakınındaki bir nehir yerleşkesi olan Aram’ın bir şarap ustasıydı. O, yıldan yıla nehrin taştığı dönemlerin kaydını tutmuştu. Nuh; tüm evlerin tekne biçiminde ahşaptan yapılmasını ve sel dönemi yaklaştığında aile hayvanlarının her gece bu yapılara konulmasını herkese öneren bir biçimde nehir vadisinden yukarı aşağı gidip gelerek fazla sayıdaki alaycı küçümsemeyi üzerine çekmiştir. O her yıl komşu nehir yerleşkelerine gidip sellerin yaklaşmakta olduğuna dair onları uyarırdı. Sonunda, senelik sellerin olağandışı bir sağanakla öyle büyük bir hale gelip suların beklenmedik taşkınının bütün köyü ortadan kaldırdığı bir yıl gelmişti; sadece Nuh ve onun birinci dereceden ailesi yüzen evlerinde hayatta kalmıştı.

78:7.5 (875.2) But Noah really lived; he was a wine maker of Aram, a river settlement near Erech. He kept a written record of the days of the river’s rise from year to year. He brought much ridicule upon himself by going up and down the river valley advocating that all houses be built of wood, boat fashion, and that the family animals be put on board each night as the flood season approached. He would go to the neighboring river settlements every year and warn them that in so many days the floods would come. Finally a year came in which the annual floods were greatly augmented by unusually heavy rainfall so that the sudden rise of the waters wiped out the entire village; only Noah and his immediate family were saved in their houseboat.

    Bu seller And medeniyetinin parçalanışını tamamlamıştır. Sel baskınlarının bu döneminin sona ermesiyle birlikte ikinci cennet bahçesi artık mevcut değildi. Sadece güneyde ve Sümer toplulukları arasında onların eski ihtişamına dair kalıntılar varlığını sürdürmekteydi.

78:7.6 (875.3) These floods completed the disruption of Andite civilization. With the ending of this period of deluge, the second garden was no more. Only in the south and among the Sumerians did any trace of the former glory remain.

    En eski medeniyetlerden bir tanesi olan buranın kalıntıları, Mezopotamya’nın bu bölgelerinde ve onun kuzeydoğu ve kuzeybatı kesimlerine bulunabilir. Ancak Dalamatia dönemlerinin daha eski kalıntıları, Basra Körfezi’nin suları altında bulunmaktadır; ve ilk Cennet Bahçesi, Akdeniz’in doğu ucu altında deniz tabanında yatmaktadır.

78:7.7 (875.4) The remnants of this, one of the oldest civilizations, are to be found in these regions of Mesopotamia and to the northeast and northwest. But still older vestiges of the days of Dalamatia exist under the waters of the Persian Gulf, and the first Eden lies submerged under the eastern end of the Mediterranean Sea.

8. Sümerliler — Son And Toplulukları  

8. The Sumerians — Last of the Andites

    Son And göçü Mezopotamya medeniyetinin biyolojik omurgasını kırdığında, bu üstün ırkın küçük bir azınlığı nehirlerin ağız kısımlarının yakınında ana yerleşkelerinde kalmaya devam etti. Bu topluluklar Sümerliler’di; ve her ne kadar onların kültürü kimlik bakımından daha baskın bir biçimde Nod aslına ait olsa da, M.Ö. 6000’li yıllarda özleri itibariyle And soyu haline gelmiş bir haldelerdi; ve onlar, Dalamatia’nın tarihi geleneklerine bağlı kaldılar. Yine de kıyı bölgelerin bu Sümer unsurları, Mezopotamya’daki en son And topluluklarının sonuncusuydu. Ancak Mezopotamya ırkları bu daha geç dönemde hali hazırda bütünüyle birbirine karışmış bir haldeydi; bu dönemin kalıntılarında bulunan kafatası türlerine bu durumu kanıtlamaktadır.

78:8.1 (875.5) When the last Andite dispersion broke the biologic backbone of Mesopotamian civilization, a small minority of this superior race remained in their homeland near the mouths of the rivers. These were the Sumerians, and by 6000 B.C. they had become largely Andite in extraction, though their culture was more exclusively Nodite in character, and they clung to the ancient traditions of Dalamatia. Nonetheless, these Sumerians of the coastal regions were the last of the Andites in Mesopotamia. But the races of Mesopotamia were already thoroughly blended by this late date, as is evidenced by the skull types found in the graves of this era.

    Susa’nın oldukça büyük bir oranda gelişmesi bu nehir taşkını süreçlerine denk gelmektedir. Birinci ve giriş şehri öyle bir düzeyde sele maruz kalmıştı ki ikinci veya diğer bir değişle yukarıdaki şehir bu dönemin görülmemiş el işlerinde alt şehri takip eden bir merkez haline gelmişti. Bu sellerin daha sonra azalışıyla birlikte Ur, çömlek imalatının ana yerleşkesi olmuştu. Ur, Basra Körfezi üzerinde bulunmaktaydı; nehir birikintileri bu dönemden beri karayı bugünkü sınırlarına ulaştıracak şekilde inşa etmişti. Bu yerleşkeler, nehirlerin daha iyi denetimi ve ağızlarının genişlemesi sebebiyle sellerden daha az zarar gördüler.

78:8.2 (875.6) It was during the floodtimes that Susa so greatly prospered. The first and lower city was inundated so that the second or higher town succeeded the lower as the headquarters for the peculiar artcrafts of that day. With the later diminution of these floods, Ur became the center of the pottery industry. About seven thousand years ago Ur was on the Persian Gulf, the river deposits having since built up the land to its present limits. These settlements suffered less from the floods because of better controlling works and the widening mouths of the rivers.

    Fırat ve Dicle vadilerinin barışçıl buğday yetiştiricileri, Türkistan ve İran yüksek düzlüklerinden gelen barbarların akınlarıyla uzunca bir süredir tacize uğramaktaydı. Ancak dağlık otlaklarda yaşanan artan düzeydeki kuraklık bu aşamada, Fırat vadisine yapılan iyi tasarlanmış bir istilayı beraberinde getirdi. Ve bu istila çok daha ciddi bir bütünlük içerisindeydi, çünkü çevredeki sürü sahipleri ve avcılar geniş sayılarda evcilleştirilmiş atlara sahiplerdi. Güneydeki zengin komşuları üzerinde çok büyük bir askeri üstünlüğü kendilerine kazandıran şey onların atlara sahip olmalarıydı. Kısa bir süre içinde onlar, son kültür dalgalarını Avrupa, batı Asya ve kuzey Afrika’nın tamamına iten bir biçimde Mezopotamya’nın tümü üzerinde etkinlik kurdular.

78:8.3 (875.7) The peaceful grain growers of the Euphrates and Tigris valleys had long been harassed by the raids of the barbarians of Turkestan and the Iranian plateau. But now a concerted invasion of the Euphrates valley was brought about by the increasing drought of the highland pastures. And this invasion was all the more serious because these surrounding herdsmen and hunters possessed large numbers of tamed horses. It was the possession of horses which gave them a tremendous military advantage over their rich neighbors to the south. In a short time they overran all Mesopotamia, driving forth the last waves of culture which spread out over all of Europe, western Asia, and northern Africa.

    Mezopotamya’nın bu fatihleri, Âdemoğlu ırk kollarının bazılarına ek olarak Türkistan’ın melez kuzey ırklarına daha iyi And kollarının birçoğunu soylarında taşıdılar. Kuzeyden gelen daha az gelişmiş ancak daha cesur olan bu kabileler; hızlı ve gönüllü bir biçimde Mezopotamya’nın arta kalan medeniyetine onun baskınlığı altında karışıp, yakın bir zaman içinde tarihi kayıtların giriş kısmında Fırat vadisinde bulunan bahse konu karma melez insanlara doğru gelişme gösterdiler. Onlar, vadi kabilelerinin sanatlarını öğrenip Sümer topluluklarının sahip oldukları kültürün büyük bir kısmına uyum sağlayarak Mezopotamya’da sona ermekte olan medeniyetin birçok fazını canlandırdılar. Onlar, Babil’in üçüncü kulesinin inşasını bile arzulayıp, daha sonra milli isimlerini ona vermişlerdir.

78:8.4 (876.1) These conquerors of Mesopotamia carried in their ranks many of the better Andite strains of the mixed northern races of Turkestan, including some of the Adamson stock. These less advanced but more vigorous tribes from the north quickly and willingly assimilated the residue of the civilization of Mesopotamia and presently developed into those mixed peoples found in the Euphrates valley at the beginning of historic annals. They quickly revived many phases of the passing civilization of Mesopotamia, adopting the arts of the valley tribes and much of the culture of the Sumerians. They even sought to build a third tower of Babel and later adopted the term as their national name.

    Kuzeydoğudan gelen bu barbar atlılar tüm Fırat vadisini elde ettiğinde, Basra Körfezi üzerindeki nehir ağzı etrafında ikamet eden And topluluklarının geride kalanlarını ele geçirmediler. Bu Sümerliler; üstün usla, daha iyi silahlarla ve birbirine bağlı havuzlardan oluşan sulama düzenlerinin yanında geniş çaplı askeri kanallardan oluşan bir sistemle kendilerini savunmaya yetkinlerdi. Onlar, tek-tip bir topluluk dinine sahip oldukları için bütünleşmiş bir birliktelikti. Bu Sümerliler böylelikle, kuzeybatıdaki olan komşularının birbirinden kopuk şehir devletlerine bölünmelerinden çok daha uzun bir süre sonraya kadar ırksal ve milli bütünlüklerini muhafaza etmeye yetkinlerdi. Bu şehir topluluklarının hiçbiri bütünleşmiş Sümerler’i alt etmeye muktedir değildi.

78:8.5 (876.2) When these barbarian cavalrymen from the northeast overran the whole Euphrates valley, they did not conquer the remnants of the Andites who dwelt about the mouth of the river on the Persian Gulf. These Sumerians were able to defend themselves because of superior intelligence, better weapons, and their extensive system of military canals, which were an adjunct to their irrigation scheme of interconnecting pools. They were a united people because they had a uniform group religion. They were thus able to maintain their racial and national integrity long after their neighbors to the northwest were broken up into isolated city-states. No one of these city groups was able to overcome the united Sumerians.

    Ve kuzeyden gelen istilacılar yakın bir zaman içerisinde, bu barışı seven Sümerler’i eğitmenler ve idareciler olarak güvenmeyi ve takdir etmeyi öğrendiler. Onlar fazlasıyla saygı görmüş ve kuzeydeki insanlara ek olarak batıda Mısır’dan doğuda Hindistan’a kadar tüm insan toplulukları tarafından sanat ve el işleri öğretmenleri, ticaret yöneticileri ve toplum idarecileri olarak aranılan bireyler olmuşlardır.

78:8.6 (876.3) And the invaders from the north soon learned to trust and prize these peace-loving Sumerians as able teachers and administrators. They were greatly respected and sought after as teachers of art and industry, as directors of commerce, and as civil rulers by all peoples to the north and from Egypt in the west to India in the east.

    Öncül Sümer konfederasyonunun parçalanmasından sonra daha sonraki şehir devletleri, Seth din adamlığının bu inancı terk etmiş soyları tarafından idare edilmiştir. Yalnızca bu din adamları, komşu şehirleri ele geçirdikleri zaman kendilerini krallar olarak addetmektelerdi. Daha sonra şehir kralları Sargon döneminden önce ilahiyat kıskançlığı yüzünden güçlü konfederasyonları kurmada başarısız oldular. Her şehir kendi kent tanrısının tüm diğer tanrılardan daha üstün olduğuna inandı ve bu nedenle onlar kendilerini ortak bir öndere tabi kılmayı reddetti.

78:8.7 (876.4) After the breakup of the early Sumerian confederation the later city-states were ruled by the apostate descendants of the Sethite priests. Only when these priests made conquests of the neighboring cities did they call themselves kings. The later city kings failed to form powerful confederations before the days of Sargon because of deity jealousy. Each city believed its municipal god to be superior to all other gods, and therefore they refused to subordinate themselves to a common leader.

    Şehir din adamlarının zayıf yönetimine ait bu uzun dönemin sonu, kendisini kral ilan eden ve Mezopotamya’nın tamamını yanındaki yerleşkeler ile birlikte ele geçirmeye girişmiş Kiş’in din adamı Sargon tarafından getirildi. Ve kısa bir süreliğine bu idare; her şehrin kendi sınırlarını temsil eden bir tanrıya ve onun törensel uygulamalarına sahip olduğu din adamlarının yönettiği ve onların hüküm sürdüğü şehir devletlerini sonlandırdı.

78:8.8 (876.5) The end of this long period of the weak rule of the city priests was terminated by Sargon, the priest of Kish, who proclaimed himself king and started out on the conquest of the whole of Mesopotamia and adjoining lands. And for the time, this ended the city-states, priest-ruled and priest-ridden, each city having its own municipal god and its own ceremonial practices.

    Bu Kiş konfederasyonunun parçalanmasını, bu vadi şehirleri arasında üstünlüğü ele geçirmek için sürekli verilen savaşların uzun bir dönemi izledi. Ve yönetim; Sümer, Akat, Kiş, Erek, Ur ve Susa arasında değişen sırayla el değiştirdi.

78:8.9 (876.6) After the breakup of this Kish confederation there ensued a long period of constant warfare between these valley cities for supremacy. And the rulership variously shifted between Sumer, Akkad, Kish, Erech, Ur, and Susa.

    Yaklaşık M.Ö. 2500’lü yıllarda Sümerliler, kuzey Suit ve Guit topluluklarını karşısında ciddi kayıplara maruz kaldılar. Sel tepesi üzerine inşa edilen Sümer başkenti olan Lagaş yitirilmişti. Erek, Akat’ın çöküşünden sonra otuz yıl boyunca ayakta kaldı. Hammurabi idaresinin kurulması zamanında Sümerler, kuzey Sami topluluklarının kollarına onların baskınlığında karışmış bir haldeydi; ve Mezopotamyalı And unsurları tarih sayfasından silindiler.

78:8.10 (877.1) About 2,500 B.C. the Sumerians suffered severe reverses at the hands of the northern Suites and Guites. Lagash, the Sumerian capital built on flood mounds, fell. Erech held out for thirty years after the fall of Akkad. By the time of the establishment of the rule of Hammurabi the Sumerians had become absorbed into the ranks of the northern Semites, and the Mesopotamian Andites passed from the pages of history.

    M.Ö. 2500 ile 2000’li yıllar arasında göçebeler, Atlantik’den Pasifik’e kadar bir öfke nöbeti içerisindelerdi. Nerites, birbirlerine karışmış Andon ve And ırklarının Mezopotamyalı soylarına ait Hazar topluluklarının nihai patlamasını ortaya çıkardı. Barbarlar Mezopotamya’nın yerle bir edilmesinde hangi alanda başarısız oldularsa, daha sonraki iklim değişiklikleri bunları yerine getirdi.

78:8.11 (877.2) From 2,500 to 2,000 B.C. the nomads were on a rampage from the Atlantic to the Pacific. The Nerites constituted the final eruption of the Caspian group of the Mesopotamian descendants of the blended Andonite and Andite races. What the barbarians failed to do to effect the ruination of Mesopotamia, subsequent climatic changes succeeded in accomplishing.

    Ve bu anlatım, Âdem’in döneminden sonra eflatun ırkının ve Fırat ve Dicle arasında kalan anavatanlarının kaderine dair hikâyesidir. Onların tarihi medeniyeti, üstün insan topluluklarının dış göçleri ve alt düzey komşularının iç göçleri nedeniyle nihai olarak çökmüştür. Ancak Barbar atlıların vadiyi ele geçirmelerinden uzun bir süre önce, Cennet Bahçesi kültürünün çoğu Asya, Avrupa ve Afrika’ya hali hazırda yayılmış bir haldeydi; bu kültür buralarda Urantia’nın yirminci yüzyıl medeniyetiyle sonuçlanan mayayı çalmıştı.

78:8.12 (877.3) And this is the story of the violet race after the days of Adam and of the fate of their homeland between the Tigris and Euphrates. Their ancient civilization finally fell due to the emigration of superior peoples and the immigration of their inferior neighbors. But long before the barbarian cavalrymen conquered the valley, much of the Garden culture had spread to Asia, Africa, and Europe, there to produce the ferments which have resulted in the twentieth-century civilization of Urantia.

    [Nebadon’un bir Başmelek unsuru tarafından sunulmuştur.]

78:8.13 (877.4) [Presented by an Archangel of Nebadon.]





Back to Top