URANTİA’NIN KİTABI’NA - 69. Makale
İlkel İnsan Toplulukları

URANTİA’NIN KİTABI’NA   

Kısım III. Urantia’nın Tarihi



Paper 69
Primitive Human Institutions

    DUYGUSAL olarak insan; mizahı, sanatı ve dini takdir edebilme yetisi içinde hayvan atalarını aşan bir düzeyde bulunmaktadır. Toplumsal olarak insan; alet yapıcı, iletişim kurucu ve kurum inşa edici bir varlık olarak üstünlüğünü sergilemektedir.

69:0.1 (772.1) EMOTIONALLY, man transcends his animal ancestors in his ability to appreciate humor, art, and religion. Socially, man exhibits his superiority in that he is a toolmaker, a communicator, and an institution builder.

    İnsan varlıkları uzun süre boyunca toplumsal birliktelikleri idare ettikleri zaman, bu türden birleşmeler her zaman kurumsallaşma ile neticelenen belirli etkinlik eğilimlerinin yaratılmasıyla sonuçlanmıştır. İnsanın sahip olduğu kurumların çoğu, aynı zamanda toplum güvenliğinin gelişmesine bir ölçüde katkıda bulunurken çalışmayı kolaylaştırıcı olmuştur.

69:0.2 (772.2) When human beings long maintain social groups, such aggregations always result in the creation of certain activity trends which culminate in institutionalization. Most of man’s institutions have proved to be laborsaving while at the same time contributing something to the enhancement of group security.

    Medeni insan; oluşturduğu kurumların kişiliği, istikrarı ve devamlılığından büyük gurur duymaktadır; ancak insan kurumlarının tümü başlı başına, tabular tarafından muhafaza edilirken ve din aracılığı ile saygınlaştırılırken geçmişin biriktirdiği örf ve adetlerden meydana gelmektedir. Bu türden miraslar gelenek haline gelmekte ve gelenekler ise nihai olarak ortak toplum kabullerine dönüşmektedir.

69:0.3 (772.3) Civilized man takes great pride in the character, stability, and continuity of his established institutions, but all human institutions are merely the accumulated mores of the past as they have been conserved by taboos and dignified by religion. Such legacies become traditions, and traditions ultimately metamorphose into conventions.

1. Temel İnsan Kurumları  

1. Basic Human Institutions

    İnsan kurumlarının tümü; içinde kişiliğin gölgelendiği ve özgür birey girişiminin azaldığı aşırı büyümenin bireyin değerini kendisinden elinden alan etkisine rağmen, geçmişteki veya şimdiki bir takım toplumsal ihtiyaca hizmet vermektedir. İlerleyen medeniyetin bu oluşumlarının kendisi üzerinde üstünlük kurmasına izin vermesi yerine, insan kendi kurumlarını denetlemelidir.

69:1.1 (772.4) All human institutions minister to some social need, past or present, notwithstanding that their overdevelopment unfailingly detracts from the worth-whileness of the individual in that personality is overshadowed and initiative is diminished. Man should control his institutions rather than permit himself to be dominated by these creations of advancing civilization.

    İnsan kurumları üç sınıfta bulunmaktadır:

69:1.2 (772.5) Human institutions are of three general classes:

    1. Birey-korunum kurumları. Bu kurumlar, yiyecek ihtiyacından doğan uygulamalar ve onlar ile iniltili bireyin varlığını idame ettiriş içgüdülerini içine alır. Bu kurumlar; üretim, emlak, kazanç için savaş ve toplumun tüm idari işleyiş düzenlerini kapsar. Elinde sonunda korku içgüdüsü; tabular, gelenekler ve dinsel cezalandırma araçları vasıtasıyla hayat mücadelesinin bu kurumlarının oluşumunu desteklemektedir. Ancak korku, cehalet ve hurafelere olan inanç, insan kurumlarının tümünün öncül doğuşu ve daha sonraki gelişimi içinde dikkate değer bir rol oynamıştır.

69:1.3 (772.6) 1. The institutions of self-maintenance. These institutions embrace those practices growing out of food hunger and its associated instincts of self-preservation. They include industry, property, war for gain, and all the regulative machinery of society. Sooner or later the fear instinct fosters the establishment of these institutions of survival by means of taboo, convention, and religious sanction. But fear, ignorance, and superstition have played a prominent part in the early origin and subsequent development of all human institutions.

    2. Birey-çoğalımının kurumları. Bu kurumlar; ırklar sahip olduğu cinsel açlık, annelik içgüdüsü ve daha yüksek sıcak duygulardan doğan toplumsal oluşumlardır. Onlar; aile yaşamı, eğitim, etik ve din olarak ev ve okulun toplumsal koruma düzenlerini içine alır. Bu kurumlar evlilik kabullerini, savunma için gerçekleştirilen savaşları ve ev inşasını kapsar.

69:1.4 (772.7) 2. The institutions of self-perpetuation. These are the establishments of society growing out of sex hunger, maternal instinct, and the higher tender emotions of the races. They embrace the social safeguards of the home and the school, of family life, education, ethics, and religion. They include marriage customs, war for defense, and home building.

    3. Birey-tatmininin kurumları. Bu kurumlar gösteriş eğilimleri ve gurur duygularından doğmuş olan uygulamalardır; ve onlar kıyafet ve kişisel süsleniş kabullerini, toplumsal adetleri, ihtişam için verilen savaşları, dansları, eğlenceleri, oyunları ve cinsel tatminin diğer fazlarını içine alır. Ancak medeniyet hiçbir zaman, birey-tatmininin farklılaşmış kurumlarını yaratacak bir biçimde evirilmemiştir.

69:1.5 (772.8) 3. The institutions of self-gratification. These are the practices growing out of vanity proclivities and pride emotions; and they embrace customs in dress and personal adornment, social usages, war for glory, dancing, amusement, games, and other phases of sensual gratification. But civilization has never evolved distinctive institutions of self-gratification.

    Toplumsal uygulamaların bu üç topluluğu, çok yakın bir biçimde birbirine bağlı ve belirli ilişkiler ağı içerisinde birbirlerine muhtaçtırlar. Urantia üzerinde onlar, tek bir toplumsal işleyiş biçimi olarak faaliyet gösteren karmaşık bir düzeni temsil etmektedirler.

69:1.6 (772.9) These three groups of social practices are intimately interrelated and minutely interdependent the one upon the other. On Urantia they represent a complex organization which functions as a single social mechanism.

2. Üretimin Doğuşu  

2. The Dawn of Industry

    İlkel üretim, kıtlığın yıkımına karşı bir teminat yaratacak düzeye yavaşça ilerleyerek gelmiştir. Tarihsel mevcudiyetinin ilk başlarında insan, kıtlık zamanlarına karşı bol bir hasat süresinde yiyecekleri saklamaları gerektiğine dair dersleri bazı hayvanlardan öğrenmeye başlamıştı.

69:2.1 (773.2) Primitive industry slowly grew up as an insurance against the terrors of famine. Early in his existence man began to draw lessons from some of the animals that, during a harvest of plenty, store up food against the days of scarcity.

    Öncül tutumluluk ve ilkel üretimin doğuşundan önce olağan kabile yaşamı yoksulluk ve gerçek sıkıntıyla geçmekteydi. Yiyeceği için öncül insanın hayvan dünyasının bütünüyle rekabet etmesi gerekmekteydi. Rekabet-çekimi, insanı her zaman hayvan düzeyine geri çekmektedir; açlık, insanın doğal ve gaddar sermayesidir. Servet, doğal bir hediye değildir; bu nitelik çalışma, bilgi ve düzenleme sonucunda açığa çıkmaktadır.

69:2.2 (773.3) Before the dawn of early frugality and primitive industry the lot of the average tribe was one of destitution and real suffering. Early man had to compete with the whole animal world for his food. Competition-gravity ever pulls man down toward the beast level; poverty is his natural and tyrannical estate. Wealth is not a natural gift; it results from labor, knowledge, and organization.

    İlkel insan, birlikteliğin yararlarını anlamada geç kalmamıştır. Birliktelik düzenlemeyle sonuçlanmıştı; ve düzenlemenin ilk sonucu, zamandan ve kullanılan eşyalardan sağlanan doğrudan tasarruf ile birlikte iş bölümüydü. İşgücü üzerinden gerçekleşen bu özelleşmeler, direnç göstermenin azalışını tercih etme biçiminde baskıya olan uyumla ortaya çıkmıştır. İlkel yabansı bireyler hiçbir zaman gerçek bir görevi mutlulukla veya istençli bir biçimde yerine getirmediler. Toplumsal işbölümüne olan uyum onların durumunda ihtiyaçların baskısı sonucunda gerçekleşmişti.

69:2.3 (773.4) Primitive man was not slow to recognize the advantages of association. Association led to organization, and the first result of organization was division of labor, with its immediate saving of time and materials. These specializations of labor arose by adaptation to pressure — pursuing the paths of lessened resistance. Primitive savages never did any real work cheerfully or willingly. With them conformity was due to the coercion of necessity.

    İlkel insan ağır çalışmayı sevmemekteydi; ve bu insan, büyük bir tehlike ile karşılaşmadıkça hiçbir şey için çabukluk göstermezdi. Herhangi bir görev için belirli bir zaman sınırı koyma fikri olarak işgücü içerisinde zaman etkeni bütünüyle modern bir kavramdır. İlkel insanlar hiçbir zaman acelecilik sergilememişti. Öncül insanın doğası itibariyle eylemsiz ırkları üretim düzenine çeken şey, yoğun hayatta kalma mücadelesinin ve sürekli gelişen yaşam koşullarının çifte talebiydi.

69:2.4 (773.5) Primitive man disliked hard work, and he would not hurry unless confronted by grave danger. The time element in labor, the idea of doing a given task within a certain time limit, is entirely a modern notion. The ancients were never rushed. It was the double demands of the intense struggle for existence and of the ever-advancing standards of living that drove the naturally inactive races of early man into avenues of industry.

    Tasarım çabaları olarak işgücü insanı, uğraşları büyük ölçüde içgüdüsel olan hayvandan ayırmaktadır. İşgücüne olan ihtiyaç insanın sahip olduğu en yüksek lütuftur. Prens’in yönetim görevlilerinin tümü fiziksel bir biçimde çalışmıştı; onlar, Urantia üzerinde fiziksel işgücünün soylulaştırılmasına fazlasıyla katkıda bulunmuştu. Âdem bir bahçıvandı; her şeyin yaratanı ve koruyucusu olarak İbraniler’in Tanrı’sı çalışmıştı. İbraniler, üretime çok yüksek bir mükâfat koyan ilk kavimdi; onlar, “çalışmayan yememeli” şeklinde emri koyan ilk insan topluluğuydu. Ancak dünya dinlerinin çoğu, eylemsizliğin öncül nihai amacına geri dönmüştü. Jüpiter bir eğlence düşkünüydü; Buda ise, boş zamanda irdeleyici düşünmenin bir tutkunu haline gelmişti.

69:2.5 (773.6) Labor, the efforts of design, distinguishes man from the beast, whose exertions are largely instinctive. The necessity for labor is man’s paramount blessing. The Prince’s staff all worked; they did much to ennoble physical labor on Urantia. Adam was a gardener; the God of the Hebrews labored — he was the creator and upholder of all things. The Hebrews were the first tribe to put a supreme premium on industry; they were the first people to decree that “he who does not work shall not eat.” But many of the religions of the world reverted to the early ideal of idleness. Jupiter was a reveler, and Buddha became a reflective devotee of leisure.

    Sangik ırkları, sıcak iklim ormanlarından uzak bir konumda ikamet ettiklerinde oldukça üretimsel topluluklardı. Ancak orada, sihrin tembel tutkunları ile ileriyi düşünenler olarak çalışmanın öncüleri arasında çok uzun yıllar süren bir mücadele mevcuttu.

69:2.6 (773.7) The Sangik tribes were fairly industrious when residing away from the tropics. But there was a long, long struggle between the lazy devotees of magic and the apostles of work — those who exercised foresight.

    İlk insan öngörüsü; ateş, su ve yiyeceğin muhafazası yönüne çevrilmişti. Ancak ilkel insan doğuştan bir kumarbazdı; bu insan her zaman, hiçbir şey vermeden bir şeyler elde etmeyi arzulamıştı; ve sabırlı uygulamalar sonucu doğan başarı, bu öncül zamanlar boyunca fazlasıyla sıklıkla gerçekleşen bir biçimde büyü ile ilişkilendirilmekteydi. Sihrin yerini öngörüye, öz-denetime ve üretime bırakması yavaş bir şekilde gerçekleşmişti.

69:2.7 (773.8) The first human foresight was directed toward the preservation of fire, water, and food. But primitive man was a natural-born gambler; he always wanted to get something for nothing, and all too often during these early times the success which accrued from patient practice was attributed to charms. Magic was slow to give way before foresight, self-denial, and industry.

3. İşgücünün Farklılaşması  

3. The Specialization of Labor

    İlkel toplum içerisinde işlerin bölümlere ayrılışı, ilk olarak doğal ve sonra toplumsal şartlar tarafından belirlenmiştir. İşgücü içinde farklılaşmanın öncül düzeni şuydu:

69:3.1 (773.9) The divisions of labor in primitive society were determined first by natural, and then by social, circumstances. The early order of specialization in labor was:

    1. Cinsiyet temelli farklılaşma. Kadının görevi, çocuğun belirleyici mevcudiyeti tarafından belirlenmişti; kadınlar özü itibariyle çocuklarını erkeklerden daha fazla sevmektedir. Böylelikle kadın düzenli çalışan işçi haline gelirken, erkek iş ve istirahatın belirgin farklılaşmasının gözlendiği dönemler boyunca çalışarak avcı ve savaşçı haline gelmiştir.

69:3.2 (774.1) 1. Specialization based on sex. Woman’s work was derived from the selective presence of the child; women naturally love babies more than men do. Thus woman became the routine worker, while man became the hunter and fighter, engaging in accentuated periods of work and rest.

    En başından başlayarak bugüne kadar çağlar boyunca tabular, kendi yaşam alanı içinde kadını katı bir biçimde tutma yönünde işlemiştir. Erkek kendisi için en uygun görevi olabilecek en bencil biçimde seçmiş ve geride kalan gündelik angarya işleri kadına vermiştir. Erkek her zaman kadının işini yapmaktan utanç duymuştur; ancak kadın, erkeğin görevini yapmada herhangi bir isteksizliği hiçbir zaman göstermemiştir. Ancak garip bir biçimde, erkek ve kadınlar evin inşasında ve onun döşenmesinde her zaman beraber çalışmışlardır.

69:3.3 (774.2) All down through the ages the taboos have operated to keep woman strictly in her own field. Man has most selfishly chosen the more agreeable work, leaving the routine drudgery to woman. Man has always been ashamed to do woman’s work, but woman has never shown any reluctance to doing man’s work. But strange to record, both men and women have always worked together in building and furnishing the home.

    2. Belirli Çağa ve hastalık şartlarına göre değişiklik. Bu türden farklılıklar, işgücünün bir sonraki bölünmesini belirlemiştir. Yaşlı insanlar ve kötürümler ilk olarak alet ve silahların üretilme işine aktarılmıştı. Bu insanlar daha sonra, sulama yapılarının inşası için görevlendirilmişlerdi.

69:3.4 (774.3) 2. Modification consequent upon age and disease. These differences determined the next division of labor. The old men and cripples were early set to work making tools and weapons. They were later assigned to building irrigation works.

    3. Din temelli farklılaşma. Sağlıkçılar, fiziksel uğraşlardan muaf tutulan ilk insan varlıkları olmuştu; onlar, öncü uzman sınıf üyeleriydiler. Demir ustaları, büyücüler gibi sağlıkçılar ile rekabet eden küçük bir topluluktu. Bu ustaların metaller ile çalışma yeteneği, insanları onlardan korkar bir hale getirmişti. “Beyaz demir ustaları” ve “siyah demir ustaları, beyaz ve siyah büyüye dair ilk inançlara kaynaklık etmiştir. Ve bu inanç daha sonra, iyi veya kötü ruhaniyetler olarak iyi ve kötü hayaletlere dair hurafeyi içine alır bir hale gelmiştir.

69:3.5 (774.4) 3. Differentiation based on religion. The medicine men were the first human beings to be exempted from physical toil; they were the pioneer professional class. The smiths were a small group who competed with the medicine men as magicians. Their skill in working with metals made the people afraid of them. The “white smiths” and the “black smiths” gave origin to the early beliefs in white and black magic. And this belief later became involved in the superstition of good and bad ghosts, good and bad spirits.

    Demir ustaları, özel ayrıcalıkları memnuniyetle deneyimleyen ilk din-dışı topluluktu. Onlar savaş zamanında tarafsız bireyler olarak görülmüştü; ve bu ilave boş zaman, ilkel toplumun siyasetçileri olarak onların bir sınıf haline gelmesine yol açmıştı. Ancak bu ayrıcalıkları ciddi bir biçimde kötüye kullanmaları sonucunda demir ustaları herkes tarafından nefret edilen bir konuma gelmişti; ve sağlıkçılar, rekabet içinde bulunduğu insanlara olan nefreti körüklemede hiç vakit kaybetmediler. Bilim ve din arasındaki ilk mücadelede (hurafeler olarak) din galip gelmiştir. Köylerinden atıldıklarından sonra demir ustaları, yerleşkelerin uç bölgelerinde kamuya açık pansiyonlar olarak ilk konakları idare ettiler.

69:3.6 (774.5) Smiths were the first nonreligious group to enjoy special privileges. They were regarded as neutrals during war, and this extra leisure led to their becoming, as a class, the politicians of primitive society. But through gross abuse of these privileges the smiths became universally hated, and the medicine men lost no time in fostering hatred for their competitors. In this first contest between science and religion, religion (superstition) won. After being driven out of the villages, the smiths maintained the first inns, public lodginghouses, on the outskirts of the settlements.

    4. Efendi ve köle. İşgücünün bir sonraki farklılaşması, galip ve mağlup ilişkilerinden doğmuştur; ve farklılaşma insan köleliğinin başlangıcı anlamına gelmiştir.

69:3.7 (774.6) 4. Master and slave. The next differentiation of labor grew out of the relations of the conqueror to the conquered, and that meant the beginning of human slavery.

    5. Çeşitli fiziksel ve akılsal kazanımlar temelli farklılaşma. İşgücünün bir sonraki düzeyde gerçekleşen farklılaşması, insanlar arasındaki içkin farklılıklar temelinde gerçekleşmiştir; insan varlıkların hiçbiri eşit doğmamaktadır.

69:3.8 (774.7) 5. Differentiation based on diverse physical and mental endowments. Further divisions of labor were favored by the inherent differences in men; all human beings are not born equal.

    Üretimde ilk uzmanlar, çakmaktaşı yontucuları ve taş ustalarıydı; bunların hemen ardından demir ustaları gelmekteydi. Bu özelleşmeleri takiben topluluk uzmanlaşması gelişmiştir; aile ve kavimlerin tamamı, işgücünün belirli kollarına kendilerini adamıştı. Kabilesel sağlıkçılardan ayrı olarak din adamlarının ilk tabakalaşmalarından biri kaynağını, uzman kılıç ustalarının bir ailesinin hurafelerin önemini yüceltmesinden almıştı.

69:3.9 (774.8) The early specialists in industry were the flint flakers and stone masons; next came the smiths. Subsequently group specialization developed; whole families and clans dedicated themselves to certain sorts of labor. The origin of one of the earliest castes of priests, apart from the tribal medicine men, was due to the superstitious exaltation of a family of expert swordmakers.

    Üretimdeki ilk topluluk uzmanları, kaya tuzu tüccarları ve çömlekçiler olmuştu. Kadınlar basit çömlekleri yaparken, erkekler onların süslü olanlarını üretmekteydi. Bazı kabileler arasında dikiş işleri ve dokumacılık kadınlar tarafından gerçekleştirilirken, diğerlerinde ise bu iki el işi erkekler tarafından yapılmaktaydı.

69:3.10 (774.9) The first group specialists in industry were rock salt exporters and potters. Women made the plain pottery and men the fancy. Among some tribes sewing and weaving were done by women, in others by the men.

    İlk tüccarlar kadınlardı; onlar, ticareti ek iş biçiminde yerine getirerek casuslar olarak kullanılmaktalardı. Kısa bir süre sonra ticaret genişledi ve kadınlar toptancılar olarak aracı tüccarlar biçiminde faaliyet gösterdi. Bu gelişmenin ardından, kar için hizmetleri karşılığında komisyon alan tüccar sınıfı açığa çıktı. Topluluk takasının büyümesi para temelli alım satımın gerçekleştiği düzene doğru gelişti; ve ürün alım satımını, kalifiye işgücünün değiş tokuşu takip etti.

69:3.11 (774.10) The early traders were women; they were employed as spies, carrying on commerce as a side line. Presently trade expanded, the women acting as intermediaries — jobbers. Then came the merchant class, charging a commission, profit, for their services. Growth of group barter developed into commerce; and following the exchange of commodities came the exchange of skilled labor.

4. Ticaretin İlk Adımları  

4. The Beginnings of Trade

    Zor kullanma ile gerçekleşen evliliği sözleşme ile yapılan evliliğin izleyişi gibi, yağma ile gerçekleşen ürün gaspının yerini takas ticareti aldı. Ancak sessiz takasın öncül uygulamaları ile daha sonraki çağdaş alım satım yöntemleri arasında korsanlığın uzun yıllar süren bir dönemi etkin oldu.

69:4.1 (775.1) Just as marriage by contract followed marriage by capture, so trade by barter followed seizure by raids. But a long period of piracy intervened between the early practices of silent barter and the later trade by modern exchange methods.

    İlk takas, tarafsız bir bölgeye ürünlerini bırakan silahlı tüccarlar tarafından gerçekleştirilmişti. İlk pazarları kadınlar düzenledi; onlar ilk tüccarlar olup, bu görev onlara ağır sorumluluk taşıyıcıları oldukları için verilmişti; erkekler savaşçılardı. Ticaretin daha ilk başlarında, tüccarların birbirlerine silah çıkarmalarını önleyecek kadar geniş bir duvar biçimde, alım satım tezgâhları gelişmişti.

69:4.2 (775.2) The first barter was conducted by armed traders who would leave their goods on a neutral spot. Women held the first markets; they were the earliest traders, and this was because they were the burden bearers; the men were warriors. Very early the trading counter was developed, a wall wide enough to prevent the traders reaching each other with weapons.

    Sessiz takas için ürünlerin bir araya geldikleri yerlerde koruma için bekleyen bir korkuluk kullanılmıştır. Bu türden pazar yerleşkeleri, hırsızlığa karşı güvenli bölgelerdi; takas veya alım sonucunda gerçekleşen ürün değişimi dışında bu pazarlardan hiçbir ürün dışarıya çıkmamaktaydı; hazır bekleyen bir korkulukla bu ürünler her zaman güvendeydi. İlk tüccarlar kabileleri içinde yaptığı anlaşmalarda dürüst olmaya özen göstermektelerdi; ancak onlar, uzakta yaşayan yabancıları kandırmayı olağan karşılamaktalardı. Öncül İbraniler bile, kendi dinlerinin mensubu olmayan insanlar ile olan ilişkilerinde ayrı bir etik düzenini tanımışlardı.

69:4.3 (775.3) A fetish was used to stand guard over the deposits of goods for silent barter. Such market places were secure against theft; nothing would be removed except by barter or purchase; with a fetish on guard the goods were always safe. The early traders were scrupulously honest within their own tribes but regarded it as all right to cheat distant strangers. Even the early Hebrews recognized a separate code of ethics in their dealings with the gentiles.

    Çağlar boyunca sessiz takas, insanların kutsal ticaret pazarlarına silahsız olarak gelip buluşmasına kadar devam etti. Bahse konu bu pazar merkezleri sığınak olarak kullanılan yerleşkeler haline geldi; bazı ülkelerde bu yerleşimler daha sonra “mülteci şehirleri” olarak adlandırılmaktaydı. Pazarın olduğu yerleşkeler güvenli ve saldırılara karşı korunaklıydı.

69:4.4 (775.4) For ages silent barter continued before men would meet, unarmed, on the sacred market place. These same market squares became the first places of sanctuary and in some countries were later known as “cities of refuge.” Any fugitive reaching the market place was safe and secure against attack.

    İlk ağırlık birimleri, buğday ve diğer hububat taneleriydi. Alışverişin ilk ortak aracı bir balık veya bir keçiydi. Daha sonra inek takasın bir birimi haline gelmişti.

69:4.5 (775.5) The first weights were grains of wheat and other cereals. The first medium of exchange was a fish or a goat. Later the cow became a unit of barter.

    Mevcut anda kullanılan yazı, öncül ticaret kayıtlarında doğmuştur; insanın ilk edebiyatı, bir tuz reklamı biçiminde ticaret ile ilgili bir belgeydi. Savaşların ilkinin birçoğu; çakmaktaşı, tuz ve metaller gibi doğal kaynaklar için verilmişti. İlk resmi kabile anlaşması bir tuz kaynağının kabilelerin ortak kullanımına açılışı ile ilgiliydi. Bu gibi anlaşmaların yapıldığı yerler, düşüncelerin dostça ve barışçıl değiş tokuşunun ve çeşitli kabilelerin birbirlerine karışmasının olanağını sağladı.

69:4.6 (775.6) Modern writing originated in the early trade records; the first literature of man was a trade-promotion document, a salt advertisement. Many of the earlier wars were fought over natural deposits, such as flint, salt, and metals. The first formal tribal treaty concerned the intertribalizing of a salt deposit. These treaty spots afforded opportunity for friendly and peaceful interchange of ideas and the intermingling of various tribes.

    Yazı; düğümlenen şeritler, resim yazıcılığı, hiyeroglifler ve boncuk kemerleri biçimindeki “ileti çubuğu” aşamalarından simgesel alfabenin ilk örneklerine kadar ilerledi. İleti gönderimi; ilkel dumandan başlayarak kurye koşucuları, hayvan binicileri, demir yolları ve uçaklara ek olarak telgraf, telefon ve kablosuz iletişime kadar uzanan bir kapsamda evirilmiştir.

69:4.7 (775.7) Writing progressed up through the stages of the “message stick,” knotted cords, picture writing, hieroglyphics, and wampum belts, to the early symbolic alphabets. Message sending evolved from the primitive smoke signal up through runners, animal riders, railroads, and airplanes, as well as telegraph, telephone, and wireless communication.

    Yeni düşünceler ve daha iyi yöntemler, eski tüccarlar tarafından yerleşik bir ikamet bölgesi etrafında uygulanmıştır. Serüven arzusu ile birlikte alım satım, araştırma ve keşfi beraberinde getirmiştir. Ticaret en başından beri, kültürün karşılıklı etkileşimini sağlayarak çok etkili uygarlaştırıcı olmuştur.

69:4.8 (775.8) New ideas and better methods were carried around the inhabited world by the ancient traders. Commerce, linked with adventure, led to exploration and discovery. And all of these gave birth to transportation. Commerce has been the great civilizer through promoting the cross-fertilization of culture.

5. Sermayenin İlk Adımları  

5. The Beginnings of Capital

    Sermaye, gelecek için şimdiki zamanın bir tasarrufunda uygulanan emektir. Tasarruf, yaşam idamesi ve hayatta kalma güvencesinin bir türünü temsil eder. Yiyeceklerin saklanması birey-denetimini geliştirmiş olup, sermaye ve işgücünün ilk sorunlarını yaratmıştır. Yiyeceğe sahip olan insan, eğer hırsızlardan sahip olduğu ürünleri koruyabilirse, yiyeceği olmayan insanlar üzerinde bariz bir üstünlüğe sahipti.

69:5.1 (775.9) Capital is labor applied as a renunciation of the present in favor of the future. Savings represent a form of maintenance and survival insurance. Food hoarding developed self-control and created the first problems of capital and labor. The man who had food, provided he could protect it from robbers, had a distinct advantage over the man who had no food.

    İlk bankacı, kabilenin cesur bireyiydi. Bu insan birikmiş topluluk hazinelerini bir arada tutarken, kabilenin tamamı bu üyenin barakasını saldırı anında korurdu. Böylelikle bireysel sermaye ve topluluk malvarlığının birikimi doğrudan bir biçimde askeri düzenlemeye yol açtı. İlk başta bu türden önlemler yabancı yağmacılara karşı özel mülkleri korumak için tasarlanmıştı, ancak daha sonra komşu kabilelerin emlaklarına ve diğer malvarlıklarına gerçekleştirilecek saldırıları başlatmak için askeri oluşumu tutma adet haline gelmişti.

69:5.2 (775.10) The early banker was the valorous man of the tribe. He held the group treasures on deposit, while the entire clan would defend his hut in event of attack. Thus the accumulation of individual capital and group wealth immediately led to military organization. At first such precautions were designed to defend property against foreign raiders, but later on it became the custom to keep the military organization in practice by inaugurating raids on the property and wealth of neighboring tribes.

    Sermayenin birikimine yol açan üç temel etken şunlardı:

69:5.3 (776.1) The basic urges which led to the accumulation of capital were:

    1. Öngörü ile ilişkili açlık. Yiyecek tasarrufu ve onun muhafazası, gelecek ihtiyaçları sağlamak amacıyla belli bir yönde yeterli öngörüye sahip olanlar için güç ve huzur anlamına gelmekteydi. Yiyecek biriktirme, kıtlık ve felakete karşı yeterli ölçekte güvence sağlamaktaydı. Ve ilkel örf ve adetlerin bütüncül oluşumu gerçekten de, şimdiki zamanı geleceğe bağımlı kılmaya yardım etmek için tasarlanmıştı.

69:5.4 (776.2) 1. Hunger — associated with foresight. Food saving and preservation meant power and comfort for those who possessed sufficient foresight thus to provide for future needs. Food storage was adequate insurance against famine and disaster. And the entire body of primitive mores was really designed to help man subordinate the present to the future.

    2. Aile sevgisi — aile isteklerini yerine getirme arzusu. Sermaye, bugünün taleplerinin baskısına rağmen geleceğin ihtiyaçlarını sağlamayı güvence altına almak için varlık tasarrufunu temsil etmektedir. Gelecek ihtiyacın bir kısmı, bir bireyin gelecek nesilleri ile ilgili olabilir.

69:5.5 (776.3) 2. Love of family — desire to provide for their wants. Capital represents the saving of property in spite of the pressure of the wants of today in order to insure against the demands of the future. A part of this future need may have to do with one’s posterity.

    3. Gösteriş — bir bireyin varlık birikimlerini gösterme arzusu. İlave kıyafet, ayırt ediciliğin ilk ölçütlerinden biriydi. Eşya toplayıcılığına ait gösteriş öncül bir biçimde insan gururunu okşadı.

69:5.6 (776.4) 3. Vanity — longing to display one’s property accumulations. Extra clothing was one of the first badges of distinction. Collection vanity early appealed to the pride of man.

    4. Makam — toplumsal ve siyasi saygınlığı satın alma hevesi. Orada; yönetim idaresine karşı birtakım özel hizmet gösterimine bağlı olarak kabul edilen veya açık bir biçimde parayla verilen, ticari kimlik kazanmış bir soyluluk sınıfı türemişti.

69:5.7 (776.5) 4. Position — eagerness to buy social and political prestige. There early sprang up a commercialized nobility, admission to which depended on the performance of some special service to royalty or was granted frankly for the payment of money.

    5. Güç — üstün olma arzusu. Değerli eşyaları borç olarak verme, bu ilkel zamanlarda yılda yüzde yüz kredi faiz oranına sahip olarak, bir köleleştirme aracı olarak uygulanmaktaydı. Tefeciler, kendilerine borçlu olanlardan daimi bir ordu yaratarak kendilerini kral yapmışlardır. Borçlu olarak hizmet veren işçiler, biriktirilebilecek ilk malvarlığı türlerinden biri olmuştur; ve eski zamanlarda borç köleliği, ölümden sonra bedenin hâkimiyetine bile uzanmıştır.

69:5.8 (776.6) 5. Power — the craving to be master. Treasure lending was carried on as a means of enslavement, one hundred per cent a year being the loan rate of these ancient times. The moneylenders made themselves kings by creating a standing army of debtors. Bond servants were among the earliest form of property to be accumulated, and in olden days debt slavery extended even to the control of the body after death.

    6. Ölünün sahip olduğu hayaletlerden korku — koruma için din adamları ücreti. İnsanlar öncül olarak, öteki yaşamda ilerleyişlerini gerçekleştirmek için malvarlıklarının kullanılacağına dair bir inanç ile din adamlarına ölüm hediyeleri vermeye başladılar. Din mensuplarının zümresi böylelikle oldukça zengin bir hale geldi; onlar, eski sermaye sahiplerinin en başta gelenlerinden biriydi.

69:5.9 (776.7) 6. Fear of the ghosts of the dead — priest fees for protection. Men early began to give death presents to the priests with a view to having their property used to facilitate their progress through the next life. The priesthoods thus became very rich; they were chief among ancient capitalists.

    7. Cinsel ilişki dürtüsü — bir veya daha fazla eşi satın alma arzusu. İnsanın ilk ticaret türü kadın alım satımıydı; bu ticaret uzun süreler boyunca at ticaretinden önce varlığını sürdürmüştü. Ancak cinsel ilişki kölelerinde yapılan takas toplumun ilerlemesine hiçbir zaman katkıda bulunmamıştır; bu türden bir değiş tokuş geçmişte, şimdiki olduğu gibi, ırksal bir rezaletti çünkü bu ticaret eş zamanlı olarak aile gelişimini sekteye uğratmış ve üstün ırkların biyolojik zindeliğine zarar vermişti.

69:5.10 (776.8) 7. Sex urge — the desire to buy one or more wives. Man’s first form of trading was woman exchange; it long preceded horse trading. But never did the barter in sex slaves advance society; such traffic was and is a racial disgrace, for at one and the same time it hindered the development of family life and polluted the biologic fitness of superior peoples.

    8. Birey-tatmininin sayısız türü. Bazı insanlar gücü elde etmeyi sağladığı için mülkiyete sahip olmanın yollarını aramıştır; diğerleri ise kolaylık sağladığı için malvarlığı mücadelesinde bulunmuştur. Öncül insan (ve daha sonrakileri) kaynaklarını şatafat için harcama eğilimini göstermiştir. İçkiler ve uyuşturucular ilkel ırkların ilgisini çekmiştir.

69:5.11 (776.9) 8. Numerous forms of self-gratification. Some sought wealth because it conferred power; others toiled for property because it meant ease. Early man (and some later-day ones) tended to squander his resources on luxury. Intoxicants and drugs intrigued the primitive races.

    Medeniyet geliştikçe insanlar tasarruf için yeni ereklere sahip oldular; yeni istekler, doğuştan gelen yiyecek açlığının yanında hızlı bir biçimde yer etti. Açlık öyle bir şekilde hor görülmekteydi ki, yalnızca zengin insanların öldükleri zaman cennete doğrudan gidebilecek olduklarına inanılmaktaydı. Özel mülkiyet o kadar yüksek bir biçimde değerli görülen bir hale gelmişti ki, gösterişli bir ziyafet vermek insanın lekelenmiş ismini temizleyebilirdi.

69:5.12 (776.10) As civilization developed, men acquired new incentives for saving; new wants were rapidly added to the original food hunger. Poverty became so abhorred that only the rich were supposed to go direct to heaven when they died. Property became so highly valued that to give a pretentious feast would wipe a dishonor from one’s name.

    Servet birikimi öncül bir biçimde, toplumsal farklılaşmanın temel özelliği haline geldi. Belirli kabileler içindeki bireyler, bir tatil gününde tamamını yakarak veya kabile üyelerine karşılıksız dağıtarak sadece etkili bir iz yaratma amacıyla yıllarca malvarlıklarını biriktirmekteydi. Bu türden davranışlar onları büyük insanlar haline getirmişti. Çağdaş insanlar bile Noel hediyelerinin şatafatlı dağıtımından keyif alırken, zengin insanlar iyilikseverlik ve öğrenim oluşturulmuş büyük kurumları yaratmak için bağışta bulunmaktadırlar. İnsanların yöntemleri değişkenlik göstermektedir, fakat onların bu yöndeki eğilimleri neredeyse hiçbir değişikliğe uğramadan varlığını devam ettirmektedir.

69:5.13 (777.1) Accumulations of wealth early became the badge of social distinction. Individuals in certain tribes would accumulate property for years just to create an impression by burning it up on some holiday or by freely distributing it to fellow tribesmen. This made them great men. Even modern peoples revel in the lavish distribution of Christmas gifts, while rich men endow great institutions of philanthropy and learning. Man’s technique varies, but his disposition remains quite unchanged.

    Ancak eski zamanların zengin insanlarının servetlerinin büyük bir kısmını varlıklarına göz dikmiş insanlar tarafından öldürülme korkusuyla dağıtmış olduğunun belirtilmesi açık bir biçimde ortaya konulmalıdır. Varlıklı insanlar genellikle, servetlerini önemsemedikleri göstermek için dikkate değer sayıdaki kölelerini kurban etmişlerdi.

69:5.14 (777.2) But it is only fair to record that many an ancient rich man distributed much of his fortune because of the fear of being killed by those who coveted his treasures. Wealthy men commonly sacrificed scores of slaves to show disdain for wealth.

    Her ne kadar malvarlığı en başından beri insanı özgürleştirme eğilimi gösterse de, insanın toplumsal ve üretim düzenini büyük ölçüde karmaşıklaştırmıştır. Sermayenin adaletsiz sermayedarlar tarafından kötüye kullanımı, sermayenin çağdaş sanayi toplumunun temeli olduğu gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır. Sermaye ve icatlar vasıtasıyla mevcut nesil, dünya üzerinde şimdiye kadar yaşamış nesillerin hepsinden daha yüksek bir özgürlüğü memnuniyetle deneyimlemektedir. Bu gözlem bir gerçek olarak belirtilmekte olup, düşüncesiz ve bencil sorumlular tarafından gerçekleşen sermayenin birçok yanlış kullanımını haklı çıkarmamaktadır.

69:5.15 (777.3) Though capital has tended to liberate man, it has greatly complicated his social and industrial organization. The abuse of capital by unfair capitalists does not destroy the fact that it is the basis of modern industrial society. Through capital and invention the present generation enjoys a higher degree of freedom than any that ever preceded it on earth. This is placed on record as a fact and not in justification of the many misuses of capital by thoughtless and selfish custodians.

6. Medeniyet ile ilgili olarak Ateş  

6. Fire in Relation to Civilization

    İlkel toplum — üretimsel, idaresel, dinsel ve askeri olarak — dört bölümü ile birlikte ateşin, hayvanların, kölelerin ve özel mülkiyetin kullanılması ile yükselmişti.

69:6.1 (777.4) Primitive society with its four divisions — industrial, regulative, religious, and military — rose through the instrumentality of fire, animals, slaves, and property.

    Tek bir ilerleme aracı olarak ateş yakma insanı hayvandan sonsuza kadar ayırmıştır; ateş temel insan icadı veya keşfidir. Ateş, hayvanların tümünün korkmuş olduğu gece vakti yerde kalmayı insanın gerçekleştirmesini mümkün hale getirmiştir. Ateş, akşamüzeri gerçekleştirilen toplumsal etkileşimi desteklemiştir; ateş insanları yalnızca soğuktan ve vahşi hayvanlardan korumamış, onlar tarafından aynı zamanda hayaletlere karşı bir güvenlik sağlayıcı olarak kullanılmıştır. İlk başta ateş, ısıdan çok ışık için kullanılmıştır; geri kalmış birçok kabile, tüm gece boyunca yanan bir alev parıltısı olmadan uyumayı reddetmiştir.

69:6.2 (777.5) Fire building, by a single bound, forever separated man from animal; it is the basic human invention, or discovery. Fire enabled man to stay on the ground at night as all animals are afraid of it. Fire encouraged eventide social intercourse; it not only protected against cold and wild beasts but was also employed as security against ghosts. It was at first used more for light than heat; many backward tribes refuse to sleep unless a flame burns all night.

    Ateş; kendisini mahrumiyet içerisinde bırakmadan insanların yanan kömürleri komşularına vermesini mümkün hale getirerek, hiçbir şey kaybettirmeden toplumsal fedakârlığın ilk araçlarını onlara sunan bir biçimde büyük bir uygarlaştırıcıydı. Evin annesi veya en büyük kızı tarafından idare edilen ev ateşi, dikkat ve güvenilirlik gerektiren bir biçimde ilk eğitmendi. Öncül ev, ailenin kalbi olarak aile üyelerinin etrafında toplandığı ateşten oluşmaktaydı, bir binadan değil. Bir evlat yeni bir ev kurduğu zaman, ailenin kalbinden aldığı bir meşaleyi taşımaktaydı.

69:6.3 (777.6) Fire was a great civilizer, providing man with his first means of being altruistic without loss by enabling him to give live coals to a neighbor without depriving himself. The household fire, which was attended by the mother or eldest daughter, was the first educator, requiring watchfulness and dependability. The early home was not a building but the family gathered about the fire, the family hearth. When a son founded a new home, he carried a firebrand from the family hearth.

    Her ne kadar ateşi keşfetmiş Andon onu bir ibadet aracı olarak görmekten kaçınmış olsa da, kendisinin soyundan gelen birçok unsur aleve tapınacak bir nesne veya ruhaniyet olarak itibar etti. Onlar ateşin sağlık yararlarından faydalanmada başarısız oldular, çünkü onlar çöpleri yakmamaktalardı. İlkel insan ateşten kormuş, onu her zaman hoş tutmaya çalışmış böylece tütsüler yakmıştır. Hiçbir koşul altında ilkel insanlar ateşe tükürmezlerdi; buna ek olarak onlar, yanan bir ateş ile onun karşısında duran kişi arasından geçmezlerdi. Kıvılcım çıkarmak için kullanılan demir piritleri ve çakmaktaşları bile, öncül insan varlıkları tarafından kutsal bir biçimde muhafaza edilmekteydi.

69:6.4 (777.7) Though Andon, the discoverer of fire, avoided treating it as an object of worship, many of his descendants regarded the flame as a fetish or as a spirit. They failed to reap the sanitary benefits of fire because they would not burn refuse. Primitive man feared fire and always sought to keep it in good humor, hence the sprinkling of incense. Under no circumstances would the ancients spit in a fire, nor would they ever pass between anyone and a burning fire. Even the iron pyrites and flints used in striking fire were held sacred by early mankind.

    Bir alevi söndürmek günahtı; eğer bir baraka alev alırsa, onun yanmasına izin verilirdi. Tapınakların ve mabetlerin ateşi kutsal olup, bir takım afetlerden sonra veya her yıl tekrarlanan bir biçimde yeni ateşin yakılmasının adet olduğu uygulamalar dışında bu yapıların ateşlerinin sönmesine hiçbir zaman izin verilmemişti. Kadınlar din mensupları olarak seçilmekteydi, çünkü onlar ev ateşlerinin koruyucularıydılar.

69:6.5 (777.8) It was a sin to extinguish a flame; if a hut caught fire, it was allowed to burn. The fires of the temples and shrines were sacred and were never permitted to go out except that it was the custom to kindle new flames annually or after some calamity. Women were selected as priests because they were custodians of the home fires.

    Ev ateşinin tanrılardan inmiş olduğuna dair öncül efsaneler, ateşin ışık yayması sonucu gerçekleşen gözlemlerden doğmuştur. Ateşin doğaüstü kaynağına dair fikirler doğrudan bir biçimde ateşe yapılan ibadet ile sonuçlanmıştır; ve ateş ibadeti, Musa’nın zamanına kadar gerçekleştirilen bir uygulama olarak “ateşin içinden geçme” âdetine yol açmıştır. Ve orada hala, ölüm sonrasında ateşten geçme düşüncesi varlığını sürdürmektedir. Ateş efsanesi; öncül zamanlarda büyük bir birleştirici niteliğinde bulunmuş olup, Farslı insanların simgesel ifadelerinde varlığını hala devam ettirmektedir.

69:6.6 (778.1) The early myths about how fire came down from the gods grew out of the observations of fire caused by lightning. These ideas of supernatural origin led directly to fire worship, and fire worship led to the custom of “passing through fire,” a practice carried on up to the times of Moses. And there still persists the idea of passing through fire after death. The fire myth was a great bond in early times and still persists in the symbolism of the Parsees.

    Ateş, yemekleri pişirmeye yol açmış olup; “yemekleri çiğ yiyenler” alay etmede kullanılan bir terim haline gelmişti. Ve yiyecekleri pişirme; besinlerin sindiriminde gerekli olan hayati enerji kullanım miktarını azaltmış olup, toplumsal kültürleri üzerinde yoğunlaşmaları için onların bedenlerine kuvvet kattı; bunun karşısında, yiyecekleri sağlamak için gösterilecek olan çabanın hayvanların evcilleştirilmesi vasıtasıyla azalmasıyla, evcilleştirme toplumsal etkinlikler için harcanacak zamanı yarattı.

69:6.7 (778.2) Fire led to cooking, and “raw eaters” became a term of derision. And cooking lessened the expenditure of vital energy necessary for the digestion of food and so left early man some strength for social culture, while animal husbandry, by reducing the effort necessary to secure food, provided time for social activities.

    Ateşin, metal yapım işlerinin kapılarını açtığı ve bunun sonrasında buhar gücünün keşfine ek olarak elektriğin bugünkü kullanımlarına yol açtığı unutulmamalıdır.

69:6.8 (778.3) It should be remembered that fire opened the doors to metalwork and led to the subsequent discovery of steam power and the present-day uses of electricity.

7. Hayvanların Kullanılması  

7. The Utilization of Animals

    İlk olarak, hayvan dünyasının tamamının insanın düşmanı konumunda değerlendirilmiş olduğu ifade edilmelidir; insan varlıkları, kendilerini vahşi hayvanlardan korumayı öğrenmek zorundalardı. İlk başta insanlar hayvanlarından beslenmişlerdi, ancak daha sonra insanlar hayvanları evcileştirmeyi ve onların kendilerine hizmet vermelerini sağlamayı öğrenmişti.

69:7.1 (778.4) To start with, the entire animal world was man’s enemy; human beings had to learn to protect themselves from the beasts. First, man ate the animals but later learned to domesticate and make them serve him.

    Hayvanların evcilleştirilmesi neredeyse şans eseri gerçekleşmişti. Yabansı insanlar, Amerikalı Kızılderililerin yaban öküzlerini avlayışına benzer bir biçimde hayvan sürülerini avlamaktalardı. Hayvan sürüsünün etrafını çevreleyerek onları denetim altına alıp, böylelikle gerektiği zaman onları öldürmeye yetkin hale gelmişlerdi. Daha sonra ağıllar inşa edilmiş ve sürülerin hepsi ulaşılabilir hale gelmişti.

69:7.2 (778.5) The domestication of animals came about accidentally. The savage would hunt herds much as the American Indians hunted the bison. By surrounding the herd they could keep control of the animals, thus being able to kill them as they were required for food. Later, corrals were constructed, and entire herds would be captured.

    Birtakım hayvanları evcilleştirmek kolaydı; ancak fil gibi birçok tür esaret altında doğum vermemekteydi. Daha ileri zamanlarda hayvanların belirli türlerinin insan mevcudiyetine girmeyi kabul ettikleri ve esaret alında doğum verdikleri keşfedildi. Hayvanların evcilleştirilmesi böylelikle, Dalamatia zamanlarından beri oldukça büyük ilerleme sağlanmış olan bir sanat biçiminde seçimsel üreme vasıtasıyla sağlanmıştı.

69:7.3 (778.6) It was easy to tame some animals, but like the elephant, many of them would not reproduce in captivity. Still further on it was discovered that certain species of animals would submit to man’s presence, and that they would reproduce in captivity. The domestication of animals was thus promoted by selective breeding, an art which has made great progress since the days of Dalamatia.

    Köpek evcilleştirilen ilk hayvan olmuştu; bir avcıyı bütün gün boyunca takip eden belirli bir köpeğin nihayeten onun evine akşam geri dönüşüyle birlikte evcilleştirmenin zorlu deneyimini başlamıştı. Çağlar boyunca köpekler; yiyecek, avcılık, taşıma ve dostluk amacıyla kullanılmıştı. İlk başta köpekler sadece ulumaktaydı, ancak daha sonra onlar havlamayı öğrendiler. Köpeğin keskin burnu, onların ruhani unsurları görebildiğine dair bir ancın doğmasına neden oldu; ve böylelikle tapınılacak köpek inanışları doğmuştu. Bekçi köpeklerinin kullanılması kavimin tamamının gece uyuyabilmesini ilk kez mümkün kılmıştı. Bunun sonrasında evleri ruhani unsurlara ek olarak maddi düşmanlara karşı korumak amacıyla bekçi köpekleri kullanmak adet haline gelmişti. Bir köpek havladığı zaman insan veya hayvanın yaklaşmakta olduğuna inanılmaktaydı; ancak aynı köpek uluduğu zaman, ruhani unsurların yakında olduğu düşünülmekteydi. Şimdi bile birçok insan, gece vakti bir köpek ulumasının ölümün işareti olduğuna hala inanmaktadır.

69:7.4 (778.7) The dog was the first animal to be domesticated, and the difficult experience of taming it began when a certain dog, after following a hunter around all day, actually went home with him. For ages dogs were used for food, hunting, transportation, and companionship. At first dogs only howled, but later on they learned to bark. The dog’s keen sense of smell led to the notion it could see spirits, and thus arose the dog-fetish cults. The employment of watchdogs made it first possible for the whole clan to sleep at night. It then became the custom to employ watchdogs to protect the home against spirits as well as material enemies. When the dog barked, man or beast approached, but when the dog howled, spirits were near. Even now many still believe that a dog’s howling at night betokens death.

    Erkek bir avcı olduğunda, kadınlara oldukça iyi davranmaktaydı; ancak hayvanların evcilleştirilmesinden sonra, Caligastia kargaşalığının da etkisiyle, birçok kabile kadınlarına utanç verici bir biçimde davranmıştı. Onlar kadınlarını, tıpkı hayvanlarına davrandıkları gibi, bir fazlalık olarak görmekteydiler. Erkeğin bu dönemdeki kadına zalimce davranışı, insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden bir tanesini oluşturmaktadır.

69:7.5 (778.8) When man was a hunter, he was fairly kind to woman, but after the domestication of animals, coupled with the Caligastia confusion, many tribes shamefully treated their women. They treated them altogether too much as they treated their animals. Man’s brutal treatment of woman constitutes one of the darkest chapters of human history.

8. Medeniyetin Oluşumunda bir Etken olarak Kölelik  

8. Slavery as a Factor in Civilization

    İlkel insan, akranlarını köleleştirmede hiçbir zaman çekince göstermemiştir. Kadın, bir aile kölesi olarak açığa çıkan ilk köleydi. Kırsal yaşam erkeği, kendisinin alt düzeyde bulunan cinsel ilişki eşi olarak kadını köleleştirmişti. Bu türden cinsel ilişki köleliği doğrudan bir biçimde, erkeğin kadına olan bağımlılığının azalmasından kaynaklanmıştı.

69:8.1 (778.9) Primitive man never hesitated to enslave his fellows. Woman was the first slave, a family slave. Pastoral man enslaved woman as his inferior sex partner. This sort of sex slavery grew directly out of man’s decreased dependence upon woman.

    Yakın bir zaman önce kölelik, savaş galibinin dinini kabul etmeyen asker tutukluların kaderiydi. Daha önceki zamanlarda mahkûmlar; ya yenilmekte, ölene kadar işkenceye uğramakta, birbirleriyle dövüştürülmekte, ruhaniyetlere kurban verilmekte ya da köleleştirilmekteydi. Kölelik, katliam ve insan yeme karşısında büyük bir gelişmeydi.

69:8.2 (789.1) Not long ago enslavement was the lot of those military captives who refused to accept the conqueror’s religion. In earlier times captives were either eaten, tortured to death, set to fighting each other, sacrificed to spirits, or enslaved. Slavery was a great advancement over massacre and cannibalism.

    Kölelik, savaş eserlerine olan bağışlayıcı tutum içerisinde ileri bir aşamaydı. Erkekler, kadınlar ve çocukların tamamının katliamı ile sonuçlanan Ai’nin tuzağı sonrası savaş galibinin gösteriş arzusunu tatmin etmek için kurtarılan tek kral, sözde medeniyetleşmiş insanlar tarafından bile uygulanan vahşi insan katliamının şüphe götürmez bir resmidir. Bashan kralı tarafından Og’a gerçekleştirilen saldırı, bahsi geçmiş olay karşısında eşit derecede korkunç ve büyüktü. İbraniler düşmanlarını, tüm özel eşyalarını ganimet olarak toplayarak düşmanlarını “tamamen yok etmişti.” Onlar, “erkeklerin hepsinin kökünün kazılması” korkusunu yayarak şehirlerinin hepsini zorunlu vergiye bağlamıştı. Ancak daha az kabile bencilliğine sahip olan çağdaş kabilelerin çoğu uzun bir süreden beri üstün esirlerin topluma kazandırılma uygulamasına başlamış haldeydi.

69:8.3 (789.2) Enslavement was a forward step in the merciful treatment of war captives. The ambush of Ai, with the wholesale slaughter of men, women, and children, only the king being saved to gratify the conqueror’s vanity, is a faithful picture of the barbaric slaughter practiced by even supposedly civilized peoples. The raid upon Og, the king of Bashan, was equally brutal and effective. The Hebrews “utterly destroyed” their enemies, taking all their property as spoils. They put all cities under tribute on pain of the “destruction of all males.” But many of the contemporary tribes, those having less tribal egotism, had long since begun to practice the adoption of superior captives.

    Amerikalı kırmızı insanlar gibi avcı bireyler, köleleştirme uygulamasını gerçekleştirmemiştir. Bu insanlar, esirleri ya topluluklarının arasına katmış ya da onları öldürmüştür. Kölelik, kırsal yaşama uyum sağlamış insanlar arasında yaygın bir uygulama değildi; çünkü onlar çok az işgücüne ihtiyaç duymaktalardı. Savaş zamanı sürü sahipleri, erkek esirlerin hepsini öldürme ancak yalnızca kadın ve çocukları köleleştirme gibi bir uygulamayı takip etmişlerdi. Musevi yasa, bu kadın savaş esirlerinin ev hanımları yapılmasına dair özel yönergeleri taşımıştı. Şayet eğer evlilikte başarısız olurlarsa bu esirler gönderilebilmekteydi; ancak — en azından medeniyette bir ilerleme olarak — İbraniler’in bu türden reddedilmiş eşleri köle biçiminde satmalarına izin verilmemişti. Her ne kadar İbraniler’in toplumsal ortak kabulleri olgunlaşmamış bir düzeyde bulunsa da, bu ortak kabuller çevre kabilelerinkinden oldukça yüksek bir seviyedeydi.

69:8.4 (789.3) The hunter, like the American red man, did not enslave. He either adopted or killed his captives. Slavery was not prevalent among the pastoral peoples, for they needed few laborers. In war the herders made a practice of killing all men captives and taking as slaves only the women and children. The Mosaic code contained specific directions for making wives of these women captives. If not satisfactory, they could be sent away, but the Hebrews were not allowed to sell such rejected consorts as slaves — that was at least one advance in civilization. Though the social standards of the Hebrews were crude, they were far above those of the surrounding tribes.

    Sürü sahipleri ilk sermayedarlardı; onların sürüleri sermayeyi temsil etmiş, — sürülerin doğal yollardan çoğalımı biçiminde — sermaye üzerinden elde edilen faiz ile yaşamışlardı. Ve onlar, kölelerin veya kadınların bu servetin bakım işiyle ilgilenmelerine güvenme meyli göstermemişlerdir. Ancak daha sonra onlar erkek mahkûmları ayırmış ve onları toprağı ekmeye zorlamışlardır. Bu uygulama, insanın toprağa bağlılığı biçiminde serfliğin öncül kökenidir. Afrikalı insanların toprağı işlemesini öğretmek oldukça kolaydı; bu nedenle onlar büyük bir köle ırkı haline geldi.

69:8.5 (789.4) The herders were the first capitalists; their herds represented capital, and they lived on the interest — the natural increase. And they were disinclined to trust this wealth to the keeping of either slaves or women. But later on they took male prisoners and forced them to cultivate the soil. This is the early origin of serfdom — man attached to the land. The Africans could easily be taught to till the soil; hence they became the great slave race.

    Kölelik, insan medeniyet zinciri içerisinde hayati öneme sahip bir halkaydı. Kölelik, toplumun kargaşa ve tembellikten düzen ve medeni etkinliklere geçtiği bir köprüydü; kölelik, geride kalmış ve tembel insanları çalışmaya itip ve böylece onların üst bireylerinin toplumsal gelişimi için refahı ve boş zamanı yaratmıştır.

69:8.6 (789.5) Slavery was an indispensable link in the chain of human civilization. It was the bridge over which society passed from chaos and indolence to order and civilized activities; it compelled backward and lazy peoples to work and thus provide wealth and leisure for the social advancement of their superiors.

    Kölelik kurumu insanı, ilkel toplumun düzenleyici işleyiş biçimlerini icat etmeye itmiştir; bu kurum, hükümetin ilk oluşumlarının meydana gelmesine kaynaklık etmiştir. Kölelik; güçlü bir düzenleyişi gerektirmekte olup, Avrupa’nın Orta Çağları boyunca derebeylerinin köleleri denetleyememesi sonucunda neredeyse tamamen ortadan kalmıştır. İlkel çağların gelişmemiş kabileleri, bugünün Avustralya yerlileri gibi, hiçbir zaman kölelere sahip olmamıştır.

69:8.7 (789.6) The institution of slavery compelled man to invent the regulative mechanism of primitive society; it gave origin to the beginnings of government. Slavery demands strong regulation and during the European Middle Ages virtually disappeared because the feudal lords could not control the slaves. The backward tribes of ancient times, like the native Australians of today, never had slaves.

    Bu dönemde köleliğin baskıcı olduğu doğrudur; ancak köleliğin okullarında insanlar üretimi öğrenmişlerdir. Nihai olarak köleler, yaratmaya oldukça gönülsüz bir biçimde katkıda bulundukları yüksek bir toplumun güzelliklerini paylaştılar. Kölelik, kültür ve toplumsal kazanımın bir düzenini yaratmaktadır; ancak bu yaratımdan sonra yakın bir zaman içerisinde kölelik, toplumsal hastalıkların tümü içinde en ağırı olarak topluma içeriden saldırmaktadır.

69:8.8 (789.7) True, slavery was oppressive, but it was in the schools of oppression that man learned industry. Eventually the slaves shared the blessings of a higher society which they had so unwillingly helped create. Slavery creates an organization of culture and social achievement but soon insidiously attacks society internally as the gravest of all destructive social maladies.

    Makine alanındaki çağdaş icatlar, köleliği gerici kılan değişimi beraberinde getirdi. Kölelik, çok eşlilik gibi, gerçekliğini kaybetmektedir; çünkü kölelikte emeğin maddi bir takdiri sunulmamaktadır. Ancak köleliğin çok sayıdaki unsurunu ansızın bir biçimde özgür bırakmanın zarar verici olduğu her zaman kanıtlanmıştır; kölelerin kademeli bir biçimde özgürleştirilmesi sağlandığında daha az kargaşa çıkmaktadır.

69:8.9 (789.8) Modern mechanical invention rendered the slave obsolete. Slavery, like polygamy, is passing because it does not pay. But it has always proved disastrous suddenly to liberate great numbers of slaves; less trouble ensues when they are gradually emancipated.

    Bugün insanlar toplumsal köleler değillerdir; ancak insanların binlercesi onları borç ve yükümlülük altına sokup köleleştirmeyi arzulamaktadır. Bilinçsiz yapılan kölelik, dönüşüme uğraşım üretim uşaklığının yeni ve gelişmiş bir türüyle sonuçlanmıştır.

69:8.10 (780.1) Today, men are not social slaves, but thousands allow ambition to enslave them to debt. Involuntary slavery has given way to a new and improved form of modified industrial servitude.

    Toplumun nihai amacı evrensel özgürlük iken, tembellik hiçbir zaman hoş görülmemelidir. Yetkin bedene sahip olan bireylerin tümü, en azından yaşamlarını idame ettirecek düzeyde bir işi yapmaya zorlanmalıdırlar.

69:8.11 (780.2) While the ideal of society is universal freedom, idleness should never be tolerated. All able-bodied persons should be compelled to do at least a self-sustaining amount of work.

    Çağdaş toplum geriye gitmektedir. Kölelik neredeyse tamamen ortadan kalmıştır; evcilleştirilmiş hayvanlar yok olmaktadır. Medeniyet gücü elde etmek için cansız dünya olarak ateşe geri dönmektedir. İnsan yabansı düzeyinden ateş, hayvanlar ve kölelik aracılığıyla yükselmişti; ancak insanlar bugün, kölelerin yardımı ve hayvanların desteğini bir kenara iterek geldiği konuma geri dönmektedirler; bunun karşısında insanlar, doğanın temel hazinelerinden zenginlik ve gücün yeni sırları ve kaynaklarını zorla elde etmeye çabalamaktadır.

69:8.12 (780.3) Modern society is in reverse. Slavery has nearly disappeared; domesticated animals are passing. Civilization is reaching back to fire — the inorganic world — for power. Man came up from savagery by way of fire, animals, and slavery; today he reaches back, discarding the help of slaves and the assistance of animals, while he seeks to wrest new secrets and sources of wealth and power from the elemental storehouse of nature.

9. Özel Mülkiyet  

9. Private Property

    İlkel toplum neredeyse tamamen ortak paylaşımcı bir halk niteliğine sahipken, ilkel insan komünizmin çağdaş savları uyarınca yaşamamıştı. Bu öncül zamanların paylaşımcı toplumu ne yalın bir kuram, ne de toplumsal öğretiydi; bu toplum, basit ve işlevsel nitelikte kendiliğinden gerçekleşen uyum sonucunda açığa çıkmış bir gelişimdi. Bu dönemin paylaşımcı toplumu yoksulluk ve yoksunluğu önledi; dilencilik ve fuhuş, bu ilkel toplumlar arasında bilinmemekteydi.

69:9.1 (780.4) While primitive society was virtually communal, primitive man did not adhere to the modern doctrines of communism. The communism of these early times was not a mere theory or social doctrine; it was a simple and practical automatic adjustment. Communism prevented pauperism and want; begging and prostitution were almost unknown among these ancient tribes.

    İlkel paylaşımcı toplum bilinç dâhilinde, insanları aynı düzeye indirgeyerek onları eşit bir konuma getirmedi; buna ek olarak o, yetersiz durumlara olan tamahkârlığı yüceltmedi; ancak bu toplum eylemsizlik ve tembelliği mükâfatlandırıp, üretimin gelişmesini engellemeye ek olarak geleceğe dair taşınan umut dolu amaçları yok etti. Paylaşımcı toplum, ilkel toplumun yükselmesinde hayati derecede öneme sahip bir iskeleydi; ancak bu toplum daha yüksek bir toplum düzenin evrimleşmesine yol açtı, çünkü bu paylaşımcı toplum yapısı insanın şu dört güçlü eğilimine karşı gelmekteydi:

69:9.2 (780.5) Primitive communism did not especially level men down, nor did it exalt mediocrity, but it did put a premium on inactivity and idleness, and it did stifle industry and destroy ambition. Communism was indispensable scaffolding in the growth of primitive society, but it gave way to the evolution of a higher social order because it ran counter to four strong human proclivities:

    1. Aile. İnsan sadece malvarlığını arttırmayı arzulamamaktadır; insan sahip olduğu malları nesillerine bırakmayı derinden istemektedir. Ancak öncül paylaşımcı toplumlarda bir insanın sahip olduğu sermaye ölümü üzerine, ya doğrudan bir biçimde harcandı ya da topluluk üyeleri arasında paylaştırıldı. Orada, — miras vergisinin yüzde yüz olduğu bir biçimde — özel mülkiyetin mirası bulunmamaktaydı. Daha sonraki sermaye birikimi ve özel mülkiyetin mirasına dair gelenekler, farklılaşmış bir toplumsal ilerlemeydi. Ve bu durum, daha sonra sermayenin kötüye kullanılmasından doğan büyük istismarlara rağmen gerçektir.

69:9.3 (780.6) 1. The family. Man not only craves to accumulate property; he desires to bequeath his capital goods to his progeny. But in early communal society a man’s capital was either immediately consumed or distributed among the group at his death. There was no inheritance of property — the inheritance tax was one hundred per cent. The later capital-accumulation and property-inheritance mores were a distinct social advance. And this is true notwithstanding the subsequent gross abuses attendant upon the misuse of capital.

    2. Dinsel eğilimler. İlkel insan aynı zamanda, bir sonraki dünyada yaşamına başlamak için özel mülkiyetini bir çekirdek olarak kurmayı arzuladı. Bu amaç, bir insanın yanında kişisel eşyalarının neden gömüldüğüne dair uzun yıllar süren âdeti açıklamaktadır. İlkel insanlar, sadece zengin insanların doğrudan zevk ve sefaya ek olarak saygınlık içinde yaşamdan sonra varlıklarını devam ettirdiklerine inanmaktalardı. Özellikle Hıristiyan öğretmenler olarak, açığa çıkarılmış dinin eğitmenleri; fakirlerin zenginler ile bir eşit düzeyde kurtuluşa erişebileceklerini duyuran ilk bireylerdi.

69:9.4 (780.7) 2. Religious tendencies. Primitive man also wanted to save up property as a nucleus for starting life in the next existence. This motive explains why it was so long the custom to bury a man’s personal belongings with him. The ancients believed that only the rich survived death with any immediate pleasure and dignity. The teachers of revealed religion, more especially the Christian teachers, were the first to proclaim that the poor could have salvation on equal terms with the rich.

    3. Özgürlük ve boş zamana sahip olma arzusu. Toplumsal evrimin daha önceki zamanlarında toplum arasında birey kazanımlarının paylaştırılması neredeyse bir kölelik düzeyindeydi; çalışanlar, tembeller için köleleştirilmişti. İsraf eden bireylerin sürekli olarak tutumluların üzerinden geçinmesi paylaşımcı toplumun kendisini ortadan kaldırışıyla sonuçlanacak bir zaaftı. Bugünkü zamanlarda bile savurgan insanlar, (tutumlu olup vergisini ödeyen bireyler biçiminde) kendilerine bakılması için devlete muhtaçlık duymaktadırlar. Sermayeye sahip olmayan insanlar hala diğerlerinden kendilerini doyurmalarını beklemektedirler.

69:9.5 (780.8) 3. The desire for liberty and leisure. In the earlier days of social evolution the apportionment of individual earnings among the group was virtually a form of slavery; the worker was made slave to the idler. This was the suicidal weakness of communism: The improvident habitually lived off the thrifty. Even in modern times the improvident depend on the state (thrifty taxpayers) to take care of them. Those who have no capital still expect those who have to feed them.

    4. Güvenlik ve gücü elde etme dürtüsü. Paylaşımcı toplumsal düzen nihai olarak, kabilelerinin beceriksiz olan tembel insanlarına yaptıkları kölelikten bir kaçış uğraşı içinde çeşitli hilelere başvurmak zorunda kalmış ilerleyici ve başarılı bireylerin aldatıcı uygulamalarıyla yıkılmıştır. Ancak ilk başta kişisel eşya biriktirme uygulamalarının tümü gizli bir biçimde yapılmaktaydı; ilkel dönemlerde yaygın güvenlik yoksunluğu, malvarlıklarının görülebilen yerlerde birikmesini engelledi. Ve daha sonraki dönemde bile, sermayenin çok büyük bir miktarını yığmak en tehlikeli uygulamaydı: kral kesin bir biçimde, birtakım suçlamalarla bahaneler yaratarak zengin bir insanın servetine el koyardı; ve varlıklı bir insan öldüğünde, bir miras vergisi olarak ailenin toplum refahına veya krala büyük bir meblağı bağışladığı vakte kadar cenaze töreni bekletilirdi.

69:9.6 (780.9) 4. The urge for security and power. Communism was finally destroyed by the deceptive practices of progressive and successful individuals who resorted to diverse subterfuges in an effort to escape enslavement to the shiftless idlers of their tribes. But at first all hoarding was secret; primitive insecurity prevented the outward accumulation of capital. And even at a later time it was most dangerous to amass too much wealth; the king would be sure to trump up some charge for confiscating a rich man’s property, and when a wealthy man died, the funeral was held up until the family donated a large sum to public welfare or to the king, an inheritance tax.

    İlk zamanlarda kadınlar paylaşımcı toplumun ortak mülkiyetiydi; ve anne aile kurumunda baskın bir konumdaydı. Öncül toplum önderleri; tüm toprakların sahibi olmuş, ve böylelikle kadınların hepsinin iyeleri haline gelmişlerdir; evlilik, kabile yöneticisinin rızasını gerektirmekteydi. Paylaşımcı toplumun dağılmasıyla birlikte kadınlar bireysel olarak değerlendirilmeye başlamıştı; ve baba kademeli olarak aile denetimini üstlenmişti. Böylelikle ev kurumu öncül oluşumuna başlamıştı; ve varlığını sürdüregelmiş çokeşlilik geleneklerinin yerini kademeli olarak tekeşlilik almıştı. (Çokeşlilik, evlilikte kadının köle olduğu durumun uzantısıdır. Tekeşlilik ise; ev kurulumu, çocuk yetiştirilimi, karşılıklı kültür ve birey gelişiminin seçkin oluşumu içinde bir erkek ve bir kadının benzersiz birlikteliğinin köleliğe dayanmayan en yüksek amacıdır.)

69:9.7 (781.1) In earliest times women were the property of the community, and the mother dominated the family. The early chiefs owned all the land and were proprietors of all the women; marriage required the consent of the tribal ruler. With the passing of communism, women were held individually, and the father gradually assumed domestic control. Thus the home had its beginning, and the prevailing polygamous customs were gradually displaced by monogamy. (Polygamy is the survival of the female-slavery element in marriage. Monogamy is the slave-free ideal of the matchless association of one man and one woman in the exquisite enterprise of home building, offspring rearing, mutual culture, and self-improvement.)

    İlk başta kullanılan araç ve gereçlere ek olarak silahları içine alan bir biçimde özel eşyaların tümü, kabilenin ortak malıydı. Özel eşyalar ilk olarak, kişisel biçimde dokunulan şeylerin tümünü kapsamaktaydı. Eğer bir yabancı bir bardaktan içki içerse, bundan böyle o bardak onun olurdu. Daha sonra, kanın aktığı yerlerin tümü yaralanan kişi veya toplulukların özel mülkiyeti haline gelmiştir.

69:9.8 (781.2) At first, all property, including tools and weapons, was the common possession of the tribe. Private property first consisted of all things personally touched. If a stranger drank from a cup, the cup was henceforth his. Next, any place where blood was shed became the property of the injured person or group.

    Özel mülkiyet böylelikle en başından beri saygı duyulan bir konumdaydı, çünkü bu türden malvarlıklarının sahibinin kişiliğini taşıdığı varsayılmaktaydı. Özel mülkiyete dair dürüstlük, bu türden bir hurafe üzerine güvenilir bir biçimde dayanmaktaydı; bir kişinin sahip olduğu eşyalarını korumak için herhangi bir polise ihtiyaç duyulmamaktaydı. Her ne kadar insanlar diğer kabilelerin mallarını gasp etmede çekince göstermese de, topluluk arasında hırsızlık bulunmamaktaydı. Özel mülkiyet ilişkileri ölümle sona ermemekteydi; ilk başta ölünün sahip olduğu kişisel eşyalar yakılmış, sonra onlarla bir gömülmüş ve daha sonrasında ise hayatta kalan aile veya kabile tarafından miras yoluyla devralınmıştır.

69:9.9 (781.3) Private property was thus originally respected because it was supposed to be charged with some part of the owner’s personality. Property honesty rested safely on this type of superstition; no police were needed to guard personal belongings. There was no stealing within the group, though men did not hesitate to appropriate the goods of other tribes. Property relations did not end with death; early, personal effects were burned, then buried with the dead, and later, inherited by the surviving family or by the tribe.

    Kişisel süs eşyaları, büyü gücüne sahip olanlarının giyilmesinden kaynağını almaktadır. Hayalet korkusuna ek olarak gösteriş, özel mülkiyet eşyalarının ihtiyaçlardan daha değerli görülmesi gibi bireyin gözdesi olan sihirli eşyalardan kendisini kurtarmayı amaçlayan her girişime karşı onun direnişine yol açmıştır.

69:9.10 (781.4) The ornamental type of personal effects originated in the wearing of charms. Vanity plus ghost fear led early man to resist all attempts to relieve him of his favorite charms, such property being valued above necessities.

    Bireyin uyuduğu mekân, insanın sahip olduğu ilk özel mülkiyetlerden biriydi. Daha sonra ev yerleşkeleri, gayrimenkullerin tamamını topluluk için elinde barındıran kabile önderleri tarafından yeni sahiplerine verilmekteydi. Bu dönemi takip eden süreçte ateşin bulunduğu bir yerleşke özel mülkiyet kapsamına girmişti; daha sonra ise bir kuyu, komşu toprak parçasına bağlı bir emlak düzeyine kavuştu.

69:9.11 (781.5) Sleeping space was one of man’s earliest properties. Later, homesites were assigned by the tribal chiefs, who held all real estate in trust for the group. Presently a fire site conferred ownership; and still later, a well constituted title to the adjacent land.

    Su birikintileri ve havuzlar, özel mülkiyet kapsamına giren ilk emlaklar arasında yer teşkil etmiştir. Bütün korkuluk uygulamaları; su birikintilerini, kuyuları, ağaçları, ekinleri ve balları korumak için kullanılmıştı. Korkuluklara olan inancın azalması ile birlikte özel eşyaları korumak için yasalar gelişmişti. Avlanma hakkı biçiminde oyun yasaları, toprak ile ilgili olan kanunlardan önce uzun süreler boyunca var olmuştu. Amerikalı kızıl derililer, toprağın özel mülkiyetini hiçbir zaman anlamamışlardı; bu insanlar, beyaz insanın toprak ile ilgili görüşünü kavrayamamıştı.

69:9.12 (781.6) Water holes and wells were among the first private possessions. The whole fetish practice was utilized to guard water holes, wells, trees, crops, and honey. Following the loss of faith in the fetish, laws were evolved to protect private belongings. But game laws, the right to hunt, long preceded land laws. The American red man never understood private ownership of land; he could not comprehend the white man’s view.

    Özel mülkiyet öncül bir biçimde aile nişanı tarafından işaretlenmişti; ve bu uygulama, aile simgelerinin ilk kaynağını teşkil etmiştir. Gayrimenkul aynı zamanda ruhaniyetlerin gözetimine de bırakılabilmekteydi. Din mensupları bir toprak parçasını “kutsayabilir”, böylece buralara inşa edilen sihirli tabuların koruması altında bu emlaklar ikametlerine devam edebilirlerdi. Bu yerleşkelerin sahiplerinin bir “din adamının mülkiyet icazetini” taşımakta olduğu söylenirdi. İbraniler, bu aile emlaklarının taşıdığı sınır taşlarına hâlihazırda büyük bir saygı beslemektelerdi. “Komşusunun sınır taşına dokunanlar lanetlenmelidir” ifadesi bu bağlamda dile getirilmişti. Bu taş işaretleri, ilgili din mensubunun baş harflerini taşımaktaydı. Ağaçlar bile baş harfler ile kazındığında özel mülkiyet düzeyine kavuşmaktaydı.

69:9.13 (781.7) Private property was early marked by family insignia, and this is the early origin of family crests. Real estate could also be put under the watchcare of spirits. The priests would “consecrate” a piece of land, and it would then rest under the protection of the magic taboos erected thereon. Owners thereof were said to have a “priest’s title.” The Hebrews had great respect for these family landmarks: “Cursed be he who removes his neighbor’s landmark.” These stone markers bore the priest’s initials. Even trees, when initialed, became private property.

    İlk zamanlarda yalnızca ekinler özel mülkiyet düzeyindeydi, ancak sürekli ekin veren bitkiler bu nitelikte değerlendirilmekteydi; tarım bu nedenle toprağın özel mülkiyetinin kökeniydi. Bireylere ilk başta yalnızca bir yaşam boyu sahip olacakları mülkiyet hakkı verilmişti; bireyin ölümü halinde onun sahip olduğu toprak kabileye geri dönmekteydi. Kabileler tarafından bireylere verilen ilk toprak mülkiyetleri, ailenin toprağa gömme uygulaması biçiminde, mezarlardı. Daha sonraki zamanlarda toprak onu çitleyenin olmuştu. Ancak şehirler, ortak mera alanları olarak ve savaş zamanlarında kullanılmaları için belirli toprak arazilerini ayırmıştı; bu “ortak alanlar”, toplumsal mülkiyetin ilk türünün varlığını devam ettirmekte olduğunu göstermektedir.

69:9.14 (782.1) In early days only the crops were private, but successive crops conferred title; agriculture was thus the genesis of the private ownership of land. Individuals were first given only a life tenureship; at death land reverted to the tribe. The very first land titles granted by tribes to individuals were graves — family burying grounds. In later times land belonged to those who fenced it. But the cities always reserved certain lands for public pasturage and for use in case of siege; these “commons” represent the survival of the earlier form of collective ownership.

    Nihai olarak devlet, vergilendirme hakkını saklı tutan bir biçimde bireye özel mülkiyet sağlamıştı. Bireylerin sahip oldukları emlaklara dair hakların korunmasıyla emlak sahipleri kiracılarından kira toplayabilmişti; ve toprak, sermaye olarak — bir gelir kaynağı haline gelmişti. En sonunda toprak parçası; satışlar, devirler, uzun vadeli kredili alımlar ve hacizler ile birlikte üzerinden ticari anlaşmaların yapılabildiği hale gelmişti.

69:9.15 (782.2) Eventually the state assigned property to the individual, reserving the right of taxation. Having made secure their titles, landlords could collect rents, and land became a source of income — capital. Finally land became truly negotiable, with sales, transfers, mortgages, and foreclosures.

    Özel mülkiyet, artan özgürlüğü ve gelişmiş istikrarı beraberinde getirdi; ancak toprağın özel mülkiyeti sadece, paylaşımcı toplum denetimi ve idaresinin yerine getirilmediği hallerde toplumsal yaptırıma uğramaktaydı; ve bu uygulamayı daha sonra kölelerin, serflerin ve toprağa sahip olmayan toplum sınıfları izlemişti. Ancak tarımda artan makine kullanımı insanları kademeli olarak köleleştirici toprak uğraşlarından özgürleştirmektedir.

69:9.16 (782.3) Private ownership brought increased liberty and enhanced stability; but private ownership of land was given social sanction only after communal control and direction had failed, and it was soon followed by a succession of slaves, serfs, and landless classes. But improved machinery is gradually setting men free from slavish toil.

    Özel mülkiyet hakkı mutlak değildir; bu hak tamamiyle toplumsaldır. Çağdaş insanlar tarafından memnuniyetle deneyimlenen hükümet kurumları, yasalar, düzenler, vatandaşlık hakları, toplumsal bağımsızlıklar, toplumsal kabuller, barışlar ve mutlulukların tümü özel mülkiyet sahipliği etrafında gelişme göstermiştir.

69:9.17 (782.4) The right to property is not absolute; it is purely social. But all government, law, order, civil rights, social liberties, conventions, peace, and happiness, as they are enjoyed by modern peoples, have grown up around the private ownership of property.

    Bugünün toplumsal düzeninin — ilahi veya kutsal biçimde — mutlak olarak gelmesi gereken yerde bulunduğu yargısına varılamaz; ancak insanlık, bu düzen içinde yapılacak değişikliklerde yavaşça hareket etmede başarılı olacaktır. Sizin sahip olduğunuz toplumsal işleyiş yapısı, atalarınız tarafından bilinen her düzenden çok daha iyi bir düzeyde bulunmaktadır. Toplumsal düzeni değiştirdiğinizde bu değişikliğin daha iyi bir düzeni sağlamak için yapıldığından emin olun. Atalarınızın gözden çıkardığı düzeltme reçetelerini tekrar denemeye razı gelmeyin. İleri doğru gidin, geri değil! Evrimin ilerleyişine destek olun! Geri bir adım atmayın.

69:9.18 (782.5) The present social order is not necessarily right — not divine or sacred — but mankind will do well to move slowly in making changes. That which you have is vastly better than any system known to your ancestors. Make certain that when you change the social order you change for the better. Do not be persuaded to experiment with the discarded formulas of your forefathers. Go forward, not backward! Let evolution proceed! Do not take a backward step.

    [Nebadon’un bir Melçizedek unsuru tarafından sunulmuştur.]

69:9.19 (782.6) [Presented by a Melchizedek of Nebadon.]





Back to Top